3 Ekim 2024 Perşembe

 BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE MOSSAD BELGESELİ VE FAUDA DİZİSİ


                         Kaynak: Kudüs Araştırmaları


NEVİN BİLGİN

İsrail'in gizli servisi MOSSAD'ın yapılanması ile İsrail ve Ortadoğu ilişkilerini anlayabilmek açısından "Bilinmeyen Yönleriyle Mossad" belgeseli ile "Fauda" dizisi dikkat çekici. 

Bilinmeyen Yönleriyle MOSSAD, İsrail'in ünlü istihbarat teşkilatı MOSSAD'ın iç dünyasına dair eşsiz bir bakış sunan, dikkat çekici bir belgesel yapımıdır. Yönetmenliğini Duki Dror’un üstlendiği bu 2017 yapımı belgesel, dört bölümden oluşmakta ve toplamda 3,5 saat sürmektedir. Belgesel, gizem ve güvenlik dolu MOSSAD operasyonlarına ışık tutarken, daha önce görülmemiş iç bilgileri de izleyiciyle buluşturuyor.

Bu yapımın en önemli özelliklerinden biri, MOSSAD’da görev almış eski ajanlar ve üst düzey yöneticilerle yapılan röportajlar üzerinden ilerlemesidir. Gizlilik içinde yürütülen operasyonların ardındaki kişiler, MOSSAD'ın nasıl çalıştığını kendi deneyimleri ve kelimeleriyle izleyicilere aktarıyor. Bu sayede izleyici, MOSSAD'ın tarihine, operasyonlarına ve dünya çapındaki etkisine yakından tanık olma fırsatı buluyor.

Belgesel boyunca gizlilik, teknoloji kullanımı, ajan eğitimi ve İsrail’in güvenlik politikası gibi kritik konular ele alınırken, MOSSAD’ın en bilinen operasyonlarından bazıları da detaylı bir şekilde inceleniyor. “Tanrı’nın Gazabı” (Operation Wrath of God), Uganda’daki rehine kurtarma operasyonu "Entebbe" ve Irak’ın nükleer reaktörüne düzenlenen “Opera” operasyonu gibi tarihsel olaylar, MOSSAD'ın yetkinliğini ve küresel güvenlik üzerindeki etkisini gösteren önemli örnekler arasında yer alıyor.

Ajanların verdiği cevaplarda gösterdikleri dikkat ve gizemli yaklaşımlar, belgeselin en sürükleyici unsurlarından biridir. İzleyiciyi içine çeken bu atmosfer, MOSSAD’ın perde arkasındaki dünyanın nasıl işlediğini öğrenme arzusunu da körüklüyor.









 Fauda Dizisi

Fauda, İsrail-Filistin çatışmasını konu alan, gerilim ve aksiyon dolu bir Netflix dizisi.  İlk olarak 2015 yılında yayınlanan dizi, kısa sürede büyük bir başarı yakalayarak dünya genelinde geniş bir hayran kitlesine ulaşan "Fauda", Arapçada "kaos" anlamına geliyor.

Dizi, İsrail'in gizli operasyon birimlerinden biri olan Mista'arvim'in yaşamını ve operasyonlarını anlatıyor. Mista'arvim, Filistinli militanların arasına gizlice sızarak terörle mücadele etmeye çalışan bir İsrail Özel Kuvvetler ekibi. Dizinin ana karakteri Doron, bu birimin deneyimli ajanlarından biridir ve görevleri boyunca hem kişisel hem de profesyonel zorluklarla yüzleşiyor. Hikayenin ana odağı, Doron'un Hamas’ın önde gelen komutanlarından Abu Ahmad'ı yakalama çabaları oluşturuyor. Doron’un, öldüğünü sandığı Abu Ahmad'ın hayatta olduğunu öğrenmesiyle olaylar yeniden alevlenir ve Doron, bu sefer daha stratejik ve dikkatli olmak zorunda kalıyor.

İsrail ajanlarının Arapça öğrenip Filistinli gibi davranarak karşı tarafa sızması, Filistinli milislerin ise İbranice bilip ajanlık yapması, dizinin gerilimini ve gerçekçiliğini artıran unsurlardan. Fauda, hem saha operasyonlarını hem de kişisel çatışmaları etkileyici bir şekilde sunarak izleyiciye derin bir hikaye anlatımı sağlıyor.







 KALK VE ÖNCE SEN ÖLDÜR

İSRAİL SUİKASTLERİNİN GİZLİ TARİHİ



NEVİN BİLGİN 

Araştırmacı-Gazeteci-Yazar Ronen Bergman’ın Kalk ve Önce Sen Öldür isimli eseri, İsrail’in suikast politikasını derinlemesine inceleyen kapsamlı bir araştırma. 

İsrail devletinin 1948’deki kuruluşundan itibaren düşmanlarına karşı nasıl sistematik bir suikast politikası geliştirdiğini gözler önüne seren kitap, tarihsel ve siyasi açıdan dikkat çekici. 

İsrail’in Güvenlik Stratejisinin Temelleri

Kitap, İsrail’in “Bizi öldürmek isteyen herkesi biz daha önce öldürürüz” şeklinde özetlenen savunma stratejisine odaklanıyor. İsrail'in varoluşsal tehditlere karşı uyguladığı hedefli suikast politikasının bir savunma mekanizması olarak geliştiğini gösteren Bergman, suikastların çoğu zaman sadece bir misilleme olmadığını, önleyici bir strateji olarak kullanıldığını vurguluyor. Bu durum, İsrail’in devletleşme sürecinden itibaren güvenlik endişelerini merkeze alan bir yaklaşımı benimsediğini gösteriyor. Yazar, özellikle Mossad, Shin Bet ve İsrail ordusunun istihbarat birimi AMAN'ın bu süreçteki kritik rollerini detaylı bir şekilde açıklıyor.

Ahlaki ve Siyasi Bedeller

Rise and Kill First, İsrail’in Ortadoğu'daki düşmanlarına yönelik düzenlediği operasyonları ve bu operasyonların hem ulusal hem de uluslararası boyutlardaki etkilerini ele alırken, suikastların başarısızlık ve başarı hikayelerine de geniş yer veriyor. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ise bu operasyonların sadece askeri sonuçlarını değil, aynı zamanda bu görevleri yerine getiren kişilere dayattığı ahlaki ve siyasi bedelleri de tartışmasıdır. Bergman, suikastların arka planındaki zorlukları, emirleri veren liderlerin ikilemlerini ve bu eylemlerin uzun vadeli etkilerini anlamamıza yardımcı oluyor.

İsrail'in Ortadoğu’ya Bakışının Yansıması

Kitapta, İsrail'in Ortadoğu'daki güvenlik politikalarının nasıl şekillendiği ve hedefli suikastların İsrail’in dış politikasının bir parçası olarak nasıl uygulandığı inceleniyor. Bu bağlamda, İran'ın nükleer çalışmalarında yer alan bilim insanları gibi stratejik tehditlerin nasıl ortadan kaldırıldığı, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Hizbullah ve Hamas gibi örgütlerin liderlerine yönelik operasyonların detayları dikkat çekici. Kitap, İsrail’in bölgedeki varlığını nasıl korumaya çalıştığını ve Ortadoğu’nun sürekli değişen siyasi dengelerine nasıl tepki verdiğini anlamak için önemli bir kaynak sunuyor.

Suikastların Başarıları ve Başarısızlıkları

Bergman, İsrail'in sayısız hedefli suikast operasyonunu analiz ederken, operasyonların askeri ve stratejik başarılarını olduğu kadar, başarısızlıklarını da anlatıyor. İsrail'in özellikle Yaser Arafat gibi önemli siyasi figürlere yönelik suikast girişimleri ve bu girişimlerin uluslararası yankıları kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu tür olaylar, suikastların uzun vadede İsrail’in güvenlik stratejisine nasıl katkı sağladığını veya bu stratejinin risklerini ortaya koyuyor.

Bergman’ın kitabı, binlerce belge ve binden fazla röportaja dayanarak yazılmış kapsamlı bir çalışma. İsrail’in güvenlik politikalarını değil, aynı zamanda küresel politikadaki yansımalarını da anlamamızı sağlıyor. Kitap, İsrail'in Ortadoğu'daki varlığını koruma stratejileri, düşmanlarına karşı uyguladığı önleyici operasyonlar ve bu süreçte yaşanan ahlaki ve siyasi bedeller üzerine düşünmeyi teşvik ediyor. 



CHP VE İKTİDAR PARTİLERİ ARASINDAKİ YUMUŞAMA: ANAYASA VE MİLLİ MUTABAKAT TARTIŞMALARI



NEVİN BİLGİN 

1 Ekim'de Meclis'in açılış töreni ve resepsiyonunda, CHP ve iktidar partileri arasında gözlemlenen yumuşama, siyaset kulislerini hareketlendirdi. 

Özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in iktidar temsilcileriyle verdiği samimi pozlar, CHP’nin hükümetle örtülü bir “milli mutabakat” içinde olabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı. Bu gelişmelerin, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yeniden gündeme getirdiği anayasa çalışmalarına nasıl yansıyacağı merakla bekleniyor.

CHP lideri Özgür Özel'in sergilediği temkinli duruş, partinin bir kesimi tarafından eleştirilirken, iktidar cephesinde olumlu karşılanmış görünüyor. 

Anayasa konusundaysa Özel, mevcut anayasaya uyulmadan yeni bir anayasa yapılmasının CHP nezdinde meşru görülmeyeceğini sıkça dile getirse de, siyasi arenada her an yeni gelişmelerin yaşanabileceği gerçeği göz ardı edilemez.


MUTABAKAT İHTİMALİ

Türkiye siyasi tarihinde milli mutabakat hükümetleri, özellikle kriz dönemlerinde farklı siyasi partilerin bir araya gelerek ülkenin istikrarını sağlamak amacıyla kurduğu yapılar olmuştur. 1970'ler ve 1990'larda benzer girişimlerin yaşandığı Türkiye’de, günümüzde de böylesi bir hükümetin kurulup kurulamayacağı sorusu, siyasi liderlerin iradesine, mevcut politik atmosferin seyrine ve kamuoyunun taleplerine bağlı olarak şekillenebilir.

Günümüzde CHP ile iktidar arasındaki anayasa görüşmelerine ilişkin görüş ayrılıkları, milli mutabakat hükümeti kurulması olasılığını zayıf gösteriyor. Ancak tarihsel olarak kriz dönemlerinde partilerin ulusal çıkarlar doğrultusunda bir araya geldiği görülüyor. Türkiye’de yaşanabilecek ciddi bir ekonomik ya da siyasi kriz, ya da geniş tabanlı bir anayasa çalışması, bu tür bir işbirliğinin tekrar gündeme gelmesine zemin hazırlayabilir.

ANAYASA SÜRECİNE YANSIR MI?

Yeni anayasa çalışmalarının, toplumun geniş kesimlerinin taleplerini ve beklentilerini karşılayacak nitelikte olması ve ilk 4 madde CHP'nin önemli direnç noktalarını oluşturmaktaydı. 

CHP, ayrıca sürecin demokratik ilkelere uygun, şeffaf ve katılımcı bir yapıda ilerlemesi gerektiği konusunda ısrarcıydı. Özgür Özel’in daha önce yaptığı açıklamalar da bu tavrı net bir şekilde ortaya koymaktaydı. 

CHP, anayasa çalışmalarına ancak mevcut anayasaya uyulması durumunda katılacağını ifade ediyor. Ancak iktidarla CHP arasında bu konuda ortak bir zemin bulunamaması, toplumsal mutabakatın sağlanmasının zor olabileceğine işaret ediyor.

Bu noktada Özel’in vurguladığı bir diğer önemli husus, anayasa tartışmalarının tek taraflı bir dayatma ile yürütülmesinin toplumsal huzuru tehdit edebileceği yönünde. 

YENİ BİR KAPI ARALAYABİLİR

CHP’nin mevcut anayasal kurallara uyulmadan başlatılacak bir anayasa sürecine sıcak bakmaması, partinin anayasa çalışmalarında belirgin bir duruş sergileyeceğini gösteriyor. Ancak bu temkinli yaklaşım, siyasi arenada sürpriz gelişmelerin yaşanmasının önüne geçemeyeceği gibi, gelecekteki işbirliklerinin kapısını aralayabilir.

Meclis açılışında gözlemlenen yumuşama, CHP ve iktidar arasında gelecekte yeni işbirliklerinin doğabileceğine işaret eden bir atmosfer yarattı. Ancak, bu atmosferin anayasa tartışmalarına nasıl yansıyacağı konusunda belirsizlikler devam ediyor. 

Türkiye siyaseti her an yeni krizlerle şekillenebilecek dinamik bir yapıya sahip. İlerleyen süreçte ekonomik ya da siyasi bir kriz yaşanması, CHP ve iktidar arasındaki ilişkileri yeniden tanımlayabilir ve milli mutabakat hükümeti tartışmalarını daha da alevlendirebilir. 


 DÜNYA BİG MAC HESABINA GÖRE TÜRKİYE NEREDE?

DÜNYA BİG MAC YANİ HAMBURGER HESABI, BİZ SİMİT HESABI YAPIYORUZ?

PEKİ NEDİR BİG MAC HESABI?




NEVİN BİLGİN 

Ekonomik göstergeler, bir ülkenin genel yaşam standartlarını anlamak için önemli birer araçtır. Bu bağlamda, The Economist dergisi tarafından 1986 yılında oluşturulan Big Mac Endeksi, ülkeler arasındaki satın alma gücü paritesini karşılaştırmak için ilginç ve eğlenceli bir yöntem sunuyor. Big Mac, McDonald’s’ın dünya genelindeki şubelerinde satılan, kıyılmış et, marul, domates, turşu, soğan ve özel sos ile hazırlanmış bir hamburgerdir. Peki, Big Mac Endeksi tam olarak nasıl çalışıyor ve Türkiye’nin bu endeks içindeki yeri ne?

Big Mac Endeksi Nedir?

Big Mac Endeksi, farklı ülkelerdeki para birimlerinin satın alma gücü paritesini karşılaştırmak amacıyla McDonald’s restoranlarında satılan Big Mac hamburgerinin fiyatını temel alır. Bu endeksin ardında yatan temel varsayım, Big Mac’in dünya genelinde benzer standartlara sahip olduğudur. Ancak, ülkelere göre fiyat farklılıkları ve yaşam maliyetindeki değişimler bu hesaplamaların doğruluğunu etkileyebilir.





Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP)

Satın alma gücü paritesi (SAGP), döviz kurlarının zamanla ayarlanması gerektiğini savunan bir ekonomik teoridir. Bu teoriye göre, aynı mal sepetinin farklı ülkelerde benzer maliyetlere sahip olması beklenir. Yani, elinizdeki dolarlarla dünyanın neresine giderseniz gidin, benzer ürünleri alabilmeniz gerekir. İşte burada Big Mac devreye giriyor; McDonald’s’ın dünya genelindeki şubelerinde satılan Big Mac, genel yaşam maliyetlerini karşılaştırmak için bir referans noktası oluşturuyor.

Türkiye’nin Durumu

Örneğin, 2023 Temmuz ayı verilerine göre Türkiye’de bir Big Mac’in fiyatı 3,52 Amerikan Doları iken, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu fiyat 5,58 Dolar. 

Bu oran, Türk Lirası’nın Amerikan Doları karşısında %36,8 daha ucuz olduğunu gösteriyor. Türkiye, son yıllarda Big Mac Endeksi’nde önemli bir sıralama değişikliği yaşamış durumda. Geçtiğimiz yıl sondan 10. sırada bulunan Türkiye, bu yıl 54 ülke arasında sondan 3. sıraya gerilemiş durumda. Bu durum, Türk ekonomisinin karşı karşıya olduğu zorlukların ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Simit Hesabı ve Ekonomik Farklılıklar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1993 yılında yaptığı çay ve simit hesabı, Türkiye’nin ekonomik realitelerini gözler önüne seriyordu. O dönem simit ve çay fiyatları üzerinden halkın yaşam maliyetini vurgulayan Erdoğan, bugün simit fiyatlarının artışıyla birlikte bu hesabın geçerliliğini yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık, simit hesabı yerine dünya çapında geçerliliği olan Big Mac Endeksi üzerinden yapılan hesaplamalar, Türk halkının yaşam maliyetinin ne kadar yükseldiğini gösteriyor.

Türkiye’nin bu endekste aldığı sıralama, ekonomik zorlukları ve döviz kurlarındaki dalgalanmaları gözler önüne seriyor. Hem Big Mac hem de simit hesapları, ekonomik durumların halk üzerindeki etkilerini anlamak için önemli birer araç. 

Kaynakça: 

https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/ankarada-simide-zam-geldi-iste-erdoganin-cay-simit-hesabina-gore-2246112

https://halktv.com.tr/gundem/simide-gayri-resmi-zam-geldi-erdoganin-cay-simit-hesabi-asgari-ucrete-yaklasti-784521h

https://www.verikaynagi.com/blog/big-mac-endeksi-nedir/

https://finans.mynet.com/haber/detay/b/big-mac-endeksi-nedir-big-mac-endeksi-nasil-hesaplanir/446358/









GAZETECİLER CEMİYETİ'NDE GENEL KURUL HEYECANI: 6 EKİM PAZAR GÜNÜ

İKİ ADAY VAR: NAZMİ BİLGİN VE NURSUN EREL 

ANCAK YÖNETİM LİSTELERİ HALA AÇIKLANMADI

BİLGİN DURUM 2024 RAPORU, EREL BEYAZ KİTAP YAYINLADI

NELER VAADEDİYORLAR?





Türkiye’de basın çalışanlarını kısmen de olsa bir araya getiren en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Gazeteciler Cemiyeti, 6 Ekim 2024 tarihinde önemli bir genel kurul toplantısı gerçekleştirecek. 

6 Ekim 2024 Pazar günü Türkiye Barolar Birliği Konuk Evi Konferans Salonu’nda (Oğuzlar Mahallesi, İlhami Soysal Sokak, No: 3, Balgat, Ankara) saat 11:00’de ikinci toplantı yapılacak. Bu toplantıda çoğunluk aranmayacak ve genel kurulun gündemi doğrultusunda önemli kararlar alınacak.

VAKFA DÖNÜŞECEK Mİ DÖNÜŞMEYECEK Mİ? 

Cemiyetin kamu yararına dernek statüsünden vakfa dönüşmesi süreci, 2018 ve 2021 genel kurullarında alınan kararlar doğrultusunda tartışılmaya devam ediyor. 6 Ekim'deki oylama sonucunda Cemiyet, vakıf statüsüne geçebilir. 

İKİ İSİM YARIŞACAK AMA LİSTELER DAHA YOK

Cemiyetin yönetim kadrosu ve vakfa dönüşme süreci, bu genel kurulda yapılacak oylamalarla belirlenecek. Genel Kurul'da iki isim Cemiyet Başkanı Nazmi Bilgin ve Nursun Erel yarışacak. Ancak iki aday da yönetim listesini hala açıklamadı. 

DURUM 2024 VE BEYAZ KİTAP

Bilgin, Durum 2024 Raporu adındaki dergiyle yaptıklarını ve vaatlerini geçtiğimiz günlerde dile getirirken, karşısında aday olan Nursun Erel de Beyaz Kitap yayınlayarak vaatlerini açıkladı. 

Cemiyet yönetimine aday olan isimler, vaatler yanında, karşılıklı eleştirilerle genel kurula gidiyor. Mevcut yönetim bağımsız hareket etmek ve cemiyetin malvarlıkların daha iyi değrelendirebilmek için vakfa dönüşmeyi savunurken, Erel ve ekibi buna karşı çıkıyor. 

Nursun Erel ve ekibinin yayınladığı Beyaz Kitap'da yeralanlar şöyle özetlenebilir: 

Gazetecilikteki Tehlikeler

Günümüzde gazetecilik, tehlikeli bir meslek haline gelmiştir. Gazetecilerin can güvenliği ciddi anlamda tehdit altındadır. Çalışan gazetecilerin iş güvenliği karmaşık bir duruma dönüşmüştür. Ayrıca, gazeteciler kazanılmış haklarını kaybetmiş durumdadır. Gazetecilerin, sözleşme ve  ücreti pazarlığı yapma özgürlüğü ise yoktur.

Haber Verme Özgürlüğü

Gazetecilerin haber verme özgürlüğü, son yıllarda ciddi biçimde kısıtlanmıştır. Çalışma ve haber verme güvenliği tehdit altındadır. Yargının işleyişi, kaygı verici bir boyutta devam etmektedir. Ülkenin sorunlarının çözümü, gazetecilerin işlerini özgürce yapabilmelerine bağlıdır.

Yönetim ve Şeffaflık

Mevcut yönetimin yorgun düştüğü, siyasi objektifliğini kaybettiği ve yönetimdeki yanlışlıkların olduğu ifade edilmektedir. Bu dönüşüm sürecinde, üyelerin onayı alınması önemlidir. Avrupa Birliği ve büyükelçiliklerle kurulacak ilişkilerde, birkaç kişinin kontrolü yerine şeffaf ve erişilebilir bir yapı oluşturulmalıdır. Basın Meclisinin işlevsiz kılınması yanlıştır. Yönetim  eleştirileri dikkate almamaktadır bu durum rahatsızlıklara yol açmaktadır.

Beyaz Sayfa Ekibinin Vaatleri 

Beyaz sayfa olarak sunulacak projeler arasında şunlar yer almaktadır:

İki Dönem Koşulu: Bağımsız medya kuruluşları ve gazetecilere doğrudan finans desteği sağlanacaktır.

Cemiyetin Rolü: Cemiyet, yol gösterici bir kurum olacak.  Türkiye genelinde ve deprem bölgesinde gazetecilerin karşılaştığı sorunlarla ilgili  çözüm üretilecek. Ayrıca AB projeleri ve finansal kaynaklara erişim imkanı sağlanacaktır.

Şeffaf Hesaplar: Cemiyetin hesapları şeffaf hale getirilecek, demirbaş kaydı yapılacak, makam araçları kaldırılacaktır. 

Hizmet ve Destekler

Taşıma Desteği: Hastanelere ulaşım ve eve dönüşlerde taşıt desteği sağlanacaktır. Yine Cemiyet önünden belli saatlerde ring ulaşımı sağlanacaktır. 

Toplantılar: Basın meclisi toplantıları yeniden düzenlenecek; devlet kurumları ve akademi ile ilişkiler güçlendirilecektir. Belediyelerle işbirlikleri sağlanacaktır. 

Üye Sorunları: Üye işleri bölümü oluşturulacak ve üye sorunlarıyla ilgilenecektir. 

Gri Pasaport ve Vize Yardımı: Vize işlemleri, gri pasaport, basın araç kartı konularında hizmetler verilecektir. 

Sosyal İlişkiler ve Faaliyetler

Haberleşme Ağı: Sosyal ilişkiler birimi oluşturulacak ve haberleşme ağı kurulacaktır; hastalık, nişan gibi kişisel bilgilerin paylaşımı sağlanacaktır.

Tatil İmkanları, Devre mülk: Kaş'ta tatil imkânları, kamu kampanyalarından yararlanma, müze ve ören yerleri için indirimli veya ücretsiz giriş imkânı sağlanacaktır.

Şeffaflık ve Erişim: Cemiyet, 12 saat açık tutulacak ve arazi kayıtları, kiralama işlemleri şeffaf hale getirilecektir.

Kaş ve Kalkan'daki Araziler: İskan durumu, tapu kaydı, sözleşmeleri incelenecek, uzman denetim kuruluşlarından yardım alınarak değerlendirmesi yapılacaktır. Üyelerin istekleri doğrusunda değerlendirilecektir. 

Bizim Çatı Huzurevi, Ankara Gölbaşı'ndaki Bizim Çatı'nın huzurevi ve dinlenme evine  dönüştürülmesi üyelerin isteği doğrultusunda gerçekleştirilecek. 

Radyo ve Youtube Kanalı: Yayıncılık faliyetleri yapılacak, radyo ve youtube kanalları kurulacaktır. 

Diplomatik Merkez oluşturulacak. 

Gelecek Planları

Kütüphane ve Yayıncılık: Dijital ve fiziksel kütüphane oluşturulacak, sosyal faaliyetler yıllık etkinliklerle desteklenecektir. 

Üyelerle Etkileşim: Üyelerle söyleşiler ve kitap kulübü gibi etkinlikler yanında dil ve mesleki alanda kursları düzenlenecek; yayıncılık faaliyetleri yapılacaktır.

Gençlere Destek: Gençlere yönelik destekler verilecek ve sabah toplantıları serbest çalışan gazeteciler için düzenlenecektir.

Üyelerin Yakınmaları

Son olarak, diplomatik merkez oluşturulacak ve üyelerin yakınmalarına kulak verilecektir. Bu süreçte, gazetecilerin yaşadığı sorunların çözümü ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi hedeflenmektedir.

Durum 2024'te Neler Var? 

Cemiyet Başkanı Nazmi Bilgin ve mevcut yönetim ise, faaliyet raporunu Cemiyet’in yayın organı olan Cemiyet Dergisi aracılığıyla kamuoyuna sundu. 

Faaliyet raporu, Cemiyetin son dönemde gerçekleştirdiği projeler, uluslararası basın özgürlüğü alanındaki çalışmaları ve meslek içi dayanışmayı artırmaya yönelik faaliyetleri içeriyor. Ayrıca raporda, Gazeteciler Cemiyeti'nin pandemi döneminde medya çalışanlarına verdiği destekler ve düzenlediği eğitim programlarına da detaylı şekilde yer verildi.

Raporda, Başkan Nazmi Bilgin'in faliyetleri ve üyelere bir sesleniş yazısı yer alıyor. Cemiyet'in 78 yaşında olduğunu vurgu yapılarak, basın özgürlüğü konusunda yapılan eylemler, etkinliklere yer veriliyor. Meslek Onur Ödüllerinin sahiplerine ulaştırılması yanında, Sansür Yasası'na karşı yapılan toplantılar, "Memura Basın Kartı Gazeteciye Ceza" gibi afişler ve bu konuda yapılan etkinlikler anlatılıyor. 

Nazmi Bilgin'in İyi Parti'nin Grup Toplantısı'nda Meclis'te yaptığı konuşmaya yer veriliyor. 

AYM önünde yapılan Basın Nöbeti eylemleri, etkinlikler ve protestolar yanında, 2021, 2024 yılları arasında yapılan hukuki başvurular ve sonuçlarına yer veriliyor. 

Medya Dayanışma Grubu oluşturulduğu bunun, Ankara Barosu ve Türikye Barolar Birliği ziyaretleri, cezaevi ziyaretleri, duruşmalara katılım, grevdeki gazetecilerle dayanışma görüntü ve etkinlikleri de raporda bulunuyor. 

AB Fonuyla Yapılan Projeler

Dergide, AB Fonlarıyla ve büyükelçilerle yürütülen projelere de ayrıntılı şekilde fotoğraflarla birlikte yer verilirken, mesleğin nabzını tutmak amacıyla toplantnı, rapor ve araştırma yapıldığından söz ediliyor. 

Uluslararası Basın Özgürlüğü Koalisyonu Temsilcileriyle yaplan görüşmeler özgürlük için basın raporları, deprem illerinde yapılan çalışmalar, deprem bölgesi odaklı raporlar da yeralıyor. Gazetecilikte Dönüşüm ve Arayışlar Nisan 2024, Haber Ağır Bedeli Mart 2022 raporlarının da yeraldığı dergide, İZmir ve Marmaris'te yapılan yerel medya zirveleri ayrıntılı olarak anlatılıyor. 

Cemiyet Vakfı Nereden Çıktı? 

Dergide, vakfa neden ihtiyaç duyulduğu ise "Sosyal güvenlik ve yardım ihtiyacı" şeklinde şöyle anlatıldı: 

"Gazetecilek mesleği, ekonomik zorluklar ve sosyal güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalan bir alan haline gelmiştir. Özellikle emekli gazetecciler, düşük maaşlar ve yüksek bakım masrafları nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. GAzetecilerin yaşlılık döneminde madi zorluklar çetmedenn huzur içinde şamamlarını sürdürebilmeliri çin gülçü bir soyla destek mekanizmasına ihtiyaç vardır. Vakfın kurulması bu tür sorunlarla mücadle eden gazetcilere maddi ve manevi destek sunmak amacyıl abüyük bir gereklilik haline gelmiştir" 

Bunun yanında vakfın artan işsizlik ve eğitim erişim zorlukları, cemiyetin baımsızlığı, mal varlıkların etkin yönetimi için gerekli olduğu da belirtiliyor. 

Kurucular Kurulu Kimler? 

Dergide, Vakıf Kurucular Kurulu'nda ise, Nazmi Bilgin, Doğan Bulgun, Fethi Akkoç, Seva Ülman, Yaşar Aysev, Yekta Güngör Özden, Abdülrezzak Altun, Mustfa Yoldaş, Ertürk Yöntem, Ayhan Aydyemir, Yusuf Kanlı, Kenan Şener, Ali Topçu gibi isimlerin yeralacağı açıklandı. 

300 Üye Kaş'da Müstakil Tapulu Arsa Sahibi Oldu

Dergide, Kaş ve Kalkan'daki Varlığımız "Bir Başarı Hikayesi" adıyla bölgeden fotoğraflarla ayrıntılı olarak yeraldı. Araziyle ilgili şu bilgiler yeraldı: 

"Gazetciler Cemiyeti, Ali Yiğit adına kayıtlı olan bu eşsiz araciziye 1971'de 265 bin liraya aldı. İmar çalışmaları sonucunda, "1979'da Bayındırlık Bakanlığı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu plana uygun olarak belirlenen koşulları yerine getiren 300'den fazla cemiyet üyesi 1500 metrekarelik müstakil tapulu arsaların sahibi oldu" denildi. 

Cemiyetin Malvarlıkları

Bölgenin 3.derece SİT alanı ilan edilmesinin ardından imar planının 1996'da onaylandığı bilgine yer verilen dergide, "Uluslararası Basın Tatil Köyü"nün Orman Bakanlığı'nın açtığı dava sonucunda gerçekleşmediği, Radisson BLu Oteli'nin bir başarı hikayesi olarak gerçekleştirildiği anlatıldı. Yine Kaş'da ikinci bir otelin de 85 odalı olarak yapılacağı bilgisine yer verildi.  2018'de Tapu Kanunu yenilem çalışmalarıyla Cemiyet'in sahibi olduğu Kaş'taki  arsaların sınırlarının yeniden belirlendiği anlatılırken, 4.108 metrekare daha yer kazandırıldığı ifade edildi. 

Kalkan'daki Arsa

"Kalkan'daki Arsa" başlıklı bölümde ise, arazinin 1993'te cemiyete kazandırıldığı, Fırnaz Koyu'ndaki taşınmazın 33.430 metrekare büyüklüğünde bir arazi olduğu bilgisine yer verildi. 

Kaş Sosyal Tesisi ve Villalar

Dergide, Kaş'ın Çukurbağ yarıdımadasının dğal güzellireniden söz edilirken, cemiytein burada yeralan sosyal tesisi ve villalarından görseller ve bilgilere yer verildi. 

Gölbaşı Bizim Çatı

Dergide, Ankara Gölbaşı'ndaki Bizim Çatı adlı 38 odalı otel, havuz ve tesisden de söz edilerek, cemiyet üyelerinin yüzde 50 indirimle yararlanabildikleri ifade edildi. 

Medya Sanat Galerisi

Dergide yine, 500 metrekarelik 24 Saat Gazetesi'nin baskı yerinin Medya Sanat Galerisi'ni dönüştürülerek kiraya verildiği bilgisi yeralıyor. 3055 Telifli Haber Desteği, 443 Ekipman Desteği, 51 Adet Web Sitesine Destek Verildi

Cemiyetin sivil toplum kuruluşu olarak GC Akedemi, Mobil Basın Evi, Medya Dayanışma Grubu, Genç Gazetecilere Destek, M$D Projesi  adıyla yaptığı çalışmaların anlatıldlığı dergide, BEDA kapsamında  3.055 telifli haber desteği sağlandığı belirtilirken, M4D kapsamında toplamda 443 ekipman desteği verildiğini, ajans aboneliği desteği sağlandığı, 51 adet web sitesi kurulumuna destek verildiği anlatıldı. 

Mesleki Sürdürülebilirlik Destek Paketi cinsiyet dağılımına göre yüzde 37 kadınları, geri kalan erkek gazetecilere destek verildiği, yapısal güçlendirme platformları olarak internet sitelere, dernek, kültar sanat haber siteleri, ajans, haber kanalı, karikatür dergisi, web sitesi, podcast kanalı ve gazetelere destek verildiği, en fazla Ankara, İstanbul ve Diyarbakır'a, 4. sırada İzmir'e destek verildiği belirtildi. Destek verilen iller Van, Mardin, Batman, AĞrı, Kayseri, Erzurum, Artivin, Muş , Şiirt ve Trabzon olarak açıklandı. 

Büyükelçiliklerin Maddi Destekleriyle Yürütülen Projeler

Dergide, Cemiyet'in 2021-2022'de Norveç Büyükelçiliği'nin desteğiyle "İnsan Hakları ve Bağımsız Medya Projesi", Finlandiya Büyükelçiliği ile "Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Günü" etkinliğinin Büyükelçi Pirkko Mirjami Hamalainen'in rezidansında gerçekleştirildiği, Ağustos 2023'te İngiltere Büyüklelçi desteğiyle Türikye'de Medya Kapasitesi'nin Güçlendirilmesi Projesi'nin gerçekleştirildiği, İrlanda Büyükelçiliği ile 2022, 2023'te Video Haber Eğtimi projesi yapıldığı, Yine Balkan Araştırmacı Gazetecilek Ağı ile işbirliği yapıldığı, 2023 Eğitim Kampı yapıldığı, basın evi söyleşileri yapıldığı ifade edildi. 

Mali Durum, Denetleme Raporu

Dergide mali durum bölümünde ise, denetleme raporuna yer verilirken banka hesap durumu 14 Eylül 2024 itibariyle yer aldı. Bu raporu denetçiler Doğan Bulgun, Gülsen Solaker, Mustafa Salihoğlu, Abdülkadir Çağlar, Ahmet İzzet Dağıstanlı, Serkan Güler, Ertuğrul Bülent Danacı, Metin Işık, Mehmet Süreyya Oral, Faysal Geyik, Murat Eralp Gürgen'in imzaladığı bilgisine yer verildi. 

Mali Durum tablolarında büyükelçiliklerden ve AB fonlarından sağlanan gelirler de yeraldı. 

Mevcut Yönetimde Kimler Var? 

Gazeteciler Cemiyeti mevcut Yönetim Kurulu'nda Nazmi Bilgin yanında Ayhan Aydemir, Ertürk Yöntem,, Yusuf Kanlı, Kenan Şener, Ali Topçu, Ümit Gürtuna, Güray Soysal, Ali Oruç, Önder Yılmaz, Utku Şensoy, Zeynep Gürcanlı, Özlem Akarsu Çelik bulunuyor. 

Onur Kurulu'nda Fethi Akkoç, Elvan Baransel, Can Pulak, İbrahim Saraçoğlu, Mehpare Çelik, Sencer Güneşsoy, Ali Şimşek, Ergin Ünal, Abdi Pehlivan, Orhan Gürdil, Mustafa Yoldaş bulunuyuor. 

Denetim Kurulu'nda Doğan Bulgun, İzzet Dağıstanlı, Süreyya Oral, Ertuğrul Bülent Danacı, Abdülhalik Ensari, Faysal Geyik, Murat Eralp Gürgen, Mustafa Salihoğlu, Gülsen Solaker, Serkan Güler, Metin Işık yer alıyor.

Seçiçi Kurul'da Seva Erten, Besim Güçtenkorkmaz, Göksel Bozkurt, Orhan Karadağ, Osman Nuri Üntürk, Remzi Dilan, Seçil Keskin, Sedat Bozkurt, Semra Topçu, Talay Ulusu, Tülin Daloğlu bulunuyor. 

Basın Meclisi'nde ise, Gökhan Akengin, Korkmaz Alemdar, Abdülrezzak Altun, Tümer Argın, Oya Armutçu, Ercan Ata, Özkan Tamer, İzzet Emre Aygen, Yaşar Aysev, Mustafa Balbay, Metin Balcı, Hüdai Bayık, Ceyhan Baytur, Mete Belovacıklı, Fikret Bila, Kemal Bostan, Mustafa Bozdemir, Yılmaz Coşkun, Utku Çakırözer, Serpil Çevikcan, Fikret Dadaş, Ziya Taner Dedeoğlu, Mehmet Deniz, Burhan Cahit Dingil, Burhan Dodanlı, Kudret Doğandemir, Turgut Er, Metiner Erdem, Muhsin Erol, Cemal Ersen, Ahmet Ertüm, Olcay Göker Aksoy, Necati Güngör, Ercan Gürses, Ali Haydar İnandım, Alparslan İpek, Ercan İpekçi, Mustafa Can Kadıoğlu, Erhan Karadağ, Engin Karapınar, Ülkü Kuranel, İlhan Kuyucu, Şener Mete, Sedat Örsel, Süha Örtülü, Rıza Özel, Mehmet Emin Özgönül, Ahmet Tuncay Özkan, Saygı Öztürk, Aytekin Polatel, Ali Tansu Polatkan, Muharrem Sarıkaya, Tuğrul Sarıtaş, Sungar Taylaner, Ugur Baran Tenekecioğlu, İsa Yaşar Tezel, Yusuf Turan, Hulusi (Mustafa) Turgut, Ateş Tümer, Müyesser (Yıldız) Uğur, Mehmet Orhan Uğuroğlu, Cemil Ünlütürk, Merdan Yanardağ, Yıldız Yazıcıoğlu Özmen, Ünsal Ünlü, Zeynel Abidin Lüle, Dicle Kavak Ekmekçi yeralıyor. 


Kaynakça: 

GC-TR - Gazeteciler Cemiyeti

Gazeteciler Cemiyeti Durum 2024 Dergisi

Gazeteciler Cemiyeti’nde seçime doğru, Nursun Erel Başkanlık yarışında (muhalif.com.tr)

Gazeteciler Cemiyeti yönetimine neden aday olduk? Usta gazeteci Nursun Erel açıkladı... (medyaradar.net)

Beyaz Kitap


 LÜBNAN'IN KIRILMA NOKTALARI

CUMHURBAŞKANI HRİSTİYAN, BAŞBAKAN MÜSLÜMAN OLMAK ZORUNDA

80 BİN KİŞİLİK ORDUSU VAR

RESMİ OLARAK 18 İNANÇ VE MEZHEP TANINIYOR: SÜNNİ İSLAM, Şİİ İSLAM, NUSAYRİLER, DÜRZİLER, MARUNİ KATOLİKLER, RUM ORTODOKSLAR, ERMENİLER VE DİĞER HRİSTİYANLAR

ASYA, AVRUPA VE AFRİKA'NIN KESİŞİM NOKTASINDA

LÜBNAN-İRAN YAKINLAŞMASI VE ŞİİLER


                   Kaynak: Baroit


NEVİN BİLGİN 

Lübnan, coğrafi konumu ve kültürel yapısıyla tarih boyunca birçok büyük gücün ilgi odağı olmuştur. Doğu Akdeniz’in kalbinde yer alan bu küçük ülke, Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesişim noktasında bulunması nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir. Batı ile Doğu’yu birbirine bağlayan bu kilit konum, Lübnan'ı hem bölgesel hem de küresel güçlerin etki alanı haline getirmiştir. 

Fransa, ABD ve İngiltere gibi Batılı devletler, Lübnan'ın iç siyasetinden ekonomisine kadar pek çok alanda derin izler bırakmıştır.

Osmanlı'dan Fransız Mandasına/Sykes-Picot Anlaşması

Lübnan'ın Batı ile ilişkileri Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine kadar uzanır. Osmanlı döneminde bölgeye hükmeden yerel beyler ve dini liderler, özellikle Batılı misyonerler ve güçlerle temasta bulunarak siyasi avantajlar sağlamaya çalıştılar. Ancak Lübnan’ın Batı ile doğrudan bağı, Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’ndaki yenilgisi ve Sykes-Picot Anlaşması ile başladı. Bu anlaşmanın ardından Lübnan, 1920'de Fransız mandası altına girdi ve bu dönemde Lübnan'ın siyasi yapısı büyük ölçüde şekillendi.

                                Kaynak: Vikipedi

Fransız Yönetimi ve Maruni Hristiyanlar

Fransız yönetimi, Marunî Hristiyanların egemen olduğu bir siyasi sistem kurarak, Lübnan’daki mezhepsel yapıyı güçlendirdi. Bu durum, hem Fransa'nın Lübnan üzerinde uzun süreli etkisini sağlamlaştırdı hem de ülkenin iç dinamiklerini Batılı güçlerin müdahalelerine açık hale getirdi. 

1943 yılında Lübnan, bağımsızlığını kazandı, ancak Fransa’nın kültürel ve siyasi etkisi devam etti. Lübnan’daki eğitim sisteminden hukuki yapıya kadar pek çok alanda Fransız etkisi hissedilmeye devam etti.


https://tr.maps-lebanon.com/l%C3%BCbnan-d%C3%BCnya-haritas%C4%B1

Soğuk Savaş ve ABD’nin Artan Etkisi

Lübnan, Soğuk Savaş döneminde Batılı güçlerin daha da önem verdiği bir bölge haline geldi. ABD, Ortadoğu’daki Sovyet etkisini kırmak amacıyla Lübnan'ı Batı bloğunun bir parçası olarak tutmak için çaba sarf etti. 

Özellikle 1958 yılında meydana gelen iç karışıklıklar sırasında ABD, Lübnan’a asker göndererek ülkedeki Batı yanlısı hükümeti destekledi. Bu müdahale, ABD’nin Lübnan’da istikrar sağlamaya yönelik en büyük askeri hamlesi olarak tarihe geçti.

Ancak ABD’nin Lübnan üzerindeki etkisi, yalnızca askeri müdahalelerle sınırlı kalmadı. Ekonomik yardım paketleri ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla ABD, Lübnan’da Sovyetler Birliği’nin nüfuz kazanmasını önlemeye çalıştı. 

1982'de İsrail, Lübnan'ı İşgal Etti

Lübnan İç Savaşı sırasında ise ABD, hem siyasi gruplar hem de İsrail’in müdahaleleriyle şekillenen bu karmaşık süreçte denge sağlamaya çalıştı. 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesiyle ABD, Fransa ve diğer Batılı güçler çokuluslu bir barış gücü oluşturarak, ülkede istikrarı sağlama girişiminde bulundular. Ancak bu girişim, Beyrut’ta gerçekleşen ABD deniz piyadeleri saldırısıyla sekteye uğradı.

Fransa’nın 1975-1990 Arası Etkisi

Fransa, tarihsel bağları ve kültürel yakınlığı nedeniyle Lübnan üzerinde etkin bir Batılı güç olmaya devam etti. Fransız mandası döneminde şekillenen mezhepsel siyasi yapı, Lübnan’daki iç dinamiklerin Batılı müdahalelere açık kalmasını sağladı. Fransa, 1975-1990 yılları arasındaki iç savaş boyunca Lübnan’ın yeniden inşasında önemli roller üstlendi. Özellikle Taif Anlaşması sonrası dönemde, Fransa'nın Lübnan ile olan diplomatik ve ekonomik bağları güçlendi.

Lübnanlı Öğrenciler Fransız Okullarında

Fransa’nın Lübnan’a yönelik ilgisi sadece siyasi boyutla sınırlı kalmadı. Fransız şirketleri, özellikle enerji ve altyapı sektörlerinde Lübnan’da önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Ayrıca Fransa, Lübnan’ın kültürel ve eğitim sisteminde de etkili oldu. Birçok Lübnanlı öğrenci, Fransız okullarında eğitim görerek bu kültürel bağı daha da derinleştirdi.

İngiltere'nin Rolü: İngiliz Şirketleri ve Enerji Sektöründeki Yatırımları

İngiltere, Lübnan’da Fransa ve ABD kadar doğrudan bir askeri müdahalede bulunmasa da, diplomatik ve ekonomik ilişkileriyle varlığını hissettirdi. Özellikle iç savaş sonrası dönemde İngiltere, Lübnan’daki insani yardım operasyonlarına ve yeniden inşa süreçlerine katkıda bulundu. Ayrıca, İngiliz şirketleri Lübnan’daki enerji sektöründe yatırımlar yaparak Batı’nın ekonomik etkisinin sürmesine katkı sağladı.

İç Bölünmelerin Etkisi

Fransa'nın manda döneminden başlayarak ABD'nin Soğuk Savaş döneminde artan etkisi ve çokuluslu müdahale girişimleri, ülkenin iç dinamiklerini şekillendirdi ve parçalı hale getirdi. Ancak bu müdahaleler, Lübnan'daki siyasi ve mezhepsel gerilimleri yatıştırmaktan çok daha karmaşık bir sürece yol açtı. Batılı devletler, Lübnan’da kendi çıkarlarını korumaya çalışırken, bölgesel aktörlerin etkisiyle bu çıkarlar zaman zaman dengelendi, zaman zaman da zorlayıcı hale geldi.

Cumhurbaşkanı Hristiyan ve Maruni Olmak Zorunda

Lübnan’da cumhurbaşkanı, Hristiyan Maruni toplumundan seçilir ve görev süresi altı yıldır. Cumhurbaşkanı, parlamentoda yapılan bir oylamayla belirlenir, ancak süreç sık sık siyasi krizlere ve çıkmazlara yol açabilir. 1989’da imzalanan Taif Anlaşması, cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlamış ve Müslüman grupların siyasi süreçlerdeki rolünü artırmıştır.

Mezhepsel Güç Dağılımı

Lübnan Parlamentosu 128 üyeden oluşur ve bu üyeler dini-mezhepsel gruplara eşit şekilde dağıtılır. Mecliste 64 Müslüman ve 64 Hristiyan milletvekili bulunur. Bu sistem, ülkenin siyasi yapısını mezhepsel temeller üzerine kurmuştur. Parlamento yasama yetkisine sahiptir ancak mezhepsel bölünmeler ve siyasi kamplaşmalar nedeniyle çoğu zaman karar alma süreçleri tıkanmaktadır.

Başbakan Sunni Müslüman

Başbakan Sünni Müslümanlardan seçilir. Hükümet kurma süreçleri ise genellikle zorlu ve uzun süreli olabilir. 2021 yılında, 13 ay süren bir siyasi krizin ardından Necip Mikati liderliğinde bir hükümet kurulabilmiştir. Bu tür gecikmeler, Lübnan siyasetindeki mezhepsel rekabetin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Siyasi Partiler ve Gruplar

Lübnan’da siyasi partiler, dini ve mezhepsel gruplara göre şekillenmiştir. Şiiler Hizbullah ve Emel gibi partiler aracılığıyla temsil edilirken, Maruniler Falanjist Parti ve Lübnan Kuvvetleri gibi partilerde örgütlenmiştir. Sünniler ise daha çok Kerami ve Selam ailelerinin etkili olduğu partilerde temsil edilmektedir. Ayrıca Dürziler de Canbulat ve Arslan aileleri önderliğinde siyasette etkin rol oynamaktadır.

Lübnan'da 18 dini inanç ve mezhep tanınıyor. Bu mezhepler arasında Şii İslam, Nusayriler, Dürziler, Maruni Katolikler, Rum Ortodokslar, Ermeniler, diğer Hristiyanlar yer almaktadır. Nüfusun yüzde 27'sini şii müslümanlar oluşturmaktadır. 

Lübnan'da Krizler ve Şiddet Olayları

1975 ile 1990 arası iç savaş yaşayan ülkede, 2005 yılında Başbakan Refik Hariri’nin suikasta uğraması, Lübnan’da büyük bir siyasi kriz başlatmıştır. Bu olay, Suriye karşıtı gösterilere ve Suriye ordusunun ülkeden çekilmesine yol açmıştır.

İsrail-Lübnan sınırından çatışmalar isme hep devam etmiştir. 

Beyrut Limanı 2020'de gerçekleşen peş  peşe patlamalar sonucu büyük bir felaket yaşamıştır. 

2021'de yine mezhep çatışması alevlenmiştir. 

Ancak Lübnan’ın dış güçlere olan bağımlılığı ve mezhepsel çatışmalar nedeniyle, siyasi istikrarı sağlayamamıştır. Siyasi gerilimlere ekonomik zorluklar eklenmiştir. 

Litani Nehri Krizi

Litani Nehri, Lübnan'da hem stratejik hem de hayati bir öneme sahip olup, bölgedeki gerilimlerin merkezinde yer almaktadır. İsrail ve Hizbullah arasındaki bu gerilim, Litani Nehri’nin kontrolü ve nehrin güneyindeki nüfuz mücadelesi etrafında şekillenmektedir. 

İsrail, nehrin güneyindeki Hizbullah varlığını tehdit olarak görüp, dünya güçlerinin bu bölgeyi silahsızlandırmasını talep etmektedir.. Bu taleplerin arkasında 2006'da kabul edilen BM kararıyla Mavi Hat'ın gerisinde yalnızca Lübnan ordusu ve UNIFIL güçlerinin varlığına izin verilmesi şartı yatmaktadır. 

Litani Nehri, Lübnan'daki 794 bin kişinin su ihtiyacını karşılayan önemli bir kaynaktır ve bölgede tarımsal faaliyetler için hayati öneme sahiptir. Nehir çevresinde çoğunlukla Şii nüfus yaşadığı için Hizbullah, burada güçlü bir askeri varlık sürdürmektedir. İsrail'in bu bölgeye yönelik hava saldırıları ise gerilimi artırarak geniş çaplı can kayıplarına ve göçlere neden olmaktadır. 

Lübnan Ordusu Var Mı? 

Lübnan Silahlı Kuvvetleri 1943'ten beri mevcut. Lübnan'ın güney sırırlarındaki gerilimler, Hizbullah'ın varlığı, ordunun etkinliğini etkiliyor. 80 bin civarında personel sayısı olan ordu,, iç güvenlikte önemli sorumluluk üstleniyor. Farklı mezheplerden gelen askerlerden oluştuğu için iç dengeleri gözeterek hareket etmek zorunda kalıyor. 

Lübnan ve İran Arasındaki İdeolojik Yakınlaşmanın Tarihsel Kökeni Nedir? 

Lübnan ve İran arasındaki ilişkiler, özellikle Şii ideolojisi çerçevesinde şekillenmiştir. 16. yüzyılda İran’da Safevi hâkimiyeti sırasında, Lübnanlı Şii ulemalar bu devlette yüksek makamlara getirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyeti, Şiilerin geri plana itilmesine neden olmuş, Birinci Dünya Savaşı sonrası ise Şiiler radikalleşmiştir.


İmam Musa el-Sadr, Lübnan’da Şii toplumu bir araya getiren önemli bir figür olmuştur. 1960’larda kurduğu Mahrumlar Hareketi ve Yüksek Şii İslam Konseyi ile Lübnan’daki Şiileri organize etmiştir. 1979 İran İslam Devrimi sonrası Lübnanlı Şiiler, İran yönetimiyle dayanışma komiteleri kurarak devrimle irtibat kurmuşlardır.

Hizbullah, EMEL hareketinden ayrılarak 1980'lerde İran desteğiyle kurulmuş, 1982’deki İsrail işgali sonrası önemli bir direniş gücü haline gelmiştir. İran’ın Velayet-i Fakih doktrini, Hizbullah’ı ideolojik olarak İran’a yakınlaştırmıştır. 2000’lerde ise Hizbullah, İsrail’e karşı kazanımlar elde ederek, Lübnan’da önemli bir siyasi aktör olmuştur. 2006'daki savaş, Hizbullah’ın etkisini daha da artırmıştır.



Kaynakça: 

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-58519962

https://tasam.org/tr-TR/Icerik/709/lubnanda_cumhurbaskanligi_secimi_ve_siyasi_hesaplasmalar

https://www.mfa.gov.tr/lubnan-siyasi-gorunumu.tr.mfa

https://dergipark.org.tr/tr/pub/bellek/issue/59195/830603

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1412806

https://www.aksiyon.com.tr/lubnan-in-can-damari-litani-nehri-ve-hizbullah-israil-catismasi-50901

https://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-lubnan

https://www.wikiwand.com/tr/articles/L%C3%BCbnan

https://www.bbc.com/turkce/articles/c1wng5e0347o


2 Ekim 2024 Çarşamba


TÜKETİM TİYATROSUNDA KAYBOLAN DÜĞÜNLER

RÜKÜŞLÜKTE ZİRVEYE OYNAYAN BİR TOPLUM

GARİP GÖZLÜKLER, MARKALI TAKILAR, İSTEK MENÜLERİ, İSTEME KAHVELERİ, TÜYLÜ KINA GECELERİ, GARİP DANSLAR, İÇ ÇAMAŞIRI FIRLATMALAR







NEVİN BİLGİN 

Modern toplumun elinde bir oyuncak haline gelen düğünler, eskiden bir kutlama, bir birliktelik ifadesi, geleneklerin yeniden yaşandığı ve ailelerin birbirine kenetlendiği anlar olarak görülürdü. Bugün ise tüketim kültürünün acımasız pençesine düşmüş, gösteriş meraklısı birer tiyatro sahnesine dönüşmüş durumda. Sanki herkes birbirine üstün gelmeye, daha rüküş, daha gösterişli bir düğünle bir diğerini geçmeye çalışıyor.



Düğünlerin başlangıcı olan kız isteme törenlerinden başlıyor bu çürüme. Eskiden ailelerin samimi bir tanışma ve hayırlı bir birlikteliğin başlangıcını kutladığı anlar, artık adeta bir pazarlık masasına dönüştü. Markalı çeyiz listeleri, lüks ev ve arabalar, altın takı siparişleri… Sanki bir yaşam kurmak değil, adeta bir tüketim ritüeli haline geldi. Ne kadar gösterişli, ne kadar pahalıysa, o kadar değerli sayılıyor.



Kına geceleri desen, tam bir karnavala dönmüş durumda. Eskiden duygusal, anlam yüklü bir veda ritüeli olan bu geceler, şimdi abartılı kostümler, yapay gülüşler ve rüküşlükte sınır tanımayan şovlarla dolu. Gelin ve arkadaşları, garip gözlükler takıp saçma sapan pozlar verirken, fotoğraf makineleri de bu anlamsız anları ölümsüzleştiriyor. Sosyal medyada yer almak için yapılan bu gösteri, samimiyetsizliğin doruk noktasını simgeliyor.



Düğünlerdeki takı törenlerine ne demeli? Altınların, bileziklerin sergilendiği, herkesin birbirine hava atma yarışına girdiği bir gösteri. Takılar artık kafeslerde, cam kutuların içinde sergileniyor. Sanki maddiyatın, gösterişin kutsandığı bir tapınak gibi. Bu garip gösterilerin, takıların, evlerin ve arabaların talep edilmesinin altında yatan şey nedir? Toplumun kültürel değerlerini kaybedip tüketim kültürüne esir olması mı?


Danslar bile bu gösterişin bir parçası haline geldi. Düğünlerde sergilenen garip dans figürleri, hatta iç çamaşırlarını çıkarıp atanlar… Her şey, herkesin izleyici olduğu bir sahnede yer almak için yapılıyor. Oysaki bir zamanlar bu danslar, iki insanın birlikteliğini kutlamak için yapılırdı, şimdi ise gösterinin bir parçası.



Toplumun seviyesizleşmesi, kültürel değerlerin yitirilmesi, tüketim kültürünün bir oyuncağı haline gelmemizin bir sonucudur bu. Okumuşu da okumamışı da aynı gösteriş peşinde koşuyor. Herkes, kendi yaşamını başkalarına pazarlamak, sosyal medyada yer almak için bu rüküşlüğü tekrarlıyor. Her düğün bir öncekinin abartılı bir versiyonu oluyor. Gözlerimizle izlediğimiz bu gösteri, aslında toplumun ne kadar çürüdüğünün, ne kadar sığlaştığının bir yansıması.



Belki de sormamız gereken soru şu: Gerçekten neyi kutluyoruz? Bir ömrü paylaşmayı mı, yoksa maddiyatın ve tüketim kültürünün zaferini mi?


1 Ekim 2024 Salı

 NEDEN CİMRİ, SİGARA BAĞIMLISI, AŞIRI DÜZENLİ YA DA DAĞINIK OLURUZ?

FREUD'UN GELİŞİM EVRELERİNDE GİZLİ

0-1 YAŞ GRUBUNDA EMME İLE İLGİLİ SORUN YAŞAYANLAR AŞIRI YEME, SİGARA İÇME, TIRNAK YEME DAVRANIŞI GELİŞTİRİYOR

İLK TUVALET EĞİTİMİ CİMRİ, DÜZENLİ OLUP OLMAMAYI ETKİLİYOR




EvrelerİsimSonuçlar
Oral0 - 1,5 yaşEmme, güven duygusu, aşırı yeme veya sigara içme saplantıları
Anal1,5 - 3 yaşTuvalet eğitimi, düzenlilik veya cimrilik saplantıları
Fallik3 - 6 yaşCinsel kimlik farkındalığı, Oidipus kompleksi (erkeklerde) veya Elektra kompleksi (kızlarda)
Latent6 - 12 yaşSosyal ve bilişsel gelişim, özsaygı, saplantılar
Genital12 yaş ve üzeriCinsel enerji geri dönüşü, cinsel kimlik, ilişki sorunları



NEVİN BİLGİN 

Sigmund Freud’un psikoseksüel gelişim teorisi, insan kişiliğinin oluşumunu açıklayan en bilinen yaklaşımlardan biridir. Bu teoriye göre, insan hayatı boyunca belirli dönemlerden geçer. Bu dönemler bilgisayar oyunu gibi sorunsuz bir şekilde atlatılırsa birey yetişkinlikte daha sorunsuz bir hayat yaşarken dengeli de olur. Bu dönemlerde yaşanan deneyimler, yetişkinlikteki kişiliğimizi ve davranışlarımızı derinden etkiler. 

Freud bu evreleri beş temel aşamaya ayırır;  oral, anal, fallik, latent ve genital evreler. Her evrenin kendi içinde bir odak noktası vardır ve bu odak, bireyin gelişimi üzerinde belirleyici rol oynar.

Freud’un psikoseksüel gelişim teorisi, birçok açıdan eleştirilse de insan psikolojisini ve kişilik gelişimini anlamada önemli bir yer tutar. Özellikle, bireyin çocukluk döneminde yaşadığı deneyimlerin yetişkinlik dönemindeki etkilerini anlamada bu teori yol gösterici olabilir. 

Freud’a göre, hayatın zevk ve gerilim üzerine kurulu yapısı, her bir evrede yaşanan çatışmaların çözülüp çözülmemesiyle şekillenir. Tıpkı bir bilgisayar oyununda seviye atlamaya benzer şekilde, bir sonraki aşamaya geçmek için mevcut çatışmanın çözülmesi gerekir. Bu nedenle, çocukluk dönemindeki gelişim süreci ve bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi, insan hayatının geri kalanını derinden etkiler.



1. Oral Evre (0-1,5 yaş):

Duyarlı Bölge: Ağız, dudaklar ve dil.

Bu ilk evrede, bebeğin tüm dünyası ağız etrafında şekillenir. Emme, beslenme ve ağız yoluyla alınan uyaranlar, bebeğin temel zevk kaynağıdır. Bu dönemde bebek, emerek hem fiziksel hem de duygusal doyum sağlar. Beslenme, güven duygusunun temelidir. Bebeğin sütten kesilmesi ise ilk büyük çatışma anıdır. Eğer bebek bu evrede ihtiyaçları aşırı doyurulursa veya yetersiz karşılanırsa, ileride aşırı yeme, sigara içme, tırnak yeme gibi oral saplantılar geliştirebilir. Bu tür saplantılar, aynı zamanda duygusal bağımlılıklara da yol açabilir.

2. Anal Evre (1,5-3 yaş):

Duyarlı Bölge: Anüs ve çevresi.

Bu dönemde çocuğun dikkati anüs ve tuvalet alışkanlıklarına odaklanır. Tuvalet eğitimi sırasında çocuğun vücudunu kontrol etmeyi öğrenmesi, bağımsızlık ve özgüven kazanma açısından çok önemlidir. Başarılı bir tuvalet eğitimi, çocuğun ileride düzenli ve üretken bir birey olmasına katkı sağlar. Ancak, aşırı katı veya baskıcı bir tuvalet eğitimi, anal kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Örneğin, çocuk aşırı düzenli, cimri veya tam tersi düzensiz bir kişilik geliştirebilir.


3. Fallik Evre (3-6 yaş):

Duyarlı Bölge: Genital organlar.

Bu dönemde çocuk, cinsel organlarına ilgi duymaya başlar. Freud’a göre, bu evre özellikle Oidipus ve Elektra kompleksleriyle ilişkilidir. Erkek çocuklar babalarını rakip olarak görüp annelerine ilgi duyar; kız çocukları ise babalarına karşı özel bir bağlılık geliştirir. Eğer bu evrede çözülmemiş çatışmalar olursa, ileride cinsel kimlikle ilgili sorunlar yaşanabilir. Çocuğun bu evrede sağlıklı bir şekilde cinsel kimliğini keşfetmesi, kişilik gelişiminde büyük rol oynar.


4. Latent Evre (6-12 yaş):

Önemi: Bu evre, cinsel dürtülerin geri plana çekildiği, sosyal becerilerin ve entelektüel yeteneklerin ön plana çıktığı bir dönemdir. Çocuklar bu dönemde arkadaşlıklar kurar, eğitim hayatında ilerler ve toplumdaki yerlerini keşfederler. Cinsel dürtülerin aktif olmadığı bu evrede, çocuklar daha çok sosyalleşme ve kişisel gelişime odaklanır. Bu evrede saplanma yaşanması, ileriki yaşlarda sosyal ilişkilerde zorluklar, özsaygı problemleri veya utangaçlık gibi sorunlara yol açabilir.


5. Genital Evre (12 yaş ve üzeri):

Duyarlı Bölge: Genital organlar.

Bu evre, cinsel olgunluğun başladığı ve bireyin cinsel kimliğini tam anlamıyla keşfettiği dönemdir. Ergenlik dönemi boyunca, bireyler cinsel enerjilerini anlamaya ve yönlendirmeye başlarlar. Eğer önceki evrelerde saplantılar gelişmişse, bu saplantılar yetişkinlikte cinsel işlev bozuklukları veya ilişki sorunları şeklinde kendini gösterebilir. Ancak, bu evreyi sağlıklı bir şekilde tamamlayan bireyler, olgun cinsel kimliklerine ve sağlıklı ilişkiler kurma yeteneğine sahip olabilirler.

SAPLANTILAR

Freud’un psikoseksüel gelişim teorisinin merkezinde yer alan "saplantı" kavramı, bireyin bir evrede yaşadığı çatışmaları çözemezse o evreye saplanıp kalacağı anlamına gelir. Yani, çocuklukta yaşanan problemler yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürebilir. Örneğin, anal evrede tuvalet eğitimi sırasında aşırı baskı gören bir birey, ileride aşırı düzenli veya tam tersi dağınık olabilir.


Kaynak: 

https://duspsikoloji.com/psikoseksuel-gelisim-kurami/

https://pdrbirimi.com/psikoseksuel-gelisim-kurami-sigmund-freud/

https://dergipark.org.tr/tr/pub/auebfd/issue/48473/614664

https://psikohelp.com/freudun-5-asamali-psikoseksuel-gelisim-teorisi/

TBMM YENİ DÖNEME HAZIR

VATANDAŞ İLK GÜN GİREMEYECEK

ÇÜNKÜ MECLİS'İN KENDİ KALABALIĞI KENDİSİNE YETİYOR

MECLİS KAMPÜSÜ DIŞINDA İKİ BÜYÜK BİNA DAHA MECLİS BİNASI OLDU: BAKANLIKLAR VE ESKİ TRT BİNASI

EK BİNALAR VAR AMA PERSONEL GİTMİYOR

İLK GÜN EN ÇOK YORULAN GARSONLAR OLUYOR





Her yıl Meclis 1 Ekim'de yasama dönemine merhaba diyor.

Meclis açılmadan önce en hummalı çalışma Park Bahçeler ve  lokanta ile kafelerinde yaşanıyor. 

Her ne kadar giriş-çıkış zor olsa ziyaretçiler pek giremese de, artık Meclis'in kalabalığı kendisine yetiyor. 600 milletvekili, her milletvekiline 3 personel, Sadece milletvekilleri için çalışan personel sayısı 1800 rakamı olarak ortaya çıkıyor. 

3 lokanta, 2 kafede çalışanlar çok sayıda garson, aşçı, organizasyon, temizlik, bulaşıkçı. 







Park Bahçeler çalışanları (vardiyalı çalışıyorlar, sera, bahçe yanında, evlerden getirilen çiçeklerin iyileştirmesi hizmeti de veriyorlar), yasama birimi, gruplarda çalışanlar, çok sayıda Meclis Başkan danışmanı, baş danışmanlar, grup çalışanları, komisyon çalışanları, Genel Kurul'da görev yapan stenograflar, kavaslar,  grup danışmanları, meclis polisleri, halkla ilişkiler çalışanları, lokanta ve kütüphaneye gelen eski milletvekilleri ve aileleri, gazeteciler, kreşe gelen milletvekilleri ve çalışanların çocuk ve torunları, meclis hastanesinde görev yapan sağlıkçılar, alışveriş bölümlerinde çalışanlar.. Meclis TV'nin çok sayıda çalışanını da bu kalabalığa eklemek gerekiyor. 

İş takipçileri yeni dönemde milletvekili olmak için partileri ve Meclis'i aşındıran parti teşkilatlarından gelenler, parti genel merkezlerinden gelenler...

Ana bina dışında Halkla ilişkiler binası eski Tabur'dan boşalan bina ve kreş Meclis bahçesi içinde . 




BİNA VAR PERSONEL GELMİYOR

Ancak bahçe dışında ek binalar da var. Bakanlıklardaki Orman Bakanlığı eski taş binası ve eski TRT binası da Meclis'e ait. Ancak bu binaları ziyaret ederseniz personelin olmadığını görüyorsunuz. 

Personel sayısının son rakamını kimse bilemiyor.

Ve herkes ilk gün heyecanı ile takım elbise kravat, şık kıyafetlerle yeni yılı karşılıyor. 




ARABA SAYISI DA FAZLA 6 OTOPARK BİLE YETMİYOR

Bu arada otoparklarda yer bulunamıyor tabii ki. Ana bina önü ve arkasında, Halka İlişkiler binasının altında, bahçe lokantanın yanında otoparklar personel ve milletvekillerine ait ama yer sıkıntısı oluyor her zaman. 

Dikmen kapısının yanındaki park yeri ziyaretçilere ait olsa da orada da yer bulmak imkansız oluyor.

EN YORULAN GARSONLAR OLUYOR

Meclis'in bu ilk gününde en çok yorulan da garsonlar oluyor tabii ki.  Meclis'in neredeyse 5 bine yakın bir kişiye ev sahipliği yapacağı bu ilk günde garsonlar çay götürüp getirmekten, lokantalardaki kalabalığı ağırlamaktan perişan oluyor. Neyse ki, Meclis'in ücretlerinin başka yerlere göre daha fazla olması  bu durumu  çalışanlar açısından çekilir hale getiriyor.