Tatar Ramazan, Selvi Boylum ve Kadir İnanır
Türk Erkeğinin Rol Modeli, Türk Kadınının Hayalindeki Erkek Modeli'nden Günümüz Alfa Erkeğine
Nevin BİLGİN
Bir toplumun kendini nasıl görmek istediğini en iyi romanlar, türküler ve sinema anlatır.
Türkiye'nin uzun yıllar boyunca erkeklik algısını ne akademik kitaplar ne de siyaset kurdu; bunu büyük ölçüde Yeşilçam kurdu.
O perdede yumruk atan, haksızlığa başkaldıran, sevdiği kadın için ölümü göze alan erkekler yalnızca film kahramanı değildi. Mahalle kahvesindeki gencin, asker ocağındaki erin, üniversite sırasındaki delikanlının ve genç kızların hayallerindeki adamın ortak portresiydi.
Bu portrenin en güçlü simgelerinden biri Tatar Ramazan, diğeriyse bu ruhu onlarca filmde farklı yüzleriyle canlandıran yaşamını yitiren sanatçı Kadir İnanır oldu.
Tatar Ramazan'ın gücü kaslarından değil, vicdanından gelirdi. Fakirin yanında durur, zalimin karşısına dikilir, gerektiğinde tek başına bütün düzene meydan okurdu. Onun delikanlılığı kabadayılık değildi. Bir ahlak anlayışıydı.
Mahalle kültürünün yazılı olmayan hukukuydu. Sözünün eri olmak, güçsüzü korumak, kadına el kaldırmamak, haksız kazanca tenezzül etmemek bu anlayışın temel taşlarıydı.
Fakat Kadir İnanır'ın Türk sinemasındaki etkisini yalnızca sert, asi ve adalet savaşçısı karakterlerle açıklamak eksik kalır. Çünkü o, aynı zamanda Türk kadınının hafızasında romantizmin de simgesi oldu.
Bunun en güçlü örneği hiç kuşkusuz Selvi Boylum Al Yazmalım filmindeki İlyas karakteridir. İlk bakışta İlyas, birçok kadının hayalini kurduğu erkektir. Yakışıklıdır, cesurdur, tutkuyla sever, aşkını saklamaz. Kamyonunu sürerken gösterdiği özgüven, Asya'ya bakışındaki tutku ve sevgisini büyük cümlelerle ifade edebilmesi onu unutulmaz bir romantik kahramana dönüştürür.
Ancak filmin büyüklüğü tam da burada başlar. Çünkü zaman ilerledikçe İlyas'ın sevgisinin tek başına yetmediği görülür. O, seven ama öfkesine yenilen, hata yapan, sorumluluklarını ihmal eden bir adamdır. Seyirci ilk kez şunu düşünmeye başlar: Güçlü olmak başka, güvenilir olmak başkadır.
Filmin sonunda Asya'nın söylediği o unutulmaz cümle aslında yalnızca Türk sinemasının değil, belki de Türk toplumunun erkeklik anlayışını özetler:
"Sevgi neydi? Sevgi emekti."
Bu cümle yalnızca iki erkek arasında yapılmış bir tercih değildir. Tutkunun mı, güvenin mi heyecanın mı, sorumluluğun mu büyük sözlerin mi, küçük ama sürekli fedakarlıkların mı daha değerli olduğu sorusudur.
Kadir İnanır Tatar Ramazan gibi adalet için yumruk atan bir halk kahramanını, hem de İlyas gibi kusurlarıyla gerçek bir insanı canlandırabilmiştir. Bu yüzden onun karakterleri tek boyutlu değildir. Kahramandır ama hata da yapar. Güçlüdür ama kaybeder. Sever ama yanlışlar yapabilir. Belki de bu yüzden hâlâ gerçek görünürler.
GÜVENLİ VE FEDEKAR ERKEK
Türk kadınının zihnindeki erkek modeli uzun yıllar boyunca yalnızca yakışıklı olmakla tarif edilmedi. Güven veren, arkasında durulabilecek, sözüne güvenilecek, gerektiğinde fedakârlık yapabilecek bir erkek olmak daha değerliydi. Kadınlar yalnızca güçlü bir erkeğe değil, güçlü olduğu kadar vicdanlı bir erkeğe ilgi duyuyordu. Selvi Boylum Al Yazmalım ise bu algıyı değiştiren önemli eserlerden biri oldu. Film, kadınların yalnızca karizmatik erkeği değil, güven veren erkeği de seçebileceğini gösterdi.
ERKEKLİK ÜRETİLEN BİR KİMLİK
Toplumsal cinsiyet araştırmaları tam da bu noktada önemli bir tespit yapıyor. Erkeklik biyolojik değil, kültürel olarak üretilen bir kimliktir. Sinema ise bu kimliğin en güçlü üretim araçlarından biridir.
Erkeklik çalışmaları, hegemonik erkeklik kavramıyla toplumun ideal erkek modelini sürekli yeniden ürettiğini ortaya koymaktadır. Türk sinemasında özellikle 1960'lardan 1990'lara kadar bu ideal cesur, güçlü, koruyucu, fedakâr ve gerektiğinde şiddete başvurmaktan çekinmeyen erkek karakterler üzerinden inşa edilmiştir.
Ancak ilginç olan, Tatar Ramazan'ın yalnızca güçlü olması değildir. Onu unutulmaz yapan şey, gücünü kendisi için değil başkaları için kullanmasıdır.
Bugünün alfa erkek söylemiyle arasındaki en büyük fark da budur. Günümüz popüler kültürü çoğu zaman başarıyı lüks otomobiller, pahalı saatler ve kaslı bedenler üzerinden tanımlıyor. Oysa eski Yeşilçam'ın delikanlısı cebinde para olmasa da onurunu kaybetmeyen adamdı.
KAYBEDİLEN KARAKTERİNİ ARIYOR
Belki de bu yüzden bugün hâlâ Kadir İnanır'ın filmleri izlendiğinde nostaljiden fazlası hissediliyor. İnsanlar yalnızca eski İstanbul'u, eski mahalleleri ya da eski aşkları özlemiyor. Aynı zamanda kaybettiklerini düşündükleri bir karakter anlayışını da özlüyorlar. Fakat en çok da şunu özlüyorlar: Aşkın gösteriden değil emekten beslendiği, erkekliğin sertlikten değil sorumluluktan ölçüldüğü bir zamanı.
Modern erkeklik araştırmaları ise bu nostaljiye eleştirel yaklaşmayı öneriyor. Çünkü tek tip gerçek erkek tanımı, erkekler üzerinde de ciddi bir baskı oluşturuyor. Sürekli güçlü olmak, duygularını göstermemek, ağlamamak ve yenilmemek zorunda hissetmek birçok erkeğin psikolojik yükünü artırıyor.
Bugün belki de ihtiyaç duyulan erkek modeli; Tatar Ramazan'ın adalet duygusunu, İlyas'ın tutkusunu ve Cemşit'in emeğini aynı karakterde buluşturabilen erkektir.
Çünkü yıllar geçse de değişmeyen bir gerçek güç etkileyebilir, tutku büyüleyebilir ama insanı yanında tutan şey güven ve emektir. Belki de bu yüzden Selvi Boylum Al Yazmalım, sadece bir aşk filmi değil; Türk toplumunun erkeklik üzerine yazdığı en güçlü metinlerden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Kaynakça
https://dergipark.org.tr/tr/pub/usuifade/article/1208081
https://zenodo.org/records/14585317
https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijhe/article/589324
https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/203178/cengiz-aytmatovun-al-yazmalim-selvi-boylum-hikayesi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder