30 Kasım 2025 Pazar

 Narsisistik Kültürün Beslenmesi: 

Dijital Çağda Benliğin Yükselişi



Nevin BİLGİN 

Modern Batı toplumları, sosyolog ve psikologlar tarafından uzun süredir bireyselliğin ve narsisizmin artış gösterdiği bir yapı olarak incelenmekte. 

Narsisizm, bireyin kendisine duyduğu aşırı hayranlık, sürekli onaylanma ihtiyacı ve empati eksikliği gibi özelliklerle tanımlanıyor. 

Günümüzde, özellikle dijital çağın getirdiği kültürel ve teknolojik dönüşümler, bu narsisistik eğilimlerin toplum geneline yayılmasına ve kurumsallaşmasına zemin hazırlamakta. Bu durum, narsisistik kültür olarak adlandırılan, bireysel performansın, görünürlüğün ve dışsal onayın merkeze alındığı bir sistemin beslenmesine yol açmakta.



Performans Toplumu ve Başarı Odaklılık

Kültürün narsisistik bir yapıya kaymasının temel nedenlerinden biri, çağdaş toplumların birer performans toplumu (Byung-Chul Han) haline gelmesidir. 

Artık disiplin ve yasaklarla değil, başarı, verimlilik ve kendini sürekli optimize etme dürtüsüyle yönetilen birey, kendi kendini sömüren bir girişimciye dönüşmüştür. 

Birey, sürekli olarak yeteneklerini, yaşam tarzını ve mutluluğunu kanıtlama baskısı altındadır. Bu durum, bireyin içsel değerlerinden ziyade, başkalarının gözündeki başarısına odaklanmasına neden olur.

 Christopher Lasch'ın kült kitabı Narsisizm Kültüründe (1979) belirttiği gibi, modern birey geçmişten koparılmış, dışsal parlaklığa ve geçici şöhrete saplanmış bir hale gelmiştir.


Dijitalleşme ve Teşhir Kültürü

Narsisistik kültürün en güçlü beslenme kanalı sosyal medyadır. Instagram, Facebook ve TikTok gibi platformlar, benliğin sürekli bir kamusal teşhir alanına dönüşmesini sağlamıştır. Bu platformlarda birey, gerçek benliğinden ziyade, özenle kurgulanmış ve filtrelenmiş ideal bir benlik sunar. Sosyal medya etkileşimleri (beğeniler, takipçiler) ise, narsisistik ihtiyacın karşılanmasında kullanılan dijital onay birimleri haline gelmiştir. 

Teknolojinin bizi bir araya getirmek yerine, sürekli olarak "nasıl göründüğümüz" kaygısıyla yalnızlaştırmakta ve kendimizi sürekli performans sergileyen aktörlere dönüştürmektedir.

Bu teşhir kültürü, bireyi sürekli olarak öz-propagandaya iter ve benliğin sağlıklı sınırlarını erozyona uğratır.

Aşırı Övgü ve Ebeveynlik Tarzları

Narsisistik kültürün beslenmesinde, ebeveynlik tarzlarındaki değişimler de önemli bir faktör olarak görülmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yaygınlaşan, çocuğa aşırı odaklanan ve onu sürekli öven ebeveynlik yaklaşımları, bazı araştırmacılar tarafından narsisizmin artışına katkıda bulunmuştur. Çocuğa, gerçekçi olmayan bir üstünlük hissi aşılamak ve onu eleştiriden uzak tutmak, empati gelişimini engelleyebilir ve çocuğun yetişkinlikte dışsal onay bağımlılığını artırabilir. Araştırmalar, yüksek öz saygı ile narsisizm arasındaki farkı vurgulamakta; narsisizmin sağlıklı benlik saygısı değil, bir üstünlük hissi olduğunu göstermektedir.

Narsisistik kültürün beslenmesi, sonuç olarak toplumsal ve ahlaki yozlaşma olarak algılanan durumlarla derin bir bağlantı içindedir. Sürekli kendini yüceltme ve bireysel çıkar odaklılık, empati eksikliğini derinleştirir. 

Toplumsal sorunlara duyarlılık azalırken, her şeyin bireyin kendi deneyimi ve hisleri etrafında döndüğü bir algı hakim olur. Lasch'ın işaret ettiği gibi, narsisistik kültür, kamusal alanın rasyonel ve ahlaki tartışma alanı olmaktan çıkıp, sadece bireysel gösteri ve tüketim nesnelerinin sergilendiği bir arenaya dönüşmesine yol açar. Bu, uzun vadede kolektif eylem, dayanışma ve ortak iyi gibi temel toplumsal değerleri aşındırarak, ahlaki erozyon riskini artırmaktadır.

Kaynakça: 

Han, B.-C. (2017). Yorgunluk Toplumu (Çev. A. Atasoy).

H Murthy Vivek, Birlikte: Yalnızlaşan Dünyamızda İnsan İlişkilerinin İyileştirici Gücü 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder