MODERN İNSAN NEDEN SEVEMİYOR?
NE OLDU BU EROS'A?
“Kendine iyi bak”, “sınır koy”, “mesafe koy”, “enerjini koru”
Byung-Chul Han Üzerine Bir Okuma
Nevin BİLGİN
Byung-Chul Han, çağdaş felsefenin en dikkat çekici isimlerinden biri.
Güney Kore doğumlu olan Han, Almanya’da eğitim almış ve özellikle modern toplumun psikolojisi üzerine geliştirdiği eleştirilerle tanınmıştır. Eserlerinde sıklıkla neoliberal düzenin bireyi nasıl dönüştürdüğünü, özgürlük söylemi altında nasıl yeni bir tahakküm biçimi kurulduğunu inceler.
Han’a göre artık insan, dış baskılarla ezilen bir varlık değil; kendi kendini yöneten, hatta sömüren bir özneye dönüşmüştür.
Bu düşüncenin en çarpıcı biçimde ortaya konduğu eserlerden biri Eros'un Istırabı’dır. Han bu kitapta, çağdaş insanın artık “öteki” ile gerçek bir ilişki kuramaz hale geldiğini savunur. Çünkü modern birey, sürekli kendini düzenleyen, optimize eden ve koruyan bir projeye dönüşmüştür.
Bugünün insanı artık yalnızca yaşamakla yetinmez; kendini sürekli geliştirmek zorundadır. Daha sağlıklı olmalı, daha üretken olmalı, daha az travmatik olmalı, daha güçlü görünmelidir. Bu zorunluluklar, dışarıdan dayatılan kurallar gibi görünmese de aslında içselleştirilmiş bir denetim mekanizmasıdır. İnsan artık kendi kendisinin yöneticisi, denetçisi ve hatta gardiyanıdır.
Bu dönüşüm dilde açıkça görülür. Günlük hayatın dili giderek bir “bakım rehberi”ne dönüşmüştür:
“Kendine iyi bak”, “sınır koy”, “mesafe koy”, “enerjini koru”…
Bu ifadeler ilk bakışta bireyi koruyan öneriler gibi görünür. Ancak Han’ın işaret ettiği gibi, bu dil aynı zamanda bireyi sürekli kendini izlemeye zorlayan bir kontrol sistemidir. Kişi artık yalnızca toplumun beklentileriyle değil, kendi iç sesiyle de kuşatılmıştır.
Peki bu kadar kontrol altında bir benlikle, gerçek bir ilişki mümkün müdür?
Aşk, doğası gereği risklidir. Belirsizlik içerir, kırılganlık ister. Aşık olmak, bir ölçüde kendini askıya almak, ötekinin varlığına yer açmaktır. Oysa sürekli kendini korumaya programlanmış bir birey için bu neredeyse imkânsız hale gelir. “Sınır koy” diyen bir bilinç, aynı anda “kendini aç” diyemez. Böylece aşk, derin bir karşılaşma olmaktan çıkar; kontrollü, steril ve yüzeysel bir etkileşime indirgenir.
Aynı çelişki aile ilişkilerinde de kendini gösterir. Modern dil, bireye anneye, babaya, kardeşe karşı da sınır koymayı önerir. Elbette sağlıksız ilişkilerde mesafe gerekli olabilir. Ancak bu yaklaşım genelleştiğinde, aile ilişkilerinin doğasına aykırı bir durum ortaya çıkar. Çünkü aile, sözleşmeye dayalı bir ilişki değil; duygusal karmaşıklığın, bağlılığın ve çoğu zaman da çelişkinin alanıdır. Burada sınırları keskinleştirmek, ilişkiyi korumaktan çok onu zayıflatabilir.
Çocukla kurulan ilişkide ise bu dil daha da sorunlu hale gelir. Çocuk, yönetilecek bir proje değil; ilişki içinde büyüyen bir varlıktır. Ona sürekli “doğru mesafe”yi uygulamaya çalışan bir ebeveyn, aslında ilişkiyi mekanikleştirir. Sevgi, ölçülebilir ve düzenlenebilir bir şey değildir.
Han’ın düşüncesi tam da burada keskinleşir: Çağdaş insan, kendini korudukça yalnızlaşır. Kendini optimize ettikçe, ötekiyle temas etme kapasitesini kaybeder. Çünkü gerçek ilişki, kontrolün askıya alındığı bir alanda mümkündür.
Sonuç olarak, modern dünyanın sunduğu “kendini koru, sınır koy, mesafe al” dili, kısa vadede bireyi güçlendiriyor gibi görünse de uzun vadede onu ilişkilerden koparan bir yapıya dönüşmektedir. Aşkın, ailenin ve gerçek bağların yeniden mümkün olabilmesi için belki de bu sürekli kendini düzenleme halinden bir adım geri çekilmek gerekir. Çünkü insan, yalnızca kendini koruyarak değil, zaman zaman kendini riske atarak da insan olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder