5 Ocak 2026 Pazartesi

 Doktor Mutsuzluğu


Nevin BİLGİN

Çağımızın hayaletlerinden birisi de mutsuzluk. Mutsuzluk hayaleti dolaşıyor sanki. Gelip geçici, derinliği olmayan gülüşler. 

Ama bu mutsuzluk bazı mesleklerde daha çok öne çıktı günümüzde. 

Doktorlar gibi. 

Doktor mutsuzluğu, yalnızca hastalık görmekten ya da ölümle yüz yüze olmaktan ibaret değil.

Çünkü doktorlar aynı zamanda iyileşmenin de tanıkları. 

Yürüyerek odadan çıkan hastayı, ilk nefesi alan bebeği, kalbi yeniden atan insanı da görürler. Eğer mesele yalnızca acı olsaydı, bu meslek çoktan tükenirdi. Ama tükenen meslek değil doktorların insan tarafı daha çok. 

Ne oldu da doktorlar artık espri yapmaz oldu? Sevecenliğini kaybetti. 


Ne oldu da hastane koridorlarında sadece bazen gürültü, bazen de sessizlik hakim. 

Bir doktor sabah işe giderken yalnızca stetoskopunu almaz endişeyi, sorumluluğu ve korkuyu da sırtlanır. 

Yanlış bir kararın bedeli para değildir  bir hayat olabilir. Buna rağmen her gün “hata yapma” tehdidiyle çalışır. Ve hata yaptığında çoğu zaman yalnız kalır sistem geri çekilir.

Bugün doktor intiharlarını konuşuyoruz.


Sigara içme oranı doktor ve sağlık personelinde daha fazla. 

Ve hala şaşırıyoruz.

Oysa bu, bilginin değil  belki de çaresizliğin dumanı. 

Meslektaşlar arasında dayanışma değil, rekabet dayatılıyor. Akademik kadrolar dar, yükselme yolları dikenli. Aynı idealle yola çıkan insanlar, sistem tarafından birbirine rakip ediliyor. Yan yana durması gerekenler, karşı karşıya bırakılıyor. Para kazanma hırsı bazılarında çok öne geçiyor. 

İlaç ve tıbbi cihaz firmalarıyla yaşanan görünmez baskılar da cabası. 

Bilim ile ticaret arasında sıkışan doktor, bazen hastayı değil piyasayı ikna etmeye zorlanıyor çoğu zaman. Vicdan ile talimat arasında kalan her hekim daha da yoruluyor.

Hasta yoğunluğu cabası.  Beş dakikalık muayeneler, yüzlerce hasta, bitmeyen nöbetler, tükenmeyen evraklar… Doktor hastaya değil, saate bakarak konuşur hale gelmiş durumda.  Bu bir tercih değil zorunluluk. 

Özel hayat mı?


Çoğu doktor için bu kelime bir hatıradan ibaret. 

Gece nöbetleri, bayram görevleri, kaçırılan doğum günleri, yarım kalan evlilikler… 

Doktor başkalarının hayatını kurtarırken, kendi hayatından feragat ediyor çoğu zaman. 

Toplumda hep konuşulur; 

“Nasıl olsa özel muayenesi var.”

“Bıçak parası alıyorlar.”

Evet, yapanlar var.

Ama soralım: Kaç kişi? Kaç doktor buna gerçekten ulaşabilir? Büyük çoğunluk kamuda, sabit gelirle ve ağır iş yükü altında çalışıyor.

Sistemin açıklarını kullanabilen küçük bir azınlık ve bir yanda da koskoca bir meslek ordusu vardı. 

Bütün bunların üstüne bir de gelir adaletsizliği ekleniyor. .

Bir kalp cerrahı düşünün. On beş yılı aşan bir eğitim, ardından taşra hizmeti, hastaneler, nöbetler, saatler süren ameliyatlarlar, uykusuz geçen sayısız gece, telafisi olmayan kararlar…Hayata dönenler, ölenler...

Elindeki bisturi titrerse bir hayat söner. Bir saniyelik hata, geri dönüşü olmayan bir kayıp demektir.

Ve açıköğretim mezunu bir bürokratı düşünün. Evrak imzalar, toplantılara girer, mesai bitince günü sona erer. Yaptığı bir hatanın bedeli çoğu zaman bir yazının geri dönmesidir. Hata hayat almaz.

Ama sistem bu iki sorumluluğu çoğu zaman aynı kefeye koyar.

Hatta kimi zaman, kalbi duran bir insanla mücadele eden cerrah değil masa başında karar veren bürokrat daha güvenceli, daha yüksek gelirli, daha korunaklıdır.

İşte doktor mutsuzluğunun en derin kırığı buradadır: Hayat kurtaranla evrak düzenleyen arasındaki farkın görünmez kılınması.

Şiddet ise bu mutsuzluğun en ağır halkasıdır. Hakaret, tehdit, bıçak, yumruk…

Sonra denir ki:

“Doktorlar neden soğuk?”, "Doktorlar neden nobran"

Çünkü hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Eskiden doktorlar bu kadar mutsuz muydu?

Bence hayır. Çocukluğumda gittiğim doktorlar onca işin arasında bana espiri yapar, sevecen bir gülümseme takınırda yüzlerine. 

Saygı duyulurdu doktorlara. Sevilirde doktorlar. 


Mutsuzluk yalnızca bir meslek grubuna ait de değil belki toplumun ruh hali ama bu meslekte daha çok gibi. 

Ve yine de…

O önlüğün altında hem doktor hem de bir insan olduğunu unutmamak gerekli. 

Küçükken doktora gittiğimde, başımı hafifçe okşayıp boğazıma bakan, gülümseyen o doktor amcayı özlüyorum. 

O gülümsemenin ardında korku yoktu, acele yoktu, savunma yoktu. Doktor önce insandı, sonra hekimdi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder