Eşek Semerinin Sessiz Tarihi
Nevin BİLGİN
Bit pazarlarının, antika köşelerinin tozlu raflarında, göz kamaştıran bir obje değil ama içi tarih dolu bir eser bekler: eşek semeri. Yüzeyinde çatlamış deri, kenarlarında zamana direnmiş nakışlar, renkleri solmuş ama hâlâ bir hikâye fısıldar. Her çizik, her küçük yırtık, bir zamanların günlük yaşamının, yolculukların ve emekle yoğrulmuş öyküsünün izi gibidir.
Geçmişte bu semerler, sıradan bir eşeğin üzerine oturur, yük taşır, yol gösterir, sabır öğretirdi. Küçük köy yollarında, pazarlara taşınan ürünlerde, çocukların gülüşleri arasında eşeğin sırtında sessiz bir tanık olarak dururdu. Sadece bir yük taşıma aracı değil, aynı zamanda günlük hayatın ritmini şekillendiren bir unsurdu; köylünün yorgun omzunun hafifleyen yükü, yolcunun güvenli adımı, bir eşek ve semerinin ortaklığı.
Bugünse aynı semer, artık taşınmıyor; tozlu bir köşede sergileniyor, geçmişin hatırasını taşıyor. Yalnızca dekor değil, bir zamanlar hayatın içinde ne kadar vazgeçilmez olduğunu anlatan bir obje. Her tırtıklı deri, her oyma motif, zamana karşı direnen bir sessiz şiir gibi. Eşek semeri, geçmişin gündelik kahramanlarından biri; artık gözle değil, hayal gücüyle taşınan bir yoldaş.
Ve belki de en güzeli, antika pazarlarında karşılaştığınızda fark etmediğiniz o küçük büyü: bir zamanlar yükleri taşıyan, yolları bilen, insanları evlerine götüren bu semer, hâlâ sessiz bir bilgelik taşır. Eşek semeri, yalnızca bir nesne değil, geçmişle bugün arasında kurulmuş bir köprüdür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder