30 Mart 2026 Pazartesi

SÖZ, YAZI, EYLEM: Küresel İlaç Siyaseti ve Türkiye Gerçeği

MEHMET DOMAÇ'ın kitabı...

“İlaç, karın değil; yaşamın tarafında yer almalıdır.”



NEVİN BİLGİN

Mehmet Domaç, Türk Eczacıları Birliği’nin 28–35. dönem başkanlığını yürütmüş ve 23–24. dönem İstanbul milletvekili olarak görev yapmış bir isim. 

Mesleki deneyimini ve siyasal birikimini, adeta ilaç ve eczacılık tarihini içeren faaliyetlerle birlikte tarihsel süreci de içene alacak şekilde iki ciltlik “Söz Yazı Eylem” adlı eserinde bütüncül bir perspektifle ortaya koyuyor. 

Kitap, ilacı yalnızca tedavi edici bir unsur olarak değil ekonomi politiğin, küresel güç dengelerinin ve etik tartışmaların merkezinde yer alan stratejik bir alan olarak ele alıyor.



İlaç: Meta mı, Kamusal Hak mı?

Domaç’a göre ilaç, piyasa koşullarına terk edilemeyecek kadar hayati bir üründür. Kâr maksimizasyonu üzerine kurulu bir sistemde ilacın “meta”ya dönüşmesi, sağlık hakkını zedeleyen en büyük risklerden biridir. Bu nedenle Domaç, ilacın temelinde toplumsal yarar barındıran kamusal bir hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Ona göre sağlık, bireysel tüketim nesnesi değil; kolektif bir sorumluluk alanı.



Küresel Pazar ve Türkiye’nin Konumu

Kitapta paylaşılan veriler, dünya ilaç pazarındaki dengesizliği açık biçimde ortaya koymakta. 

Küresel pazarın yaklaşık yarısının Kuzey Amerika tarafından kontrol edildiği bir sistemde, Avrupa ve Japonya da önemli paylara sahip. Türkiye ise sınırlı hacmiyle bu büyük pazarın çevresinde konumlanmakta.

Kişi başına düşen ilaç harcaması bu eşitsizliği daha da görünür kılıyor:

·Avustralya: 637 dolar 

·Kanada: 833 dolar 

·Yunanistan: 595 dolar 

·Türkiye: 85 dolar 

Domaç, Türkiye’deki düşük harcamanın yüzeyde olumlu gibi görünse de gerçekte ilaç fiyatlarının baskılanması ve global bütçe uygulamaları nedeniyle pazarın “dondurulmasının” bir sonucu olduğunu belirtiyor. 

Bu durum, ilaca erişim ve sektörün sürdürülebilirliği açısından ciddi yapısal sorunlara işaret ediyor.

Büyüme İllüzyonu: 2010–2017 Analizi

Türkiye ilaç pazarı 2010 yılında 12,39 milyar TL iken 2017’de yaklaşık 24,5 milyar TL’ye ulaşmıştır. 

Ancak Domaç, bu artışın enflasyon ve nüfus artışı dikkate alındığında reel bir büyümeye karşılık gelmediğini, aksine sektörün daralma eğilimine girdiğini ortaya koyuyor. 

Bu da “büyüme” olarak sunulan verilerin gerçekte bir yanılsama olabileceğini düşündürüyor.

Promosyon Ekonomisi ve Etik Erozyon

Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri, ilaç sektöründeki promosyon harcamalarına ayrılmış. Domaç, promosyon faaliyetlerinin sağlık sistemine görünmeyen bir maliyet yüklediğini şu çarpıcı karşılaştırmayla ifade ediyor:

“Promosyon için harcanan kaynak, Afrika kıtasındaki toplam sağlık harcamalarını aşmakta; Türkiye’deki ana-çocuk sağlığı bütçesinin yaklaşık beş katına ulaşmaktadır.”

Bu tablo, kaynakların halk sağlığından ziyade pazarlama stratejilerine yönlendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca bu durumun, hekim ve eczacı üzerindeki mesleki bağımsızlığı zayıflattığı ve hastayı bir “tüketiciye” dönüştürdüğü vurgulanıyor.

Eczacılık: Stratejik Bir Toplumsal Mevzi

Domaç, eczacılık mesleğini yalnızca bir tedarik zincirinin parçası olarak görmüyor. Ona göre eczaneler pandemiler, ekonomik krizler ve sağlık sisteminin zorlandığı dönemlerde toplumun en kritik savunma hatlarından birisi. Bu bağlamda eczacılar, sadece ilaç sunan değil aynı zamanda halk sağlığını koruyan, yönlendiren ve dengeleyen bir rol üstleniyor.

Eczacı kooperatifleri ve meslek örgütleri aracılığıyla geliştirilen dayanışma modeli ise, bireysel rekabet yerine kolektif faydayı esas alan demokratik bir yapı sunuyor. 

Domaç, bu yapıyı sivil toplumun en güçlü ve en işlevsel damarlarından biri olarak değerlendiriyor.

Bir Manifesto: Sağlık Ticarileşemez

Eser, yalnızca bir analiz kitabı değil aynı zamanda güçlü bir çağrı metni niteliği de taşıyor. 

Domaç’a göre:

·İlaca erişim temel bir insan hakkıdır 

·Sağlık hizmetleri piyasa koşullarına terk edilemez 

·Meslek örgütleri daha etkin ve bağımsız olmalıdır 

·Akılcı ilaç kullanımı bir devlet politikası haline getirilmelidir 

Sağlığın Ticarileşmesi

“Söz Yazı Eylem”, sağlığın ticarileşmesine karşı net bir duruş sergileyen ve ilacı toplumsal bir hak olarak savunan bir manifesto niteliği taşıyor.

Mehmet Domaç’ın yaklaşımı, yalnızca sağlık sektörüne değil, toplumun tamamına yönelik bir sorumluluk çağrısı. 

İlacın bir kar nesnesine indirgenmesine karşı çıkmak ve eşit erişimi savunmak yalnızca sağlık çalışanlarının değil, her bireyin ortak görevi olarak tanımlanıyor.

“İlaç, karın değil; yaşamın tarafında yer almalıdır.”

Kutu

İlaçta promosyon

Mehmet Domaç’a göre promosyon; ilaç firmalarının satışlarını artırmak amacıyla yürüttüğü reklam, tanıtım ve çeşitli teşvik faaliyetlerini kapsamakta ve özellikle hekim ile eczacı üzerinden etkisini göstermektedir.

Bu yaklaşımın temelinde, ilaç tüketimini artırarak kârlılığı yükseltme amacı bulunmaktadır. Ancak bu durum, ilacın yalnızca bir sağlık ürünü olmaktan çıkıp ticari bir meta haline gelmesine yol açmaktadır. Domaç, ilacın sıradan bir tüketim malı gibi değerlendirilmesinin sağlık hizmetinin özüne aykırı olduğunu vurgular.

Hastaların ilaçlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle hekim ve eczacıların yönlendirici rolü büyük önem taşımaktadır. Promosyon faaliyetleri ise bu süreci etkileyerek reçete yazma alışkanlıklarını ve ilaç tercihlerini dolaylı biçimde yönlendirebilmektedir. Bu durum, akılcı ilaç kullanımını zayıflatan bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Domaç, ilaç sektöründe promosyon anlayışının “daha fazla reklam, daha fazla satış ve daha fazla kâr” mantığıyla işlediğini ortaya koyarken; bu yaklaşımın sağlık hizmetinin toplumsal niteliğiyle çeliştiğine dikkat çekmektedir.





Grafiklerde Türkiye ilaç pazarının 2010–2017 yılları arasında önemli bir büyüme gösterdiği görülmektedir. Toplam pazar büyüklüğü yaklaşık 12,39 milyar TL’den 24,54 milyar TL’ye yükselmiş, hem eczane hem de hastane satışlarında düzenli artış yaşanmıştır. Aynı dönemde satılan ilaç kutu sayısında da artış vardır. Bu veriler ilk bakışta sektörün güçlü bir büyüme içinde olduğunu düşündürmektedir.

Enflasyon ve nüfus artışı dikkate alındığında, pazarın reel anlamda büyümediği, aksine kişi başına düşen gerçek artışın oldukça sınırlı kaldığı ifade edilmektedir. Bu durum, nominal olarak büyüyen bir sektörün gerçekte durağan hatta zayıflayan bir yapıya sahip olabileceğini göstermektedir.

Türkiye’de ilaç sektöründe yerli ve yabancı çok sayıda firma bulunmasına rağmen, üretimde dışa bağımlılık yüksektir. İhracatın ithalatı karşılama oranının düşük olması, sektörün sürdürülebilirliği açısından önemli bir risk olarak değerlendirilmektedir. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder