26 Mayıs 2026 Salı

Köye Dönüş Hayalleri Neden Hüsranla Bitti?




Nevin Bilgin

Son yıllarda metropollerin boğucu kalabalığından, bitmek bilmeyen trafiğinden ve plazaların mekanik atmosferinden kaçıp doğaya sığınmak, modern insanın en büyük ütopyası haline gelmişti. Sosyal medya akışları domates yetiştiren, tavuk besleyen ve doğanın kucağında özüne dönen mutlu insan profilleriyle dolup taştı. Ancak romantik bir kaçış planı olarak başlayan bu köye dönüş dalgası, pek çokları için kısa sürede hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir uyanışa dönüştü. 

Romantizmin gerçekliğin duvarına çarptığı bu hüsranın arkasında, sosyolojik ve pratik birçok sebep yatıyor.


İlk ve belki de en büyük yanılgı, köy hayatının sunduğu mutlak huzur illüzyonuydu. Şehirli insan, doğayı sadece dinlenilen ve tüketilen bir manzara olarak kodlamıştı. 


Oysa taşrada yaşam, doğayla uyum içinde olmaktan ziyade, doğanın sert koşullarıyla amansız bir mücadele gerektiriyordu. Tarım ve hayvancılığın romantik bir hobi değil, sabahın ilk ışıklarıyla başlayan, tatili olmayan, fiziksel güç ve derin bir tecrübe isteyen ağır bir zanaat olduğu gerçeğiyle yüzleşmek, kentli göçmenler için ilk büyük şok oldu. Toprağın dilinden anlamamak, iklim krizinin getirdiği belirsizlikler ve plansız üretim, ekonomik birer yüke dönüştü.


Bunun yanı sıra, modern kentin sunduğu ve varlığına o kadar alışıldığı için kanıksanan altyapısal imkanların yokluğu, taşrada hayatı felç etti. Sağlık hizmetlerine anında erişim lüksünün ortadan kalkması, çocukların nitelikli eğitim imkanlarından mahrum kalması ve en temel teknolojik ya da lojistik ihtiyaçların bile birer krize dönüşmesi, konfor alanından çıkamayan şehirliyi köşeye sıkıştırdı. Şehirde bir tıkla halledilen işlerin, köyde günlerce süren bürokratik ya da fiziksel çabalara dönüşmesi, sabır sınırlarını zorladı.


Madalyonun görünmeyen ve en çok can yakan yüzü ise sosyolojik uyumsuzluktu. 

Köye dönenler, gittikleri yerde homojen, herkesi bağrına basmaya hazır ve sorunsuz bir topluluk bulacaklarını sandılar. 


Oysa yüzyıllardır kendi iç dinamikleri, gelenekleri, yazılı olmayan kuralları ve mülkiyet ilişkileri olan taşra toplumu, bu yeni ve yabancı misafirleri hemen kabullenmedi. Şehirlinin bireysel özgürlük alanı ile taşranın kolektif, meraklı ve müdahaleci yapısı çatıştı. 


Kentli göçmen, aradığı o derin yalnızlığı ve huzuru bulmak isterken, kendini hem şehir kültüründen kopmuş hem de taşraya ait olamamış bir araf duygusunun içinde buldu. Yalnızlık, bir süre sonra dinlendirici bir eylem olmaktan çıkıp, sosyal bir izolasyona dönüştü.



Köye dönüş projelerinin hüsranla bitmesi, taşranın kusurlu olmasından değil şehirlinin taşrayı kendi zihninde kusursuzlaştırmasından kaynaklandı. Doğaya dönmek, kentin yarattığı varoluşsal krizleri tek başına çözmeye yetmedi. 

Gerçeklikle beslenmeyen, sadece bir kaçış güdüsüne dayanan bu romantik dalga, modern insanın kendi yarattığı bir illüzyonun altında kalmasıyla son buldu.

#köyeyerleşmek


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder