24 Mayıs 2026 Pazar

Kafka ve Milena...



Nevin Bilgin

Franz Kafka ve Milena Jesenska arasındaki ilişki, edebiyat tarihinin en tutkulu, en derin ama aynı zamanda en imkansız aşk hikayelerinden biri

Bu ilişki, büyük oranda yüz yüze geçirilmiş günlere değil, mektupların taşıdığı kelimelere, özleme ve ruhsal bir çıplaklığa dayanıyor.

"Saat gecenin biri ama sana bütün gün tek kelime yazmamış olmam beni rahatsız ediyor. Uyuyamıyorum bir türlü bu düşünce ile...

Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da, eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. Ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm...”

Ve..

İşte  hüzünlü hikaye:

Bir Çeviri İle Başlayan Bağ

Her şey 1919 yılında, Prag’daki bir kafede başladı. O dönem 23 yaşında genç, cesur ve entelektüel bir gazeteci olan Milena Jesenská, 36 yaşındaki Kafka’nın eserlerini (özellikle Ateşçi adlı öyküsünü) Çekçeye çevirmek istiyordu. Bu vesileyle Kafka’ya bir mektup yazdı.


Kafka, o dönemde hem tüberküloz (verem) hastalığıyla boğuşuyor hem de nişanlısı Felice Bauer ile biten ilişkisinin ruhsal enkazını taşıyordu. Milena’nın mektubu, onun karanlık dünyasına bir ışık gibi doğdu.



Mektupların Sığınağı


Başlangıçta iş odaklı olan bu yazışmalar, kısa sürede her iki tarafın da iç dünyasını, korkularını, yalnızlıklarını ve çocukluk travmalarını paylaştığı edebi ve duygusal bir boyuta evrildi. Kafka, Milena’da kendisini kelimesi kelimesine anlayan, ruh ikizi bir kadın bulmuştu.

Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplar, aşkın ötesinde adeta bir varoluş mücadelesinin dökümüdür. Onun şu sözleri, hissettiği yoğunluğu özetler:

"Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün."

"Sen benim için bir kadın değilsin, bir genç kızsın, buralı olmayan birisin. Bugüne kadar gördüğüm hiçbir şeye benzemiyorsun."

İmkansızlık


Bu aşkın önünde çok somut ve aşılması zor engeller vardı:

Evlilik: Milena, Prag’ın tanınmış entelektüellerinden Ernst Pollak ile evliydi. Mutsuz bir evliliği vardı ama kocasını tamamen terk etmeye de cesaret edemiyordu.

Mesafe ve Hastalık: Kafka Viyana ve Prag arasındaki sanatoryumlarda sağlığını geri kazanmaya çalışırken, Milena Viyana’da yaşıyordu.

Kafka’nın Korkuları: Kafka, doğası gereği yakınlaşmaktan, evlilikten ve sorumluluklardan korkan bir adamdı. Mektuplarda ne kadar cesursa, gerçek hayatta o kadar kırılgan ve çekingendi.


Viyana’daki birliktelik


İkilinin ilişkisi neredeyse tamamen mektuplardan ibaret olsa da, 1920 yılında Viyana’da geçirdikleri dört gün aralarındaki tek gerçek ve yoğun fiziksel temas oldu. Bu dört gün boyunca her ikisi de çok mutluydu; Kafka, hastalığını ve korkularını unutmuş gibiydi. Ancak bu rüya kısa sürdü. Gerçek dünyaya döndüklerinde, imkansızlıklar yeniden baş gösterdi. Milena eşinden ayrılamadı, Kafka ise kendi iç dünyasına ve hastalığına geri çekildi.


Zamanla mektupların sıklığı azaldı. Kafka, bu yoğun duygusal yükün hem hastalığını tetiklediğini hem de kendisini tükettiğini hissederek 1923 yılında yazışmaları tamamen bitirmek istedi. Günlüklerini ve kendisine ait bazı yazıları Milena’ya emanet etti.


Kafka, bu kopuştan kısa bir süre sonra, 3 Haziran 1924’te tüberkülozdan hayatını kaybetti. Milena, Kafka’nın ölümünün ardından onun için çok güçlü bir nekroloji (anma yazısı) kaleme aldı ve onu şöyle tanımladı:


"O, dünyayı o kadar berrak görüyordu ki, bu dünyaya katlanamadı ve ölmek zorunda kaldı.


Milena’nın sonu da trajik oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı direniş hareketine katıldı, Yahudi mültecilere yardım ettiği için yakalandı ve 1944 yılında Ravensbrück Toplama Kampı’nda hayatını kaybetti.

Bugün okuduğumuz "Milena'ya Mektuplar", bir adamın bir kadına duyduğu aşktan çok daha fazlasıdır; iki yalnız ve yaralı ruhun, edebiyatın ve kelimelerin gücüyle birbirine tutunma çabasıdır.

#Kafka

#Milena

#MilenayaAşkMektupları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder