Gülmeyi Unuttuk mu?
Nevin Bilgin
Gülmeyi tamamen unuttuğumuzu söylemek zor. Gülüyoruz, ama çoğu zaman farkında bile olmadan… Hızlı, kısa ve yüzeysel bir gülme bu. Bir videoya, bir mesaja, bir espriye, bir küfüre, bel altı bir kelimeye… Geçiyor, bitiyor, iz bırakmıyor.
Eskiden gülmek daha yavaştı. Birlikteydi. Aynı ortamda, aynı sözlere, aynı hallere gülünürdü. Bir fıkraya, yaşanmışlıkların mizahi yönüne gülünürdü.
Şimdi ise gülme çoğu zaman yalnız yaşanıyor. İnsanlar gülüyor ama içi pek hafiflemiyor. Çünkü gülme, dinlenmekten çok oyalanmaya dönüşmüş durumda.
Belki de gülmeyi değil, içten gülmeyi unuttuk. Rahatça, kendimizi saklamadan…
Yorgunluk arttıkça gülme azalıyor. Ama tamamen kaybolmuş değil doğru bir anda, doğru bir sözle hala geri gelebiliyor.
Ve şiirde gülmek..
Gülmeğe gülüp geçilmez.
Bir ciddiyet işidir gülmek.
Bir başkaldırıdır.
Başkaldırı derken yani,
Öyle bir grup insanın başka bir grup insana
başkaldırmasından söz etmiyorum, hayır.
O da değerlidir elbet.
Fakat daha derinlerde yatan bir isyan, benim söz ettiğim.
Evrenin bize karşı takındığı o tavır var ya hani,
Bizi umursamıyormuş gibi yapması,
Yani, o ukalaca kayıtsızlık.
Deli eder insanı.
İşte bu tavra karşı bir başkaldırı, bahsettiğim.
Mahmut Ortaçgil
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder