14 Temmuz 2026 Salı

Çemkirmek: Yeni Zamanların En Kolay Güç Gösterisi

Çemkirmek, iletişim kurmak değil öfkeyi karşı tarafa fırlatmak. Güç göstergesi gibi görünse de, çoğu zaman öfkesini yönetememenin ve empati kuramamanın dışa vurumu. 

İşte günlük hayatta sık karşılaşılan örnekler:

·Kasiyerin poşeti yavaş hazırlamasına: "Bir işi de beceremiyorsunuz!" 

·Garsona: "On dakika oldu, hâlâ sipariş gelmedi. Bu kadar da olmaz!" 

·Trafikte: "Arabayı kullanmayı bilmiyorsan çıkma yola!" 

·Banka görevlisine: "Sizden de bir iş çıkacağı yok zaten." 

·Telefonda müşteri hizmetlerine: "Sen anlamıyor musun? Kaç kere anlatacağım!" 

·Çocuğa: "Bir şeyi de doğru yap!" 

·Eşe: "Senden zaten başka ne beklenir ki?" 

·Anne babaya: "Anlamıyorsanız karışmayın!" 

·Yaşlı birine: "Çekilin artık önümden!" 

·Hastanede sağlık çalışanına: "Ben saatlerdir bekliyorum, ne biçim iş yapıyorsunuz!" 

·Öğretmene: "Siz hiç ders anlatmayı biliyor musunuz?" 

·İş yerinde personele: "Bu kadar basit işi bile beceremiyorsun." 

·Kargocuya: "Niye geç kaldın? İşini düzgün yap." 

·Komşuya: "Biraz insan olsanız bu saatte gürültü yapmazsınız." 

·Sosyal medyada: "Ne saçmalamışsın yine."

 • Hastaya; "İnternetten okuyup gelmişsiniz, o zaman kendinizi siz tedavi edin." 

"Sıradaki hasta bekliyor, uzatmayın."

*   Doktora: "Kaç saattir bekliyorum, ne biçim iş yapıyorsunuz?"

Çemkirme bazen sadece kelimelerle değil, tonlamayla da olur:

·Göz devirerek konuşmak. 

·Karşı tarafın sözünü sürekli kesmek. 

·Alaycı gülümsemelerle küçümsemek. 

·Parmak sallayarak konuşmak. 

·Bağırarak haklı çıkmaya çalışmak. 

·Emir verir gibi konuşmak. 

·Karşısındakine cevap verme fırsatı tanımamak.

En ilginç tarafı ise çemkiren kişinin çoğu zaman kendini haklı hissetmesidir. İçinden şöyle geçirir:

·"Haddini bildirdim." 

·"İyi ki söyledim." 

·"Susmasını öğrendi." 

·"Bir daha bana öyle davranamaz." 

·"Gol attım." 

·"Yerine oturttum."

·"Geçirdim"




Nevin BİLGİN 

Eskiden insanlar birbirine bağırınca ayıplanırdı. Şimdi ise sesini yükselten, lafı sert söyleyen, karşısındakini susturan kişi kendini güçlü sanıyor. Sanki haklı olmak için doğru cümlelere değil, yüksek tona ihtiyaç varmış gibi davranılıyor.

Çemkirmek artık sadece öfkelenmek değil. Bir iletişim biçimine dönüştü. Bir üstünlük kurma yöntemi haline geldi. Karşısındakini ezerek kendini büyütme çabası oldu.

Oysa kimse durup düşünmüyor.

Karşındaki insan bugün hangi yükü taşıyor?

Belki annesini kaybetti.

Belki işten çıkarıldı.

Belki sabaha kadar hastane koridorunda bekledi.

Belki yıllardır beklediği güzel bir haber aldı ve sevincini paylaşacak birini arıyor.

Belki çocuğu dünyaya geldi.

Belki mezun oldu.

Belki terfi etti.

Belki aylardır korkuyla beklediği tahlil sonucunda "Temiz çıktı." cümlesini duydu ve yeniden hayata tutundu.

Belki de sadece çok yorgun.

Biz bunların hiçbirini bilmiyoruz.

Bilmediğimiz halde, sadece kendi canımız sıkkın diye, kendi egomuz incindi diye, kendi haklılığımızı ispatlamak için karşımızdakine çemkiriyoruz.

Sonra da içimizden, "İyi söyledim.", "Haddini bildirdim.", "Golü attım.", "Bir sıfır öne geçtim." diye kendimizi teselli ediyoruz.

Peki gerçekten kazanan kim?

Bir insanın moralini bozarak, gününü mahvederek, belki haftalarca unutamayacağı birkaç cümle söyleyerek elde edilen şey gerçekten zafer mi?

Yoksa sadece anlık bir ego tatmini mi?

Psikolojide buna "duygusal boşaltım" deniliyor. Kişi kendi öfkesini yönetemeyince onu en kolay hedefe boşaltıyor. Böylece kısa süreli bir rahatlama hissediyor. Fakat bu rahatlama gerçek bir çözüm olmuyor. Çünkü sorun çözülmüyor; sadece başka bir insana aktarılıyor.

Belki de bu yüzden çemkiren insanlar ertesi gün yine çemkiriyor.

Çünkü öfke bitmiyor.

İç huzur oluşmuyor.

Sadece hedef değişiyor.

İşin en acı tarafı ise bunun eğitimle de ilgisinin olmaması.

Diploması olan da yapıyor.

Olmayan da.

Yönetici de yapıyor.

Memur da.

Öğretmen de.

Esnaf da.

Genç de.

Yaşlı da.

Evin içinde eşler birbirine yapıyor.

Anne babalar çocuklarına yapıyor.

Çocuklar anne babalarına yapıyor.

Müşteri çalışana yapıyor.

Çalışan müşteriye yapıyor.

Sosyal medyada tanımadığımız insanlara yapıyoruz.

Trafikte yapıyoruz.

Hastanede yapıyoruz.

Market sırasında yapıyoruz.

Telefon konuşmalarında yapıyoruz.

Sanki herkes görünmez bir öfke taşıyor ve ilk karşılaştığı insana bırakıp rahatlıyor.

Oysa nezaket, hiçbir zaman zayıflık olmadı.

Sesini yükseltmeden konuşabilmek bir karakter meselesidir.

Karşındakini incitmeden derdini anlatabilmek ise gerçek güçtür.

Çünkü herkes kendi hayatının görünmeyen savaşını veriyor.

Kimisi hastalığıyla...

Kimisi yalnızlığıyla...

Kimisi borçlarıyla...

Kimisi yasla...

Kimisi geleceğe dair korkularıyla...

Biz ise bunların hiçbirini bilmeden, sadece birkaç dakikalık öfkemiz uğruna insanların omzuna yeni yükler ekliyoruz.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Ben bugün kaç kişiye iyi geldim?

Çünkü asıl üstünlük, birini susturmakta değil; bir insanın içindeki yükü biraz olsun hafifletebilmektedir.

Belki de bu çağın en büyük görgü kuralı, konuşmadan önce şunu hatırlamaktır:

Karşındaki insanın hikâyesini bilmiyorsun. Bilmediğin bir hikâyeye öfkeni değil, biraz anlayışını götür. Çünkü bir cümle bazen bir insanın bütün gününü karartabilir; aynı cümle, biraz nezaketle söylendiğinde ise hayatına umut bırakabilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder