Askeri Tıbbiye Öğrencilerinin Ayaklanmaları
1915 yılında Tıbbiye'ye kaydolan birinci sınıf öğrencilerinin tamamı Çanakkale'de şehit düştü. Bu nedenle Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, 1921 yılında hiç mezun veremedi.
https://www.kadirugurmert.com.tr/blog-post (fotoğraf)
NEVİN BİLGİN
Osmanlı’da öğrenci hareketleri yalnızca medreseler veya sultani düzeyindeki modern okullarla sınırlı kalmamıştır. Askerî okullar da, gençlerin toplumsal bilinç geliştirdiği ve eğitim sistemine karşı muhalefet ürettiği erken ortamlar olmuştur. Bu hareketlerden en dikkat çekeni, 19. yüzyılın sonlarında Askeri Tıbbıye öğrencileri tarafından başlatılan örgütlü muhalefettir.
Osmanlı’da Modernleşme ve Reform Girişimleri
19.yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Devleti, sosyal, kültürel ve idari alanlarda köklü değişiklikler yapmaya çalıştı. Timar sisteminin kaldırılması, vakıfların yeniden düzenlenmesi, haberleşme ve ulaştırma ağlarının geliştirilmesi, nüfus sayımı ve mülkiyet kayıtlarının düzenlenmesi ile askerî reformlar bu dönemin dikkat çeken modernleşme girişimleriydi. Ancak reformların çoğu yüzeyde kalmış, özellikle toplum ve aile hukuku alanında İslam şeriatı hala değişmez kabul edilmiştir.
Evlenme, boşanma, mülkiyet ve miras gibi konular esasen eski düzenini korumuş, reformcuların dini kurumlarda köklü değişiklik yapma niyetleri ise sınırlı kalmıştır. Bu dönemde hukuk, Tanrı’dan gelmiş değişmez bir sistem olarak kabul edildiği için devlette yasama yetkisi yoktu. Yine de Osmanlı yönetimi, şeriat ile örf ve gelenek arasında uzlaştırmalar yaparak, hukuki uygulamalarda pragmatik çözümler geliştirmiştir.
Reformların amacı, liberal ve modern bir yönetim anlayışını hem halka hem Avrupa’ya göstermekti. 3 Kasım 1839’da ilân edilen Gülhane Hatt-ı Şerif, tebaanın hayatı, mülkiyet güvenliği, eşitlik, adil yargılama ve düzenli askeri alım gibi ilkeleri kapsıyordu. Tanzimat reformları, Avrupa’nın baskısı ve desteğini kazanma ihtiyacının da bir sonucuydu.
Askeri Tıbbıye Öğrencilerinin Ayaklanmaları
Osmanlı modernleşme sürecinde askeri okullar, sadece disiplin ve eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda gençlerin siyasi bilinç geliştirdiği alanlar haline geldi. Osmanlı’daki ilk organize askeri öğrenci hareketi, 1889’da İstanbul’daki Askeri Tıbbıye öğrencileri tarafından başlatıldı.
Öğrenciler, okul içi disiplin uygulamalarına, otoriter yönetim anlayışına ve anayasal düzen taleplerine karşı örgütlenmişti.
II. Abdülhamit iktidarı ile birlikte Tıbbiye üzerinde denetim ve baskı giderek artmaya başladı ve öncesinde mektep içerisinde hakim olan özgürlük ortamı kayboldu.
Baskı idaresinin ilk ürünü, öğrencilere apolet numarası verilmek istenmesiyle ortaya çıktı. İtiraz edenler çeşitli cezalara çarptırıldı. Artan baskılar karşısında Tıbbiye’nin Demirkapı’da bulunan binasında Tıbbiye öğrencileri, hürriyet yolunda mücadele adına bir cemiyet çatısı altında örgütlendi.
Bu örgütlenme, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükûti, Mehmet Reşit ve Hüseyinzade Ali öncülüğünde “Osmanlı Birliği” (İttihad-ı Osmani) adıyla kuruldu ve kısa sürede diğer sivil ve askerî yüksek okullara yayıldı.
Bu hareket, silahlı bir isyan olmasa da, öğrencilerin siyasi bilinç ve protesto kültürünü örgütlü hale getirmesi açısından kritik bir dönüm noktasıydı. Daha sonra bu örgüt, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne dönüşerek II. Meşrutiyet’in ilanında ve siyasi mücadelede etkin bir aktör oldu.
Askeri Tıbbıye Öğrencilerinin Sürgünü ve Direnişi
Osmanlı modernleşme sürecinde, disiplin ve düzen karşıtı hareketler sadece protesto ile sınırlı kalmadı; bazen öğrenciler sürgünle cezalandırıldı. 1897 yılında Askeri Tıbbıye öğrencilerinin bir kısmı sürgüne gönderildi. Bu sürgünler, İstanbul’dan Trablusgarp’a doğru yolculukla başladı. Seyahat boyunca öğrencilerin yiyecekleri oldukça kısıtlıydı; fasulye veya pirinç çorbası, yanında zeytin ve ekmek yerine peksimet verilmekteydi. Kısa süre içinde bu çorba, sürgünler arasında “Ördek Çorbası” olarak adlandırıldı.
Sürgünler, çorbalarını içmek için sadece birkaç tahta kaşık kullanabiliyor, ihtiyaç duydukları her türlü cezve veya fincanı on-on iki kişiye düşecek şekilde elden ele dolaştırmak zorunda kalıyorlardı. İstanbul’dan uzaklaştıkça, bazı sürgünler gemi güvertesine çıkarak namazlarını kılabiliyor, etrafı seyredebilme imkânı elde ediyordu.
Yolculuk sırasında, düzeni sağlamak amacıyla sürgünler kendi aralarında bir başkan ve dört üyeden oluşan idare heyeti oluşturdu. Bu heyet, hem gemi içindeki disiplinin sağlanmasına yardımcı oldu hem de öğrenciler arasında bir dayanışma ve örgütlenme kültürü geliştirdi.
Sürgüne gönderilen tıbbıye öğrencilerinin bir kısmı başka ülkelere kaçtı, bir kısmı ise II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Trablusgarp’ta kalarak ülkeye dönene kadar bekledi. Ülkeye döndüklerinde, bıraktıkları tıp eğitimine devam ederek doktorluk yapmaları mümkün oldu. Bu sürgün süreci, hem öğrencilerin direniş geleneğini hem de Osmanlı modernleşme reformları ile öğrenciler arasındaki çatışmayı açıkça göstermektedir.
fotoğraf Fikriyat
1908–1918: İttihat ve Terakki Dönemi
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İttihat ve Terakki, Osmanlı siyasetinde hâkim güç oldu. Ancak uygulamada kısa aralar hariç sürekli baskı, tiranlık ve fesat ortamı hâkimdi. Ordunun politikaya dahil edilmesi, kamu hayatının militarize edilmesi ve askeri-siyasal ikili yapı, imparatorluğun yıkılış sürecine katkı yaptı. Bu yıllar, genç Türklerin reform talepleri ile merkezi otoritenin sert uygulamalarının karşı karşıya geldiği bir dönem oldu.
Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam “Nasıl Okudum” adlı kitabında şöyle aktarıyor:
“Tıbbiyeli garp ile şarkın farkını bilen ve geriliğimizin derin acısını duyan insandı. Bu sebepten Tıbbiye Mektebi vatanseverliğin, hürriyet aşkının, şark miskinliğinden kurtulma, ilerleme, bir an önce yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmış memleketlere yetişme cehdinin bir yuvası olmuştu. Tıbbiyeliler, Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahlarının gerici ve müstebit idaresine karşı daima isyancı bir durum almışlardı. Bunun içindir ki, Abdülhamit, tıbbiyelileri sevmez, onlardan korkar, çekinir ve onlara karşı şiddetli bir baskı yapardı"
Tıbbiyelilerin Amacı
Modern eğitim sistemini temel alan kurumların başında gelen Tıbbiye, genç kuşakların devletin işleyişi ve ülke sorunlarıyla yakından ilgilenmeye başlaması açısından önemli bir merkezdi. Bu gençler, karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri üretmeye başladı. Zamanla bu öneriler, yalnızca düşünsel düzeyde kalmayıp eyleme dönüşürken, eğitim kurumları içinde gençlik örgütlenmeleri de güç kazandı. Gençlerin temel amacı, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimine son verip Meşruti yönetimi ve Kanun-i Esasi’yi tekrar yürürlüğe koymaktı.
Bu hedef doğrultusunda ilk örgütlenme fikri, iktidar ile fikir uyuşmazlığı yaşayan ve muhalefetin kalesi hâline gelmiş olan Mekteb-i Tıbbiyede 1889 yılında ortaya çıktı. Cemiyetin bir numaralı üyesi İbrahim Temo, kuruluş amacını şöyle anlatıyordu:
“Sarayburnu’nda, şimdi İmarat-ı Askeriye’ye tahsis edilmiş olan Gülhane Mektebi adıyla bilinen Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye’de bir teneffüs vakti... Elimde kitapla dolaşırken, İshak Sukuti yanıma sokuldu ve yeni bir gelişme olup olmadığını sordu. Ben de aziz vatanın bugünkü durumu ve idare tarzıyla yok olup gideceğini düşündüğümü, bu tehlikeyi önlemek için bir çare üretmek gerektiğini söyledim...”
Bu anlatım, Tıbbiye öğrencilerinin sadece eğitimle yetinmeyip toplumsal ve siyasi sorunlara duyarlı olduklarını, fikirlerini örgütlü bir biçimde ifade etmeye çalıştıklarını gösteriyor. Bu hareket, ilerleyen yıllarda İttihat ve Terakki Cemiyetinin temelini atan, modern siyasi bilinç taşıyan genç kuşağın ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir.
1919–1923: Mustafa Kemal ve Milli Mücadele
Mustafa Kemal’in Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Türk milletinin kaderini değiştirecek sürecin başlangıcıydı. Milli bir ordunun örgütlenmesi ve Kurtuluş Savaşı’nın planlanması, askerî ve sivil güçleri bir araya getirdi. Ankara Hükûmeti, ulusal mücadeleyi şu temel ilkeler doğrultusunda yönetti:
1.Vatanın bütünlüğü ve milletin istiklalinin korunması.
2.İstanbul Hükümeti’nin merkezi yönetim sorumluluğunu yerine getirememesi ve halkın mağduriyetine yol açması.
3.Milletin kendi azim ve kararı ile bağımsızlığını kazanacağı.
Members of the Young Turks: İshak Sükuti, Serâceddin Bey, Tunalı Hilmi, Âkil Muhtar, Mithat Şükrü, Emin Bey, Lutfi Bey, Doctor Şefik, Nûri Ahmed, Doctor Reshid and Celal Münif (vikipedia)
İşgalci güçler ve İstanbul Hükümeti’nin hilafet ordusu, Ankara Hükümeti’nin Kuvva-i Milliye güçleri tarafından engellenmiş ve üç yıl süren savaş sonunda Yunan, İtalyan ve Fransız işgalciler Anadolu’dan çıkarılmıştır. Bu süreç, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır.
Halkçı-Milliyetçi Ankara Hükümeti ve İstanbul Saltanatı
Milli Mücadele döneminde, Ankara Hükümeti halkçı ve milliyetçi bir anlayışla hareket ederken, İstanbul saltanatı ve işgalci güçler arasındaki güç mücadelesi belirleyici oldu. Halkın iradesine dayalı Ankara Hükümeti, işgalci ve hilafet yanlısı unsurlara karşı direnerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu kabul ettirdi. Böylece hakimiyet doğrudan milletin eline geçti ve modern Türkiye’nin siyasi temeli atılmış oldu.
14 Mart ve Tıbbiyelilerin Direnişi
Türkiye’de 14 Mart Tıp Bayramı, hem modern tıp eğitiminin başlangıcını hem de millî mücadelenin ateşli günlerini simgeler. 1827’de Osmanlı’nın ilk modern tıp okulları olan Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire kurularak Batılı yöntemlerle eğitim verilmiş ve bilimsel tıbbın temelleri atılmıştır.
İstanbul’un işgal edildiği 1919’da ise 14 Mart, Tıbbiyeliler için onurlu bir direniş günü hâline geldi. Öğrenciler ve hocaları, işgali protesto ederek okulda toplandılar ve “Türk Tıbbiyesi” kimliğini öne çıkaran konuşmalar yaptılar. Beyaz önlüklerini bir onur nişanı olarak taşıyan Tıbbiyeliler, mesleki kimliklerini millî bilinçle bütünleştirdi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ise Tıbbiyeliler, cephelerde yaralı askerlere hayat verdi. Antiseptik ve malzeme yetersizliği içinde kendi giysilerini kullanarak müdahalelerde bulundular ve insanlık tarihinin unutulmaz fedakârlık örneklerini sergilediler.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte 14 Mart, modern tıbbın doğuşu ve Tıbbiyelilerin millî mücadeledeki direnişinin anıldığı resmi Tıp Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Bugün bu tarih, sağlık çalışanlarının emeğinin, tıp etiğinin ve bilimsel aydınlanmanın simgesi olarak anılmaktadır.
Kaynakça:
https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataddergi/article/1832684
https://tanzimat.k12.org.tr/event/
https://dergipark.org.tr/en/pub/osmed/article
https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/01/Bir-Sürgünün-Hikayesi_Şeref-Vapuru-ve-Tıbbiyeliler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder