Başkanın Metresi Filmi
Metres, Başkan ve Cinayet: Unutulmayan Paris Vakası
Nevin BİLGİN
“Başkanın Metresi”, köklerini gerçek bir skandaldan alan bir hikâyeyi merkezine alıyor. Film, Belle Époque Paris’inin görkemli ama aynı zamanda çürümekte olan toplumsal dokusu içinde, Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure ile genç ve cazibesi yüksek Marguerite Steinheil arasında yaşanan gizli aşkı odak noktasına yerleştiriyor.
Yönetmen Jean-Pierre Sinapí, tarihin tozlu sayfalarında kalmış bu tuhaf ve trajik ilişkiyi yeniden canlandırırken, Cristiana Reali’nin Marguerite yorumu ve Didier Bezace’nin Félix Faure performansı üzerinden güçlü bir dramatik gerilim kuruyor.
Film, Marguerite’in Paris’e taşınıp sanat ortamına karışmasıyla açılıyor ve onun giderek göz kamaştırıcı ama bir o kadar da kırılgan bir dünyanın içine çekilmesini izliyoruz. Félix Faure ile yollarının kesişmesi, sıradan bir tutkunun değil, iktidar hırsının, arzunun ve çaresizliğin iç içe geçtiği bir ilişkinin başlangıcı oluyor. Cumhurbaşkanı, hem bedenini hem anılarını Marguerite’e teslim ediyor; Marguerite de bu bağı, onu hem yükselten hem de yutan bir kader çizgisine dönüştürüyor. Film, Élysée Sarayı’nın gizli odalarında yaşanan bu ilişkiyi, skandalın toplumdaki yankılarıyla birlikte sahneleyerek, iktidarın görünmez kapılar ardında nasıl kırılganlaştığını gösteriyor.
Hikaye, Félix Faure’un Élysée’de Marguerite’in kollarında ansızın ölmesiyle bir kırılma noktasına ulaşıyor. Paris basını olayı büyütürken, Marguerite bir anda şüpheliye dönüşüyor; film bu anları, hem toplumsal linç atmosferinin hem de dönemin cinsiyetçi bakışının izleriyle işler. Başlangıçta zehirlemekle suçlanan Marguerite’in aklanması, onun üzerindeki gölgeleri tamamen dağıtmıyor; aksine, toplum onun adını bir skandal figürüne dönüştürmeye devam ediyor.
Sinema anlatısı ikinci büyük darbeyi, Marguerite’in birkaç yıl sonra ailesinin karanlık bir şekilde öldürülmesiyle kuruyor. Annesi ve kocasının bağlı ve boğulmuş halde bulunması, Marguerite’in ise kızı Marthe’nin yatağında elleri ağzı bağlı biçimde sağ kalması, filmin dramatik eksenini bir gizem ve suç hikâyesine doğru kaydırıyor. Katillerin Marguerite’i kızı sanıp bırakması, onun talih ile talihsizlik arasındaki ince çizgide yürüyen bir kadın olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Ancak bu olay, geçmişteki skandallardan beslenen kamuoyu için kaçınılmaz olarak yeni bir kuşku sebebi oluyor. Film, bu kuşkunun Marguerite’in üzerine nasıl çöktüğünü, basının ve toplumun onu yeniden suçlu ilan etmeye nasıl hazır beklediğini gösterirken, adalet sisteminin ve toplumsal hafızanın acımasızlığını sorguluyor.
“Başkanın Metresi”, Marguerite’in sonunda beraat etmesine rağmen, onun yaşamına yapışan gölgelerin hiç silinmeyişini merkezine alıyor. Sinapí, seyirciyi hem Marguerite’in trajik kaderine hem de dönemin Fransası’nın kirli siyasi ilişkilerine yaklaştırıyor. Film, bir kadının arzunun, güç ilişkilerinin ve kamu skandalının ortasında nasıl bir mitolojiye dönüştüğünü inceliyor; Marguerite’in mezarına götürdüğü sırları, tarih ile anlatı arasındaki boşlukta yankılanan bir bilmeceye dönüştürüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder