1 Temmuz 2026 Çarşamba

Altın Bilezik de Yapay, Mutluluk da...

Yapay Zekâ ile Zengin Görünme Sanatı



NEVİN BİLGİN 

Eskiden insanlar fotoğraf çektirirdi. Şimdi hayat tasarlıyor.

"Yapay zekâ, koluma iki tane altın bilezik ekle."

"Bir de pırlanta yüzük koy."

"Kocamın yanına beni biraz daha mutlu göster."

"Arkamıza da Boğaz manzarası ekle."

"Çantayı da marka yap."

"Arabayı değiştir, bu biraz fakir duruyor."

"Mutfakta da son model kahve makinesi olsun."

"Bir de tezgâha avokado koy. Zenginlik belli olsun."

Yapay zekâ da şaşkın...

"Başka efendim?"

"Bir şey daha... Beni biraz da huzurlu göster."

İşte orada sistem hata veriyor.

Çünkü altın bilezik eklemek kolay.

Mutluluk eklemek zor.

Artık bazı insanların hayatı Photoshop ile başlamıyor, yapay zekâ ile yeniden yazılıyor. Gerçekte otobüs beklerken, internette özel şoförlü arabadan iniyor. Evde mercimek çorbası içerken paylaşımda Japon restoranında suşi yiyor. Mahalle parkında yürürken yapay zekâ onu Maldivler sahiline ışınlıyor.

En ilginci de buna inananlar kadar, buna özenenlerin olması.

Bir fotoğrafa bakıp "Vay be, ne hayat ya..." diyoruz. Oysa hayatın tek gerçek kısmı, fotoğrafı yüklemek için kullanılan internet paketi.

Gidişat böyle devam ederse yakında kimse "Nasılsın?" diye sormayacak.

"Prompt'un neydi?" diye soracak.

Belki de geleceğin en büyük yalanı, söylenerek değil, üretilerek anlatılacak.

Eskiden insanlar masal anlatırdı.

Şimdi yapay zekâ anlatıyor.

Üstelik herkes kendi masalının başrolünde.

        MİLLET ÇATLIYOR

         KISKANÇLIK SALGINI

KISKANÇLIK TAVAN YAPMIŞ DURUMDA



Nevin Bilgin 

Kıskançlık eskiden komşunun yeni aldığı buzdolabıyla sınırlıydı. Şimdi cep telefonunun ekranına sığmayacak kadar büyüdü. Artık insanlar sadece birbirinin arabasını, evini, maaşını kıskanmıyor. Dudağını kıskanıyor. Burnunu kıskanıyor. Kaşını, kirpiğini, dişini, kulağındaki küpeyi, taktığı saati, giydiği ayakkabıyı, mutfağındaki kahve makinesini, kullandığı baharatlığı bile kıskanıyor. Sanki dünya büyük bir "Kim daha çok gösteriş yapacak?" yarışmasına dönüştü.

Eskiden "Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür." derlerdi. Şimdi komşunun tavuğu filtreyle deve kuşu olmuş. Çünkü sosyal medya gerçeği göstermiyor; vitrini gösteriyor. Vitrine bakıp içerideki depoyu hayal eden milyonlarca insan var.

Birisi Boğaz'da kahvaltı yapıyor. Altında elli yorum: "Ne güzel hayat..." Kimse o kahvaltı için iki saat trafik çektiğini, kredi kartının asgari tutarını ödeyemediğini bilmiyor.

Bir başkası Bali'de fotoğraf paylaşıyor. Herkes "Adam hayatı yaşıyor." diyor. Belki de dönüşte altı ay makarna yiyecek.

Birisi mutfağını paylaşıyor. Tezgâh mermer. Musluk altın renginde. Kahve makinesi uzay mekiği gibi. Altında yine aynı cümle:
"Ah benim de olsa..."

Kardeşim, o mutfakta her gün menemen pişiyor. Mermer tezgâh yumurtayı daha lezzetli yapmıyor.

Bir başkası spor salonundan fotoğraf koyuyor. Kaslar şişmiş. Yorumlar yağmaya başlıyor. Kimse adamın o fotoğrafı çekebilmek için on iki tane poz verdiğini, en uygun ışığı bulmak için salondaki herkesin önünden geçtiğini bilmiyor.

Eskiden insanlar misafir gelince evi toplardı. Şimdi misafir gelmeyecek olsa bile Instagram hikâyesi için evi topluyor.

Yemek yapılmıyor; fotoğraf çekiliyor.

Kahve içilmiyor; köpüğü paylaşılıyor.

Kitap okunmuyor; kapağı gösteriliyor.

Tatil yaşanmıyor; belgeleniyor.

Çocuk büyütülmüyor; içerik üretiliyor.

Hatta öyle bir noktaya geldik ki insanlar artık mutluluğu bile yaşayarak değil, paylaşarak ölçüyor. Paylaşılmayan mutluluk sanki yaşanmamış sayılıyor.

Haset de bunun doğal sonucu oluyor. Çünkü insan, başkasının hayatının fragmanını kendi hayatının kamera arkasıyla karşılaştırıyor. Sonra da "Ben neden böyle değilim?" diye üzülüyor.

Oysa sosyal medya bir lunapark aynası gibi. Kimini olduğundan uzun gösteriyor, kimini ince, kimini zengin, kimini kusursuz... Aynaya bakıp kendini eksik sananlar çoğaldıkça kıskançlık da büyüyor.

Artık insanlar birbirinin burnunu estetikçiden önce inceliyor. Dudağının kaç mililitre dolguyla şiştiğini hesaplıyor. Saçının ekim mi peruk mu olduğunu araştırıyor. Çantasının orijinal mi replika mı olduğunu anlamaya çalışıyor. Arabası kiralık mı, evi krediyle mi alınmış, tatili sponsorlu mu... Herkes adeta gönüllü bir dedektif olmuş.

En ilginci de şu: Kıskanan da mutlu değil, kıskanılan da... Çünkü kıskanan sürekli eksik hissediyor; kıskanılan ise sürekli daha fazlasını göstermek zorunda kalıyor. Gösterişin sonu yok. Bugün otomobil paylaşan, yarın tekne paylaşmak zorunda hissediyor. Bugün kahve köpüğü gösteren, yarın İtalya'da espresso paylaşmazsa sanki takipçilerini hayal kırıklığına uğratacak.

Sonunda herkes birbirini çatlatmaya çalışırken aslında en çok kendi sinir sistemini çatlatıyor.

Belki de en büyük lüks artık gösterilecek bir şey değil; gösterme ihtiyacı duymadan yaşayabilmek. Çünkü gerçek zenginlik, telefonun kamerasını açmadan da mutlu olabilmekte gizli. Bugün en nadir bulunan şey pahalı araba değil, pahalı saat değil, deniz manzaralı villa değil... Başkasının hayatına bakmadan kendi hayatından memnun olabilen insan. O gerçekten artık nesli tükenmek üzere olan bir tür.

 İsrail-Ermenistan Yakınlaşması: Yeni Bir Kafkasya Dengesi mi Kuruluyor?



Nevin BİLGİN 

Uzun yıllar boyunca İsrail ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, karşılıklı mesafe ve diplomatik ihtiyat üzerine kuruluydu. Bunun temel nedeni İsrail'in Azerbaycan ile geliştirdiği stratejik ortaklıktı. Ancak 2026 yılı itibarıyla yaşanan gelişmeler, Tel Aviv ile Erivan arasında yeni bir sayfanın açılabileceğine işaret ediyor. Bu yakınlaşmanın arkasında yalnızca ikili ilişkiler değil; İran, Türkiye, Azerbaycan, Rusya ve Batı'nın Güney Kafkasya üzerindeki rekabeti de bulunuyor.

2026'nın ilk aylarında Ermenistan, İsrail'e yönelik olumlu mesajlarını artırdı. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Bağımsızlık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin genişletilmesine ve yeni iş birliği alanlarının değerlendirilmesine hazır olduklarını duyurdu. Diplomatik dil açısından oldukça dikkat çekici olan bu açıklama, Erivan'ın İsrail'i artık yalnızca Azerbaycan'ın müttefiki olarak görmediğini, aynı zamanda teknoloji, eğitim ve güvenlik alanlarında potansiyel bir ortak olarak değerlendirdiğini gösteriyor.

Bu yaklaşım tesadüf değil. Ermenistan son birkaç yıldır dış politikasını çeşitlendirmeye çalışıyor. Rusya'nın güvenlik garantilerine duyulan güvenin azalması, Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesi, ABD ile savunma diyaloğunun artması ve Türkiye-Azerbaycan hattıyla yürütülen normalleşme süreci, Erivan'ı yeni ortaklar aramaya yöneltti.

İsrail açısından ise Ermenistan'ın önemi farklı. İran sınırında yer alan Ermenistan, Güney Kafkasya'nın en kritik jeopolitik noktalarından biri. Tel Aviv yönetimi uzun yıllardır İran'ın çevresindeki gelişmeleri yakından takip ediyor. Bu nedenle Ermenistan ile kurulacak dengeli ilişkiler, İsrail'in bölgesel istihbarat ve diplomatik kapasitesini artırabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

2026 yılında dikkat çeken bir diğer gelişme ise eğitim ve yapay zekâ alanında başlayan temaslar oldu. Ermenistan Eğitim Bakanı'nın İsrail ziyareti sırasında taraflar; eğitim teknolojileri, öğretmen eğitimi, yapay zekâ uygulamaları ve akademik iş birliklerini görüştü. Bu temaslar askeri alandan çok sivil teknolojiler üzerinden güven inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor.

1915 Tasarısı

Ancak ilişkilerin önündeki en büyük siyasi başlıklardan biri hâlâ 1915 olayları. Haziran 2026 sonunda İsrail hükümeti, Ermeni Soykırımı'nın tanınmasını öngören bir tasarıya onay verdi. Tasarının yasalaşabilmesi için Knesset'in de kabulü gerekiyor. Eğer süreç tamamlanırsa bu, İsrail dış politikasında tarihî bir kırılma anlamına gelecek. Böyle bir karar Ermenistan ile ilişkileri güçlendirebilir; buna karşılık Azerbaycan ve Türkiye ile yeni diplomatik gerilimler yaratabilir.

İsrail'in böyle bir adımı yalnızca tarihsel bir değerlendirme olarak görmek eksik olur. Son yıllarda Türkiye ile ilişkilerde yaşanan dalgalanmalar, Gazze savaşı sonrasında ortaya çıkan sert diplomatik kriz ve Doğu Akdeniz'deki yeni dengeler de Tel Aviv'in dış politika tercihlerini etkiliyor. Dolayısıyla Ermeni meselesi, yalnızca tarih değil aynı zamanda güncel jeopolitik hesapların da bir parçası hâline geliyor.

Bunun yanında İsrail'in Azerbaycan'dan vazgeçmesi beklenmiyor. Azerbaycan, İsrail'in enerji güvenliği ve savunma sanayii açısından en önemli ortaklarından biri olmayı sürdürüyor. Bu nedenle Tel Aviv'in hedefi muhtemelen Ermenistan ile ilişkileri geliştirmek, ancak bunu Azerbaycan'la stratejik ortaklığı zedelemeyecek ölçüde yapmak olacaktır.

Sonuç olarak bugün ortaya çıkan tablo tam anlamıyla bir ittifak değil, çok yönlü bir denge politikasıdır. Ermenistan Batı'ya açılmaya çalışırken İsrail de Güney Kafkasya'daki diplomatik seçeneklerini artırıyor. İran faktörü, Türkiye ile yaşanan gerilimler, Azerbaycan'ın bölgesel rolü ve Rusya'nın etkisinin azalması bu yakınlaşmayı hızlandıran temel dinamikler olarak öne çıkıyor.

Önümüzdeki dönemde İsrail-Ermenistan ilişkilerinin seyri yalnızca iki ülke açısından değil; Türkiye, Azerbaycan ve İran'ın güvenlik politikaları açısından da yakından izlenecek başlıklardan biri olmaya devam edecek.


Kaynakça: 

https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijar/article/1051717

https://dergipark.org.tr/tr/pub/ulic/article/1505784

https://tr.armradio.am/2025/11/28/israil-ermenistan-ile-sinirli-bir-yakinlasmayi-degerlendiriyor

https://www.agos.com.tr/tr/haber/israil-hukumeti-ermeni-soykirimi-tasarisini-onayladi-turkiye-gazze-yi-hatirlatti