24 Ocak 2026 Cumartesi

MERHAMETSİZ BÜYÜYENLER MERHAMETLİ OLABİLİR Mİ?

SOKAKLARDAN, YATILI OKULLARDAN, ŞEFKATSİZ EVLERDEN MERHAMETLİ ÇIKAR MI? 


Nevin BİLGİN

Bazı insanlar şefkatsizliği yatılı okul koğuşlarında öğrenir. Kalabalığın içinde yalnız kalmayı, hastayken bile güçlü görünmeyi, ağlamayı kimseye göstermemeyi. 

Gece ışıklar söndüğünde korkuyla baş başa kalmayı, sabah ziliyle duygularını da yatağın kenarında bırakmayı. 

Orada şefkat kişisel bir deneyim değil, nadir bir rastlantıdır. İnsan, ihtiyacını bastırarak ayakta kalmayı öğrenir merhamet, zamanla gereksiz bir yük gibi görünmeye başlar.

Bazı insanlar ise evde büyür ama yine de şefkatsiz kalır. Aynı çatı altındadırlar fakat temas yoktur. Anne vardır ama dokunuş yoktur, baba vardır ama sarılma yoktur. 

Ev sessizdir ama güvenli değildir sözler sert, beklentiler ağırdır. Çocuk sevilmediğini değil, sevginin koşullu olduğunu öğrenir. Hata yaptığında geri çekilen, başarıda yaklaşan bir sevgiyle büyür. Bu da şefkati doğal bir bağ değil, kazanılması gereken bir şeye dönüştürür.

Yatılı okulda büyüyen ya da sokakta büyümek zorunda kalanla şefkatsiz bir evde büyüyenin ortak noktası, ikisinin de erken yaşta yalnızlığı öğrenmesidir. Aralarındaki fark, yalnızlığın biçimidir. 



Biri kalabalık içinde yalnız kalır, diğeri aile içinde. Ama sonuç çoğu zaman benzerdir: İnsan, başkasının acısına temas etmekte zorlanır. Çünkü kendi acısına uzun süre tek başına katlanmıştır.

Bu iki yol da insanı merhametsiz yapmaz ama merhameti zorlaştırır. 

Kimileri bu yoksunluğu başkalarına da yaşatır, yaşatmak ister.

Kimileri ise tam tersine, gördüğü eksikliği başkalarının hayatında onarmaya çalışır. 

Belirleyici olan, yaşanan yoksunluğun inkar edilip edilmediğidir. Acısını tanıyan insan, başkasının acısını da tanıyabilir.

Yine de herkes şefkati taşıyamaz. 

Şefkat, karşılık beklemeden verildiğinde bile bir zemin ister. İçinde yankı bulmayan şefkat ya boşa düşer ya da suistimal edilir. 

Bu yüzden merhameti herkese aynı biçimde sunmak insanı tüketir. 

Merhametten vazgeçmek gerekmez ama onu bilinçle yönlendirmek gerekir.

İyi olmak, herkese aynı kapıyı açmak değildir. 

İyi olmak, kimin o kapıdan içeri girebileceğini sezebilmektir. 



Şefkati herkese değil, onu taşıyabilecek olana yönlendirmek; insanın hem vicdanını korumasının hem de iyiliği kirletmeden sürdürmesinin tek yolu belki de. Ne kadar mümkün olabiliyorsa...

Hani derler ya merhametten maraz doğar diye...

Merhamet, haksızlığı görmezden gelmeye başladığında maraz doğar.


Sürekli affedilen kötülük, güçlenir.
Her defasında anlayış gösterilen sorumsuzluk, alışkanlığa dönüşür.


Sınır koymayan iyilik, istismara açık hale gelir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder