YENİ TÜRKİYE'NİN YAŞAM ÜÇGENİ
YE YE DOYMA, ARZU ET VE GÖSTER
YANİ YEMEK, İÇMEK, SEKS, SON MODEL ARABA EV VE İZLEYİP KAYDIRMAK
NEVİN BİLGİN
Günümüz Türkiye’sinde insanlar kendilerini yaşam üçgenine sıkıştırmış durumda. Sanki bir algoritma herkes üzerinde aynı çalışıyor; öncelik yemekte. Her şeyden önce yemek, "hem bir şeyler yiyelim" derdinde.
Sanki ülke çapında kollektif bir açlık var. Fiziksel değil ama, duygusal, kültürel, sosyolojik.
Ne kadar yersek o kadar hayatta kaldığımızı sanıyoruz.
Lahmacunla varoluş dolduruyoruz. Tavuk dönerle göklere uçuyoruz. On line yemek platformlarında gece dönercilerini dolaşıyoruz.
Yemeğin kendisi değil, “yemekte buluşma” ritüeli hayatın omurgası gibi.
Hüzün, sevinç, aşk, kriz… Her şey bir şeyler yiyelime bağlanıyor.
İkinci sırada seks var ama tuhaf bir şekilde yarı gerçek, yarı hayali. Tek düşünce bu imajı her halden anlaşılıyor.
Arzular yüksek, pratikler düşük. Herkes çok konuşuyor, çok imalı yaşıyor. Eylemi ise parlak değil. Abartılı, kaçak, göçek, utangaç...
Öncelik sırasında yemekle yarışabilir.
Üçüncü sırada araba ve ev var. Yani görünür olmak, arkadaş ben buyum demek belki de.
İnsanlar bir yandan ekonomi kötü diye söyleniyor, trafikte, yol kenarında, otoparklarda, kaldırımlarda jeepler yan yana diziliyor.
Ev zaten ya 1+1 ya 0+1, rezidans, villa, kare metrekareler dar, hayaller geniş.
Ekonomi çökerken bile statü dekoru hep ön planda.
Dördüncü sırada ise sosyal medyada kaydırma, izleme, gösterme trafiği var.
Parmaklarımız sosyolojik birer hamster gibi sürekli dönen çarkı çeviriyor.
Herkes hayatını izlenebilir kılmaya, başkalarının hayatını izleyerek anlamlandırmaya, kendini de o hayatların arasına sıkıştırmaya çalışıyor.
Zaman artık akmıyor, sadece kaydırılıyor.
İnsanlık, duygu, derinlik, uzun vadeli düşünce, toplumsal sorumluluk, kendini geliştirmek, olgunlaşmak, dostluk, yardımlaşma maalesef kimsenin gündeminde bile değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder