Sevgililer Günü
Ayılar, Pırlantalar ve Kent Lokantalarının “Romantizmi”
Nevin BİLGİN
Her yıl şubat geldiğinde televizyon ve sosyal medya ekranlarımız birden bire kırmızı ve pembe renklere bürünüyor. Kalpler uçuşuyor, ayılar sarılıyor, pırlantalar ışıldıyor… Ama bir yandan da bu görsel şenlik, hayatın diğer gerçeklerini çoğu zaman gizliyor.
Reklamlar, sevgiyi ölçülebilir objelerle eşleştiriyor: “Ne kadar büyük ayı, o kadar büyük aşk!” ya da “Bu pırlanta yüzük olursa, ilişkiniz de sonsuza kadar sürer!” Mesaj basit ve çarpıcı, fakat tüketim odaklı. Emekliler için, belediyelerin kent lokantalarında hazırlanan “Sevgililer Günü Menüsü” ise, reklamın lüks versiyonunun tersine, mizahi bir dokunuşla fark ediliyor: Küçük tabaklar, makul fiyatlar ve “romantizm” sunumu, adeta sistemin herkes için aynı seviyede ‘aşk paketini’ dağıtmaya çalıştığını hatırlatıyor.
Teknoloji ürünleri reklamları ise ayrı bir komedi: Telefonlar, kulaklıklar, akıllı saatler arasına sıkıştırılmış kalp simgeleri, sanki aşkın temel formülü yeni model cihaz satın almakmış gibi hissettiriyor.
Ve tabii, sosyal medya gönderileriyle pekiştirilen bu görsel bombardıman, sevgiyi ve romantizmi birer tüketim nesnesine dönüştürüyor.
İnsanlar artık hediyelerini birbirine göstermekle kalmıyor bir de sosyal medyada gösteriyor. Aşkito'dan, aynen ondan vs notlarıyla...
Sevgililer Günü reklamları üç grubu çok net ayrıştırıyor:
Zengin ve hediye bombardımanına hazır olanlar – büyük ayılar, pırlantalar, lüks tatil paketleri.
Orta halli ve teknolojiyi tüketenler – telefon, kulaklık, akıllı saat aşkı.
Fakir veya yaşlı sevgililer – belediyelerin kent lokantalarında minik menüler, ucuz şaraplar ve ‘hafif romantizm’.
aşk ve romantizmin kapitalist bir düzenin pazarlama aracı haline geldiği açık.
Oysa gerçek aşk, ayı boyutu, pırlanta karatı veya teknoloji modeliyle ölçülmez. Ama ekranlar, vitrinler ve sosyal medya kalplerle dolu olduğu sürece, biz de bu görsel şöleni sorgularken kahvemizi yudumlamaya devam ediyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder