Türk Sanat Müziği Dinlemeyi Unuttuk mu?
Türk sanat müziğini dinlemeyi unuttuğumuzu söylerken aslında bir türü değil, bir dinleme biçimini kaybettiğimizi kabul etmek gerekir. Çünkü Türk sanat müziği arka fonda çalınmak için değil durarak, susarak ve dikkati ona vererek dinlenmek ister çoğu zaman.
Hızın, tüketimin ve parçalanmış dikkatin egemen olduğu çağda bu müzik, talep ettiği zamanı ve ruh halini bulmakta zorlanıyor belki de..
Unutulan şey belki de şarkılar değil, o şarkılara ayrılan zihinsel ve duygusal alanlar.
Türk sanat müziği, kısa sürede etki yaratmayı hedeflemiyor.
Makamın seyri, usulün sabrı ve güftenin ağırlığı dinleyiciden emek ister. Bugünün müzik alışkanlığı ise çabuk tüketilen, çabuk terk edilen seslere dayanıyor.
Bu nedenle sanat müziği “zor”, “ağır” ya da “eski” olarak etiketleniyor.
Oysa bu zorluk, bir eksiklik değil insanın kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasını gerektiren bir derinlik belki de.
Modern hayat tam da bu yüzleşmeden kaçındığı için, sanat müziğiyle arasına mesafe koyuyor.
Yine de Türk sanat müziği bütünüyle unutulmuş değil daha çok kenara çekilmiş gibi.
Özel anlarda, yalnızlıkta, bir akşamüstü hüznünde ya da geçmişe dokunma ihtiyacı hissedildiğinde yeniden hatırlanıyor.
Bu müzik, moda olduğu için değil, ihtiyaç duyulduğu için dinleniyor.
Dolayısıyla mesele “unutmak”tan çok, hangi zamanlarda insan kalabildiğimizi hatırlayıp hatırlamadığımız.
Türk sanat müziği, o zamanı bekleyen sabırlı bir hafıza gibi hala yerinde.
Bu gece benim gecem
Cama vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Bu gece benim gecem
Cama vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Meze yapıp içiyorum, içiyorum, içiyorum
İçiyor, içiyorum
Bu gеce benim gecеm
Cama vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder