17 Şubat 2026 Salı

 KADER FİLMİ üzerine

MASUMİYET, SUÇ VE YAZGI

Kader nedir aslında. İnsanın seçimleri değil midir çoğu zaman. Bir yazgı olmaktan çıkıp süreklilik kazanan seçimlerin toplamıdır belki de...


Nevin BİLGİN

Yönetmen: Zeki Demirkubuz

Kader, bir aşk anlatısı gibi açılıyor,  fakat ilerledikçe aşkın değil, iradenin sınırlarını tartışıyor. 

İnsan sevdiğini sandığı şeye doğru yürürken aslında kendi yazgısını örüyor. Film bu örülme anlarını gösteriyor kader gökten inmiyor, adım adım kuruluyor.

Bekir’in Uğur’a yönelişi saf bir bağlılık gibi görünüyor. Bağımlılık aslında.

Bu bağlılık zamanla bir varoluş biçimine dönüşüyor. Kendi hayatını askıya alıyor, başka ihtimalleri siliyor, tek bir duygunun etrafında dönüyor. 

Masumiyet burada edilgenlikle iç içe geçiyor. İnsan zarar verirken bile kendini suçsuz hissedebiliyor çünkü niyetini temize çıkarıyor. Film, masumiyetin her zaman arınmış bir alan olmadığını düşündürüyor.

Suç yalnızca hukuki bir kategori olarak belirmiyor. Bir başkasına zarar vermek kadar, kendini yok saymak da etik bir mesele haline geliyor. 

Bekir’in susuşu, kabullenişi, vazgeçmeyişi dışarıdan romantik görünüyor içeride ise bir çözülme yaşanıyor. 

Kendi hayatına karşı eylemler

İnsan kendi hayatına karşı işlediği eylemleri çoğu zaman sadakat adıyla meşrulaştırıyor. Bu meşrulaştırma süreci görünmez bir ağırlık taşıyor.

Cahillik filmde bilgi eksikliğinden çok bilinç ertelemesi şeklinde ilerliyor. 

Gerçeği sezmek ile gerçeği kabul etmek arasındaki mesafe açılıyor. Bu mesafe büyüdükçe insan kendi kurduğu döngünün içinde dönmeye devam ediyor. 

Gerçeği bilmek yetmiyor onu uygulamak cesaret istiyor. Cesaret eksildikçe kader söylemi güçleniyor.

Yoksulluk yalnızca mekanlarda görünmüyor bilinçte de görünüyor.

Kasaba otelleri ve geçici odalar kadar, seçeneklerin azalması da bir yoksullaşma biçimi taşıyor. 

İhtimaller küçüldükçe hayat tek bir eksene sıkışıyor. Sıkışma arttıkça insan bunu kaçınılmazlık olarak adlandırıyor.

Kader sözü filmde bir teslimiyet  gibi.

Bu söz, sorumluluğu dışarıya doğru itiyor. 

Oysa her dönemeçte küçük tercihler beliriyor. Kalmak, gitmek, beklemek, vazgeçmemek… 

Tekrarlanan tercihler alışkanlık kazanıyor. 

Alışkanlık derinleştikçe kaçınılmazlık hissi oluşuyor. 

Böylece kader, bir yazgı olmaktan çıkıp süreklilik kazanan seçimlerin toplamı gibi görünmeye başlıyor.

Film insanı ne bütünüyle suçlu ne bütünüyle masum bir yerde konumluyor. İrade ile teslimiyet arasında gidip gelen bir varlık tasviri yapıyor. Aşk ile bağımlılık, sadakat ile kendini inkâr, kader ile tercih aynı çizgide yürüyen kavramlar hâlini alıyor.

Sonunda geriye tek bir soru kalıyor: İnsan başına geleni mi yaşıyor, yoksa yaşadığını başına gelen diye mi adlandırıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder