27 Temmuz 2024 Cumartesi

 GIDA VE TARIMDAKİ GÖRÜNMEZ EL KİMİN? 

KİM BU ARACILAR VE DENETİM NEDEN YOK?



NEVİN BİLGİN

Hep duyarız, "karpuz tarlada çürümeye terk edildi, alıcılar tarlanın tümündeki ürüne 5 bin lira verdi, patlıcan dalında kaldı, limon çürümeye terk edildi" diye...Peki nedeni nedir bunun? Hiç düşündünüz mü? Üretici emek verip mağdur olurken, tüketiciye ürün ulaşamazken, az ürünü yüksek fiyatla pazarlayan kimdir? 

Türkiye’de tarım sektörü, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısında önemli bir yer tutmaktadır. Ancak, son yıllarda çiftçiler ve köylüler çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldığı gibi üretici de gıdaya ulaşmakta, yüksek fiyatlara isyan etmektedir. 


Bu zorlukların en önemli sebeplerinden biri, tarım ürünlerinin üreticiden tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte rol oynayan aracıların varlığıdır. Peki, bu aracılar kimdir ve nasıl bu kadar etkili olabiliyorlar? Devletin ilgili kurumları bu aracıları neden denetlemiyor? Bu aracılar vergi veriyor mu? 




Tarım Ürünlerinin Fiyatları ve Pazar Durumu

Çiftçiler, ürettikleri ürünleri pazara götürdüklerinde çok ucuz fiyatlara satıyorlar. Denizli'nin bir mahalle pazarındaki fiyatlara (27 Temmuz 2024 itibariyle baktığımızda) patatesi 10 TL, fasulyeyi 30 TL, karpuzu 5 TL, salatalığı 10 TL, sarımsağı 120 TL, soğanı 10 TL, şeftaliyi 25-30 TL ve üzümü 25 TL gibi fiyatlarla satmaktadır. Ancak, aynı ürünler marketlerde 4-5 katı fiyatlarla satılmaktadır. Bu durum, çiftçilerin ve köylülerin emeklerinin karşılığını alamadığını gösterirken, büyükşehirlerde tüketiciler de yüksek fiyatlar nedeniyle ürünlere ulaşamamaktadır. 




Çiftçilerin Desteklenmesi

Türkiye’de çiftçilere yönelik çeşitli destekleme politikaları bulunmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı, çiftçilere mazot, gübre, tohum, biyolojik ve biyoteknik mücadele gibi konularda destek sağlamaktadır. Ayrıca, 2024 yılı itibarıyla çiftçilere 2 milyar 211 milyon TL destek ödemesi yapılmıştır. Ancak, bu desteklerin yeterli olup olmadığı ve hedef kitleye ne kadar ulaştığı tartışma konusudur.

Aracılar ve Maliyetler

Tarım ürünlerinin üreticiden tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte birçok aracı bulunmaktadır. Bu aracılar, ürünlerin fiyatlarını artıran önemli faktörlerden biridir. Ürünlerin taşınması, depolanması ve pazarlanması sırasında oluşan maliyetler, nihai fiyatlara yansımaktadır. Ayrıca, tarım ürünlerinin fiyatlarının dalgalanması, doğa koşullarından ve arz-talep dengesizliklerinden kaynaklanmaktadır. Tamam. Ama arada para kazanan aracılar. Bundan neden hiç söz edilmez. Fiyat dalğalanmalarına bizzat yol açan bu kişiler kuruluşlar kimlerdir. 




Ancak, bu görünmez elin sahipleri kimdir? Aracılar, tarım ürünlerinin üretiminden tüketimine kadar olan süreçte, özellikle fiyatların artmasında büyük rol oynamaktadır. Üreticiden düşük fiyatla alınan ürünler, tüketiciye ulaşana kadar birkaç katına satılmakta ve bu durum hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur etmektedir. Aracıların faaliyetleri, çiftçilerin ürünlerini değerinde satamamasına ve tüketicilerin yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.

Çözüm Önerileri

  • Doğrudan Satış Kanalları: Çiftçilerin ürünlerini doğrudan tüketicilere satabileceği pazarlar ve online platformlar oluşturulmalıdır.
  • Kooperatifleşme: Çiftçilerin kooperatifler aracılığıyla güçlerini birleştirerek, pazarlama ve satış süreçlerinde daha etkin olmaları sağlanmalıdır.
  • Desteklerin Artırılması: Tarım desteklerinin miktarı artırılmalı ve bu desteklerin hedef kitleye ulaşması sağlanmalıdır.
  • Aracıların Denetimi: Aracıların faaliyetleri denetlenmeli ve haksız fiyat artışlarının önüne geçilmelidir.


ARACILAR NEDEN GÖRÜNMEZ

Türkiye’de tarım sektörünün sürdürülebilirliği, vatandaşların uygun fiyatlı ve sağlıklı ürünlere ulaşması ve çiftçilerin refahı için bu tür önlemler alınması gerekmektedir. Çiftçilerin emeğinin karşılığını alabilmesi ve tüketicilerin uygun fiyatlarla kaliteli ürünlere ulaşabilmesi için tarım politikalarının gözden geçirilmesi önemlidir. 

Evet kim bu gıda aracıları? Köylü ve çiftçiden alıp ürününü tarlasında bırakmasına neden olan kişiler kim? 

Bu görünmez el kim? 

Arada vergi vermeden görünmeden para kazanan, hem üreticiyi hem de tüketiciyi sömüren bu kişiler kim?

26 Temmuz 2024 Cuma

 

SOSYAL MEDYA GÖLGESİNDE, MİLLETVEKİLLERİNİN ÇALIŞMA GERÇEKLİĞİ

MİLLETVEKİLLERİ NÖBETLEŞE GENEL KURUL ÇALIŞMASINA KATILIYOR

ŞİMDİYE KADAR YOKLAMAYA KATILMADIĞI İÇİN MİLLETVEKİLLİĞİ DÜŞÜRÜLEN YOK

DANIŞMANA YAZDIRILAN KONUŞMA METİNLERİ KÜRSÜDE KONUŞULUYOR

TBMM'YE GELEREK MİLLETVEKİLİYLE RAHATLIKLA GÖRÜŞEMEYEN SEÇMENLER 

GECE OYLAMALARINDAN ÇEKTİRİLEN "BEN ÇALIŞIYORUM, SEÇMEN VE GENEL BAŞKAN BENİ GÖRSÜN" FOTOĞRAFLARI NE İFADE EDİYOR? 

NÖBETLEŞE KATILIM VE İŞ YÜKÜNÜN PAYLAŞIMI NE KADAR DOĞRU? 

MİLLETVEKİLLERİ SEÇİM BÖLGESİNDE KAÇ GÜNÜNÜ GEÇİRİYOR? 

AVRUPA'NIN TATİL BELDELERİNDEN PAYLAŞILAN FOTOĞRAFLAR HALKTAN KOPUKLUĞUN GÖSTERGESİ DEĞİL Mİ?



NEVİN BİLGİN

Türkiye’de milletvekillerinin çalışma pratikleri ve bu çalışmaların kamuoyuna nasıl yansıtıldığı, son yıllarda giderek daha fazla eleştiri konusu olmaktadır. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar, milletvekillerinin mesai saatleri konusunda tartışmalara neden olmaktadır. 

Milletvekilleri özellikle bütçe görüşmeleri dışında öğleden sonra başlayıp geceye sarkan görüşmelerden yakınırken, vatandaş ise milletvekillerine ulaşamamaktan, milletvekillerinin az çalışmasından yakınmaktadır. 

Çoğu milletvekilinin ise TBMM çalışmalarına aktif katılımı sıklıkla sorgulanmaktadır. İşte bu durum milletvekillerinin sık sık sosyal medya hesapları üzerinden özellikle de Meclis geç saatlere kadar çalışmışsa Genel Kurul Salonu'ndan fotoğraflarını koyarak vatandaşa ve özellikle de genel başkanlarına "Ben buradayım, gece olmasına rağmen çalışıyorum" mesajı vermelerine neden olmaktadır. 

Oysa TBMM Genel Kurulu'ndaki çalışmalara bir partinin grubundaki tüm milletvekilleri katılmamaktadır. Gerekli çoğunluğun sağlanması için nöbetleşe katılım sağlamaktadırlar. Komisyon çalışmalarına ise katılacak isimler belli olup zaten komisyon üyesidirler. Yani tüm milletvekillerinin komisyon ve genel kurul çalışmalarına katıldığı iddia edilemez. 

Seçmenler artık TBMM'de milletvekillerine kolaylıkla çat kapı gidip görüşme imkanı bulamamaktadır. Randevu sistemi olduğu gibi gbt sorgulaması, milletvekillinin kabul edip etmemesi gibi etkenler bunda rol oynamaktadır. Üstelik seçmenle görüşmeyen, seçim bölgesine gitmeyi tercih etmeyen milletvekillerinin gittikleri Avrupa ülkelerinden fotoğraf paylaşmaları vatandaşlarla arasına mesafe üstüne mesafe konulmasına neden olmaktadır. 

Devamsızlıktan Milletvekilliği Düşürülmüyor, Sadece HDP'liler düşürüldü

Milletvekillerine "yoklama" uygulanması Genel Kurul çalışmalarında olsa da, şimdiye kadar yoklama yapılarak gelmediği için milletvekilliği düşürülen ( HDP Milletvekilleri Faysal Sarıyıldız, Leyla Zana, 2021'deki TİP Hatay Milletvekili Can Atalay) dışında örnek bile mevcut değil. Üstelik hiç gelmeyen milletvekilleri olmasına rağmen bu madde uygulanmamaktadır.  



Nöbetleşe Katılım ve Aktif Katılımın Sorgulanması

Meclis çalışmalarında sıkça gözlemlenen bir durum, milletvekillerinin nöbetleşe olarak genel kurul çalışmalarına katılmalarıdır. Bu sistemde, milletvekilleri sırayla mecliste bulunur ve oylamalara katılır. Böylece sürekli olarak mecliste bulunmak zorunda kalmazlar ve iş yüklerini paylaşırlar. Ancak bu durum, milletvekillerinin meclis çalışmalarına ve yasama süreçlerine ne kadar katkıda bulundukları konusunda şüpheler doğurmaktadır. Gerçekte, milletvekillerinin önemli bir kısmı yasama faaliyetlerine aktif olarak katılmak yerine, nöbetleşe sistemiyle mecliste bulunurlar ve bu da onların verimliliğini ciddi şekilde düşürmektedir.

Sosyal Medyadan Gösterme

Türkiye’de milletvekilleri, yasama faaliyetleri sırasında gece geç saatlere kadar çalıştıklarını gösteren fotoğrafları sosyal medyada paylaşmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu paylaşımlar, genellikle "Gece yarısı Meclis'teyim. Ben çalışıyorum" gibi başlıklarla yapılmakta ve milletvekillerinin ne kadar çok çalıştıklarını göstermek amacı taşımaktadır. Ancak bu durum, gerçekte milletvekillerinin ne kadar verimli çalıştıkları konusunda şüpheler uyandırmaktadır. Sosyal medyada yapılan bu paylaşımlar, çoğunlukla Genel Başkana ve seçmene selam niteliğinde olduğu için eleştirilmektedir.



Danışmanların Gölgesinde Milletvekilleri

Milletvekillerinin çalışma şekilleri, genellikle danışmanlarının hazırladığı metinleri okumak ve hazır konuşmalar yapmak üzerine kuruludur. Birçok milletvekili, kürsüye çıktığında danışmanları tarafından hazırlanmış konuşmaları yapar ve kendi özgün fikirlerini ifade etmekten uzak durur. Bu durum, milletvekillerinin aslında ne kadar aktif ve bilgili oldukları konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Danışmanların hazırladığı konuşmaları yapmak, milletvekillerinin halkın gerçek sorunlarına ne kadar hakim olduklarını ve çözüm ürettiklerini sorgulatmaktadır.

Yüksek Maaşlar ve Ekstralar

Türkiye’de milletvekilleri, yüksek maaşlar ve geniş imkanlarla donatılmışlardır. 2024 yılında milletvekili maaşları 110 bin TL’ye yükseltilmiş ve emekli olan milletvekillerinin aylık geliri 230 bin TL’ye ulaşmıştır. Ayrıca, her milletvekili üç danışman tutabilir ve bu danışmanların maaşları hazineden ödenir.



Meclis'e Sürekli Ek Bina Tutuluyor

Meclis personeli sayısının 10 bine yaklaşması ve sürekli ek bina kiralanarak personele yer aranması, bu sistemin ne kadar verimli ve gerekli olduğu konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Halkın Güveni Kalmıyor

Türkiye’de milletvekillerinin çalışma pratikleri ve bu çalışmaların sosyal medyada sunumu, ciddi eleştirileri beraberinde getirmektedir. Halkın gözünde güven kaybına uğramaktadır.  Eleştiri ve denetim, demokratik bir sistemin sağlıklı işlemesi için vazgeçilmez unsurlardır ve vatandaşlar, temsilcilerini yakından takip etmelidir.



25 Temmuz 2024 Perşembe

 


1500 LİRALIK LAHMACUNDAN, 150 LİRALIK BİR BARDAK ÇAYA

VERGİSİZ YAŞAMDAN, VATANDAŞ ÜZERİNDEN ZENGİN OLMAYA UZANAN BİR YOLCULUK

TÜRKİYE'DE BURJUVA SINIFININ EKSİKLİĞİ VE ESNAF SINIFININ DESTEKLENMESİNİN ETKİLERİ

TÜRKİYE ESNAF CUMHURİYETİ Mİ?

ESNAF KARŞISINDA VATANDAŞ NEDEN KORUMASIZ? 

 


NEVİN BİLGİN

Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısında burjuva sınıfının eksikliği ve esnaf sınıfının desteklenmesi önemli bir yer tutmaktadır. Bu durum esnafın değişik yönden şımartılmasına, denetlenmemesine, vergisiz bir hayat sürmesine, vatandaşı mağdur etmesine kadar uzanan bir yolculuktur aslında. Vergi kaçakları, denetim eksiklikleri ve vatandaş ile müşteri haklarının ihlali gibi çeşitli sorunlara yol açmıştır. Ayrıca, Bodrum’da lahmacının 1500 liraya, bir bardak çayın 150 liraya satılması, bir tamire her tamircinin kafasına göre fiyat belirlemesi, fiş ve faturayı asla vermemesi gibi olaylar, esnaf sınıfının denetimsizliğinin ve fiyat politikalarının sonuçlarını gözler önüne sermektedir.  "Esnaf Cumhuriyeti" olarak nitelendirilen Türkiye'nin ekonomik dinamikleri doğrultusunda da gelişmeleri değerlendirmek gerekmektedir.

Tarihsel Arka Plan

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde, Türkiye’de güçlü bir burjuva sınıfının oluşmaması, ekonomik yapının büyük ölçüde esnaf ve küçük işletmeler üzerine kurulmasına neden olmuştur. Osmanlı döneminde lonca sistemi ile örgütlenen esnaf, Cumhuriyet döneminde de varlığını sürdürmüş ve devlet tarafından desteklenmiştir. Bu durum, devletin esnaf sınıfını desteklemesi ve koruması ile sonuçlanmıştır. Ancak, bu destekler zamanla vergi kaçakçılığı ve denetim eksiklikleri gibi sorunları da beraberinde getirmiştir.

Esnaf Sınıfının Desteklenmesi

Esnaf sınıfının desteklenmesi, ekonomik kalkınma ve istihdam yaratma açısından önemli görülmüştür. Ancak, bu destekler zamanla vergi kaçağıı ve denetim eksiklikleri gibi sorunları da beraberinde getirmiştir. Esnafın vergi yükümlülüklerini yerine getirmemesi, devletin vergi gelirlerinde kayıplara yol açmıştır. Ayrıca, esnafa sağlanan krediler ve teşvikler, büyük ölçüde kayıt dışı ekonominin büyümesine ve ekonomik dengesizliklere neden olmuştur.

Denetim Eksiklikleri ve Sonuçları

Esnaf sınıfının denetimden kaçınması, tüketici haklarının ihlal edilmesine ve vatandaşların mağduriyetine neden olmuştur. Denetim eksiklikleri, ürün ve hizmet kalitesinde düşüşe, haksız rekabete ve ekonomik adaletsizliklere yol açmıştır. Örneğin, Bodrum’da lahmacının 1500 liraya, bir bardak çayın 150 liraya satılması, esnafın denetimsizliğinin ve fiyat politikalarının çarpıcı bir örneğidir. Bu tür aşırı fiyatlandırmalar, tüketicilerin güvenini sarsmakta ve ekonomik adaletsizliklere yol açmaktadır.



Güncel Durum ve Çözüm Önerileri

Günümüzde, esnaf sınıfının yarattığı mağduriyetlerin önlenmesi için daha sıkı denetim mekanizmalarının kurulması ve vergi bilincinin artırılması gerekmektedir. Ayrıca, esnafın eğitim ve bilinçlendirilmesi, tüketici haklarının korunması açısından önemlidir. Devletin, esnafın kayıt altına alınması ve vergi yükümlülüklerini yerine getirmesi için teşvik edici ve caydırıcı önlemler alması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, tüketici haklarını koruyan ve fiyat denetimlerini sıkılaştıran yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Türkiye’de burjuva sınıfının eksikliği ve esnaf sınıfının desteklenmesi, ekonomik ve toplumsal yapıda önemli etkiler yaratmıştır. Bu durumun yarattığı sorunların çözümü için kapsamlı reformlar ve bilinçlendirme çalışmaları gerekmektedir. Esnaf sınıfının denetimsizliği ve vergi kaçakçılığı gibi sorunların üstesinden gelinmesi, ekonomik adaletin sağlanması ve tüketici haklarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır. "Esnaf Cumhuriyeti" olarak nitelendirilen Türkiye'nin ekonomik yapısının dengelenmesi ve sağlıklı bir ekonomik büyüme için gerekli adımların atılması elzemdir.



ATATÜRK FİLMİNİN ENGELLENMESİ ÜZERİNE 

ATATÜRK FİLMİNİN GENİŞ KİTLELERE ULAŞMASI NEDEN ENGELLENDİ? 

                                                 Kaynak: Habebrler.com. 

NEVİN BİLGİN 

Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını ve mücadelesini anlatan “Atatürk 1881-1919” filmi geniş kitlelere ulaşamadı ve gösterimi çeşitli gerekçelerle engellendi. İlki sinemalarda gösterime girmesine karşın, ikincisi sadece birkaç sinemada kısa süreliğine gösterime girebildi. Dijital platformlarda ve televizyonda da gösterime girmedi. 

Filmin İçeriği ve Önemi

“Atatürk 1881-1919” filmi, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluk yıllarından başlayarak, Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Mücadelesi’ne kadar olan süreci anlatmaktadır. Film, Atatürk’ün askeri ve siyasi dehasını, liderlik vasıflarını ve Türk milletine olan bağlılığını gözler önüne sermektedir. İlk filmde Mustafa Kemal Atatürk’ün askerlerine yaptığı konuşma ile bitmişti. İkinci film ise kurtuluş mücadelesinin detaylarını anlatıyordu.

Dünya Prömiyeri

3 Kasım’da Türkiye'de vizyona giren "Atatürk 1881-1919" filminin dünya prömiyeri, Los Angeles’ta bulunan Sony Stüdyoları’nda düzenlenen Hollywood Türk Film ve Drama Günleri kapsamında yapıldı. Gösterime filmin başrol oyuncusu Aras Bulut İynemli'nin yanı sıra yönetmen Mehmet Ada Öztekin, yapımcılar Saner Ayar ve Hakan Karamahmutoğlu ile oyuncu Alican Barlas ve filmin müziklerine imza atan Batu Şener katıldı. Etkinliğin açılış gecesinde ayrıca, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Batuhan Mumcu, Los Angeles Başkonsolosu Sinan Kuzum ile Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz da yer aldı.

Duygusal Anlar ve Eleştiriler

Filmde, "Hey Onbeşli" ağıtının çalması ve Atatürk’ün Anzak annelerine yazdığı mektup gibi duygusal sahneler yer alıyor. Bununla birlikte, Atatürk’ün savaşın ortasında okuma-yazma bilenlerin bilmeyenlere öğretmesini istemesi ve kadınlara verilmesi gereken hürriyetten bahsedilmesi de önemli detaylar arasında. Ancak, film bazı eleştirilerle de karşılaştı. Atatürk’ün karakterinin sert ve kararlı yönünün abartıldığı, özel hayatının geri planda tutulduğu eleştiriliyor. Ayrıca, sahne geçişlerinde kopukluklar olduğu belirtiliyor.

Engellemelerin Sebepleri

Ermeni Lobisinin Baskıları

Filmin engellenmesinin arkasındaki en büyük sebeplerden biri, Ermeni lobisinin baskılarıdır. Ermeni diasporası, filmin Atatürk’ü yücelttiği ve Ermeni soykırımını inkar ettiği iddiasıyla çeşitli kampanyalar başlatmıştır. Bu kampanyalar, özellikle Disney+ gibi büyük platformların filmi yayınlamaktan vazgeçmesine neden olmuştur. Bu durum, filmin uluslararası alanda gösterimini zorlaştırmış ve bazı ülkelerde güvenlik gerekçesiyle gala gösterimlerinin iptal edilmesine yol açmıştır.

Siyasi ve Kültürel Tepkiler

Filmin bazı sahneleri ve anlatım tarzı, çeşitli siyasi ve kültürel gruplar tarafından eleştirilmiştir. Özellikle Atatürk’ün sert ve kararlı yönünün vurgulanması, bazı kesimler tarafından yanlış anlaşılmış ve tepki çekmiştir. Bu tepkiler, filmin geniş kitlelere ulaşmasını zorlaştırmış ve bazı platformların filmi yayınlamaktan vazgeçmesine neden olmuştur.

Uluslararası Baskılar

Filmin uluslararası alanda gösterime girmesi, bazı ülkelerdeki siyasi gruplar tarafından engellenmeye çalışılmıştır. Özellikle Fransa’da, Ermeni lobisinin etkisiyle filmin gösterimi engellenmeye çalışılmıştır. Bu baskılar, filmin geniş kitlelere ulaşmasını engellemiş ve bazı ülkelerde gösterimlerin iptal edilmesine yol açmıştır.

Disney+'ın Kararı

Disney+, Ermeni lobisinin baskıları ve uluslararası tepkiler nedeniyle filmi dijital platformunda yayınlamama kararı almıştır. Bu karar, filmin geniş kitlelere ulaşmasını engellemiştir. Ancak, film Türkiye’de FOX TV’de ve sinemalarda gösterime girecektir. İlk film 29 Ekim’de FOX TV’de özel bir versiyon olarak yayınlanmış ve 3 Kasım’da sinemalarda gösterime girmiş, ikinci film ise 22 Aralık’ta sinemalarda olmuştu.


“Atatürk 1881-1919” filminin engellenmesi, tarihi ve ideolojik sebeplerle ilişkilidir. Ermeni lobisinin baskıları, siyasi ve kültürel tepkiler, uluslararası baskılar gibi çeşitli faktörler, filmin geniş kitlelere ulaşmasını zorlaştırmıştır. Ancak, bu engellemelere rağmen, filmin önemi ve değeri, Atatürk’ün mirasını ve mücadelesini anlatma çabasıyla devam etmektedir. Atatürk filminin geniş kitlelere ulaşması engellenmiş olsa da, bu durum, filmin değerini ve önemini azaltmamaktadır. Aksine, bu engellemeler, filmin ne kadar önemli ve etkileyici olduğunu bir kez daha göstermektedir.


24 Temmuz 2024 Çarşamba

 YAPAY ET: GELECEĞİN GIDASI MI, YOKSA BİR KAPİTALİZM TUZAĞI MI?

ÜRETİCİ FİRMALAR ABD, İSRAİL, HOLLANDA'DAN

İTALYA YAPAY ETE YASAK GETİRDİ, 150 BİN EURO CEZASI VAR

AVRUPA KAPISINDAN SOKMADIĞI ÜRÜNLERİ DÜNYAYA PAZARLIYOR




NEVİN BİLGİN 

Gıda teknolojileri hızla ilerlerken, laboratuvar ortamında üretilen yapay et, son yıllarda büyük bir tartışma konusu haline geldi. Çevresel sürdürülebilirlik ve hayvan refahı gibi konularda sunduğu avantajlarla dikkat çeken yapay et, aynı zamanda kapitalizmin yeni bir oyun alanı olarak da görülüyor. Tıpkı suyun şişelenerek satılması gibi, yapay et de gıda sektöründe büyük kazançlar elde etmek için yeni bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Ancak bu yeni teknoloji, etik ve sağlık açısından da birçok sorunu beraberinde getiriyor.

İtalya’nın Yapay Eti Yasaklaması

Bu tartışmaların tam ortasında, İtalya laboratuvar ortamında üretilen yapay etin üretimini ve satışını yasaklayan bir yasa çıkardı. Bu yasa, hayvan hücrelerinden üretilen gıdaların üretimini, satışını ve ithalatını yasaklıyor. Yasaya uymayanlara 150.000 euroya kadar ceza verilecek. Bu yasak, İtalya’nın tarım sektörünü ve geleneksel mutfağını koruma amacı taşıyor. Ayrıca, bitkilerden elde edilen ürünlerin “biftek” veya “salam” gibi isimlerle satılması da yasaklandı.



Kapitalizmin Yapay Hale Getirme Hırsı

Kapitalizm, her zaman daha fazla kar elde etme ve yeni pazarlar yaratma peşindedir. Yapay et de bu bağlamda, gıda sektöründe yeni bir kâr alanı olarak görülüyor. Suyun şişelenerek satılması, doğal kaynakların ticarileştirilmesinin en bariz örneklerinden biridir. Su gibi, et de yapay hale getirilerek ticarileştirilmekte ve büyük şirketler için yeni bir gelir kaynağı oluşturulmaktadır. Bu süreç, doğal olanı yapay hale getirerek, tüketicilere daha yüksek fiyatlarla sunma döngüsünün bir parçasıdır.


Yapay Etin Avantajları

Yapay etin birçok avantajı bulunmaktadır:

Çevresel Etkiler: Yapay et üretimi, geleneksel hayvancılığa kıyasla çok daha az sera gazı salınımına neden olur. Özellikle metan gazı salınımı büyük ölçüde azalır, bu da küresel ısınmanın önlenmesine yardımcı olur.

Arazi ve Su Kullanımı: Geleneksel hayvancılığa göre çok daha az arazi ve su gerektirir. Bu sayede tarım arazileri ve su kaynakları daha verimli kullanılabilir.

Hayvan Refahı: Yapay et üretimi, milyonlarca hayvanın kesilmesini önler. Bu da hayvan refahını artırır ve etik kaygıları azaltır.

Gıda Güvenliği: Laboratuvar ortamında üretildiği için, yapay etin üretim süreci daha kontrollü ve hijyeniktir. Bu da gıda kaynaklı hastalık riskini azaltır.

Sürdürülebilirlik: Artan dünya nüfusunun protein ihtiyacını karşılamak için sürdürülebilir bir çözüm sunar. Geleneksel hayvancılığın yetersiz kaldığı durumlarda yapay et önemli bir alternatif olabilir.




Yapay Etin Dezavantajları

Ancak, yapay etin bazı dezavantajları da bulunmaktadır:

Yüksek Üretim Maliyetleri: Şu anda yapay etin üretim maliyetleri geleneksel ete göre oldukça yüksektir. Bu da yapay etin pazarda daha pahalı olmasına ve geniş kitlelere ulaşmasını zorlaştırır.

Besin Değeri Eksiklikleri: Yapay et, geleneksel ette doğal olarak bulunan bazı vitaminler, mineraller ve esansiyel besin maddelerini aynı oranda içermeyebilir. Bu da besin değeri açısından eksiklikler yaratabilir.

Sağlık Riskleri: Yapay etin uzun vadeli sağlık etkileri hakkında yeterli bilgi ve veri bulunmamaktadır. Kullanılan bileşenlerin ve üretim süreçlerinin insan sağlığına etkileri tam olarak anlaşılmamıştır.

Lezzet ve Doku Farklılıkları: Yapay et, geleneksel etin lezzet ve dokusunu tam olarak yakalayamayabilir. Bu da tüketicilerin yapay eti tercih etmemesine neden olabilir.

Çevresel Etkiler: Yapay etin büyük ölçekli üretimi, hammadde temininden enerji tüketimine kadar çevresel etkiler taşıyabilir. Laboratuvar koşullarında yapılan üretimde kullanılan malzemelerin üretimi ve atık yönetimi, çevre kirliliğine yol açabilir.

İşsizlik Riski: Geleneksel et üretiminde çalışan birçok insanın işsiz kalma riski bulunmaktadır. Yapay etin yaygınlaşması, bu sektörde çalışanların iş kaybına uğramasına neden olabilir.

Yapay Et Üreten Firmalar

Yapay et üretimi konusunda önde gelen bazı firmalar şunlardır:

Memphis Meats: ABD merkezli bu firma, laboratuvar ortamında üretilen et konusunda öncülerden biridir. Tavuk, ördek ve sığır eti üretimi yapmaktadır.

Mosa Meat: Hollanda merkezli bu firma, ilk laboratuvar ortamında üretilen hamburgeri tanıtan firmadır. Sığır eti üretimi üzerine yoğunlaşmaktadır.

Aleph Farms: İsrail merkezli bu firma, laboratuvar ortamında biftek üretimi yapmaktadır. İlk yapay bifteği geliştiren firmalardan biridir.

JUST: ABD merkezli bu firma, bitki bazlı ve laboratuvar ortamında üretilen et ürünleri geliştirmektedir. Özellikle tavuk eti üzerine çalışmaları bulunmaktadır.

Redefine Meat: İsrail merkezli bu firma, üç boyutlu yazıcı kullanarak bitki bazlı et üretmektedir. Soya, bezelye proteini, nohut gibi malzemeler kullanarak et tadında ürünler üretmektedir.

Türkiye’de Yapay Et Çalışmaları

Türkiye’de yapay et üretimi konusunda çalışmalar yapan bazı girişimler bulunmaktadır. Özellikle Biftek.co adlı firma, kültür eti üretiminde kullanılabilecek yeni teknolojiler üzerinde çalışmaktadır. Ayrıca, Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü de yapay et üretimi konusunda araştırmalar yürütmektedir. Yapay etin Türkiye’ye girişi konusunda ise henüz yaygın bir ticari faaliyet bulunmamaktadır. Ancak, dünya genelinde yapay etin popülaritesi arttıkça Türkiye’de de bu ürünlerin piyasaya sürülmesi beklenebilir.

Sağlık Açısından Yapay Et

Yapay etin sağlık açısından bazı avantajları ve potansiyel riskleri bulunmaktadır:

Avantajlar:

Gıda Güvenliği: Yapay et, laboratuvar ortamında üretildiği için, geleneksel et üretiminde karşılaşılan mikrobiyal kontaminasyon ve hastalık yayılma riskini azaltabilir. Ayrıca, antibiyotik ve hormon kullanımı gibi sağlık riskleri de minimize edilir.

Besin İçeriği: Yapay etin besin içeriği, üretim sürecinde hassas bir şekilde ayarlanabilir. Bu sayede, daha sağlıklı ve dengeli et ürünleri elde edilebilir.

Dezavantajlar:

Kimyasal Kullanımı: Yapay et üretiminde kullanılan bazı kimyasal koruyucular ve gelişim destekleyici maddeler, sağlık açısından risk oluşturabilir. Bu kimyasalların uzun vadeli etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir.

Besin Değeri: Yapay et, geleneksel etin doğal olarak içerdiği bazı vitaminler ve mineraller açısından eksik olabilir. Bu da besin değeri açısından bazı dezavantajlar yaratabilir.

Kanser Riski: Yapay et üretiminde kullanılan kök hücrelerin çoğalma sürecinde kanserleşme riski bulunabilir. Bu riskin minimize edilmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Yapay etin hem avantajları hem de dezavantajları bulunmaktadır ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Gelecekte, yapay etin üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve besin değerlerinin artırılmasıyla daha geniş kitlelere ulaşması ve geleneksel ete önemli bir alternatif olması beklenmektedir.

 DEVASA MİNARELER VE DEPREM BÖLGESİ: DENİZLİ-YEŞİLYUVA ÖRNEĞİ

ONLARCA METRE YÜKSEKLİKTEKİ YILDIRIM DÜŞEN MİNERALER DEPREMDE BÜYÜK RİSK TAŞIYOR

FACİALAR "GELİYORUM" DİYOR AYNI İZMİR ALSANCAK'TAKİ YOLDA ELEKTRİKTEN ÖLÜM GİBİ


                 Denizli Yeşilyuva Orta (Üçkardeşler Camii) tehlike yaratan yüksek mineraleri

Deprem bölgelerinde cami minarelerinin yüksekliği ve yapım standartları, can güvenliği açısından hayati önem taşır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlediği standartlara göre, minarelerin yüksekliği cami gövdesinin en fazla iki katı uzunlukta olabilir ve maksimum 28 metreyi geçmemelidir. Ayrıca, minarelerin betonarme yapılması ve inşaat ruhsatı alınması zorunludur. Ancak, bu standartların her zaman uygulandığını söylemek mümkün değildir.

Denizli'nin Yeşilyuva Mahallesi'ndeki Orta Camii, yeni adıyla Üçkardeşler Camii, özellikle deprem riski ve yıldırım düşmesi gibi tehlikelerle insanları karşı karşıya bırakıyor. 


                                 Elektrik direktlerinin kat kat üstündeki yükseklikte minere

Bölgenin deprem riski altında olduğu bilinmektedir ve yakın zamanda 5.5 şiddetinde bir deprem yaşanmış ve çoğu ev yıkılmıştır.Bu durumda, Orta Cami’nin minarelerinin yüksekliği ve çevresindeki yapılarla olan 2-3 metrelik mesafesi daha büyük bir tehlike arz etmektedir.

                                       Evlere neredeyse bitişik camii, çok yakın mesafede

Yasal Düzenlemeler ve Standartlar


Diyanet İşleri Başkanlığı, 1998 yılında camilerin yapımını düzenleyen kanun çerçevesinde cami inşaatlarını denetleme yetkisini almıştır. Bu kapsamda, minarelerin yüksekliği, cami gövdesinin en fazla iki katı uzunlukta olabilir ve maksimum 28 metreyi geçmemelidir. Bu standartlara göre, camilerin zemin etüdü, depreme dayanıklılığı ve minare standardı proje üzerinde kontrol edilmeden inşaat izni verilmemektedir.


Son yıllarda yaşanan şiddetli fırtınalar ve depremler sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı, minarelerin betonarme yapılmasını ve ahşap, kerpiç, yığma taş, yonu taş, beton briket, beton blok, tuğla gibi malzemelerle minare inşaatına izin verilmemesini şart koşmuştur. Ayrıca, cami minareleri için inşaat ruhsatı alınması zorunluluğu getirilmiştir.

     Cami sonradan büyütüldüğü için yolu kapatmış, İtfaiye ve ambulans sokağa giremiyor

Yeşilyuva'daki Durumun Ciddiyeti


Orta Cami'nin minarelerinin yüksekliği 28 metreyi geçtiği gibi, çevresindeki evlerle arasında sadece 2 metre, 3 metre  mesafe bulunması ciddi bir güvenlik sorunu yaratmaktadır. 

Bu kadar yüksek bir minare, yıldırım düşmesi riskini arttırmakta. Çevredeki evler minareye sık sık yıldırım düşmesi nedeniyle beyaz eşyalarını kaybetmektedir. Ayrıca çevrede kerpiç evler olması yıldırım düşmesinde yangın riskini tetiklemektedir. 

Üstelik caminin önceki halinden daha geniş olarak büyütülmesi nedeniyle ambulans, itfaiye aracı gibi araçların arka sokaklara girmesine imkan kalmamıştır. 


Minarelerin bu kadar yüksek olması ve standartlara uygun inşa edilmemesi, deprem anında cami çevresindeki evlerde yaşayan insanlar için büyük bir tehlike oluşturmaktadır.


Üstelik, Yeşilyuva'daki cami minarelerine daha önce yıldırım düşmüştür. Bu olay, cami çevresindeki evlerde yaşayan insanların beyaz eşyalarının bozulmasına neden olmuş ve bu da ayrı bir tehlike oluşturmuştur. Elektriksel hasarlar, evlerde yangın riski yaratabileceği gibi, elektrik kesintileri ve cihaz arızalarına da yol açabilir.


Yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların bu konuda gerekli önlemleri alması ve standartlara uygun yapılar inşa etmesi gerekmektedir. Yeşilyuva'daki camilerin durumu hakkında daha fazla bilgi almak ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak için yerel belediye veya müftülükle iletişime geçilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Gerekli önlemler alınmazsa, olası bir depremde yaşanacak felaketlerin ve yıldırım düşmesi sonucu oluşabilecek hasarların önüne geçmek mümkün olmayacaktır.

Yeşilyuva'da, cami minarelerinin yasal düzenlemelere uygun şekilde inşa edilmesi ve mevcut yapıların bu standartlara getirilmesi, hem can güvenliği hem de yapısal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, ilgili yetkililerin acilen harekete geçerek gerekli denetimleri yapması ve önlemleri alması gerekmektedir.

Altında Fabrikalık Alan Var

Caminin bu kadar büyük olması ve altında daha önce tekstil fabrikası bulunması çevre sakinlerinin gürültü ve toz gibi şikayetleri nedeniyle yerleşim yerlerinin dışına taşınmıştı. Camiinin altında fabrika kadar büyük bir alan olması da camiinin 4 bin nüfuslu ve nüfusu giderek azalan ve 11 cami bulunan yerleşim yerinde neden bu kadar büyük bir camiinin yapılmasını sorgulatır hale getirmektedir. Camii, bölgedeki kişilerden oluşan bir dernek tarafından yönetilmektedir. 

MİLLİYETÇİLİK, MİLLİYETÇİLİK PSİKOLOJİSİ VE ŞİDDET İLİŞKİSİ

MEDYANIN ROLÜ: PARÇALANMAYI HIZLANDIRMAK

LİDERLERİN ROLÜ: ŞİDDETİ MEŞRULAŞTIRMAK

KÜLTÜREL HOMOJENLEŞME VE KİMLİK İNŞASININ ŞİDDETLE BESLENMESİ 

BASKI, ASİMİLASYON, YOKETME, DIŞLAMA VE ŞİDDET


                                              Fotoğraf:  Holokost Ansiklopedisi

NEVİN BİLGİN 

Milliyetçilik ve şiddet arasındaki ilişki nedir? Medya, liderler, insan psikolojisi, kitle psikolojisi bu ilişkiyi nasıl etkiler ve şekillendirir? Milliyetçi söylemler toplumsal barışı nasıl etkiler? 

Bu sorular, günümüzde tartışılan önemli konular arasında yer alıyor. Milliyetçilik, bir ulusun çıkarlarını ve kültürel kimliğini vurgulayan bir ideoloji olarak, bazen şiddet içeren eylemlerle de ilişkilendirilebilir. 

Bu ilişki, özellikle milliyetçi söylemlerin ve politikaların toplumsal gerilimleri artırdığı durumlarda belirginleşir.

Toplumsal Kimlik ve “Biz” ve “Onlar” Ayrımı

Milliyetçilik, bireylerin kendilerini belirli bir ulusal kimlikle tanımlamalarını teşvik eder. Bu kimlik, “biz” ve “onlar” ayrımını güçlendirir ve dış gruplara karşı düşmanlık beslenmesine yol açabilir. 

Grup dinamikleri ve iç grup dayanışması da milliyetçi ideolojilerin etkisiyle dış gruplara karşı düşmanlık ve şiddet eğilimlerini artırabilir. Milliyetçi ideolojiler, grup üyelerinin birbirlerine olan bağlılıklarını güçlendirirken, dış gruplara karşı daha saldırgan tutumlar geliştirmelerine neden olabilir.

Liderlerin Rolü: Şiddeti Meşrulaştırmak

Milliyetçi liderler, söylemleriyle toplumsal gerilimleri artırabilir ve şiddeti teşvik edebilir. Liderlerin milliyetçi söylemleri, halkın şiddet içeren eylemlerini meşrulaştırabilir ve hatta teşvik edebilir. Etnik milliyetçilik, belirli bir etnik grubun üstünlüğünü vurgular ve diğer etnik gruplara karşı ayrımcılığı ve şiddeti teşvik edebilir. Bu tür milliyetçilik, etnik çatışmaları ve şiddeti körükleyebilir.

Medyanın Rolü: Toplumsal Parçalanmayı Hızlandırmak

Medya, milliyetçi söylemleri yayarak ve “öteki” olarak görülen grupları hedef göstererek toplumsal parçalanmayı hızlandırabilir. Milliyetçi söylemlerin medya tarafından sürekli olarak yinelenmesi, toplumda nefret söylemlerinin artmasına ve şiddetin meşrulaştırılmasına katkıda bulunabilir. Medya, milliyetçi ve şiddet üreten söylemleri ortadan kaldırarak toplumsal barışın sağlanmasında önemli bir rol oynayabilir. Barış medyasının yaratılması için öncelikle var olan şiddet ve savaş üreten söylemlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Toplum İçine Karşı Şiddet

Milliyetçi söylemler, sadece uluslararası çatışmaları değil, aynı zamanda toplum içindeki şiddeti de artırabilir. Milliyetçi ideolojilerin topluma dayatılması, belirli grupların marjinalize edilmesine ve ayrımcılığa uğramasına neden olabilir. Bu durum, toplumsal çatışmaların ve iç huzursuzlukların artmasına yol açabilir. Özellikle etnik ve dini azınlıklar, milliyetçi politikalar sonucunda hedef haline gelebilir ve şiddetin mağduru olabilirler.

Milliyetçilerin Kendi Aralarındaki Çatışmalar ve Şiddet

Milliyetçilerin kendi aralarındaki görüş ayrılıkları ve çıkar çatışmaları da zaman zaman şiddete yol açabilir. Farklı milliyetçi gruplar, ideolojik ve stratejik farklılıklar nedeniyle birbirleriyle çatışabilirler. Bu tür iç çatışmalar, milliyetçiliğin homojen bir ideoloji olmadığını ve farklı gruplar arasında ciddi anlaşmazlıkların bulunabileceğini göstermektedir. 

Milliyetçi gruplar arasındaki rekabet ve çekişmeler, zaman zaman fiziki şiddete dönüşebilir ve bu da milliyetçiliğin sadece dışa dönük bir tehdit olmadığını, aynı zamanda kendi içindeki dinamiklerle de tehlikeli olabileceğini ortaya koyar.

Milliyetçiliğin Psikolojik Etkileri

Milliyetçiliğin şiddeti körüklemesinin psikolojik temelleri de oldukça derindir. Milliyetçi ideolojiler, bireylerin kendilerini güçlü ve üstün hissetmelerini sağlar. Bu duygular, dış gruplara karşı düşmanlık ve saldırganlık hislerini pekiştirir. “Biz” ve “onlar” ayrımının keskinleşmesi, dış gruplara karşı şiddeti meşrulaştırır. Ayrıca, milliyetçi söylemler, bireylerin kendilerini tehdit altında hissetmelerine neden olabilir. Bu tehdit algısı, şiddet eğilimlerini artırır ve bireylerin saldırgan davranışlar sergilemesine yol açar.


Milliyetçiliğin Uluslararası Çatışma Üzerindeki Etkileri

Milliyetçilik, uluslararası çatışma olasılığını artırabileceği gibi, bazen de itidal sağlayabilir. Farklı milliyetçilik türlerinin çatışma eğilimleri üzerinde farklı etkileri olabileceği belirtiliyor. Etnik milliyetçilik genellikle daha savaş yanlısı iken, sivil milliyetçilik daha ihtiyatlı olabiliyor. Milliyetçilik türündeki farklılıklar, dünyanın farklı bölgelerindeki barış ve çatışmadaki farklılıkları açıklar. Milliyetçiliğin zararlı etkisi, olası ters nedenselliği açıklamak için çeşitli yöntemlerle analiz edilmiştir.

Özellikle yirmi birinci yüzyılda uluslararası ve iç çatışmaların ortaya çıkışını açıklamak için yeni bir teorik çerçeve geliştirilmektedir. Milliyetçiliğin bu çatışmaların yükselişinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Milliyetçilik türlerinin varyasyonlarının açıklanması, devlet kapasitesindeki ve ulusal uyumdaki varyasyonların birleşik etkisine dayanmaktadır. Bu iki bağımsız değişkendeki farklılıklar hem iç hem de uluslararası savaşların yanı sıra barışçıl devletler ve iç kutuplaşmayı da açıklamaktadır.

Milliyetçilik, şiddet ve medya arasındaki ilişki, toplumsal barışın sağlanmasında önemli bir etkiye sahiptir. Milliyetçi söylemler ve politikalar, toplumsal gerilimleri artırarak şiddeti teşvik edebilir. Medya, bu süreçte önemli bir rol oynar ve barış medyasının oluşturulması, toplumsal dönüşümün önemli bir parçası olabilir. Milliyetçilik ve şiddet arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması, barışçıl bir toplumun inşası için kritik öneme sahiptir.

Gellner, Kültürel Homojenleşme, Kimlik İnşasının Şiddetle Desteklenmesi 

Ernest Gellner’in de belirttiği gibi, milliyetçilik modern bir olgu olarak ulusların ve ulus-devletlerin kurucu ideolojisidir. Bu süreçte, kültürel homojenleşme ve ulusal kimlik inşası genellikle şiddetle desteklenmiştir. Modern devletler, meşruiyetlerini ulustan alırken, ulusun kendisi de homojen bir kültürel yapıya sahip olduğu varsayılan veya bu şekilde homojenleştirilen bir nüfusa dayanır. Bu süreçte etnik, dinsel, dilsel ve tarihsel veriler kullanılarak ulus inşa edilir ve bu inşa süreci genellikle gizli, açık, sembolik, yapısal veya fiziksel şiddetle desteklenir. Bu nedenle, şiddet uluslaşma sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak görülür.

Milliyetçiliğin şiddetle olan ilişkisi, ulusun iç ve dış sınırlarının çizilmesinde de belirginleşir. Kültürel sınırlarla siyasi sınırların örtüşmesi, genellikle şiddet yoluyla sağlanır. Milliyetçi ideolojinin siyasal olanla kültürel olanı birleştirme çabası, bu sürecin kaçınılmaz bir parçasıdır.

Baskı, Asimilasyon, Yoketme, Dışlama ve  Şiddet Biçimleri 

Modernite, geleneksel yapıları yıkarak milli egemenlik, self-determinasyon ve kültürel homojenleşme gibi kavramları ön plana çıkarmış ve ulus-devlet inşası sürecinde baskı, asimilasyon, dışlama ve yok etme gibi şiddet biçimlerini beraberinde getirmiştir. Bu nedenle, etnik şiddet ve etnik temizlik gibi olgular modern dönemin ürünleridir ve genellikle demokrasinin “karanlık yüzü” olarak karşımıza çıkar.

Geleneksel toplumlarda ise şiddet, etnik veya kültürel referanslarla meşru kılınmazdı. Devletler, ulusal egemenlik icra eden bir halka dayanmadığı gibi, milli egemenlik veya self-determinasyon gibi kavramlar da bilinmiyordu. Bu nedenle, pre-modern dünyada şiddet yaygın bir olgu olsa da, etnik şiddet olarak tanımlanamazdı.


Kaynakça 

https://iupress.istanbul.edu.tr/tr/journal/jps/article/siyaset-psikolojisi-perspektifinden-turk-milliyetciligi-gokalpi-yeniden-dusunmek

https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/e83b4a4b-dddb-47de-b4b7-66ddb1241a7f/content

https://academic.oup.com/psq/advance-article-abstract/doi/10.1093/psquar/qqae014/7619468?redirectedFrom=fulltext&login=false

https://academic.oup.com/psq/advance-article-abstract/doi/10.1093/psquar/qqae014/7619468?login=false

https://www.cambridge.org/core/journals/british-journal-of-political-science/article/abs/leader-nationalism-ethnic-identity-and-terrorist-violence/69709AC18950A90D044E8CE73C44555F

https://www.yeniduzen.com/milliyetcilik-hinc-ve-siddet-82671h.htm


23 Temmuz 2024 Salı

 AKRABA YANI TURİZMİ: YOKSULLAŞMANIN GETİRDİĞİ YENİ TREND



NEVİN BİLGİN

Günümüzün ekonomik zorlukları ve artan hayat pahalılığı, insanları seyahat ederken daha hesaplı çözümler aramaya itiyor. Bu bağlamda, akraba yanı turizmi, yani aile ve arkadaş ziyaretleri, giderek popüler hale geliyor. Ancak, bu trendin altında yatan sebepler ve etkileri dikkatle incelenmelidir.


TÜİK'in 2024 yılı seyahat verilerine göre, seyahate çıkan her 5 kişiden 4'ü akrabasında kaldı. Yerli turistlerin, yurt içinde yaptıkları seyahat harcamaları 2024 yılının I. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %103,2 artarak 45 milyar 262 milyon 452 bin TL olarak gerçekleşti. Bu harcamaların %95,6'sını 43 milyar 273 milyon 587 bin TL ile kişisel harcamalar, %4,4'ünü ise 1 milyar 988 milyon 864 bin TL ile paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 4 bin 593 TL oldu.


Ekonomik Zorlukların Etkisi

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon oranları ve işsizlik gibi faktörler, bireylerin seyahat bütçelerini ciddi şekilde kısıtlamaktadır. Otel ve konaklama masraflarının yüksek olduğu bir dönemde, birçok insan, tatil yapmak yerine akrabalarının veya arkadaşlarının yanında kalmayı tercih ediyor. Bu durum, konaklama maliyetlerini büyük ölçüde azaltırken, tatilcilere maddi anlamda rahatlama sağlıyor.


Sosyal Bağların Güçlenmesi

Akraba yanı turizmi, sadece ekonomik avantajlar sunmakla kalmaz, aynı zamanda sosyal bağları da güçlendirir. Aile üyeleri veya arkadaşlarla geçirilen zaman, ilişkilerin derinleşmesine ve birlikte kaliteli vakit geçirilmesine olanak tanır. Bu tür ziyaretler, genellikle daha kişisel ve samimi bir tatil deneyimi sunar.


Dezavantajlar ve Sınırlamalar

Ancak, akraba yanı turizminin dezavantajları da göz ardı edilmemelidir. Konaklanan evde özel alan eksikliği, kişisel rahatlık ve özgürlük açısından bazı kısıtlamalara yol açabilir. Ziyaret edilen akraba veya arkadaşların günlük rutinleri ve beklentileri, tatilin beklendiği kadar dinlendirici ve keyifli geçmesini engelleyebilir. Ayrıca, sosyal baskılar ve zorunlu aile etkileşimleri, tatil sürecini stresli hale getirebilir.



Yoksulluğun ve Bireyselleşememenin Etkisi

Akraba yanı turizmi, yoksulluğun ve ekonomik yoksunluğun bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Fakirleşen toplumlarda, bireylerin kendi başlarına tatil yapma özgürlüğü ve maddi gücü azalmakta, bu da onları akraba veya arkadaş ziyareti yapmaya zorlamaktadır. Bu durum, bireylerin gerçek anlamda dinlenme ve özgürleşme imkanlarını sınırlamaktadır.

Bireyselleşme İhtiyacı

Akraba yanı turizmi, ekonomik zorluklar ve sosyal bağların güçlenmesi gibi olumlu yönlere sahip olsa da, bireylerin tam anlamıyla dinlenme ve bireyselleşme ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabilir. Yoksulluk ve ekonomik eşitsizlikler, bu trendin yaygınlaşmasına neden olmakta ve insanların tatil anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Bu nedenle, akraba yanı turizmi, sadece bir seyahat tercihi değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir olgu olarak incelenmelidir.



22 Temmuz 2024 Pazartesi

 SANATIN İYİLEŞTİRİCİ DOKUNUŞU: ACIPAYAM YENİKÖY'DEKİ DUVAR RESİMLERİ




NEVİN BİLGİN 

Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Yeniköy mahallesinde,  duvarlar rengarenk resimlerle süslendi. Bu resimler, köyün estetik görünümünü iyileştirirken, aynı zamanda ziyaretçilerin ilgisini çekerek köy turizmine katkı sağladı. Her bir duvar resmi, farklı bir hikaye ve sanatsal ifade taşıyor, bu da eskiden köy olan mahallenin kültürel zenginliğini yansıtıyor. Bu projede muhtar Elmas Abut'un etkisi kadar, sanatçılar arasında Güray Tenci, Usluhan Yılmaz gibi isimlerin emekleri de bulunuyor.



Yeniköy mahallesinde, evlerin duvarlarına yapılan resimler mahalleye farklı bir görünüm kazandırıyor. Bu çalışmalar, mahalle turizmine de önemli bir katkı sağlıyor. Duvar resimlerinde sosyal mesajlar da yer alıyor ve bu çalışmalar sosyal medyada büyük ilgi görüyor. Duvar resimlerinde barış, birlik, dayanışma ve çevre bilinci gibi temalar işlenerek, mahalle sakinleri ve ziyaretçilere önemli mesajlar iletiliyor.



20 Mart 2019’da Acıpayam’da meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki deprem, bölge halkında büyük bir korku ve endişe yarattı. Deprem sırasında birçok evde hasar meydana geldi ve bazı binaların duvarlarında çatlaklar oluştu. Bu tür doğal afetler, insanların psikolojik durumlarını olumsuz etkileyebilir ve toplumsal travmalara yol açabilir.



Sanat, insan psikolojisi üzerinde derin ve olumlu etkiler yaratır. Sanatın duygusal ifade, stres azaltma ve zihinsel rahatlama gibi birçok faydası vardır. Sanat, insanların iç dünyalarını ifade etmelerine ve duygusal yüklerini hafifletmelerine yardımcı olur. Özellikle zor zamanlarda, sanatla uğraşmak, insanların stres seviyelerini düşürerek zihinsel rahatlama sağlar.



Sanatın bir diğer önemli etkisi de yaratıcılığı artırmasıdır. Farklı malzemeler ve teknikler kullanarak yeni fikirler üretmek, kişisel ve profesyonel gelişime katkıda bulunur. Ayrıca, sanatın empati yeteneğini geliştirdiği ve toplumsal olaylara duyarlılığı artırdığı bilinmektedir.

                                Yeniköy Muhtarlığı

Acıpayam Yeniköy’deki duvar resimleri, sanatın toplumsal ve bireysel düzeyde ne kadar güçlü bir araç olduğunu gösteriyor. Depremin yarattığı olumsuz etkilerle başa çıkmada sanatın rolü büyük olabilir. Sanat, sadece estetik bir ifade aracı değil, aynı zamanda insan psikolojisini iyileştiren ve toplumsal bağları güçlendiren bir güçtür.



Yeniköy’deki bu duvar resimlerinin yaygınlaşması, turizme katkısı kadar, bölgedeki insanlara pozitif psikolojik etkisini de gözler önüne seriyor. Proje sadece estetik değer katmakla kalmıyor, aynı zamanda köy halkının moralini ve toplumsal dayanışmasını da güçlendiriyor. Bu bağlamda, Yeniköy’deki duvar resimlerinin, bölgenin hem kültürel hem de psikolojik yeniden doğuşuna katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür.

               Uçarı Göleti (Yeniköy Mahallesi Yolu üzerinde) 

Yeniköy’deki duvar resimlerinin bu güçlü etkileri, sanatın insan hayatındaki derin ve olumlu etkilerini bir kez daha vurgulamaktadır. Sanat, zorluklarla başa çıkmada, yaratıcılığı teşvik etmede ve toplumsal bağları güçlendirmede vazgeçilmez bir rol oynar.

                          Uçarı Göleti (Yeniköy Mahallesi Yolu Üzerinde) 

21 Temmuz 2024 Pazar

 KAVALA DAVASI VE TÜRKEŞ AİLESİNDEKİ GÖRÜŞ AYRILIĞI

PARTİLERİ, STK'LARI BÖLEN, ULUSLARARASI TOPLUMU HAREKETE GEÇİREN DAVA




AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Gezi Davası tutuklusu Osman Kavala’yı cezaevinde ziyaret edeceğini duyurdu. Türkeş, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan bu konuda ricada bulunduğunu belirtti. Türkeş, Kavala’nın casusluk suçlamasından beraat ettiğini ve Gezi Parkı davasından yargılandığını ifade etti. 

Tuğrul Türkeş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Osman Kavala ve Gezi tutukluları hakkında partisine 7 soru yöneltti. Bu sorular arasında, davanın hukuk sistemimiz içerisinde dış etkilerden bağımsız olarak görülmesi ve hukuki sürecin objektif delillerle yürütülmesine neden karşı çıkıldığı gibi konular yer aldı. Oral Çalışlar da Türkeş'in görüşlerini dile getiren bir yazı kaleme aldı. 

Bu açıklamalar, Türkeş ailesi içinde de tartışmalara yol açtı. İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, tepki gösterdi. İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş'ın açıklaması şöyle: 

"Başbuğ Alparslan Türkeş, ömrünü Türk Milleti’ne Türk Devleti’ne adamış; ameli ile adını altın harflerle tarihe yazdırmış büyük bir devlet adamıdır. 

Vefatınının üzerinden 27 yil geçmiş olmasina rağmen sırf O’nun bıraktığı miras ile ama malesef O’nu anlamadan; temsil edemeden Türk siyasetinde yer edinenler artik BAŞBUĞ’un ruhunu rahat bırakın.. Hertürlü siyasetinizi, pazarliğınızı kendi adınıza yapın.. BAŞBUĞ TÜRKEŞ, eline kan bulaşanların/ruhunda hainlik ve bölücülük olanların ağzının sakizi degildir. BAŞBUĞ TURKEŞ’den öğrenilen “Milliyetçilik” de ne oturduğun koltuğun gücü ile sağa sola X hesabından saldırarak yapılır ne de siyasi pazarliklarin piyonu olarak yapılır. 

Hele hele ömrünün bir saniyesi bile hapishane de geçmemesi gereken BAŞBUĞ TÜRKEŞ ile Osman KAVALI’yı aynı kefeye koymak kimsenin haddine değildir. Herkes haddini ve yerini bilecek.. 

Ayrıca, Başbuğ TÜRKEŞ’in hatırlarını merak edenler; BAŞBUĞ’un kendi anlatıp yazdırdığı ŞAHİNLER’in DANSI’nı okuyabilir. Başbuğ TÜRKEŞ, oğlunun düğününü hapiste olduğu için değil; oğlu babası hapisteyken düğün yaptığı için görememiştir. Şunu da vurgulamak isterim ki BAŞBUĞ TÜRKEŞ kendi evladı dahil hiçkimseye bedel ödetmemiştir; hertürlü bedeli kendi ödemiş ve arkasında çok büyük gurur verici bir manevi miras bırakmıştır. Bedel ödediği olarak söylediğiniz şeylere de kendi hiçbirzaman bedel ödemek olarak bakmamış ve birgün bile şikayet etmemiştir. Yaşadığı herşeyi büyük Türk Milleti’ne hizmet olarak gördü o yüzden hiç yılmadı/yıkılmadı. Büyük Türk Milleti’nin gönlüne girerek ölümsüzlüğü kazandı.Ruhu şad mekanı cennet olsun.."

TÜRKEŞ: "HAYATININ 7 YILINI CEZAEVİNDE GEÇİRMİŞ BABANIN ÇOCUĞUYUM"

Oral Çalışlar'a konuşan AKMP Grup Başkanı ve AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş ise,  “Ben, hayatının 7 yılını, ömrünün 10’da 1’ini cezaevinde geçirmiş bir babanın çocuğuyum.” demişti. Çalışlar'ın köşe yazısı şöyleydi: 

Tuğrul’u, 12 Eylül’de Merkez Komutanlığı’nda tutuklu babasını ziyarete geldiğinde tanımıştım. Osman Kavala’nın 7 yıl tutuklu kalmasına neden duyarlı olduğunu da bu bağlamda açıklıyor: “Ben, hayatının 7 yılını, ömrünün 10’da 1’ini cezaevinde geçirmiş bir babanın çocuğuyum.” Kavala davasındaki bazı hukuksuzluklara şöyle dikkat çekiyor: “16 sayfalık bir dilekçeyi ben yaklaşık 1 saatte okudum. Yarım saat içinde savcıdan mütalaa almışlar. Halbuki adam 7 senedir içeride, 7 gün daha beklerdi.“

Alparslan Türkeş, Türkiye siyasi tarihinin önemli isimlerinden. Siyasetteki rolü üzerine değişik değerlendirmeler yapılsa da bu coğrafyanın kaderinde rol oynayanlardan…

Alparslan Türkeş’le 12 Eylül döneminde birlikte hapis yattık. AK Parti Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi parlamenterler asamblesi AKPM Türk delegasyonu heyet başkanı Tuğrul Türkeş’i cezaevi günlerinden tanırım. 1980-82 yıllarında Merkez Komutanlığı Tutukevi’nde yaşadıklarımızı, “Liderler Hapishanesi” kitabımda anlattım.


Tuğrul’u, 12 Eylül’de Merkez Komutanlığı’nda tutuklu babasını ziyarete geldiğinde tanımıştım. Tuğrul, ailenin 5. çocuğuydu. Osman Kavala’nın 7 yıl tutuklu kalmasına neden duyarlı olduğunu da bu bağlamda açıklıyor: “Ben, hayatının 7 yılını, ömrünün 10’da 1’ini cezaevinde geçirmiş bir babanın çocuğuyum.”

Türkeş, Kavala davasındaki bazı hukuksuzluklara şöyle dikkat çekiyor: “16 sayfalık bir dilekçeyi ben yaklaşık 1 saatte okudum. Hukukçu değilim ama iyi kötü anlarım bu işlerden. O yarım saat içinde savcıdan da mütalaa almışlar. Muhakkak ki çok etkin ve dehşetli çalışıyorlar. Ama yarım saat içinde karar veriyorsanız, dosyanın 30 klasörüne hakimsiniz demek ki. Halbuki adam 7 senedir içeride, 7 gün daha beklerdi. Allah razı olsun, mevzu bahis uzun tutuklama süresi olunca hassasiyet göstermişler anlaşılan!”

Baba Türkeş oğlu Tuğrulu bana anlatmıştı…

40 sene öncesine, 12 Eylül cezaevi günlerine gidelim. Yaşar Okuyan, görüşe gelen Türkeş’in oğluna koğuşun penceresinden seslendi: “Tuğrul başkasını bulamadın mı, gittin Bilgiç’lere damat oluyorsun?”

Tuğrul, valizi yere koydu ve Okuyan’ı cevapladı: “Siz çıkın öyle evleneceğim, siz çıkmadan evlenmeyeceğim.” Türkeş, oğlunun düğününü cezaevinde olduğu için göremedi…

“Bu akşam oğlum nişanlanıyor. Tek oğlumun nişanında bulunamıyorum Oral Bey yumuşama gerekirken, baksanıza Ecevit’i de tutukladılar.” “Eşim hamile kaldığında 1954 yılıydı. İstanbul’daydık. Oğlum, ben evde yokken doğdu. Eşim sancılanınca Deniz Hastanesi’ne kaldırmışlar. Orada doğum yapmış. Ben gittiğimde göbek adını Deniz koymuşlardı. Ben de ailenin isteği üzerine Yıldırım koydum. Ablaları bir erkek kardeşleri olunca o kadar sevindiler ki, onu annelerine hiç zahmet vermeden büyüttüler. Oğluma evlenmesini ben söyledim. Yaşı kemale erdi. Gezip tozuyor. Çeşitli kız arkadaşları oldu. Sıkıntılı da okudu. Hacettepe’de öğrenciydi. Onu, ‘Sana gümüş mermi hazırladık,’ diye tehdit ediyorlarmış. ‘Oğlum vazgeç okuldan’ dedim. ‘Ya seni kaybedersem, okumak mı önemli, can mı’ diye uyardım. Bu yüzden altı senede bitirebildi okulu.”

Baba Türkeş’in siyasette çektiklerinin bedelini ödeyen Tuğrul Türkeş, şimdi de iktidar partisinin içinden sesleniyor: “Mesela Osman Kavala’nın durumu, laboratuvar gibidir. Altını kırmızıyla çizmek gerekir. Osman Kavala, casusluktan hüküm giymedi. Bu suçlamada delil bulunamadı, adam beraat etti. Gezi Parkı’yla ilgili davadan yargılandı. Ama 7 yıl süren bir yargılama olur mu?

Avrupa Konseyi’ne biz kendimiz müracaat etmişiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kuruluşundan itibaren parçasıyız, yargıçlar gönderiyoruz. Gelişmişlik ölçütü olarak buraların bir parçası olmak istiyorsan, yapılan uyarıları dikkate alacaksın. Ama son süreçte deli saçması tartışmalar oldu. Avrupa’da bize mealen şunu diyorlar: İç hukuk bize yeterli diyorsanız, bizce mahsuru yok, buradan ayrılın.”

PARTİ VE LİDERLERİ, STK'LARI BÖLEN DAVA

Osman Kavala’nın tutuklanması ve yargılanması, Türkiye’de çeşitli gruplar arasında önemli tartışmalara ve bölünmelere yol açtı.
Siyasi Partiler ve Liderler: Kavala’nın tutuklanması, iktidar ve muhalefet partileri arasında ciddi görüş ayrılıklarına neden oldu. İktidar partisi, Kavala’nın suçlu olduğunu savunurken, muhalefet partileri ve bazı milletvekilleri Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğini belirtti. 
Sivil Toplum Kuruluşları: Kavala, TEMA, TÜRSAK, TESEV, Tarih Vakfı gibi birçok sivil toplum kuruluşunda aktif rol aldı. Bu kuruluşlar, Kavala’nın tutuklanmasının haksız olduğunu savunarak serbest bırakılması için kampanyalar düzenledi1.
Uluslararası Toplum: ABD, Almanya, Fransa gibi birçok ülkenin büyükelçilikleri, Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Bu durum, Türkiye ile bu ülkeler arasında diplomatik gerilimlere yol açtı. 

 DENİZLİ VE ÖNOTURİZM

KAYBOLAN BAĞLAR

ŞARAPÇIĞILIN YOK OLUŞU

TARİHSEL EVLERDEKİ ANILARIN İZLERİ

                                            Çal Şarapları


NEVİN BİLGİN 

Bağlar, Denizli’nin sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel hayatının da ayrılmaz bir parçasıydı. Toprak, üzüm ve şarap arasındaki uyum, binlerce yıllık bir bağcılık geleneğinin özünü oluşturuyordu. Ancak, bu uyum zamanla bozuldu. Sadece Çal’da değil, Acıpayam gibi diğer ilçelerde de geçmişte bağlar çoğunluktaydı. Ancak insanların bağcılığın maliyetinin artması, çalışacak kimsenin olmaması ve göç gibi sebeplerle bağlarını bozmasıyla bu uyum bozuldu. Bu bağ bozumu, başka bir bozumdu. Bağların yalnızca toprakla değil, insanların yaşamlarıyla olan bağı da kopmuştu.

                                         Acıpayam Yeşilyuva Yakuplar Bağı

Denizli’nin Çal ilçesi, binlerce yıl öncesine dayanan bağcılık geleneğiyle tanınır. Antik Yunan döneminde bu bölge, bağcılık ve şarapçılık açısından önemli bir merkezdi. Yetişen üzümler, şarap üretiminde kullanılarak hem yerel halkın hem de ticaretin önemli bir parçası haline gelmişti. Çal Karası gibi özel üzüm türleri, bu bölgenin şarapçılık mirasını günümüze kadar taşımıştır.

                                 Acıpayam Yeşilyuva Dallas Çiftliği

Denizli’nin Çal ilçesi, günümüzde de adını üzüm bağları, Çal Bağ Yolu ve şarapçılık ile duyuruyor. Yörenin özel bir üzüm türü olan Çal Karası, Öküzgözü, Kalecik Karası, Narince, Boğazkere gibi yerli üzümler, bu bölgenin şarapçılık mirasını devam ettiriyor. Chardonnay, Sauvignon Blanc, Cabernet Sauvignon, Merlot gibi uluslararası asil üzümlerden de teruarı yansıtan leziz ve samimi şaraplar üretiliyor.

                                   Acıpayam Yeşilyuva Yakuplar Bağı

Antik Çağ’da ismi Mossyna olan Çal ilçesi, 700-1.200 metre rakımda 1.500 km²’lik bir alana yayılmaktadır. Bölgede farklı mikroklimalar bulunmakta ve toprak, şarap üzümleri yetiştirmeye çok uygundur. Şarapçılıkta çoğunlukla kuru (sulamasız) tarım yapılmakta, böylece bağların kökleri daha derine inmekte ve daha çok mineral çekmektedir. Çal ilçesi, Türkiye’nin şaraplık üzüm cenneti olarak kabul edilmektedir.


                           Çal Bağ Yolu 

Çal Bağ Yolu, (Şaraphaneler. Burası binlerce yıllık tarihe sahip olan bölgenin potansiyelini kültürüyle, gastronomisiyle, doğal güzellikleriyle ve de bağçılık ve şarap üretimiyle gün yüzüne çıkarmak üzere kurulan bir önoturizm rotası) adını yeni yeni duyurmaya başlayan büyük bir projedir. Bu proje sayesinde Denizli’nin önoturizm yani şarap ve bağ turizmi merkezi hâline getirilmesi hedefleniyor. Şu anda sadece dört şaraphane bu yola dâhil, ama zaman içinde bu sayının artacağı da kesin.


                              Acıpayam Yeşilyuva

Şarapçılığın Yok Oluşu Ve Anı Yüklü Evler

Denizli'nin birçok ilçesinde bir zamanlar yol boyunca uzanan bağlar, eski evler ve şarap kokusuyla dolu olan köyler, şimdi sadece birer hatıra olarak kaldı. Bağların arasından geçilen yolun sonunda sağlı sollu yükselen eski ahşap evler, zamanın acımasızlığına yenik düşerek birer birer yok oldu. Bu evler, sadece taş ve ahşaptan ibaret değildi; her biri, içinde yaşayan insanların anılarını, sevinçlerini ve hüzünlerini barındırıyordu. Ağlar gibi eski evler de yok oldu, anılar yok oldu.

                                                                   Acıpayam Yeşilyuva

Geçmişin izlerini taşıyan bu evler, bir zamanlar sokakları ışıklandıran, insanlara güven ve huzur veren sıcak yuvalardı. Şimdi ise neredeyse yarısı karanlık ve terkedilmiş durumda. Işıkları yanmayan bu evler, sanki geçmişin gölgeleriyle dolu birer hayalet gibi duruyor. Her biri, zamanın ruhuna direnen, fakat sonunda teslim olan sessiz tanıklar.

Tarihsel Evlerdeki Anıların İzleri

Bağların yok oluşu, bölgedeki ilçelerin sadece ekonomik yapısını değil, aynı zamanda sosyal dokusunu da derinden etkiledi. Üzüm yetiştiriciliği en önemli geçim kaynaklarından biriydi. Her hasat zamanı, köylerde bir bayram havası eserdi. İnsanlar, bağlardan topladıkları üzümleri şarap yapımında, pekmez yapımında kullanır, üzümleri kurutur, şarap yapar ekonomiye can verir geçimini sağlardı. Ancak şimdi, bu bağlar ve şarap üretimi de tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı.



Bir zamanlar üzüm bağlarıyla dolu olan tarlalar, şimdi boş ve bakımsız. 



Kaybolan bağlar ve evler, Denizli’nin tarihsel şarapçılık mirasının acı bir gerçeğidir. Bu bölge, zamanın acımasızlığına karşı direnememiş ve modernleşmenin kurbanı olmuştur. Eski evlerin yıkılması, geçmişin ruhunu taşıyan bu yapılarla birlikte anıların da yok olmasına neden olmuştur. 

Ancak, Çal ilçesindeki yeni projeler ve şarapçılık çalışmaları, bu mirası yeniden canlandırma umudunu taşımaktadır. Geçmişin izlerini korumak ve bu kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak, Denizli’nin tarihine saygının en güzel ifadesi olacaktır.

                         Acıpayam Yeşilyuva

Kaynak

https://kucukdunya.com/cal-bag-yolu-denizli/

Şarap Akademisi - Şarap Tarihi (sarapakademisi.com)