28 Aralık 2025 Pazar

Kurucu Milliyetçilikten Güvenlik İdeolojisine

Türkiye’de Milliyetçiliğin Yüzyıllık Seyri: Kurucu İktidar, İç Muhalefet ve Dönüşüm



NEVİN BİLGİN 

Türkiye’de milliyetçilik, kuruluşundan itibaren iktidar ile muhalefet arasında gidip gelen, zamanla devletle bütünleşen ve her dönemde yeni biçimler alan bir ideolojik alan olmuştur. Özellikle erken Cumhuriyet döneminde Türkçülüğün, Kemalist milliyetçiliğe karşı ana muhalefet hattı olarak konumlanması, bu ideolojinin tarihsel sürekliliğini ve dönüşüm kapasitesini anlamak açısından kilit bir öneme sahiptir

1. Kuruluş ve Tek Parti Dönemi (1923–1946)

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında milliyetçilik, yeni devletin kurucu ideolojisinin vazgeçilmez bir unsuru olmakla birlikte homojen ve tartışmasız bir bütünlük sergilememiştir. Bu dönemde milliyetçilik, bir yandan Kemalist ideoloji eliyle resmî bir çerçeveye kavuşturulurken, öte yandan aynı ideolojik alan içinde Türkçülük, başlıca muhalefet hattı olarak şekillenmiştir. 

Kemalist milliyetçilik, ulusu esas olarak siyasal yurttaşlık temelinde tanımlamayı hedeflemiş; etnik vurguları geri planda tutarak modernleşmeci, merkeziyetçi ve devletçi bir ulus inşası yürütmüştür. Buna karşılık Türkçülük, bu yaklaşımı fazla soyut, fazla kapsayıcı ve “Türklüğü sulandırıcı” bulmuş; etnik köken, tarihsel süreklilik ve kültürel safiyet vurgularını daha sert biçimde öne çıkarmıştır.

Bu nedenle erken Cumhuriyet döneminde Türkçülük, devlet tarafından kimi zaman teşvik edilen, kimi zaman sınırlandırılan; ancak bütünüyle tasfiye edilemeyen bir ideolojik iç muhalefet konumunda kalmıştır. 1930’lu ve 1940’lı yıllarda güç kazanan ırkçı-Turancı eğilimler, resmî Kemalist milliyetçilikle açık bir gerilim yaratmış; milliyetçiliğin hangi biçiminin “makbul” olduğu meselesi siyasal bir mücadele alanına dönüşmüştür.

2. Çok Partili Hayata Geçiş ve Demokrat Parti Dönemi (1946–1960)

Çok partili rejime geçişle birlikte milliyetçilik, devletin tekelinden kısmen çıkmış ve daha popüler bir dile kavuşmuştur. Demokrat Parti döneminde “milli irade” söylemi öne çıkmış; milliyetçilik, muhafazakârlık ve dini değerlerle daha görünür biçimde birleşmiştir.

Soğuk Savaş koşulları, antikomünizmi milliyetçiliğin temel ideolojik dayanaklarından biri haline getirmiştir. Bu dönemde milliyetçilik, elitist-modernist bir söylemden uzaklaşarak halkçı ve muhafazakâr bir ton kazanmış; devletçi Kemalist çerçevenin sınırları belirgin biçimde esnemiştir.

3. 1960–1980 Dönemi: İdeolojik Sertleşme ve Türk-İslam Sentezi

1960’lı ve 1970’li yıllar, milliyetçiliğin açık biçimde ideolojik bir cephe siyasetine dönüştüğü bir dönem olmuştur. Sol–sağ kutuplaşması içinde milliyetçilik, ülkücü hareket aracılığıyla örgütlü ve militan bir nitelik kazanmıştır.

Bu süreçte Türkçülük, antikomünizmle birleşmiş; milliyetçilik, yalnızca etnik değil aynı zamanda dini referanslarla tanımlanan Türk-İslam sentezi ekseninde yeniden şekillenmiştir. Milliyetçi ideoloji, sokak siyaseti ve şiddetle iç içe geçerek devletin gayriresmî güvenlikçi refleksleriyle örtüşen bir rol üstlenmiştir.

4. 1980–2000 Dönemi: Devletle Bütünleşme ve Güvenlikçi Milliyetçilik

12 Eylül askeri darbesi sonrasında milliyetçilik, yeniden devlet merkezli bir ideolojik çerçeveye oturtulmuştur. Bu dönemde hem resmî Kemalist milliyetçilik hem de MHP çizgisindeki Türkçü milliyetçilik, farklı düzeylerde sistem içine dahil edilmiştir.

“Bölücülük”, “irtica” ve “devletin bekası” söylemleri milliyetçiliğin ana temaları haline gelmiş; milliyetçilik, toplumu disipline eden ve siyasal alanı daraltan bir güvenlik ideolojisi olarak işlev görmüştür. Bu süreçte milliyetçilik, muhalif bir damar olmaktan çok devletin ideolojik aygıtlarından biri haline gelmiştir.

5. 2000 Sonrası: Esnek, Araçsallaştırılmış ve Hegemonik Milliyetçilik

2000’li yıllarla birlikte milliyetçilik, muhafazakârlık ve neoliberal siyasetle iç içe geçen yeni bir biçim kazanmıştır. AKP iktidarı döneminde “milli ve yerli” söylemi, hem ekonomik hem kültürel alanlarda belirleyici hale gelmiş; milliyetçilik, farklı ideolojik unsurları bir arada tutan esnek bir siyasal araç olarak kullanılmıştır.

Yeni Osmanlıcılık vurgusu, milliyetçiliğe tarihsel ve medeniyetçi bir boyut eklerken; milliyetçilik, artık yalnızca bir ideoloji değil, iktidarın kriz anlarında başvurduğu temel hegemonya araçlarından biri haline gelmiştir.

Nurculuk – İslamcılık – Milliyetçilik İlişkisi 

Nurculuk ve genel olarak İslamcı hareketler, erken Cumhuriyet döneminde milliyetçiliğe açık bir ideolojik alternatif olmaktan ziyade, onun dışında ve çoğu zaman karşısında konumlanmıştır. Seküler ve modernist Kemalist milliyetçilik, dini kamusal alandan tasfiye etmeye yönelirken; Nurculuk, bu tasfiyeye karşı sessiz, sivil ve cemaat temelli bir direniş hattı geliştirmiştir.

Bu dönemde İslamcılık, milliyetçilikle doğrudan çatışmaktan çok, onun dışında kalan bir ahlaki ve toplumsal alan kurmaya çalışmıştır. Milliyetçilik “ulus”u merkeze alırken, Nurculuk ve benzeri dini hareketler ümmet fikrini ve manevi aidiyeti öne çıkarmıştır.

Zamanla, özellikle Soğuk Savaş yıllarında, İslamcılık ve milliyetçilik arasında pragmatik bir yakınlaşma ortaya çıkmış; bu yakınlaşma Türk-İslam senteziyle ideolojik bir forma kavuşmuştur. Böylece başlangıçta milliyetçiliğin dışında kalan dini hareketler, ilerleyen yıllarda onun tamamlayıcı unsurlarından biri haline gelmiştir.

Kaynakça: 


https://www.routledge.com/Kemalism-in-Turkish-Politics-The-Republican-Peoples-Party-Secularism/Ciddi/p/book

ttps://academic.oup.com/princeton-scholarship-online/book/

https://www.youtube.com/watch?v=P6NbofSfCy4


https://open.metu.edu.tr/handle/11511/99772


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder