TACİZ: Sessizliğin İçine Saklanır
Nevin Bilgin
Taciz, çoğu zaman yanlış biçimde “bireysel bir an” olarak tanımlanır; sanki tek bir kişinin niyetiyle başlayan ve onunla sınırlı kalan bir ihlalmiş gibi sunulur.
Birleşik Krallık’ta feminist teori, cinsel şiddet araştırmaları ve kadınlara yönelik şiddet politikaları alanında dünyanın en etkili akademisyenlerinden birisi olan Liz Kelly’nin cinsel şiddeti bir “süreklilik (continuum)” olarak kavramsallaştırdığı yaklaşım, tacizin toplumsal dokuda ne kadar büyük ve sistematik bir yer tuttuğunu açık biçimde gösteriyor.
Kelly'e göre taciz, bireysel bir kötülükten çok daha fazlasıdır. Sessizliğin istismarına, görmezden gelmenin örgütlülüğüne, örtük suç ortaklığına ve suçun sıradanlaşmasına dayanan yapısal bir düzenin ürünüdür.
Sessizliğin İstismarı
Kelly’nin vurguladığı gibi, kadınların cinsel şiddeti adlandırmakta zorlanması, yaşananların “gri bölge”de bırakılması, tacizin en güçlü araçlarından biridir. Taciz çoğu zaman yalnızca bedene değil, dile, ifade özgürlüğüne, özne oluşa yönelmiş bir saldırıdır.
Toplum mağdurlara şunu öğretir:
“Söylersen başın derde girer. Büyütme. Yanlış anlamışsındır.”
Bu dil, mağduru susturmakla kalmaz, failin eylemini görünmez kılar. İşte bu yüzden tacizin en karanlık katmanı, ihlalin kendisi değil, konuşulamaması, inanılmama ihtimali, etiketlenme korkusudur.
Sessizlik bir tercih değil toplum tarafından inşa edilmiş bir zorunluluktur.
Kelly’nin belirttiği gibi kadınların büyük kısmı, yaşadıklarını anlatma cesaretini ancak başka kadınlarla deneyimlerini paylaştıklarında bulur. Bu paylaşım, ortak bir acıyı paylaşma halidir.
Sessizlik yalnızca mağduru değil, tacizi de büyütür.
Taciz Neden Her Yerde?
Kelly, tacizin münferit değil, yaygın, gündelik, kültürel bir olgu olduğunu söylemektedir.
Sokakta, iş yerinde, evde, okulda, toplu taşımada, dijital ortamda tacizin izleri vardır.
Liz Kelly
Bu yaygınlık iki sonucu doğurur:
a) Normalleşme:
Taciz sıradanlaşır. İnsanlar “Bu da bir şey mi?”, “Herkesin başına geliyor” gibi cümlelerle olayı küçültür.
b) Körleşme:
Toplum tacizi duymak istemez. Rahatsızlığın kaynağı çoğu zaman tacizin kendisi değil, onun açığa çıkmasıdır.
Bu körlük alanı, toplumun kolektif karanlığıdır. Karanlık, görmemekle değil, görmek istememekle oluşur.
Gizli Suç Ortaklığı: Tacizi Ayakta Tutan Görünmez Çember
Kelly’nin analizinde mağdurluk ve hayatta kalmanın karşıt kutuplar değil, iç içe geçmiş süreçler olduğu vurgulanır. Ancak bu süreçlerin en kritik boyutu, mağdurun yalnızca faille değil, failin çevresindeki sessizleştiren sosyal mekanizmalarla da mücadele etmesidir.
Gizli suç ortaklığı üç şekilde işler:
1.Mağduru şüpheli göstermek:
“Gerçekten öyle mi oldu?”, “Belki yanlış anladın.”
2.Faili korumak:
“O iyi bir insandır, yapmaz.”
3.Durumu normalleştirmek:
“Abartıyorsun, böyle şeyler olur.”
Bu işleyiş tacizi bireysel bir eylem olmaktan çıkarıp, toplumsal olarak organize bir suskunluk rejimine dönüştürür.
Kelly, kadınlar pasif mağdurlar değil, direnç ve başa çıkma stratejileri geliştiren özneler olmasına rağmen onları pasifleştiren şeyin çevrelerindeki bu suç ortaklığı olduğunu ifade etmektedir.
Suçun Sıradanlaşması
Bir toplumda taciz en çok sıradanlaştığında tehlikeli hale gelmektedir.
Normalleşme, Kelly’nin de belirttiği gibi, tacizi görünmez kılan en güçlü toplumsal pratiktir. Çünkü artık kimse soru sormaz. Soru sorulmayan yerde hesap sorulamaz hesap sorulmayan yerde taciz büyür.
Bu süreçte mağdurların yaşadığı travma hem bedensel hem ruhsal izler bırakır.
Tacize uğrayanlar bireysel iyileşme süreçlerinden, kolektif direniş ve farkındalık üretme süreçlerine geçmeye başladıklarında düzen çatlamaya başlar.
https://www.csacentre.org.uk/team/professor-liz-kelly/
https://www.youtube.com/watch?v=nx2XtbDK1wQ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder