2 Dakikada Tıp Olur mu?
Bir hastaya ayrılan süre iki, bilemedin üç dakika. Bu sürede doktor ne yapabilir?
Gerçekçi olalım: analiz yapamaz.
Analiz; hastayı dinlemek, ayrıntılı öykü almak, eski tetkiklere bakmak, olasılıkları tartmak ve muayeneyi derinleştirmek demektir. Bunların hiçbiri kronometreyle yarışarak yapılmaz. İki–üç dakikada yapılan şey çoğu zaman analiz değil, hızlı elemedir.
Doktor en baskın şikâyeti seçer. Hayati bir risk var mı diye bakar. Daha önce yüzlerce kez gördüğü bir tabloya benzetir ve çoğu zaman standart bir reçeteyle hastayı gönderir. “Önce bunu deneyelim” cümlesi tam da bu yüzden kurulur.
Peki ne olur sonra?
Eksik tahlil yapılır.
Gerekli tetkik ya ertelenir ya hiç istenmez.
Hasta geçmezse yeniden gelir.
Yani sistem hastayı ilk gelişte anlamaya değil, tekrar tekrar gelmeye zorlar.
Bu durum sadece hastayı değil, doktoru da yıpratır. O da bilir ki bu süre yetmez. Ama kapıda kuyruk vardır, ekranda süre akar, performans baskısı omzundadır. Sonuçta hasta “beni dinlemedi” der, doktor “yetişemiyorum” hissiyle baş başa kalır.
Sorun tek tek doktorlar değildir.
Sorun, 2–3 dakikaya sıkıştırılmış bir sağlık sistemidir.
Tıp aceleye gelmez.
Ama sistem aceleyi kural hâline getirmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder