Kıskanmak Filmi Üzerine
Sessiz Bir İntikamın Anatomisi
Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak filmi, kıskançlığı ani bir patlama ya da basit bir zaaf olarak değil, yıllar boyunca biriken, içten içe çürüyen bir ruh hâli olarak ele alır. Film, seyirciyi ahlaki bir konfora davet etmez; aksine, herkesin suç ortağı olduğu bir atmosfer kurar. Kimse masum değildir, sadece bazıları daha sessizdir.
Hikâyenin merkezindeki Seniha, klasik sinemadaki “kötü kadın” figürlerinden ayrılır. Onun kötülüğü gösterişli değildir; bağırmaz, tehdit etmez, doğrudan zarar vermez. Seniha’nın silahı beklemek, gözlemek ve zamanı gelince küçük bir dokunuş yapmaktır. Asıl yıkımı başkaları gerçekleştirir. Bu yönüyle film, kötülüğün failini muğlaklaştırır: Felaketi kim başlatmıştır? Seniha mı, yoksa zaten çürük olan bir düzen mi?
Demirkubuz’un asıl meselesi kıskançlıktan çok adaletsizliktir. Aynı evde büyüyen iki kardeşten biri sadece erkek olduğu için sevgi, takdir ve gelecek vaatleriyle büyürken; diğeri dış görünüşü ve cinsiyeti nedeniyle daha baştan hayattan elenir. Seniha’nın iç dünyasında büyüyen öfke, bireysel bir psikozdan ziyade toplumsal bir üretimdir. Film bu anlamda, “kötü karakter” yaratmaktan çok, kötülüğün hangi koşullarda filizlendiğini gösterir.
Halit karakteri ise dışarıdan bakıldığında filmin mağduru gibi görünür; ancak onun ahlaki zayıflıkları, Seniha’nın manipülasyonuna bu kadar açık olmasının nedenidir. Demirkubuz burada net bir şey söyler: Zayıf karakter, başkasının kötülüğüne davetiye çıkarır. Kimse tamamen kurban değildir.
Filmdeki evlilik ilişkisi de idealize edilmez. Aşk, sadakat ya da bağlılık; hepsi kırılgan ve geçicidir. Kadın bedeni, erkek arzusu ve sınıfsal iktidar, sürekli iç içe geçer. Bu yüzden Kıskanmak, sadece bireyler arası bir drama değil, erkek egemen düzenin küçük bir laboratuvarıdır.
Görsel dildeki kasvet, dar mekânlar ve hareketsiz kamera, karakterlerin iç dünyasını tamamlar. Kaçış yoktur. Herkes aynı evde, aynı şehirde, aynı kaderin içinde sıkışmıştır. Sessizlikler diyaloglardan daha çok şey anlatır. Film ilerledikçe seyirci, olacakları sezse bile durduramaz; çünkü bu hikâye zaten çoktan yazılmıştır.
Kıskanmak, izleyiciye rahat bir son sunmaz. Bir arınma, bir pişmanlık ya da bir ders yoktur. Sadece şu soru kalır:
Sevilmeyen bir insan, sevilmiş olanlara karşı ne kadar masum kalabilir?
Demirkubuz’un cevabı nettir ve rahatsız edicidir:
Hiç.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder