Küfür Artık Bir İstisna Değil, Yeni Konuşma Dili
Noktalı yıldızlı küfürler bile bize bir toplumun nasıl değiştiğini anlatıyor.
Eskiden insanlar öfkelenince küfrederdi.
Şimdi küfrederek konuşuyor.
Üstelik bunu herkesin görebileceği yerde yapıyor.
X'te…
Instagram'da…
YouTube yorumlarında…
Facebook'ta…
Hatta LinkedIn gibi profesyonel ağlarda bile…
İşin ilginç tarafı ise şu:
Kimse küfrü tam yazmıyor.
"s... git."
"a..."
"o. ç."
"g... zekâlı."
Bir iki harf siliniyor.
Yerine nokta konuyor.
Yıldız koyuluyor.
Ama herkes ne yazıldığını biliyor.
Aslında sansürlenen harfler değil.
Vicdan
Küfür artık bir kimlik göstergesi
Bugün bazı fenomenler ne kadar küfrederse o kadar "samimi" bulunuyor.
Bazı yayıncılar ne kadar sert konuşursa o kadar "gerçek" kabul ediliyor.
Bazı dizilerde küfür, karakter derinliği yerine gerçekçilik göstergesi gibi sunuluyor.
Gençler de şu mesajı alıyor:
"Güçlü görünmek istiyorsan küfret."
Küfür üzerine yapılan araştırmalar, bu davranışın sadece "kaba konuşmak" olmadığını gösteriyor.
İngiltere'deki Keele Üniversitesi'nden psikolog Richard Stephens, 2009 yılında yaptığı deneyde katılımcılardan ellerini buz gibi su dolu bir kaba sokmalarını istedi.
İlk turda katılımcılar sıradan kelimeler söyledi.
İkinci turda ise istedikleri bir küfrü tekrar etmeleri istendi.
Sonuç şaşırtıcıydı.
Küfür edenler, ellerini buzlu suyun içinde ortalama yüzde 30 ila 50 daha uzun süre tutabildi.
Araştırmacılar bunun nedenini, küfrün vücudun "savaş ya da kaç" (fight or flight) tepkisini harekete geçirmesine bağlıyor.
Nevin BİLGİN
.
Noktalamak küfrü ortadan kaldırmıyor.
Sadece onu daha paylaşılabilir, daha kabul edilebilir ve daha "masum" gösteriyor.
Ve belki de en tehlikeli değişim burada başlıyor.
Çünkü toplum, önce kelimeleri normalleştiriyor.
Sonra o kelimelerin taşıdığı davranışları.
Küfür neden bu kadar arttı?
Psikologlar küfrün yeni ortaya çıkan bir davranış olmadığını söylüyor.
İnsanlar binlerce yıldır öfkelendiğinde, korktuğunda, canı yandığında ya da büyük bir hayal kırıklığı yaşadığında küfür ediyor.
Amerikalı psikolog Timothy Jay, küfrün beynin yalnızca dil merkezlerinden değil, duygularla ilişkili bölgelerinden de beslendiğini gösteriyor.
Bu yüzden bazen ayağımızı masaya çarptığımızda küfür ağzımızdan istemsizce çıkabiliyor.
Yani küfür, her zaman planlanmış bir hakaret değil.
Bazen beynin ani stres tepkisi.
Fakat sosyal medyada gördüğümüz şey bundan çok farklı.
Orada küfür, anlık bir öfke patlaması olmaktan çıktı.
Bir iletişim tarzına dönüştü.
Küfür gerçekten rahatlatıyor mu?
İngiltere'de Keele Üniversitesi'nde yapılan ilginç bir deneyde araştırmacılar katılımcılardan ellerini buzlu suyun içinde tutmalarını istedi.
Küfür edenler, etmeyenlere göre acıya daha uzun süre dayanabildi.
Araştırmacılar bunun nedenini küfrün stres anında sempatik sinir sistemini harekete geçirmesine bağlıyor.
Evet…
Küfür kısa süreli rahatlatabiliyor.
Ama yalnızca birkaç dakika.
Öfkenin nedenini çözmüyor.
Sorunu ortadan kaldırmıyor.
Sadece geçici bir boşalma hissi yaratıyor.
Sosyal medya neden küfrü ödüllendiriyor?
Burada devreye psikolojinin önemli kavramlarından biri giriyor:
Çevrim İçi Ketlenmeme Etkisi (Online Disinhibition Effect).
Psikolog John Suler'e göre insanlar ekranın arkasında yüz yüze söylemeyecekleri sözleri çok daha rahat söyleyebiliyor.
Çünkü:
Kimse gözlerinin içine bakmıyor.
Karşı tarafın yüz ifadesini görmüyorlar.
Utanç duygusu azalıyor.
Empati zayıflıyor.
Buna algoritmalar da ekleniyor.
Öfke daha çok yorum getiriyor.
Hakaret daha çok paylaşım alıyor.
Kavga daha fazla izleniyor.
Sessiz insan görünmez oluyor.
Bağıran görünür oluyor.
Ve sistem farkında olmadan küfrü ödüllendiriyor.
Küfür artık bir kimlik göstergesi
Bugün bazı fenomenler ne kadar küfrederse o kadar "samimi" bulunuyor.
Bazı yayıncılar ne kadar sert konuşursa o kadar "gerçek" kabul ediliyor.
Bazı dizilerde küfür, karakter derinliği yerine gerçekçilik göstergesi gibi sunuluyor.
Gençler de şu mesajı alıyor:
"Güçlü görünmek istiyorsan küfret."
"Komik olmak istiyorsan küfret."
"Doğal görünmek istiyorsan küfret."
Albert Bandura'nın Sosyal Öğrenme Kuramı tam da bunu anlatıyor.
İnsanlar ödüllendirilen davranışları taklit eder.
Eğer küfür eden kişi daha popüler oluyor, daha çok izleniyor ve daha fazla takipçi kazanıyorsa; küfür yalnızca bir kelime olmaktan çıkar, öğrenilen bir sosyal davranışa dönüşür.
Noktalı küfürün psikolojisi
Belki de çağımızın en ilginç davranışlarından biri bu.
İnsan küfür etmek istiyor.
Ama aynı zamanda "Ben o kadar da kaba biri değilim." mesajı vermek istiyor.
Bu yüzden harfleri siliyor.
Yıldız koyuyor.
Nokta koyuyor.
Psikolojide buna kendini meşrulaştırma ve ahlaki mesafe koyma eğilimleriyle ilişkili bir davranış olarak bakılabilir.
Yani kişi hem kuralları ihlal ediyor hem de bunun sorumluluğunu hafifletmeye çalışıyor.
Aslında küfür ediyor.
Ama küfrettiğini de inkâr edebilecek küçük bir boşluk bırakıyor.
Küfür neden normalleşiyor?
Psikolojide "alışma" (habituation) adı verilen bir süreç vardır.
Bir davranışla ne kadar sık karşılaşırsak ona karşı verdiğimiz tepki zamanla azalır.
İlk duyduğumuzda rahatsız eden bir kelime…
Yüzüncü kez duyulduğunda sıradanlaşır.
Bugün tam olarak bunu yaşıyoruz.
Küfür artık şok etmiyor.
Çünkü her yerde.
Dizilerde.
Şarkılarda.
Yayınlarda.
Yorumlarda.
Canlı yayınlarda.
Sokakta.
Ve dijital dünyanın her köşesinde.
Dil değiştikçe toplum da değişiyor.
Çünkü dil sadece konuşma aracı değildir.
Düşünme biçimidir.
Filozof Martin Heidegger'in söylediği gibi, "Dil, varlığın evidir."
Eğer o ev sürekli öfke, aşağılama ve hakaretle dolarsa, düşünme biçimimiz de bundan bağımsız kalamaz.
Belki de bugün en büyük sorun küfür edilmesi değildir.
En büyük sorun, artık küfrün fark edilmemesidir.
Çünkü normalleşen her davranış, zamanla kültürün bir parçasına dönüşür.
Ve bir toplum, hangi kelimeleri sıradanlaştırıyorsa; bir süre sonra o kelimelerin temsil ettiği davranışları da sıradanlaştırmaya başlar.
Belki de asıl soru artık şu değildir:
İnsanlar neden küfrediyor?
Asıl soru şudur:
Neden artık küfür etmeden konuşamıyoruz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder