25 Haziran 2026 Perşembe

KADIN ERKEĞİ, ERKEK KADINI SÜREKLİ NEDEN HOR GÖRÜYOR?



Türkiye’de kadın-erkek ilişkilerinin olgunlaşma sürecindeki en belirgin engellerden biri, karşılıklı bir küçümseme veya değersizleştirme.


Sosyolojik ve psikolojik veriler, bu durumun bireysel bir karakter noksanlığından ziyade, hızlı toplumsal dönüşümün ve derin duygusal güvensizliklerin bir yansıması olduğunu göstermekte.

İlişki araştırmacısı John Gottman’ın çalışmalarında "hor görme" duygusunu gündeme getirmekte. Hor görme Türkiye bağlamında kültürel bir sıkışmışlığın savunma kalkanı olarak işlev görüyor.

Bunun kökeninde kültürel gecikmenin olduğu varsayılmakta.

Türkiye, son yarım asırda ekonomik ve kamusal alanda (eğitim, iş gücüne katılım) hızla modernleşirken, mahrem alandaki (aile ve ilişkiler) değerler ve beklentiler aynı hızla değişmemiştir.

Ataerkil yapının "koruyan, sağlayan ve otorite olan erkek" ideali ile moderniteye ait "eşitlikçi, bireysel ve özgür kadın" ideali, ilişkilerde sürekli bir çatışma alanı yaratmıştır.

Erkeğin kamusal alanda güçlenen kadını geleneksel kodlarla "kontrol edememesi", onda bir yetersizlik hissi doğurmaktadır. Bu hisle başa çıkmak için erkek, kadının başarılarını veya kimliğini "küçümseyerek" kaybettiği mutlak otoriteyi sanal bir düzlemde yeniden tesis etmeye çalışmaktadır.

Kadının küçümsemesi ise genellikle bir savunma veya tepki mekanizması olarak gelişir.



Ataerkil sistemin kısıtlamalarına, şiddete veya duygusal ihmale maruz kalan kadın, bu yapıya ve bu yapıyı temsil eden erkeğe karşı bir "değersizleştirme" stratejisi uygular.

Bu, bir taraftan kendini sistemin baskısından psikolojik olarak koruma çabasıyken, diğer taraftan erkeğin hiyerarşik üstünlüğüne karşı geliştirilen bir karşı-domine etme yöntemi.


Bireyler, ilişkiden ne bekleyecekleri konusunda bir mutabakat sağlayamadıklarında, "yol arkadaşı" olarak değil, kendi kimliklerini veya statülerini tehdit eden bir "rakip" olarak görmeye başlarlar.

Empati noksanlığı ve çatışma çözme becerilerinin yetersizliği, bu küçümseme döngüsünü daha da kemikleştirir.

Dolayısıyla, Türkiye'de ilişkilerin olgunlaşması, tarafların birbirini değil, kendi içlerindeki kültürel ve psikolojik yükleri fark edip bunları dönüştürme iradesi göstermelerine bağlıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder