HAMAL HAMDİ BEY’LERE NE OLDU?
Nevin Bilgin
Hamal Hamdi Bey'ler... O kamburlaşmış, nasırlı omuzlara tüm şehrin yükünü, tüm hayatın ağırlığını alan güçlü sırtlar, modernleşmenin dev tekerlekleri altında ezilerek tarih sahnesinden çekildi. Gözümüzde canlanan o koca heybeyle, küfeyle yürüyen, her şeye rağmen gururlu duruşundan taviz vermeyen o figür artık sokaklarımızda yok.
Bugün hamallık, biçim değiştirerek başka bir kimliğe büründü. Fiziksel ağırlık, artık tek bir insanın omuzlarında değil motorize edilmiş araçlara, vinçlere ve lojistik zincirinin devasa kamyonlarına dağıtıldı. Artık yükü beden gücüyle değil, makine gücüyle taşıyan, hatta gecenin sessizliğinde şehrin bıraktığı tüm kalıntıları, dertleri ve atıkları toplayan çevre ve temizlik işçileri var. Onlar, modern yaşamın görünmez Hamal Hamdi Bey’leri.
Yükleri somut çöp olsa da, görevleri toplumsal bir sorumluluğun manevi ağırlığını taşıyor. Hamal Hamdi Bey’in küfretmeden, isyan etmeden taşıdığı o çuvallar gibi, onlar da bu yeni dünyanın görünmezliğini ve yorgunluğunu taşımakta.
Ama eski hamalın bir felsefesi vardı. O, sadece eşya taşımıyor, hayatın acı-tatlı tüm gerçeklerini sırtında hissediyordu.
Edebiyatımız, bu karakterin özgür ruhunu, dünyaya karşı duruşunu ve yoksulluğa rağmen taşıdığı o kocaman yüreği ölümsüzleştirir hep.
İşte büyük şair Suat Taşer'in kaleminden çıkan ve o dönemin ruhunu en iyi anlatan, Hamal Hamdi Bey’i bize hatırlatan o metin:
fotoğraf: mimesis dergisi
SUAT TAŞER’DEN HAMAL HAMDİ BEY
Buyurun hanımefendiler beyefendiler. Buyurun rica ederim. Hamal Hamdi beyin dünyasına buyurun. Hepi topu bir kuru can. Hamdi beyde bir yürek var. Nah kocaman.
Hey canına yandığımın dünyası der; “Alt tarafı iki kürek toprak be abi.” Denize karşıdır Hamdi beyin hanesi. Sabah güneşi içinde. Kırık bir türküye benzer gönül hikayesi.
Takarım koluma, çıkarım sokağa. Dünyanın tadı gelir” – içelim. “Sen dedi hamal Hamdi. Pamuk çuvalı mı sandın beni ? Doktor karısı olacağım ben. Çifte balkonlu evde oturacağım.
Ulan Hamdi diyorum. Niye terlemiyor herkes senin gibi. Afedersin yangelmiş bilmemnesinin üzerine. Ciğeri beşpara etmezin biri.
Kız Aysel Cigaramın dumanı. Üzüntün kuruntum, baş ağrım. Cilvene can kurban dedik, Biz bu dünyaya geldikse yavrum. Naz üstüne naz çekmeye değil, Sevmeye yaşamaya geldik.
Bütün parklar bizim, Kaçak aşkları gizleyen dar sokaklar bizim. Bir yanı yeşerik, bir yanı kuru şu ağaç. Sahildeki ihtiyar kaya. Gündoğduktan ay çıktıktan sonraki dünya. Kar, yağmur, rüzgar. Hele durmadan bizi çağıran şu dağlar hep bizim. Dört mevsimin dördü...
tahammül, umuttan doğar. zaman bizim dostumuzdur, unutma, en az hürriyet kadar. ummaktır yaşamak. ibret al, ders al geceden.
kalkın ayağa. diri soluklarla güzlensin adımlarınız. bir çiçek açsın içinizde kocaman geleceğe. ışıdı evren ışıdı düşünce ışısın karanlıklarınız. kaç kere öldünüz gizli gizli yazık. Kalkın ayağa.
Kör gelir, kötürüm gider. Bu toprak üstü cânım dünyadan Bunca güzellik ortasında şaşkın, Unutmuş lezzetini yaşamanın, aşkın, Burda kalır hazlar, güzellikler. Ötede aç böcekler, doymaz böcekler. Telâş içinde kıvıl kıvıl, Kara toprağın karanlığında insanı bekler. Açılıverse karanlığın kapısı, Koşar yeryüzüne, Koşar gecesine, gündüzüne, Durmaz, koşar ölülerin hepisi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder