6 Ocak 2026 Salı

Osmanlı Devleti’nde Öğrenci Hareketleri: Suhte Ayaklanmalarından II. Meşrutiyet’e

fotoğraf: yurtsever.org




Nevin BİLGİN 

Türkiye yükseköğretim tarihinde ilk öğrenci olayları, modern üniversite yapılarının ortaya çıkışından çok önce, Osmanlı Devleti döneminde başlamıştır. 

Osmanlı Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışının ardından Anadolu ve Balkanlar’da siyasi istikrarsızlığın hâkim olduğu bir coğrafyada kısa sürede egemenlik kurmuş İstanbul’un fethiyle birlikte özellikle 16. yüzyılda askeri siyasi ve ekonomik bakımdan dönemin en güçlü devletlerinden biri hâline gelmiştir. 

Ancak 17. yüzyıla gelindiğinde, devletin sınırlarının Cezayir’den Azerbaycan’a, Azak Denizi’nden Adriyatik’e ve Viyana önlerinden Yemen’e kadar genişlemesi, beraberinde ciddi yapısal ve ekonomik sorunları da ortaya çıkarmıştır.

Osmanlı eğitim sistemi, klasik dönemde medrese kurumu etrafında şekillendi. Medreseler, ilim ve hukuk eğitimini sağlarken aynı zamanda devlet bürokrasisine dinî ve idari görevliler yetiştiren önemli kurumlardı. Ancak 16. yüzyılın ortalarından itibaren artan öğrenci sayısı, ekonomik güçlükler ve medrese sistemindeki yapısal sorunlar, “öğrenci olayları” olarak tanımlanan hareketlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. 

Medrese Talebeleri Kimdi?

Medrese öğrencilerine Osmanlı kaynaklarında suhte veya softa denmiştir  Farsça’da “yanmış, tutuşmuş” anlamına gelen terme denir. Başlangıçta talebe olan bu gruplar, klasik dönemde cami medreselerinde dini ve fıkıhi eğitim almak üzere devlet vakıflarından burs ve iaşe alarak eğitim görüyordu

Bu sorunların toplumsal alandaki yansımalarından biri, Osmanlı Devleti’nde görülen ilk kitlesel öğrenci hareketleri olarak kabul edilen Suhte (softa) ayaklanmalarıdır. Suhte/softa, medreselerde eğitim gören, henüz icazet (diploma) almamış medrese öğrencileri için kullanılan bir terimdir. 

16. yüzyıldan itibaren kariyer beklentisiyle medreselere yönelen öğrenci sayısındaki artışa karşın, devletin bu talebi karşılayacak istihdam ve ekonomik kapasiteye sahip olmaması, öğrenciler arasında derin bir gelecek kaygısı yaratmıştır. 

Neden Öğrenci Olayları (Softa Ayaklanmaları) Çıktı?

1) Eğitim Sistemindeki Aşırı Talebe

16.yüzyılda medreselere kayıt olan öğrenci sayısı arttı ancak mezun olduktan sonra kadro bulma imkânları sınırlıydı. Bu, gençler arasında işsizlik ve huzursuzluğa yol açtı. 

2) Ekonomik ve Sosyal Sorunlar

Osmanlı’nın savaşlarla meşgul olduğu dönemlerde devlet hazinesindeki daralma ve enflasyon, medrese burslarının yetersiz kalmasına neden oldu. Medrese öğrencileri yeterli geçim sağlayamayınca, hayatta kalma kaygısıyla şehirlerde huzursuzluklara karıştı

3) Liyakat ve Adalet Talepleri

Medrese eğitiminin kalitesinin düşmesi, iltimasla yükselmenin artması ve mezun olduktan sonra adil görevlendirme yapılmaması gençlerin devlete karşı eleştirilerini artırdı. Bu durum, örgütlü protestolara dönüşebilecek bir siyasi tepkiye zemin hazırladı

fotoğraf: tarih.substack.com

Devletin Tepkisi

Suhte/softa olayları, yerel yöneticiler ve merkezî otorite tarafından genellikle sert önlemlerle bastırıldı. Bu eylemler, devletin eğitim sisteminde reform gereksinimini daha açık bir şekilde ortaya koydu

Softa Ayaklanmaları (16.–17. Yüzyıllar)

Osmanlı tarih literatüründe sıkça softa ayaklanmaları veya suhte fesadı (medrese öğrenci eylemleri) olarak adlandırılan olaylar, 1550’lerden başlayarak 17. yüzyıla kadar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde meydana geldi. Bu hareketler, ekonomik sıkıntı ve devlete karşı duyulan memnuniyetsizlik sonucu ortaya çıkarak hızla toplumsal bir kargaşaya dönüştü. 

Özellikle İçel (Mersin) sancağında Medrese öğrencilerinin başlattığı karışıklıklar belgelere yansımıştır. Bazı olaylar, kısa süre içinde bölgede sosyal otoriteyi bozacak düzeye ulaşmıştır

1550 sonrasında uzun süren savaşların yol açtığı enflasyon, para darlığı ve tımar sisteminin (devlet toprağının askerî hizmet karşılığı tahsis edilmesi sistemi) bozulması, hem üretici kesimleri hem de eğitim kurumlarını olumsuz etkilemiş; medrese öğrencilerinin ekonomik koşulları giderek kötüleşmiştir.

Bu durum, medrese talebelerinin şehir yaşamında marjinalleşmesine ve zamanla Celali İsyanları ile iç içe geçen toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Medrese kaynaklı ayaklanmalar, özellikle Anadolu topraklarında yayılmış  başlangıçta küçük gruplar hâlinde örgütlenen suhteler zamanla binlerce kişiye ulaşan silahlı gruplar hâline gelmiştir. Ancak bu hareketler, Celali isyanlarından farklı olarak doğrudan siyasal iktidarı hedef alan örgütlü bir programdan ziyade, ekonomik ve sosyal koşullara karşı gelişen tepkisel bir nitelik taşımıştır. 

Devletin bu ayaklanmalara karşı sert askerî yöntemlere başvurması sorunu kalıcı biçimde çözememiş; III. Murat döneminden itibaren medrese sisteminde sınırlı düzenlemelere gidilmiştir.

XIX. yüzyıla gelindiğinde öğrenci muhalefeti, Talebe-i Ulum hareketleri (Medrese, Darülfünun, Mekteb-i Tıbbiye, Mülkiye, Harbiye gibi farklı kurumlarda okuyan öğrencilerin tamamını

kapsayan kolektif öğrenci kitlesini tanımlamak için kullanılırdı.) çerçevesinde yeniden görünür hale gelmiştir.

Bu dönemin en dikkat çekici özelliği, klasik medrese eğitimi alan öğrenciler ile Batı tarzı eğitim veren Darülfünun (üniversite) öğrencilerinin birlikte hareket etmeleridir. Bu durum, öğrenci eylemlerinin ideolojik bir bütünlükten çok, dönemin sosyo-ekonomik ve yönetsel sorunlarına karşı ortak bir protesto refleksiyle şekillendiğini göstermektedir. 

Mali düzenlemelerin yarattığı hoşnutsuzluklar, Hersek İsyanı’nın bastırılamaması ve Balkanlardaki karışıklıklar, Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’ya yönelik toplumsal tepkiyi artırmış; 11 Mayıs 1876’da Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye medreselerinin öğrencileri derslere girmeyerek gösterilere başlamıştır. Bu hareket, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan sürecin önemli toplumsal dinamiklerinden biri olmuştur.

Talebe-i Ulum hareketleri ile Meşrutiyet arasındaki geçiş sürecinde, Osmanlı Devleti’nde öğrenci hareketlerinin siyasal örgütlenmeyle ilk temas ettiği önemli bir kırılma noktası ise 1859 tarihli Kuleli Vakasıdır. 

Osmanlı Devleti’nde ilk siyasal örgütlenmelerden biri olarak kabul edilen Fedailer Cemiyeti, 1859 yılında kurulmuş; üyeleri arasında medrese öğrencilerinin yanı sıra aydınlar, din adamları, yüksek rütbeli subaylar ve bürokratlar yer almıştır. 

Cemiyetin amacı, Sultan Abdülmecid’i tahttan indirmek ve devlet yönetiminde köklü bir değişim gerçekleştirmekti. Ancak 15 Eylül 1859’da Kılıç Ali Paşa Camii’nde toplantı hâlindeyken yapılan bir ihbar sonucu cemiyet üyelerinin yakalanmasıyla girişim başarısız olmuş; yargılamaların Kuleli Kışlası’nda yapılması nedeniyle olay tarih literatürüne “Kuleli Vakası” olarak geçmiştir. 

Her ne kadar bazı medrese öğrencileri bu girişimde yer almış olsa da, olay bir toplu öğrenci hareketi olmaktan ziyade sınırlı sayıda öğrencinin siyasal bir örgütü desteklemesi niteliğindedir.

Kuleli Vakası sonrasında Osmanlı Devleti’nde öğrenci hareketleri, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde sosyo-kültürel dönüşümlerle birlikte daha karmaşık bir hâl almıştır. 

Geleneksel dinî eğitim ile modern bilimsel düşünce arasında kalan gençler, özellikle yabancı dil bilen ve Batı kaynaklarını takip eden öğrenciler, yaşadıkları toplum ile okudukları fikirler arasında ciddi bir düşünsel ikilem yaşamıştır. Bu çelişkinin en yoğun hissedildiği kurumlardan biri Mekteb-i Tıbbiye olmuştur.

Bu ortamda, 1889 yılında beş tıbbiyeli öğrenci tarafından İttihad-ı Osmanî Cemiyeti kurulmuş; cemiyet başlangıçta bir düşünce kulübü niteliği taşırken zamanla örgütlü bir siyasal muhalefete dönüşmüştür. II. Abdülhamit yönetiminin baskıları nedeniyle faaliyetlerini yurtdışına taşıyan örgüt, basın yoluyla rejimi yıpratmayı ve Kanun-ı Esasi’yi (anayasa) yeniden yürürlüğe koymayı hedeflemiştir. Bu süreç, aydın-subay kadrolarının gizli faaliyetleri ve kitlesel hareketlerin etkisiyle 1908 Devrimi’ne ulaşmıştır.

Haziran 1908’de İngiltere ve Rusya arasında gerçekleşen Reval Görüşmeleri, Osmanlı kamuoyunda devletin paylaşılacağı endişesini güçlendirmiş; bu atmosfer, II. Meşrutiyet’in ilanı için toplumsal meşruiyet yaratılmasında etkili olmuştur. Balkan şehirleri, İstanbul halkı ve özellikle yüksekokul öğrencileri, 32 yıllık istibdat birikiminin ardından Meşrutiyet’i büyük bir coşkuyla karşılamıştır. Ancak bu süreçte Saray ve Bab-ı Ali (sadrazamlık makamı) önünde yapılan sürekli toplantı ve gösteriler, yönetimde endişe yaratmış; gösterilerin sona erdirilmesine yönelik bildiriler yayımlanmıştır.

II. Meşrutiyet sonrasında, özellikle yüksekokul öğrencilerinin yoğun katılım gösterdiği çok sayıda toplantı ve gösteri gerçekleşmiştir. Bunlar arasında Tıbbiyelilerin İngiltere Elçiliği’ne yürüyüşü (25 Temmuz 1908), Temmuz 1908 gösterileri, Bab-ı Meşihat (Şeyhülislamlık) ve Bab-ı Ali önündeki protestolar, 31 Mart Olayı öncesindeki toplantılar, Balkan Savaşı öncesinde düzenlenen Harp Mitingi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Müzaheret Mitingi ve Bab-ı Ali Nümayişi öne çıkmaktadır. Bu eylemlerin bir kısmı savaş yanlısı söylemler içerirken, bir kısmı ise hükümete ve yönetime yönelik sert eleştiriler barındırmıştır.

Osmanlı Devleti döneminde ortaya çıkan öğrenci olaylarının temel nedenleri genel olarak; ekonomik bozukluklar, siyasal partilerin ve bazı öğretim üyelerinin öğrencileri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri, aydın kadronun bilimsel yetersizliği, Batı’yı taklit etme çabalarının yarattığı uyum sorunları, azınlıkların bağımsızlık hareketleri, üniversitelerin çağdaş bilim üretmekten çok bürokratik memur yetiştirme amacıyla yapılandırılması, ülkedeki otorite boşluğu ve basın ile öğrenci grupları arasındaki bölünmeler şeklinde sıralanabilir.

Kaynakça: 

https://acikerisim.mersin.edu.tr/dosyalar/a99645f743dc88e3d23e5e2b00b7cec22953557063f8b8e488201.pdf

https://acikerisim.cumhuriyet.edu.tr/items/ca73411a-a720-48fd-9ecd-b682cd719c6b

https://islamansiklopedisi.org.tr/softa

Aktar, Y. (1999). İkinci Meşrutiyet Dönemi Öğrenci Olayları (1908-1918). Gündoğan Yayınları.

Ayvazoğlu, O. (2024). Osmanlı’dan Cumhuriyete öğrenci hareketleri 1. Ravza Yayınları. ISBN 9786256715943.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder