Shouting from the Mountain | Dağdan Haykırmak: Sessizliğin Gölgesinde Bir Çin Trajedisi
Filmi Çin’in sosyo-kültürel dokusu üzerinden okuduğumuzda, karşımıza muazzam bir doğa estetiğinin içine gizlenmiş, katı bir toplumsal hiyerarşi ve etik çürüme çıkar. Çin sinemasının kırsal anlatılarında sıkça gördüğümüz "dağ" imgesi, burada hem koruyucu bir kale hem de dış dünyadan kopuk, hukukun işlemediği bir hapishane işlevini üstlenir. 1980’lerin Çin’inde geçen bu hikâye, aslında ülkenin modernleşme sancılarını henüz hissetmediği, feodal alışkanlıkların ve kolektif yaşamın bireyi tamamen yuttuğu bir dönemi işaret eder.
Bu anlatının merkezindeki dilsiz kadın figürü, Çin kırsalında sesi ve hakları elinden alınmış binlerce kadının somut bir metaforudur. Kadının dilsizliği fiziksel bir engel olmaktan ziyade, Çin’in ataerkil yapısında kadına biçilen "sessiz itaat" rolünün en trajik uç noktasıdır. Onu satın alan ve ona şiddet uygulayan kocasının ölümüyle birlikte köy halkının takındığı tavır, Çin’deki "Mianzi" (yüzünü koruma/itibar) kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Köylüler adaleti sağlamakla ilgilenmezler; tek amaçları suçun dışarı sızmasını engellemek ve köyün huzurunu, yani kendi "yüzlerini" korumaktır. Bu durum, devlet hukukunun yerini alan "köy kanunlarının" ne kadar acımasız olabileceğini gösterir.
Yönetmen Larry Yang, bu trajediyi anlatırken Çin'in geleneksel görsel sanatlarından beslenen bir estetik kullanır. Dağların sisi ve geniş manzaralar, karakterlerin yaşadığı derin yalnızlığı ve çaresizliği daha da belirginleştirir. Hong Xia’nın dağın tepesinde tenekeye vurarak çıkardığı o gürültülü ses, Çin toplumunun yüzyıllardır süregelen sessizlik geleneğine karşı yapılmış en büyük isyandır. Bu ses, sadece acının dışavurumu değil, aynı zamanda mülk olarak görülen bir kadının "ben buradayım ve bir insanım" diye haykırmasıdır.
Filmin sonunda polisin, yani merkezi otoritenin o izole köye girişi, geleneksel Çin köy yapısının modern hukuk karşısındaki kaçınılmaz mağlubiyetini simgeler. Ancak bu adalet arayışı, arkasında telafisi olmayan bir yıkım bırakır. Film boyunca izlediğimiz şey, sadece bir kadının kaderi değil, Çin’in kadim gelenekleri ile insan onuru arasındaki o bitmek bilmeyen ve genellikle trajik sonlanan çatışmanın ta kendisidir.