20 Haziran 2026 Cumartesi

 Kapitalizm ve babalık



Kaç baba rolü vardır hayatta?


Modern dünya bize her şeyin bir fiyatı, her duygunun bir ambalajı olduğunu fısıldayıp duruyor. 


Bu fısıltının en çok yüksek sesle bağırdığı yer ise Haziran ayının üçüncü pazarı. Icat edilen günlerden babalar günü.


Kapitalizm, elinde bir kronometre ve POS cihazıyla kapıda bekliyor: "Sevdiğini kanıtla, sepete ekle, taksitlendir!" 


Oysa tam karşısında, üzerinde muhtemelen birkaç yıllık solmuş bir tişörtle, elindeki pazar poşetlerini dengede tutmaya çalışan başka bir ekonomik model duruyor:Baba


Kapitalizm ile babalık, yeryüzünün gördüğü en asimetrik savaşlardan birisi belki de. 


Biri kar marjlarını, verimlilik raporlarını ve büyüme endekslerini kutsarken diğeri ise uykusuz geceleri, kronik bel ağrılarını ve bütçe açığı vermeyi göze alan o koşulsuz adanmışlığı.


 Yorgun Emek"


Sistem babayı önce bir üretici olarak konumlandırıyor.

Fabrika bantlarında, plazaların klimalı esaretinde ya da direksiyon başında geçen kırk yıl... 


Kapitalizmin babaya vaadi net: Ömrünü ver, sana emeklilikte bir parça huzur satayım. 


O kırk yılın sonunda sistem karı holding binalarının kasasına kilitlerken, babanın payına düşen yalnızca yorgun eklemler ve hırpalanmış bir gurur oluyor.


Ama baba, sistemin bu acımasız tasfiyesine kendi mizahıyla meydan okur. Emekli maaşının enflasyon karşısında eriyen sınırlarında, zincir marketlerin aktüel kataloglarını bir borsa bülteni gibi takip etmeye başlar. 


En ucuz karpuzun peşinde kilometrelerce yürüyen o adam, aslında kapitalizme elindeki en büyük kozla yanıt verir...Sabır ve tasarruf.


Kapitalizm için Babalar Günü, ciroların katlandığı, tıraş makinelerinin ve parfümlerin vitrinleri süslediği parlak bir pazarlama mucizesi.


Baba içinse, o gün alınacak pahalı bir hediyenin yaratacağı mahcubiyet, sistemin tüm borç sarmallarından daha ağır. Yıllarca, bana bir şey lazım değil'in arkasına saklanan o adam... 


Bilir ki, o vitrinlerde sergilenen hiçbir kravat, gece yarısı ateşlenen çocuğuna yaptığı tost kadar verimli, onun ilk bisikletini sürerken arkasından koştuğu an kadar değerli değildir.


Sistem babayı işgücü olarak görür ve verimsizleştiği an kenara iter. Çocuk ise babayı her düştüğünde onu kaldıracak bir süper kahraman olarak kodlar. 


Gölge Babalar 


Buraya kadar anlattıklarımız, o ağır yükün altında ezilse de kalbiyle direnen babaların hikayesi. Fakat bir de bu sistemin içinde, evladına ne bir damla sevgi ne de bir zerre emek vermiş olan, arkalarında sadece derin bir yokluk bırakan gölge babalar var.


Kapitalizm vahşi, evet ama bu babalar sistemin o soğuk, hesapçı ve bencil yüzünü bizzat kopyalayıp eve taşıyanlar.


Sorumsuzluğun özgürlük diye pazarlanması.. "Önce sen, önce senin konforun"...


Bu tuzağa düşen baba, çocuğunun geleceğini, eğitimini, hatta önündeki bir kap yemeği bile kendi kişisel konforunun maliyeti olarak görür. Sistemi alt etmek yerine, sistemin en bencil çarkına dönüşür.


Çocuğun ateşlenen alnına dokunmamış, ilk adımlarında elinden tutmamış, okul masraflarını birer bütçe yükü olarak görmüş bu figürler...


Onlar için çocuk, kar-zarar tablosunda sadece bir gider kalemidir.


Bu babalar da Haziran'ın üçüncü pazarı geldiğinde o vitrinlerin sunduğu babalık illüzyonundan faydalanmak isterler. Hiç vermedikleri emeğin, hiç akıtmadıklarını alın terinin saygısını ve takdirini beklerler. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder