1 Temmuz 2026 Çarşamba

        MİLLET ÇATLIYOR

         KISKANÇLIK SALGINI

KISKANÇLIK TAVAN YAPMIŞ DURUMDA



Nevin Bilgin 

Kıskançlık eskiden komşunun yeni aldığı buzdolabıyla sınırlıydı. Şimdi cep telefonunun ekranına sığmayacak kadar büyüdü. Artık insanlar sadece birbirinin arabasını, evini, maaşını kıskanmıyor. Dudağını kıskanıyor. Burnunu kıskanıyor. Kaşını, kirpiğini, dişini, kulağındaki küpeyi, taktığı saati, giydiği ayakkabıyı, mutfağındaki kahve makinesini, kullandığı baharatlığı bile kıskanıyor. Sanki dünya büyük bir "Kim daha çok gösteriş yapacak?" yarışmasına dönüştü.

Eskiden "Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür." derlerdi. Şimdi komşunun tavuğu filtreyle deve kuşu olmuş. Çünkü sosyal medya gerçeği göstermiyor; vitrini gösteriyor. Vitrine bakıp içerideki depoyu hayal eden milyonlarca insan var.

Birisi Boğaz'da kahvaltı yapıyor. Altında elli yorum: "Ne güzel hayat..." Kimse o kahvaltı için iki saat trafik çektiğini, kredi kartının asgari tutarını ödeyemediğini bilmiyor.

Bir başkası Bali'de fotoğraf paylaşıyor. Herkes "Adam hayatı yaşıyor." diyor. Belki de dönüşte altı ay makarna yiyecek.

Birisi mutfağını paylaşıyor. Tezgâh mermer. Musluk altın renginde. Kahve makinesi uzay mekiği gibi. Altında yine aynı cümle:
"Ah benim de olsa..."

Kardeşim, o mutfakta her gün menemen pişiyor. Mermer tezgâh yumurtayı daha lezzetli yapmıyor.

Bir başkası spor salonundan fotoğraf koyuyor. Kaslar şişmiş. Yorumlar yağmaya başlıyor. Kimse adamın o fotoğrafı çekebilmek için on iki tane poz verdiğini, en uygun ışığı bulmak için salondaki herkesin önünden geçtiğini bilmiyor.

Eskiden insanlar misafir gelince evi toplardı. Şimdi misafir gelmeyecek olsa bile Instagram hikâyesi için evi topluyor.

Yemek yapılmıyor; fotoğraf çekiliyor.

Kahve içilmiyor; köpüğü paylaşılıyor.

Kitap okunmuyor; kapağı gösteriliyor.

Tatil yaşanmıyor; belgeleniyor.

Çocuk büyütülmüyor; içerik üretiliyor.

Hatta öyle bir noktaya geldik ki insanlar artık mutluluğu bile yaşayarak değil, paylaşarak ölçüyor. Paylaşılmayan mutluluk sanki yaşanmamış sayılıyor.

Haset de bunun doğal sonucu oluyor. Çünkü insan, başkasının hayatının fragmanını kendi hayatının kamera arkasıyla karşılaştırıyor. Sonra da "Ben neden böyle değilim?" diye üzülüyor.

Oysa sosyal medya bir lunapark aynası gibi. Kimini olduğundan uzun gösteriyor, kimini ince, kimini zengin, kimini kusursuz... Aynaya bakıp kendini eksik sananlar çoğaldıkça kıskançlık da büyüyor.

Artık insanlar birbirinin burnunu estetikçiden önce inceliyor. Dudağının kaç mililitre dolguyla şiştiğini hesaplıyor. Saçının ekim mi peruk mu olduğunu araştırıyor. Çantasının orijinal mi replika mı olduğunu anlamaya çalışıyor. Arabası kiralık mı, evi krediyle mi alınmış, tatili sponsorlu mu... Herkes adeta gönüllü bir dedektif olmuş.

En ilginci de şu: Kıskanan da mutlu değil, kıskanılan da... Çünkü kıskanan sürekli eksik hissediyor; kıskanılan ise sürekli daha fazlasını göstermek zorunda kalıyor. Gösterişin sonu yok. Bugün otomobil paylaşan, yarın tekne paylaşmak zorunda hissediyor. Bugün kahve köpüğü gösteren, yarın İtalya'da espresso paylaşmazsa sanki takipçilerini hayal kırıklığına uğratacak.

Sonunda herkes birbirini çatlatmaya çalışırken aslında en çok kendi sinir sistemini çatlatıyor.

Belki de en büyük lüks artık gösterilecek bir şey değil; gösterme ihtiyacı duymadan yaşayabilmek. Çünkü gerçek zenginlik, telefonun kamerasını açmadan da mutlu olabilmekte gizli. Bugün en nadir bulunan şey pahalı araba değil, pahalı saat değil, deniz manzaralı villa değil... Başkasının hayatına bakmadan kendi hayatından memnun olabilen insan. O gerçekten artık nesli tükenmek üzere olan bir tür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder