MHP'NİN İMRALI KOMİSYONU SÜRECİNDEKİ STRATEJİK ROLÜ
NEVİN BİLGİN
MHP, Türkiye siyasetinde milliyetçi-muhafazakar bir aktör olarak uzun yıllardır Kürt meselesi ve terörle mücadelede sert bir söylem benimsemiştir. Ancak 2025 yılında TBMM çatısı altında kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” bağlamında, MHP’nin Abdullah Öcalan ile İmralı’da doğrudan görüşme talebi stratejik bir dönüşüme işaret etmektedir.
MHP lideri Devlet Bahçeli, komisyonun kurulmasından itibaren aktif bir destek göstermiş ve doğrudan diyalog çağrısında bulunmuştur.
Bahçeli, Meclis grup toplantılarında İmralı ziyaretine hazır olduğunu ifade etmiş, “gerekirse ben giderim” gibi güçlü bir söylem benimsemiştir.
Bu tutum, MHP’nin yalnızca sembolik bir destekçi değil, sürecin şekillendirilmesinde aktif bir lider olarak konumlanma iradesini göstermektedir.
2025’teki ilk açıklamasıyla kafalarda soru işareti yaratan Bahçeli’nin “Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir. Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez.” ifadelerinin ardından gelen açıklamaları ve üstlendiği rol Türkiye'yi önemli bir noktaya taşımıştır.
Bu sözler, hem bir uyarı hem de bir vizyon beyanı olarak o dönemde okunsa da, bahsedilen “değişim”in yalnızca terör politikaları ve Kürt meselesiyle sınırlı kalmayıp, Türkiye’nin siyasal yapı ve yaklaşımlarında bir kırılmaya işaret ettiği bugün daha iyi anlaşılmaktadır.
Bahçeli, bu açıklamaların ardından komisyonun doğrudan İmralı’ya giderek Öcalan ile yüz yüze görüşmesi yönünde ısrarcı bir pozisyon almıştır.
Yine “silah varsa siyaset yok” vurgusuyla, barış sürecinin temeli olarak silahsızlanmayı ön koşul haline getirmiş ve Öcalan’ın bölgesel etkisini de dikkate alarak silah bırakma çağrısını tekrar etmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Bahçeli ayrıca, Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının MHP açısından bağlayıcı olduğunu vurgulamıştır. Bu durum, partinin barış sürecini salt devlet güvenliği açısından değil, siyasi bir strateji olarak benimsediğini göstermektedir.
Kamuoyu Algısı
MHP’nin bu tutumu, kamuoyuna güçlü bir mesaj da iletmektedir. Bahçeli’nin açıklamaları milliyetçi tabanda riskli bir dengeyi yansıtmaktadır. Bir yandan “terörsüz Türkiye” vurgusu, diğer yandan Öcalan ile diyaloğa açık olma.
Bu yaklaşım, MHP’nin milliyetçi söylemle barışçı bir stratejiyi aynı anda kurgulama kapasitesini göstermesi açısından da önem taşımaktadır.
MHP, süreci tabana ve kamuoyuna karşı barış süreci olarak sunmuştur. Yine “ulusal birlik” ve “kardeşlik” vurgularıyla yaklaştığını vurgulamıştır.
Bahçeli, komisyon çalışmalarını değerlendirirken “terörsüz Türkiye” fikrini bir “kucaklaşma sahnesi” olarak tanımlamıştır. Tüm bu yaklaşımlar, partinin çözüm sürecinde hem milliyetçi kitlesini koruma hem de toplumsal barışı inşa etme hedefinde denge güttüğünü de göstermektedir.
Kurumsal Katılım
Hukuki yönden tartışılan komisyonun meşruiyeti ve işlevselliği açısından MHP’nin rolü oldukça kritik olmuştur.
Komisyon üyeliğinde MHP dört sandalye ile temsil edilmektedir. Bu temsil, partinin barış sürecinin yasal ve kurumsal zemine oturtulmasında etkin bir aktör olmasına fırsat vermektedir.
MHP’nin inisiyatifi, AK Parti ile ittifakın mutabakat zeminini de güçlendirmiştir. Bahçeli’nin girişimleri, AK Parti’nin desteğiyle birleşerek komisyonun İmralı ziyareti kararının alınmasında belirleyici olmuştur.
Stratejik Riskler
Süreç, MHP açısından hem risk hem fırsat taşımaktadır.
Milliyetçi tabanda, Öcalan ile görüşme talebi radikal bir dönüşüm olarak da algılanmakta, parti tabanında bazı rahatsızlıkları da gündeme getirme potansiyeli taşımaktadır.
MHP’nin İmralı sürecindeki aktif rolü, partinin tabanı üzerinde hassas bir denge gerektirmektedir.
Milliyetçi taban, genellikle Öcalan ve PKK ile müzakereyi sert bir şekilde eleştiren bir perspektife sahiptir. Bu nedenle Bahçeli, sürece dair açıklamalarında hem barışçıl bir stratejiyi vurgulamak hem de milliyetçi tabanını kaybetmemek arasında ince bir çizgi yürütmektedir.
Bahçeli’nin “silah varsa siyaset yok” gibi sözleri dengeyi sağlama amacını taşımaktadır. Tabana, partinin güvenlikçi ve milliyetçi kimliğinden taviz vermediği mesajı verilirken, aynı zamanda barış sürecine kurumsal ve stratejik bir katılım sağlanmaktadır.
Bu yaklaşım, MHP’nin tabanını süreçten uzaklaştırmadan, parti içindeki muhalif sesleri de kontrol altına almayı hedefleyen bir siyaset biçimi izlediğini göstermektedir.
Ayrıca, sürecin somut sonuçlar üretmemesi ya da sadece sembolik düzeyde kalması durumunda MHP’nin barış söyleminin kamuoyunda inandırıcılığını yitirmesi riski de bulunmaktadır.
Yine komisyonun kapalı oturumları ve hassas müzakereler üzerinden yürütülmesi de bir çok eleştiriyi beraberinde getirmektedir.
Uzun Vadeli Etkiler
MHP’nin bu stratejik hamlesi, barış sürecine güvenlikle, diyoloğu buluşturma imkanı yaratmıştır. Yine Bahçeli'nin bizzat "ben giderim" vurgusu sürece sembolik liderlik yapma kararlılığını da göstermektedir. Komisyonda MHP gibi milliyetçi kamuoyunu sembolize eden partinin olması sürece karşı oluşacak tepkiler yanında, yasal zemin kazandırma açısından da önem taşımaktadır.
MHP’nin İmralı Komisyonu sürecindeki rolü, Türkiye siyasetinde alışıldık milliyetçi paradigmaların ötesine geçen stratejik bir dönüşüm olarak okunabilir. Bahçeli ve partisinin aldığı tavır iç siyaset kadar Ortadoğu'daki Kürt meselesi açısından da kırılma noktasıdır.
MHP’nin sürece katkısının başarılı olup olmayacağı, sadece sözlerle değil, atacağı somut adımlar ve uzun vadeli taahhütlerle belli olacaktır. Komisyonun çalışmaları, kamuoyuna sunulacak raporlar ve Öcalan ile yapılacak görüşmelerin sonuçları, MHP’nin sürecin risklerini ve fırsatlarını nasıl yöneteceğini gösterecektir.
Eğer görüşmeler sembolik veya sonuçsuz kalırsa, milliyetçi taban partiyi eleştirebilir.
Öte yandan, somut sonuçlar ve silahsızlanma taahhütleri sağlanırsa, MHP tabanı tarafından stratejik bir liderlik ve güvenlikçi barış adımı olarak değerlendirilecektir.
Ek
51 üyeli Komisyon'da İmralı ziyareti için yapılan oylamada 32 evet oyu verildi.
Komisyonda AK Parti'nin 22, CHP'nin 11, DEM Parti'nin 5, MHP'nin 4, Yeni Yol Grubu'nun 3, Hür Dava Partisi'nin (HÜDA PAR) 1, Yeniden Refah Partisi'nin 1, Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) 1, Emek Partisi'nin (EMEP) 1, Demokratik Sol Parti'nin (DSP) 1 ve Demokrat Parti'nin 1 milletvekili bulunuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder