Kortizol, Testosteron ve Beyin: Sapolsky’ye Göre İnsan Neden Kötüleşir?
Nevin BİLGİN
Robert Sapolsky, Stanford Üniversitesi’nde nörobiyoloji ve primatoloji alanında çalışan, insan davranışını biyoloji, psikoloji ve kültürün kesişiminde inceleyen bir bilim insanıdır. Behave: The Biology of Humans at Our Best and Worst (Türkçede Davranış) adlı kitabında, insanların neden bazen son derece şefkatli, bazen de son derece zalim olabildiğini tek bir nedene indirgemeden anlatır.
Sapolsky’ye göre insan davranışı ahlaki bir düğmeye basmakla ortaya çıkmaz. Çoğu zaman davranışın arkasında bedenin kimyası vardır. Özellikle stres altında, beynin çalışma biçimi köklü şekilde değişir. Bu noktada devreye ilk giren hormon kortizoldür. Kortizol yükseldiğinde beyin dünyayı daha tehditkâr algılar. En ufak uyaran bile bir tehlike işareti gibi okunur. Bu durumda beynin korku ve alarm merkezi olan amigdala aktifleşir.
Amigdala devredeyken, muhakeme, empati ve kendini durdurma becerilerinden sorumlu prefrontal korteks geri çekilir. Yani insan, yaptığı şeyin sonuçlarını tartacak, karşısındakinin yerine kendini koyacak biyolojik zemini geçici olarak kaybeder. Böyle anlarda beyin için öncelik ahlak değil, hayatta kalmadır.
Bu tabloya testosteron eklendiğinde davranış daha da keskinleşir. Testosteron tek başına kötülük üretmez; ancak güç, statü ve rekabet ortamında yükseldiğinde baskınlık, risk alma ve kontrol etme eğilimini artırır. Eğer kişi otorite sahibiysa, cezalandırılmayacağını hissediyorsa ve aynı anda stres altındaysa, zalimlik içerden mantıklı ve hatta gerekli gibi hissedilebilir.
Sapolsky’nin altını çizdiği rahatsız edici gerçek şudur: Bu biyolojik süreçler işlerken insan kendini kötü biri gibi hissetmez. Aksine çoğu zaman haklı hisseder. Beyin, yapılan davranışı meşrulaştıracak açıklamaları anında üretir. “Hak etti”, “başka çarem yoktu”, “emir aldım” gibi cümleler ahlaki savunmalar değil, nörobiyolojik sonuçlardır.
Behave kitabının en çarpıcı yanı, kötülüğü kişisel bir kusur olmaktan çıkarıp çok katmanlı bir sürece yerleştirmesidir. Çocukluk deneyimleri, travmalar, yoksulluk, kronik stres ve kültürel normlar, beynin bu hormonal dengelerini kalıcı biçimde şekillendirir. Böyle bakıldığında kötülük çoğu zaman bilinçli bir seçim değil, uzun süreli bir baskının sonucu olarak ortaya çıkar.
Sapolsky bu yaklaşımıyla rahatsız edici bir yere işaret eder: İnsanlar çoğu zaman kötü oldukları için değil, beyinleri o anda başka türlü davranamayacak bir kimyaya girdiği için kötüleşir. Bu, yapılanları mazur göstermez; ama insan davranışını yargılamadan önce durup düşünmeyi zorunlu kılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder