MART KEDİLERİNİ DE YOK ETTİK
KEDİLERİ KISIRLAŞTIRDIK EVLERE TIKTIK
Mart ayı yaklaşıyor. Eskiden bu zamanlar şehirlerin çatılarından, arka sokaklarından, teneke garajların üstünden kedi çığlıkları yükselirdi. Birbirine meydan okuyan erkek kediler, peşlerinden koşulan dişiler, gecenin ortasında yankılanan o ilkel sesler… Uykumuzu bölerdi ama hayatın sürdüğünü hatırlatırdı.
Şimdi mart geliyor ama şehir sessiz.
Mart kedileri yok.
Sokaklar steril. Çatılar suskun. O vahşi, kontrolsüz, içgüdüsel çağrı kayboldu. Yerine mama kapları, hazır kumlar ve ev salonlarında pencere kenarında oturan kısırlaştırılmış kediler geldi.
Biz hayvanları sevdiğimizi söylüyoruz. Ama sevmenin ölçüsü nedir?
Bir canlıyı evimize alıp güvenli bir alana koymak mı?
Yoksa onun doğasını, içgüdüsünü, riskini, özgürlüğünü de kabul etmek mi?
Sokak kedileri artık “mahalleli” değil; ya evlere hapsediliyor ya da trafik, açlık, hastalık arasında kayboluyor. Kısırlaştırma çığlıkları susturdu. Evet, popülasyon kontrolü için yapılıyor. Evet, acıyı azaltmak için. Ama aynı zamanda bir mevsimin sesi de kesildi.
Mart kedileri kediliklerini mi unuttu,
yoksa biz mi doğayı sessizleştirdik?
Hazır mama ile beslenen, hazır kumda yaşayan, çiftleşme içgüdüsü bastırılmış bir kedi daha güvenli olabilir. Daha uzun yaşayabilir. Ama daha “kedi” midir?
Şehir insanı doğayı düzenlemeyi seviyor. Gürültüyü azaltmak, çoğalmayı kontrol etmek, kaosu sınırlamak… Fakat hayat zaten biraz kaos değil mi?
Mart ayı geliyor.
Ama bu yıl da çatılardan ses gelmeyecek.
Belki biz huzurluyuz.
Ama şehir biraz daha eksik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder