14 Temmuz 2026 Salı

Bozkurt ile NATO Aynı Cephede Nasıl Buluştu?

MHP'nin NATO ile kurduğu ilişki, Soğuk Savaş'tan Bahçeli dönemine uzanan değişimin hikâyesi.



NEVİN BİLGİN 

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile NATO arasındaki ilişki, doğrudan kurumsal bir ortaklık ya da resmî bir iş birliği üzerinden değil Soğuk Savaş'ın güvenlik anlayışı, antikomünizm, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumu ve değişen jeopolitik dengeler üzerinden şekillendi. 

Bu nedenle MHP-NATO ilişkisi denildiğinde, bir siyasi partinin NATO ile resmî temaslarından çok, Türkiye'nin güvenlik politikalarının ve milliyetçi hareketin tarihsel dönüşümünü anlamak gerekir.

Türkiye, 1952 yılında NATO'ya katıldığında dünya iki kutuplu bir düzenin içindeydi. Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Batı Bloğu, diğer tarafta Sovyetler Birliği bulunuyordu. 

Türkiye'nin Sovyet tehdidini doğrudan hisseden ülkelerden biri olması, NATO üyeliğini yalnızca askerî değil, aynı zamanda ideolojik bir tercih hâline getirdi.

Tam da bu dönemde Türkiye'de milliyetçi ve antikomünist hareketler güç kazanmaya başladı.

Soğuk Savaş'ın ortak paydası: Antikomünizm

MHP'nin kurucusu Alparslan Türkeş, 1969 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ni dönüştürerek Milliyetçi Hareket Partisi'ni kurdu. Türkeş'in "Dokuz Işık" doktrini Türk milliyetçiliği, güçlü devlet, milli birlik ve komünizm karşıtlığı üzerine inşa edildi.

1960'lı ve 1970'li yıllarda üniversitelerde, sendikalarda ve sokaklarda sağ-sol çatışmaları yoğunlaşırken, MHP kendisini komünizme karşı mücadele eden bir siyasi hareket olarak tanımladı.

Bu noktada NATO'nun da temel stratejisinin Sovyet yayılmasını durdurmak olduğu düşünüldüğünde, iki yapının aynı jeopolitik eksende bulunduğu görülmektedir. Ancak bu durum, NATO ile MHP arasında doğrudan örgütsel veya kurumsal bir bağ bulunduğu anlamına gelmez.

Kontrgerilla ve Gladio tartışmaları

Türkiye'de NATO denildiğinde en çok tartışılan konulardan biri, kamuoyunda "Kontrgerilla" olarak bilinen yapılanmalardır.

Soğuk Savaş boyunca birçok NATO ülkesinde olası bir Sovyet işgaline karşı "stay-behind" adı verilen gizli savunma ağları oluşturuldu. İtalya'daki Gladio yapılanması bunların en bilinen örneğidir.

Türkiye'de de Özel Harp Dairesi ve buna ilişkin yapılanmalar yıllardır akademisyenlerin, gazetecilerin ve siyaset bilimcilerin araştırma konusu olmuştur.

1970'li yıllardaki siyasi şiddet olayları nedeniyle bazı araştırmacılar, Ülkücü hareket ile devlet içindeki güvenlik yapılanmaları arasında çeşitli ilişkiler bulunduğunu ileri sürmüştür. Buna karşılık bu iddiaların önemli bir bölümü hukuken kesinleşmiş yargı kararlarına değil; tanıklıklara, araştırmalara ve tarihsel yorumlara dayanmaktadır.

Bu nedenle MHP-NATO ilişkisini değerlendirirken tarihsel belgeler ile tartışmalı iddiaların birbirinden ayrılması gerekir.

Soğuk Savaş bitti, MHP'nin NATO söylemi değişti

1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında NATO'nun varlık nedeni de tartışılmaya başlandı.

Yeni dönemde tehdit artık komünizm değil terörizm, bölgesel savaşlar, düzensiz göç ve enerji güvenliği gibi başlıklardı.

MHP'nin NATO'ya yaklaşımı da bu değişimden etkilendi.

Özellikle Irak'ın işgali, Suriye iç savaşı, ABD'nin YPG'ye verdiği destek ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından parti yöneticileri, NATO müttefiklerinin Türkiye'nin güvenlik kaygılarını yeterince dikkate almadığını sık sık dile getirdi.

Ancak MHP hiçbir dönemde Türkiye'nin NATO üyeliğinin derhal sona erdirilmesini savunan resmî bir politika benimsemedi. Parti, daha çok Türkiye'nin ittifak içinde eşit ortak olarak hareket etmesi gerektiğini savundu.

Bahçeli döneminde NATO söylemi neden değişti?

MHP'nin NATO politikasındaki en dikkat çekici dönüşüm, Devlet Bahçeli'nin genel başkanlığı 

Bahçeli’nin bu tavrı, bu kuruluşlara yönelik ilkesel ve ideolojik bir karşıtlığa dayanmamakta; sadece, NATO ve AB’nin Türkiye’ye yönelik meselelerde aldığı kararlara dair veya konjonktürel nitelikteki rahatsızlıklardan kaynaklanmaktadır.

Bahçeli, NATO'yu mutlak doğru ya da mutlak yanlış olarak değerlendirmedi. Yaklaşımı, Türkiye'nin milli çıkarlarına göre şekillendi.

Özellikle İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyelik süreçlerinin tartışıldığı 2022 yılında yaptığı açıklamalar bunun en çarpıcı örneğiydi.

Terör örgütlerine verilen destek nedeniyle Türkiye'nin taleplerinin karşılanmaması hâlinde, "Türkiye seçeneksiz değildir. Gerekirse NATO'dan ayrılmak bile alternatif bir tercih olarak gündeme alınmalıdır." ifadelerini kullandı.

Aynı konuşmada şu sözleri de dikkat çekiyordu:

"NATO'yla var olmadık, NATO'suz da yok olmayız."

Bu açıklamalar, MHP'nin NATO'yu vazgeçilmez bir kurum olarak değil, Türkiye'nin çıkarlarına hizmet ettiği ölçüde anlamlı gören bir anlayışı benimsediğini ortaya koyuyordu.

YENİ TAVIR

Aradan geçen birkaç yıl içinde uluslararası dengeler yeniden değişti.

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'nın güvenlik kaygıları, savunma sanayiindeki gelişmeler ve Türkiye'nin bölgesel ağırlığının artması NATO içinde Ankara'nın önemini yeniden yükseltti.

Devlet Bahçeli de 14 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada bu yeni tabloya dikkat çekti.

Bahçeli, Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin tarihi önem taşıdığını belirterek NATO'nun "yeni bir devrin şafağında" bulunduğunu söyledi.

Türkiye'nin artık yalnızca coğrafi konumu nedeniyle değil; savunma sanayii, diplomatik kapasitesi ve devlet tecrübesi sayesinde ittifakın vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline geldiğini ifade etti.

Ayrıca müttefik ülkelerin Türkiye'ye yönelik örtülü ambargoları kaldırması gerektiğini savunarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Türkiye Avrupa için bir seçenek değil, Avrupa'nın güvenliği açısından stratejik bir gerçekliktir."

İlk bakışta bu açıklamalar ile 2022'deki "NATO'dan ayrılmak gündeme gelebilir" sözleri çelişkili gibi görünebilir.

Ancak MHP'nin dış politika anlayışı açısından bakıldığında ortak nokta değişmemektedir.

Parti, NATO'yu ideolojik bir hedef olarak değil; Türkiye'nin milli güvenliğine katkı sağladığı ölçüde desteklenmesi gereken bir güvenlik platformu olarak görmektedir.

Dolayısıyla değişen NATO'dan çok, değişen uluslararası dengeler ve Türkiye'nin bu dengeler içindeki konumudur.

Türk milliyetçiliği ile Atlantik ittifakı arasındaki gerilim

Bir yanda "Tam bağımsız Türkiye" söylemi...

Diğer yanda dünyanın en büyük askerî ittifakının üyesi olmak...

İlk bakışta bu durum çelişkili görünse de, Soğuk Savaş boyunca Türk milliyetçiliğinin önemli bir bölümü Sovyet tehdidini Türkiye'nin varlığına yönelik en büyük risk olarak değerlendirdiği için NATO üyeliğini milli güvenliğin doğal bir gereği olarak gördü.

Bugün ise tehdit algıları değişmiş durumda.

Terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeler NATO tartışmalarını farklı bir zemine taşıyor.

MHP ile NATO arasındaki ilişkiyi tek kelimeyle "iş birliği" ya da "çatışma" olarak tanımlamak tarihsel gerçekliği eksik bırakır.

Bu ilişki Soğuk Savaş'ın antikomünist atmosferinden başlayıp, Sovyetler Birliği'nin çöküşüne, Gladio ve Kontrgerilla tartışmalarına, 15 Temmuz sonrasındaki güvenlik kaygılarına ve bugün Türkiye'nin değişen jeopolitik rolüne kadar uzanan uzun bir dönüşümün ürünüdür.

Bahçeli döneminde yapılan açıklamalar da bu dönüşümü yansıtmaktadır. 2022'de gerektiğinde NATO'dan ayrılmayı tartışmaya açan söylem ile 2026'da Türkiye'nin NATO içindeki stratejik ağırlığını vurgulayan söylem, ilk bakışta farklı görünse de ortak payda değişmemiştir:

MHP'nin NATO'ya bakışı, ideolojik sadakatten çok Türkiye'nin milli çıkarları ekseninde şekillenmektedir.

Kaynakça

 https://www.nato.int/

Devlet Bahçeli, 2022 TBMM Grup Toplantısı – NATO ve İsveç/Finlandiya açıklamaları.

Devlet Bahçeli, 14 Temmuz 2026 TBMM Grup Toplantısı – NATO Zirvesi değerlendirmesi.

https://www.aa.com.tr/tr/politika/mhp-genel-baskani-bahceli-natodan-ayrilmak-bile-alternatif-bir-tercih-olarak-gundeme-alinmalidir

https://www.ntv.com.tr/turkiye/bahceli-nato-yeni-bir-devrin-safagindadir

https://www.birgun.net/makale/alman-jeopolitiginden-natoya-turkes-turk-sagi-ve-antikomunizm-719883

https://dergipark.org.tr/tr/pub/aacd/article/1498139


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder