GÖRÜNTÜLÜ KONUŞMA TERÖRÜ
Görüntülü konuşma terörü, modern insanın mahremiyet algısının iflas ettiği o noktada, hepimizin sinir uçlarında tepinmeye devam ediyor. Eskiden "alo" demek için köşe bucak kaçan, fısıldayarak konuşan bir toplumdan; otobüsün en arka koltuğundan en ön koltuğuna kadar tüm yolcuları aile meclisine dahil eden bir nesle dönüştük. Bu öyle bir arsızlık ki, sanki elindeki telefonla değil de bir megafonla sokağa çıkmış gibi, herkesin kulak zarına adeta tecavüz ediyorlar.
O telefonu suratının beş santim önünde tutup, karşı taraftaki teyzesinin sarkan perdesini ya da akşamki pırasa yemeğini tüm markete naklen anlatan tiplerin o boş bakışlarına hastayım. Etrafındaki onlarca insan sanki birer dekor, kendisi ise Hollywood setinde başrol oyuncusu. Market reyonunda ped seçerken ya da otobüste akbil basarken bile o ekranı kapatmıyorlar. Yanındaki adamın nefesi ensesindeyken "Aşkım sen beni sevmiyor musun?" diye bağıran birinin öz saygısını geçtim, karşısındakine duyduğu saygı bile şüpheli.
Ağzına, sesine, o anki duruşuna sahip çıkamayan bu kitle, aslında hayatının direksiyonunu da çoktan bırakmış durumda. Kendi sesinin desibelinden bihaber yaşayan birinden, toplumsal bir nezaket ya da bir yaşam disiplini beklemek tam bir saflık. Her yerde, her saniye görüntülü konuşan bu insanlar; aslında "Bakın benim de bir hayatım var, birileriyle konuşuyorum" diye bağıran gizli bir yalnızlığın dışavurumu gibi. Ama bu gürültülü yalnızlık, maalesef huzur arayan geri kalan herkesin baş ağrısı oluyor. Bir gün o telefonun şarjı bittiğinde ya da interneti kesildiğinde, etrafındaki gerçek insanlarla kuracakları o sessiz bağın ağırlığı altında nasıl ezileceklerini merak ediyorum. Çünkü o gün, sadece bağırmayı bildikleri için sessizliğin dilini konuşamayacak kadar aciz kalacaklar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder