24 Mart 2025 Pazartesi

 KUŞAKLAR ARASINDA DEĞİŞEN EYLEM BİÇİMLERİ

Z KUŞAĞI VE YENİ PROTESTO KÜLTÜRÜ

ÖPÜŞME EYLEMLERİ, SEMAZENLİ PROTESTO, SOSYAL MEDYAYA DÖNÜK İLGİNÇ PANKART VE GÖRSELLER




NEVİN BİLGİN 


Toplumların değişimi, kuşaklar arası farkları en net şekilde ortaya çıkaran süreçlerden biridir. Z Kuşağı'nın meydanlardaki eylemleri, bu değişimin sadece bir yansıması değil, aynı zamanda geleceğe yön veren bir ipucu niteliğinde. 

Pankartların dili, eylem biçimlerinin farklılığı, kullanılan  semboller, her kuşağın kendi dönemine özgü bir tavır geliştirdiğini kanıtlıyor.



1960'ların Eylem Kültürü

1960'lar, ideolojilerin gölgesinde şekillenen bir dönemi temsil eder. Soğuk Savaş döneminin keskin çizgileri, gençlerin meydanlara taşıdığı taşkın sloganlarla belirgindi. "Çiçek Çocuklar" olarak bilinen hareketler daha barışçıl bir söylemi benimserken, ideolojik mesajların öne çıktığını, sol yumruk ya da da sağ yumruk havada sembollerinin kullanıldığı görülüyor. 

1970'lerin Sertleşen Çizgileri

1970'lere gelindiğinde, eylemler daha sert ve organize hale gelirken, dönemin siyasi keskinliği ile birlikte, provakosyanların da devreye girmesiyle taşlı, sopalı, silahlı eylem tarzına gidiş görüldü. Boykotlar, çatışmalar, farklı görüştekilerin karşılıkla çatışmaları görüldü. Eylemler yerine, daha yoğun çatışmalara bıraktı zamanla kendisini. 

Z Kuşağı'nın Yaratıcı Protestoları

Bugün, Z Kuşağı'nın eylemlerine baktığımızda oldukça farklı bir tablo görüyoruz. Özgünlük, mizah ve yaratıcılık, bu kuşağın protesto kültürünü şekillendiriyor. İdeolojik sloganlardan ziyade, mantık ve akıl yürütmeye dayalı esprili pankartlarla karşılaşıyoruz. 



ÖPÜŞME EYLEMLERİ

"Rimelli eylemler," "öpüşme eylemleri" veya "semazenlerle gaz protestosu" gibi alışılmışın dışında yöntemler, Z Kuşağı'nın farkını açıkça ortaya koyuyor. Bu tarz eylemler, sadece bir karşı duruş değil, aynı zamanda bir ironi ve mesaj içeriyor.

Z Kuşağı'nın Teknolojiyle İç İçe Yaşamı

Z Kuşağı, teknolojinin günlük hayatın her noktasında yaygın olarak kullanıldığı bir dönemde doğmuş ve bu durum onların davranışlarını şekillendirmiştir. Yapılan araştırmalar, Z Kuşağı'nın bilgiye hızlı erişim, liderlik ve duyarlılık gibi kendine özgü niteliklere sahip olduğunu göstermektedir. 

Bu kuşağın teknoloji kullanma eğilimleri, diğer dijital yerlilere oranla daha fazladır. Eğitim alanında yapılan çalışmalar, Z Kuşağı'nın öğrenme profillerine uygun teknoloji tabanlı araçların tasarlanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Yine araştırmalar Z Kuşağı'nın empati, duygusal zeka, sosyal zeka, insani değerlere sahip olma gibi değerlere sahip olduğunu göstermiştir. 

Teknolojik çağda doğdukları için diğer kuşaklara göre farklı bir zihin yapısına sahipler. Analitik düşünme ve hızlı karar verme bu kuşağın belirleyici özelliklerinden. 

Bireysel hareket eden bu kuşak, diğer kuşaklara göre daha özgüvenli. Özgür ruhlu oldukları için kurallardan pek hoşlanmıyorlar. 

SOSYAL MEDYAYI KAMUSAL ALANIN UZANTISI OLARAK GÖRÜYORLAR

Z Kuşağı, teknolojinin yoğun olarak kullanıldığı bir dönemde doğmuş ve büyümüş bir kuşak olarak, internet ve sosyal medyayı günlük yaşamlarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmiştir. İnternet onlar için yalnızca sosyalleşme ve iletişim gibi bireysel eylemlerle sınırlı olmayıp, aynı zamanda kendini ifade etme ve kamusal alanın bir uzantısı olarak işlev görmektedir. Kamusal alan, kamuoyunun şekillendiği ve toplumsal konular üzerine örgütlenme gibi eylemlerin gerçekleştiği bir alan olarak değerlendirilmekte; Z Kuşağı ise bu alanı internet ve sosyal medya aracılığıyla daha demokratik bir şekilde kullanabilmektedir. Web 2.0 teknolojilerinin sağladığı etkileşim, bu kuşağın hak arama ve toplumsal olaylara dair görüşlerini daha güçlü bir şekilde ifade edebilmesine olanak tanımaktadır.

Nitel bir araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada, Z Kuşağı mensubu bir grup üzerinden internet ve sosyal medyanın hak arama bağlamındaki etkileri incelenmiştir. Çevrimiçi ortamda yapılan görüşmeler, bu teknolojilerin toplumsal olaylar ve hak aramada umut verici bir araç olarak görüldüğünü ortaya koymuştur. Katılımcılar, internetin ve sosyal medyanın, karar alıcılar üzerinde belirleyici bir etkisi olabileceğini belirtmiş, bu mecraların bireylerin fikirlerini güçlendiren bir platforma dönüştüğünü vurgulamışlardır. Z Kuşağı'nın bu dijital araçları etkin kullanımı, toplumsal konularda farkındalık yaratmada önemli bir rol oynamaktadır.

Sosyal Medya Çocukları

Yapılan görüşmelerde sosyal medyanın Z Kuşağı üzerinde baskın biçimde etkili olduğu da biliniyor. Organizasyonlarını sosyal medya üzerinden gerçekleştirirken, eylemlerin şeklini, görselliğini de daha çok sosyal medyaya göre düzenledikleri gözlemleniyor. 

Sosyoekonomik ve Politik Farklılıklar

Tabii Z kuşağının tümü de aynı yapıda değil. Yapılan araştırmalar ekonomik gelir seviyesi yüksek olup modern ailelerde yaşayan bireylerin politik fikirler açısından özgür karar alabildiği gözlemlenirken, geleneksel ailelerden gelen bireylerin daha muhafazakâr yapıda olup politik açıdan da geleneksel davrandığı tespit edilmiştir.

 Bu durum, Z Kuşağı'nın oy verme davranışlarının sosyoekonomik ve kültürel faktörlere bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir.

Kaynakça: 

https://dergipark.org.tr/tr/pub/deusosbil/issue/48767/456533

https://dergipark.org.tr/en/pub/ijemi/issue/66427/1003852

https://dergipark.org.tr/tr/pub/jena/issue/67482/1035189

chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2180321


22 Mart 2025 Cumartesi

 

HOLLYWOOD’UN KANLI GÖLGESİ: FRANK SHEERAN, SENDİKALAR VE MAFYANIN KARANLIK DÜNYASI

ABD 'DE MAFYANIN İZLERİNİ SİLEN NEHİR

                             Fotoğraf: Mynet. Hoffa

NEVİN BİLGİN

Amerika'da sendikacı James Riddle Hoffa, 1975 yılında gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuş bir işçi sendikası lideridir. Hoffa, özellikle Teamsters Sendikası'nın başkanı olarak, işçi hakları mücadelesinde önemli bir figür haline gelmişken kaybolmuştur. 

Hoffa, 30 Temmuz 1975'te Michigan'daki bir restoranda mafya bağlantılı kişilerle buluşmaya giderken ortadan kayboldu. Cesedi hiçbir zaman bulunamadı ve kayboluşu ABD tarihindeki en büyük kriminal gizemlerden biri olarak kabul edilir. The Irishman, kayboluşunu anlatır. 


NEVİN BİLGİN 

Martin Scorsese’nin yönetmenliğini üstlendiği, Robert De Niro, Al Pacino ve Joe Pesci gibi dev isimleri buluşturan The Irishman, klasik bir mafya hikâyesinin ötesinde, Amerikan işçi hareketi ile organize suç arasındaki çarpıcı bağlantıyı gözler önüne seriyor. 2019 yılında ilk kez New York Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan film, uzun yıllar mafya için çalışan tetikçi Frank Sheeran’ın itiraflarına dayanıyor. Amerikan tarihinin en büyük sendika liderlerinden biri olan Jimmy Hoffa’nın kayboluşuyla doğrudan bağlantılı olan Sheeran, suç dünyasının gölgelerinde yaşayan bir adam olarak hayatını sürdürdü. Ancak yıllar sonra, ölüm döşeğindeyken yaptığı açıklamalar, hem sendikalar hem de mafya dünyası açısından büyük yankı uyandırdı.


                      fotoğraf:Webtekno




Savaştan Suç Dünyasına: Sheeran’ın Yükselişi

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sivil hayata dönen Frank Sheeran, savaşta edindiği acımasızlık ve soğukkanlılık sayesinde mafyanın gözde isimlerinden biri haline geldi. Önce taşımacılık sektöründe şoförlük yaparken küçük çaplı işlere bulaştı, ardından sendikalar ve mafya arasındaki kirli ilişkilerin içine hızla çekildi. ABD’de işçi sendikalarının en güçlü figürlerinden biri olan Jimmy Hoffa ile kurduğu dostluk, onun yükselişinde kritik bir rol oynadı. Ancak mafya ve sendikalar arasındaki denge bozulduğunda, Hoffa için sonun başlangıcı da gelmişti.







Hoffa’nın Kayboluşu ve Sheeran’ın İtirafı

Jimmy Hoffa, ABD işçi sınıfının haklarını savunan ama mafyanın desteğini de arkasına alan güçlü bir figürdü. Ancak zamanla mafya ile arası açıldı ve 1975 yılında gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Onun kayboluşuyla ilgili sayısız teori ortaya atılsa da, en çok kabul gören anlatı Frank Sheeran’ın itiraflarıyla şekillendi. Sheeran, ölmeden önce Hoffa’yı bizzat öldürdüğünü ve cesedinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olduğunu iddia etti.


Scorsese’nin filminde, Hoffa’nın öldürülüşü oldukça sade ve soğukkanlı bir sahneyle anlatılırken, gerçekte Sheeran’ın anlattıklarının tüm detaylarına ulaşılamıyor. Hoffa’nın cesedinin nerede olduğu hâlâ büyük bir muamma olarak kalmaya devam ediyor.


Silahlar ve Deliller: ABD’de Mafyanın İzlerini Sildiği Nehir

Filmde ve gerçekte en dikkat çekici unsurlardan biri, cinayetlerde kullanılan silahların izlerinin nasıl yok edildiğidir. The Irishman’de, Sheeran ve mafyanın diğer üyeleri, cinayetlerde kullanılan silahları Delaware Nehri’ne attıklarını anlatır. Gerçek hayatta da Delaware Nehri, mafyanın suç delillerini yok etmek için sıkça kullandığı yerlerden biri olarak bilinir. Yapılan bazı araştırmalarda, bu nehirde mafyaya ait olabileceği düşünülen birçok eski silah bulunmuştur.


Sheeran’ın itirafları, filmin bu sahnesine büyük ölçüde kaynaklık etmiş olsa da, gerçekte ne kadar silahın Delaware Nehri’ne atıldığı ya da Hoffa cinayetiyle doğrudan ilgili olup olmadığı kesin olarak kanıtlanmış değil. Ancak mafyanın, suç delillerini yok etmek için su yollarını kullandığı, sadece bu olayda değil, onlarca farklı vakada ortaya çıkmıştır.


The Irishman: Gerçek ile Kurgu Arasındaki İnce Çizgi

The Irishman, sadece bir mafya filmi değil, aynı zamanda Amerikan tarihinin en büyük gizemlerinden birine ışık tutan, belgesel niteliğinde bir anlatı. Jimmy Hoffa’nın kayboluşu, sendikalar ve mafya arasındaki güç savaşı, savaş sonrası Amerikan toplumunda yükselen organize suçlar gibi birçok konuyu bünyesinde barındırıyor. Scorsese’nin usta işi anlatımı, Sheeran’ın yaşadığı iç çatışmayı, zamanla güçlenen pişmanlığını ve suç dünyasının kaçınılmaz çöküşünü başarıyla perdeye yansıtıyor.


Frank Sheeran’ın hikâyesi, sadece bireysel bir suç kariyeri değil, aynı zamanda ABD’de sendikaların ve mafyanın nasıl iç içe geçtiğinin de bir göstergesi. The Irishman, bu karmaşık ilişkiler ağını tüm çıplaklığıyla sergileyerek, izleyicilere suç dünyasının içinde kaybolmuş bir adamın gerçek yüzünü gösteriyor.

Kaynakça: 

https://www.webtekno.com/frank-sheeran-kimdir-hayat-hikayesi-h121428.html

https://blog.karmaturkiye.com/2019/11/27/merak-uyandiran-the-irishman-filminin-konusu/

https://listelist.com/the-irishman-konusu/


ABD'DE HOLLYWOOD’UN SOLCULARI

KIZIL PERDE NEYDİ?

HOLLYWOOD'DAKİ KOMÜNİST DAMARIN İZLERİ VE CADI AVI

SONRADAN BAŞKAN OLACAK OLAN RONALD REAGAN DA İFADE VEREREK KOMÜNİST SEMPATİZANLARI SUÇLADI

              fotoğraf: Ötekisinema.com

NEVİN BİLGİN 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD ile Sovyetler Birliği arasında başlayan Soğuk Savaş, yalnızca uluslararası politikayı değil, Amerikan toplumunun kültürel ve sanatsal alanlarını da derinden etkiledi. Bu dönemde Hollywood, ideolojik bir savaşın merkezine yerleşti.

 Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (HUAC), 1947 yılında sinema endüstrisinde kapsamlı bir soruşturma başlatarak, komünist sempatizanları hedef aldı. Bu süreç, yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda sanatın ve ifade özgürlüğünün de sınandığı bir dönem olarak tarihe geçti.


Hollywood’un “komünist damarı” olarak adlandırılan bu hareket, işçi hakları, eşitlik ve sosyal adalet gibi sol idealleri savunan sanatçıların eserlerinde yankı buldu. Ancak bu idealler, Amerikan hükümetinin “komünizm korkusu” politikalarıyla çatıştı. 

         fotoğraf. Hürriyet. Elia Kazan

REAGAN DA TANIKLIK YAPTI

Walt Disney ve Ronald Reagan gibi isimler, HUAC duruşmalarında ifade vererek komünist sempatizanları suçlarken, John Huston, Humphrey Bogart ve Lauren Bacall gibi figürler ifade özgürlüğünü savunan bir duruş sergiledi.

KARA LİSTEDE KİMLER VARDI

Bu dönemin en dikkat çekici olaylarından biri, “Hollywood 10” olarak bilinen senarist ve yönetmen grubunun, ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle hapis cezasına çarptırılmasıydı. Dalton Trumbo gibi isimler, kara listeye alınmalarına rağmen takma adlarla çalışmaya devam etti ve sonunda “Spartaküs” gibi filmlerle yeniden sahneye döndü. Ancak bu süreç, yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda sinema endüstrisinin de dönüşümüne yol açtı. 

FBI'IN SİNEMA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

FBI’ın sinema üzerindeki etkisi artarken, Amerikan ideolojisinin filmlere enjekte edilmesi dönemin ironik bir sonucu oldu.



Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı” adlı eseri, bu dönemin ruhunu yansıtan en güçlü sanatsal tepkilerden biri olarak öne çıktı. Salem Cadı Mahkemeleri’ni konu alan bu oyun, aslında HUAC’ın baskıcı politikalarına bir eleştiri niteliğindeydi. Miller, arkadaşlarını ihbar etmeyi reddederek, ifade özgürlüğünün ve onurun simgesi haline geldi.

       kara listedekiler (fotoğraf: Ekşişeyler) Soldan sağa ilk sıra: Herbert Biberman, avukat Martin Popper and Robert W. Kenny, Albert Maltz, Lester Cole

Soldan sağa orta sıra: Dalton Trumbo, John Howard Lawson, Alvah Bessie, Samuel Ornitz

Soldan sağa arka sıra: Ring Lardner Jr., Edward Dmytryk, Adrian Scott


ELİA KAZAN'IN İFADESİ

Öte yandan, Elia Kazan gibi isimler HUAC’a ifade vererek sinema dünyasında büyük tartışmalara neden oldu. 

Kazan, komiteye isim vererek kendisini temize çıkarmış olsa da bu durum, sinema dünyasında derin yaralar açtı. Kazan’ın 1954 yapımı “On the Waterfront” (Rıhtımlar Üzerinde) filmi, ihbarcılığı haklı gösteren bir anlatıya sahip olduğu için Miller’ın “Cadı Kazanı” ile bir nevi karşıt konumda değerlendirildi.

HOLLYWOOD POLİTİK 

Bu olaylar, Hollywood’un yalnızca bir eğlence endüstrisi olmadığını, aynı zamanda politik ve ideolojik mücadelelerin sahnelendiği bir alan olduğunu kanıtladı. Sinema, bu dönemde sadece bir sanat formu değil, aynı zamanda ideolojik bir silah haline geldi.


Kaynakça:

https://sendika.org/2017/09/hollywooddaki-cadi-avi-ve-direnenlerin-filmi-cadi-kazani-onder-ozdemir-444537

https://www.history.com/articles/hollywood-ten

https://www.britannica.com/biography/Elia-Kazan

https://www.otekisinema.com/cadi-avi-ve-hollywood/

https://eksiseyler.com/hollywoodda-komunist-avinda-suclanan-10-kisi-hollywood-onlusu

21 Mart 2025 Cuma

 AFRİKA'DA TARIM: BEREKETİN GÖLGESİNDE AÇLIK

25 ÜLKE AFRİKA'DA ARAZİ KİRALAYARAK TARIM YAPIYOR

ÇİN, HİNDİSTAN, SUURİ ARABİSAN, BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ, GÜNEY KORE VE AVRUPA ÜLKELERİ AFRİKA'DA ARAZİ KİRALAMAYA DEVAM EDİYOR

KITA DIŞINDAN 25 ÜLKE TARIM KİRALAMASI YAPTI



Afrika bile yazsanız Google'a hemen satılık, kiralık ilanlarıyla karşılaşmanız mümkün. 

"Afrika'da tarım arazisi satın almak için bir yer mi arıyorsunuz? African Land'den başkasına bakmayın! Satılık tarım arazisi seçimimiz rakipsizdir ve ihtiyaçlarınıza uygun bir şeye sahip olduğumuzdan eminiz.

İster bir çiftlik kurmak için küçük bir arsa, ister ticari tarımsal amaçlar için büyük bir arsa arıyor olun, deneyimli ekibimiz mükemmel mülkü bulmanıza yardımcı olabilir. Afrika tarım arazileri pazarının içini ve dışını biliyoruz ve müşterilerimizin doğru mülkü doğru fiyata bulmalarına yardımcı olmaya kendimizi adadık.

Afrika'da çiftçiliğe başlamaya hazırsanız, African Land aramaya başlamak için mükemmel bir yerdir. Hizmetlerimiz hakkında daha fazla bilgi edinmek ve mükemmel Afrika tarım arazisi arayışınıza başlamak için bugün bize ulaşın" gibi..

Afrika’da geniş tarım arazileri, kıta dışından gelen yatırımcıların büyük ilgisini çekmektedir ve milyonlarca hektarlık alan bu amaçla kiralanmıştır. Örneğin, Etiyopya'da 1 milyon hektar, Gana'da 800 bin hektar, Güney Sudan ve Fas'ta 750 bin hektar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ise yaklaşık 750 bin hektar tarım arazisi uluslararası yatırım anlaşmalarına konu olmuştur. Bu ülkeler, tarım alanlarının en yoğun şekilde kiralandığı bölgeler arasında yer almaktadır. Bu durum Afrika’nın tarımsal potansiyelini artırırken, yerel halkın topraklara erişimi ve hakları açısından da sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir. 





NEVİN BİLGİN 

Dünya genelinde organik tarım yapılan alan toplamda 70 milyon hektara ulaşırken, bu miktar 181 ülkenin toplam tarım arazilerinin yalnızca %1,4’üne tekabül etmektedir. Afrika kıtası, bu rakamlarda oldukça mütevazı bir paya sahiptir; organik tarıma ayrılan alan yalnızca 2,1 milyon hektardır. Bu, dünya genelindeki organik tarım alanlarının yaklaşık 35’te biri kadar bir oranı ifade etmektedir.



2050 yılına gelindiğinde, dünya nüfusunun yaklaşık 10 milyara ulaşacağı öngörülmektedir ve bu büyümenin en yoğun yaşanacağı bölgelerin başında Afrika gelmektedir. Kıtanın demografik ve ekonomik dinamikleri göz önüne alındığında, tarım arazilerinin etkin bir şekilde değerlendirilmesi kritik bir ihtiyaçtır. Ancak, Afrika'nın verimli toprakları yalnızca yerel halkın değil, aynı zamanda uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekmektedir.

Günümüzde, kira ya da satın alma yoluyla Afrika’daki tarım arazilerine olan talep hızla artmaktadır. Bu durum, kıta dışından gelen yaklaşık 25 ülkenin yatırımcılarını harekete geçirmiş ve bölgedeki topraklara olan ilgiyi ciddi şekilde artırmıştır. Yatırımlar, modern tarım tekniklerini kıtaya taşırken, aynı zamanda yerel halkın erişim ve kullanım alanlarını kısıtlayarak sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine neden olabilmektedir.



Çin, Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Kore ve bazı Avrupa ülkeleri, Afrika’daki verimli tarım arazilerini kiralayarak tarımsal üretimlerini artırmayı hedeflemektedir. Özellikle Çin ve Hindistan, hızla artan nüfusları ve büyüyen gıda talepleri nedeniyle kıtada büyük yatırımlar yapmaktadır. Sudan, Etiyopya, Mozambik, Tanzanya ve Zambiya gibi ülkeler, geniş tarım arazileri ve elverişli iklim koşulları sayesinde uluslararası yatırımcılar için cazip hale gelmiştir. Ancak, bu yatırımlar her zaman yerel halkın lehine sonuçlanmamaktadır; büyük ölçekli tarım projeleri, bölge halkının topraklara erişimini kısıtlayarak sosyal adaletsizlikleri derinleştirebilir.

Afrika’nın gelecekteki kalkınmasında tarım arazilerinin sürdürülebilir ve verimli bir şekilde kullanımı büyük bir önem taşımaktadır. Hem yerel toplulukların hem de uluslararası yatırımcıların ortaklaşa çalışarak, bu arazileri çevresel dengeyi koruyacak ve ekonomik refahı artıracak şekilde değerlendirmesi, kıtanın tarımda bir dönüşüm yaratabilmesinin anahtarı olacaktır.

Afrika, zengin doğal kaynakları ve geniş tarım arazileriyle dikkat çeken bir kıta olmasına rağmen, tarımsal potansiyelini tam anlamıyla hayata geçirememektedir. Bu durum, ekonomik, sosyal, politik ve çevresel birçok faktörün birleşiminden kaynaklanmaktadır.

Tarımın Afrika Ekonomisindeki Rolü

Tarım, Afrika ekonomisinin belkemiğini oluşturur. Kıta nüfusunun büyük bir kısmı kırsal bölgelerde yaşamakta ve geçimini tarımdan sağlamaktadır. Özellikle Sahra-altı Afrika'da, iş gücünün %65'inden fazlası tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Bununla birlikte, Afrika, sahip olduğu geniş tarım arazilerine rağmen, gıda ihtiyaçlarının yaklaşık %30'unu ithalat yoluyla karşılamakta ve bu ithalat için yıllık yaklaşık 35 milyar dolar harcamaktadır. ​

Tarımsal Üretimde Karşılaşılan Engeller

Afrika'da tarımsal üretimin istenilen seviyeye ulaşamamasının başlıca nedenleri şunlardır:​

Geleneksel Tarım Yöntemleri ve Teknoloji Eksikliği: Kırsal kesimde tarım, aile çiftlikleri şeklinde ve geleneksel tekniklerle yapılmaktadır. Çiftçiler, tarım alanındaki teknolojik gelişmelerden yeterince faydalanamamakta ve kaliteli tohumlara erişimde zorluk çekmektedirler. ​

Altyapı Eksiklikleri: Sulama sistemlerinin yetersizliği, gübre kullanımının dünya ortalamasının altında olması ve modern tarım ekipmanlarına erişimin sınırlı olması, tarımsal verimliliği olumsuz etkilemektedir. ​

Eğitim ve Bilgi Eksikliği: Modern tarım teknikleri konusunda yeterli eğitimin verilmemesi, çiftçilerin verimli üretim yapmasını engellemektedir. ​

Arazi Kiralamalar ve Yabancı Yatırımlar

Afrika'da tarım arazilerinin büyük bir kısmı, arazi haklarının belirsizliği ve altyapı eksiklikleri nedeniyle tam olarak kullanılmamaktadır. Son yıllarda, özellikle gıda güvenliği ve biyoyakıt üretimi gibi nedenlerle, yabancı yatırımcılar Afrika'da büyük ölçekli tarım arazileri kiralamaktadır. Bu durum, yerel halkın topraklarından uzaklaştırılmasına ve sosyal adaletsizliklere yol açmaktadır. ​

Sürdürülebilirlik ve Çevresel Etkiler

Tarımsal faaliyetlerin çevresel etkileri, Afrika'da giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Ormansızlaşma, toprak erozyonu ve su kaynaklarının tükenmesi gibi sorunlar, kıtanın tarımsal potansiyelini tehdit etmektedir. Çevre dostu tarım yöntemlerinin benimsenmesi, bu sorunların üstesinden gelmek için kritik bir adımdır.​

Gelecek Perspektifi ve Öneriler

Afrika'nın tarımsal potansiyelini hayata geçirmek için aşağıdaki adımlar atılmalıdır:​

Eğitim ve Teknoloji Yatırımları: Çiftçilere modern tarım teknikleri konusunda eğitim verilmesi ve teknolojik araçlara erişimlerinin sağlanması, tarımsal verimliliği artıracaktır.​

Altyapı Geliştirmeleri: Sulama sistemlerinin iyileştirilmesi, gübre kullanımının teşvik edilmesi ve ulaşım altyapısının geliştirilmesi, tarımsal üretimi destekleyecektir.​

Arazi Haklarının Netleştirilmesi: Arazi mülkiyeti yasalarının netleştirilmesi, çiftçilerin uzun vadeli planlama yapmasını kolaylaştıracak ve yatırımların sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.​

Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları: Çevre dostu tarım yöntemlerinin benimsenmesi, doğal kaynakların korunmasına ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlayacaktır.​

Kaynakça: 

https://academic.oup.com/wber/article/33/1/1/5036796?form=MG0AV3

https://link.springer.com/chapter/10.1007/978-3-031-84992-3_7?form=MG0AV3

https://link.springer.com/article/10.1007/s11625-025-01666-y?form=MG0AV3

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/147392?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://afam.org.tr/arazileri-istah-kabartan-afrikada-organik-tarim/?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://www.tarlasera.com/haber-10901-afrikada-tarim-yatirimi-hem-firsat-hem-risk-demek?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://african.land/farm-land-for-lease?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://www.african-markets.com/en/news/africa/5-african-countries-with-most-attractive-agricultural-lands-land-matrix-report?form=MG0AV3&form=MG0AV3



EFENDİ-KÖLE DİYALEKTİĞİ 

VE YENİ EFENDİ ALGORİTMALAR MI?



Hegel'e göre, güç dengesizliği içeren her ilişki, zamanla bir "efendi-köle" ilişkisi haline gelir. Bu tür ilişkilerde efendi, güçlü bir figür olarak görünse de aslında kendi rolüne bağımlıdır. Efendi, sürekli güçlü ve kontrol sahibi olma zorunluluğu yüzünden kendi gerçek kimliğinden uzaklaşır ve bu durum özgürlüğünü yitirmesine neden olur. Yani, efendinin otorite rolü aslında onun en büyük hapishanesidir.


Köle ise, çalışarak ve üretim yaparak dünyayı dönüştürür. Bu süreçte kendini geliştirir ve özbilinç kazanır. Hegel'in bu düşüncesi, bireysel ilişkilerden toplum yapısına kadar pek çok alanda derin bir analiz sunar; özgürlük ve kimlik gibi temel kavramları sorgulamamıza olanak tanır.




Nevin BİLGİN

"Efendi-Köle Diyalektiği",  "tez, antitez, sentez" teorileri Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel'e ait. 

Hegel'in temel düşüncelerinden biri, tarih ve toplumun sürekli bir değişim ve gelişim sürecinde olduğudur. Ona göre, bu gelişim, "tez", "antitez" ve "sentez" dediği üç aşamada gerçekleşir. Bu süreç, farklı fikirler arasındaki çatışmaların, daha yüksek bir düzeyde birleşime yol açmasıyla ilerler. Hegel'in felsefesi, insanlık tarihini, bir özgürlük anlayışının giderek geliştiği bir süreç olarak görür.

Hegel'in "Efendi-Köle Diyalektiği"" ise, insanların birbirlerini tanımak ve anlamak için başkalarıyla ilişki kurmaları gerektiğini söyler. Bir gün iki kişi karşılaşır ve birisi "ben daha güçlüyüm" der.  Bu bir mücadeleye dönüşür. Bu mücadelede biri kazanan, diğeri ise kaybeden olur. Kazanan kişi "efendi," kaybeden kişi ise "köle" adını alır.

Başta efendi güçlü görünür, çünkü köle onun için çalışır. Ancak köle, çalışarak ve üretim yaparak kendini geliştirir ve hayatı anlamaya başlar. Bu da kölenin aslında daha güçlü bir ruhsal gelişim yaşamasına neden olur. Zamanla efendi, köleye  bağımlı hale gelir, çünkü köle sayesinde dünyayı deneyimler.

Efendi ve köle arasındaki ilişki, sadece bir güç dengesi değil, aynı zamanda özbilinç gelişimi açısından da kritik bir süreçtir.

Hegel'in en önemli eserlerinden biri olan Tinin Görüngübilimi'nde, efendi-köle diyalektiği anlatılmakta. Efendi, köleyi kendi arzularını tatmin etmek için bir araç olarak görürken, köle efendinin isteklerini yerine getirerek hayatta kalmayı seçer. Ancak, köle çalışarak ve üretim yaparak dünyayı dönüştürür ve bu süreçte kendi özbilincini geliştirir. Bu durum, kölenin efendiden daha güçlü bir özbilince sahip olmasına yol açabilir.

                 Fotoğraf: Vikipedi Hegel

İki Tarafın da Hayatta Kalması Gerekir

Mutlak bilgiye ulaşan bilincin öyküsünü anlatan Hegel, bilincin ilerleyiş biçiminin diyalektik bir süreç olduğunu vurgulamaktadır. Özbilinç, kendinde ve kendisi için var olmak amacıyla başka bir özbilinç ile çatışmaya girmektedir. Bu çatışma aynı zamanda bilinip-tanınma isteğinden doğmuş olan mücadeleyi ifade eder. Saf, kendinde varlık olduğunu ispatlamaya çalışan özbilinç için bu mücadele bir ölüm kalım savaşına dönüşmektedir. Ancak bir tarafın özbilinç olabilmesi, iki tarafın da hayatta kalmasına bağlıdır. Taraflardan birinin ölmesi demek, hayatta kalan kişinin yalnızca tanınıp-bilinen biri olarak kalmasını sağlar ki bu durumda Hegel’e göre insansal bir varlığa dönüşülmüş olmaz.

Taraflardan saf özbilinç efendiyi, bir başka bilinç için varlığını sürdürecek olan bilinç ise köleyi ifade etmektedir.


Freud’un Perspektifinden Efendi-Köle Diyalektiği

Köle-efendi diyalektiği bireylerin içsel dünyasında da varlığını sürdüren bir yapı olarak görülebilir. Psikiyatrist Sigmund Freud’un bakış açısına göre, köle ve efendi arasındaki ilişki, iki farklı ruhsal örgütlenme biçimini temsil eder. Freud’un ego ve süperego kavramları bu bağlamda önemli bir rol oynar. Ego-ideal, kölelik ve efendiliğin yalnızca istekler ve dürtülerle değil, bu istek ve dürtüleri nasıl bastırdığı veya yönlendirdiği ile açıklanabileceğini anlatmaktadır. 


Günümüzde Algoritmaların Efendiliği

Sanayi devrimi, sömürgecilik, işçi-işveren ilişkileri ve günümüzde yapay zeka ve dijital platformlar üzerinden yeniden yorumlanan bu diyalektik, gücün sürekli el değiştirdiğini ve her dönemde yeni efendilerin ve kölelerin ortaya çıktığını göstermektedir. 

Hegel’in diyalektiğini günümüz dünyasında yeniden yorumladığımızda, dijital çağın yeni "efendileri" olarak algoritmaların yükselişini görmek mümkündür. 

Yapay zeka, büyük veri ve makine öğrenmesi gibi teknolojiler, insanların günlük hayatını yönlendiren ve kararlarını etkileyen bir güç haline gelmiştir. 

Bu noktada, bireyler "köle" konumuna düşerken, algoritmalar "efendi" olarak şekillenmektedir.

Hegel’in teorisinde olduğu gibi, köle olarak görülen insan, algoritmaları eğiterek, düzenleyerek ve geliştirerek aslında kendi özbilincini de inşa etmektedir. 

Dijital dünyanın işleyişini anlamak ve ona hükmetmek, bireyleri yeni bir tür özgürlüğe ulaştırabilir mi?  Yoksa insanlık, bilinçsizce algoritmaların efendiliğine mi boyun eğecek? Tüm bunları zaman gösterecek. 



Kaynakça

Hegel, G. W. F. Tinin Görüngübilimi.

Freud, S. Ego ve İd.

Harari, Y. N. Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi.

https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-200-aralik-2005/2384/paris-vesilesiyle-frantz-fanon-ve-siddet-sorunu/4840

https://dergipark.org.tr/tr/pub/insan/issue/90292/1521898?form=MG0AV3

https://www.sofist.org/wp-content/uploads/2023/04/6-9-koleefendi.pdf?form=MG0AV3

https://fihristkitap.com/hegel-felsefesinde-efendi-kolelik-iliskisi/?srsltid=AfmBOopmxQ4oIRNHrzmoM7A54T-89kNSXS8jAfkRBJGIOwLvtx1BP11m

https://www.klufelsefe.com/kelime/kole-efendi-diyalektigi/

https://journalofsocial.com/index.jsp?mod=makale_tr_ozet&makale_id=73476


20 Mart 2025 Perşembe

ŞİİRİN SİYASİ GÜCÜ

PABLO NERUDA ŞİİRİ

NERUDA VE POSTACI FİLMLERİNDE ŞİİR VE PABLO NERUDA ÜZERİNE

             fotoğraf: Ensonhaber (Matilda ile Pablo)

NEVİN BİLGİN 

Şiir, insanlık tarihinin en eski ve en güçlü ifade biçimlerinden biri. Sadece bireysel duyguları değil, toplumsal mücadeleleri ve politik idealleri de dile getirerek, devrimlerden sosyal değişimlere kadar pek çok dönüşümde etkili bir araç. 

Şiir, soyut kavramları somutlaştırarak, karmaşık düşünceleri ritmle birleştirerek zihinde kimi zaman derin yankılar kimi zaman da duygular oluşturur. 



PABLO NERUDA: ŞİİRİN VE MÜCADELENİN ŞAİRİ

Pablo Neruda, şiirin siyasi gücünü en iyi kullanan isimlerden biridir. 1904 yılında Şili’de doğan Neruda, sadece bir şair değil, aynı zamanda bir diplomat ve politikacı. 

1971 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen şair, eserlerinde aşk, doğa ve toplumcu mücadele gibi temaları işler. Onun dizeleri, sadece edebi bir anlatım biçimi değil, aynı zamanda toplumsal adalet arayışının bir parçasıdır. 

Halkın umutlarını, korkularını ve mücadelelerini şiirle dile getirirken, baskıya ve adaletsizliğe karşı güçlü bir duruş sergilemiştir. Politik görüşleri nedeniyle sürgün edilmiş olmasına rağmen, şiirleri dünya çapında milyonlarca insana ilham vermeye devam etmiştir.

                Postacı filminden

Pablo Neruda’nın yaşamı, şiirin politik bir güç olarak nasıl kullanılabileceğinin en güçlü örneklerinden birisi. Onun şiirleri, sıradan insanların hikâyelerini, umutlarını ve korkularını anlatırken, toplumsal adalet mücadelesine de ışık tutuyor. Eşitlik, özgürlük ve insan hakları gibi temaları işleyen eserleri, birer toplumsal manifesto niteliğinde. Neruda’nın dizeleri, bireyler ve toplumlar arasında köprüler kurarak adalet ve değişim için ilham kaynağı olmuş. 

NERUDA (2016) FİLMİ: ŞİİRİN DİRENİŞİ

2016 yapımı Neruda filmi, şairin hayatından belirli bir dönemi ele alarak onun sanat ve siyasetle iç içe geçmiş kimliğini işler. 

Film, Neruda’nın Şili Komünist Partisi’ne üye olması nedeniyle hükümet tarafından hedef alınmasını ve kaçak durumuna düşmesini konu alıyor. Görsel anlatımı ve şiirsel estetiği ile, Neruda’nın sanatının ve ideallerinin otoriteye karşı bir direniş aracı olduğunu gösterir. Şairin şiirlerini okuduğu sahnelerde kullanılan ışıklar ve kamera açıları, onun sözlerinin toplum üzerindeki dönüştürücü etkisini vurguluyor. 

Filmdeki dedektif ile şair arasındaki metaforik "kedi-fare" oyunu da, sanatsal ifadelerin otoritenin baskısına rağmen nasıl var olabileceğini simgeliyor. 

POSTACI FİLMİ (1994): ŞİİRİN BİREYSEL DÖNÜŞÜM GÜCÜ

1994 yapımı Postacı (Il Postino), Neruda’nın sanatsal mirasının bireyler üzerindeki etkisini güçlü bir şekilde işler. Film, ünlü şair ile sıradan bir postacı olan Mario’nun dostluğu aracılığıyla, sanatın insan ruhunu nasıl dönüştürebileceğini gösterir. Başlangıçta şiirin dünyasına yabancı olan Mario, Neruda’nın dizelerinden ilham alarak kendisini ifade etmeyi öğrenir.

Mario'nun Dalgaların Sesiyle Yazdığı Şiir

Filmde özellikle dikkat çeken sahnelerden biri, Mario’nun Neruda için yazdığı şiirdir. Mario, dalgaların sesini, ağların dokunuşunu ve denizin ritmini dizelerine taşıyor.  Şiirin bu doğal unsurlarla iç içe geçmesi, Mario’nun çevresini ve duygularını anlamlandırma sürecinin bir parçasıdır. Mario’nun şiir yazma çabası, sanatın insan ruhuna işleyerek onu dönüştürebileceğini gösteren en güçlü anlatılardan biridir. Film boyunca deniz manzaraları ve pastoral görüntüler, şiirin uyandırdığı duygularla birleşerek şiirsel bir sinematografi sunuyor. Bu sahneler, Neruda’nın şiirlerinin insan ruhundaki evrensel etkisini gözler önüne seriyor.



ŞİİR VE POLİTİKA: SÖZLERİN GÜCÜ

Şiir, politika ile birleştiğinde eşsiz bir dönüşüm aracı haline gelmekte. Soyut kavramları somut imgelerle birleştirerek, karmaşık politik mesajları daha güçlü ve anlaşılır bir biçimde aktarma yeteğine sahip.  İnsanların duygularına hitap ederek, onları harekete geçirme potansiyeli taşıyor. 

Neruda gibi şairler, toplumun vicdanı rolünü üstlenerek eşitlik, özgürlük ve insan hakları için bir çağrı yapmışlardır. Onların şiirleri, bireysel deneyimlerden evrensel ideallere uzanan geniş bir yelpazede etkiler yaratır. Şiir, sadece bir sanat formu değil, aynı zamanda bir direniş ve umut aracı olarak toplumları değiştirme gücüne sahiptir.

         Pablo Neruda ve Nazım Hikmet (kaynak: Haberler.com)

ŞİİRİN MEDYA VE SİNEMA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Şiirin dönüştürücü gücü sadece kitaplarda değil, sinema ve medya yoluyla da kendini göstermiştir. Pablo Larraín’in Neruda filmi, şiirin sanatsal ve politik önemini vurgularken, Michael Radford’un Postacı filmi bireyler üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Şiirin toplumdaki gücünü kavramak için bu iki film, izleyicilere farklı perspektifler sunuyor.

PABLO NERUDA ŞİİRİNDEN

Tembeller

Hangi akla uydular, hangi akla
Ne geçti ellerine üstelik
Ay’a uzay gemileri atmakla?
Bulurlar mı umduklarını sanki
Güzelim göklerin canına okumakla

Oysa olgun çağında üzümlerin
Toprağın karnında can bulur şarabın kanı
Denizlerle sıradağlar arasında

Şili’de şimdi kirazlar oynaşır
Esmer, gizemli kızlar türkü çığırır
Bir akarsu yalazlanır gitarlarda

Yaratır buğdayın mucizesini
Güneş, kapılara bir dokunmakla

İlk yudumu al’dır şarabın
Tatlıdır alyanak bir çocuk kadar
İkincisi güçlü yapar adamı
Gemici türkülerince güçlü yapar
Üçüncüsü bir kırmızı zümrüttür
Hem ateş, hem gelincik birarada

Evimin hem toprağı, hem denizi var
Kocaman kocaman gözleri kadınımın
İri yaban fındıklarını andıran.
Gece inince, deniz usulca
Giyinir yeşiller, beyazlar
Ayışığı köpüklere vurur da
Deniz yeşili kızlar gibi düş kurar

Evrenin böylesi nerde var?

(çeviri: Hilmi Yavuz)


KAYNAKÇA

https://www.siir.gen.tr/siir/p/pablo_neruda/index.html

https://www.antoloji.com/pablo-neruda/

Neruda, Pablo, Aşk Şiirleri

https://www.fullhdfilmizlesene.de/film/neruda/

https://www.youtube.com/watch?v=PEpQP6B3vVQ

https://tr.wikipedia.org/wiki/Pablo_Neruda

https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/pablo-neruda-kimdir-pablo-neruda-ne-zaman-nasil-oldu-2052003

https://www.turkedebiyati.org/pablo-neruda/

https://www.antoloji.com/pablo-neruda/hayati/


19 Mart 2025 Çarşamba

 AKILLI SAVAŞ DÖNEMİ VE ÇİN


KÜRESEL GÜÇ KAYMASI VE ÇİN'İN "AKILLI SAVAŞ" STRATEJİLERİ




NEVİN BİLGİN 

Çin Halk Cumhuriyeti, askeri gücünü modernize etmek ve küresel güvenlik dengelerini yeniden şekillendirmek için "akıllı savaş" stratejilerine büyük yatırımlar yapıyor. Bu stratejiler; yapay zeka, uzay teknolojileri, yeni nesil savunma sistemleri ve denizcilik alanında gerçekleştirilen geniş kapsamlı yenilikleri içeriyor. Gelişmiş teknolojiler ve otonom sistemler sayesinde Çin, gelecekteki askeri çatışmaların doğasını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip.

Pentagon'un 2024 yılına ait "Çin'in Askeri ve Güvenlik Gelişmeleri" raporuna göre, Çin'in askeri modernizasyonu yalnızca bölgesel savunma değil, küresel ölçekte güç projeksiyonunu da kapsıyor. Raporda, Çin'in özellikle Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi ve Hint-Pasifik bölgesinde etkisini artırmaya yönelik kapsamlı stratejiler geliştirdiği belirtiliyor.

Rakamlar

Çin dünyanın en büyük askeri gücüne sahip: 2.035 milyon aktif, 510.000 yedek. 

Askere alınması mümkün olan vatandaş sayısı: 5,883,828, yaş 15-40

Rezerve personel sayısı: 2,800,000

Etkin personel sayısı: 290,000 (16)



ÇİN HALK KURTULUŞ ORDUSU (PLA) VE SAVUNMA GÜCÜ

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA), yaklaşık 2 milyon aktif personeliyle dünyanın en büyük ordularından biri olarak kabul ediliyor. PLA, kara, hava, deniz ve stratejik füzeler dahil olmak üzere çok boyutlu bir yapıya sahip. 2025 itibariyle Çin'in savunma bütçesi yıllık %7,2 oranında artarak modern silah sistemleri ve teknolojik yatırımları mümkün kıldı.

Pentagon raporuna göre, Çin'in askeri kapasitesi 2049 yılına kadar "dünyanın en gücülü ordularından biri olma" hedefiyle ilerliyor. Özellikle DF-ZF hipersonik füzeleri ve Çin'in kendi geliştirdiği 6. nesil savaş uçağı projeleri, ülkenin askeri kabiliyetlerini yeni bir seviyeye taşıyor.


YAPAY ZEKA VE OTONOM SAVAŞ TEKNOLOJİLERİ

Çin, yapay zekayı askeri stratejilerinin merkezine yerleştirerek sınır tanımayan bir savaş alanı oluşturmayı hedefliyor. Yapay zeka tabanlı sistemler, hedef tanımlama, tehdit analizi ve karar alma süreçlerini hızlandırarak savaş alanında avantaj sağlıyor.

Özellikle yapay zeka destekli "sürü dronlar", otonom hareket kabiliyeti ve hedefe odaklanma yetenekleriyle dikkat çekiyor. Pentagon raporunda, Çin'in bu teknolojiyi özellikle elektronik harp ve siber saldırılarda kullanarak düşman iletişim ağlarını etkisiz hale getirme stratejisi geliştirdiği vurgulanıyor.


UZAYDA KONUŞLANDIRILAN ASKERİ TEKNOLOJİLER

Çin, uzay teknolojileri alanında büyük ilerlemeler kaydediyor. 2024 yılında "dogfight" olarak adlandırılan askeri uydular arası taktiksel manevra operasyonları gerçekleştirildi. Bu uydular, hem askeri istihbarat toplamak hem de potansiyel tehditleri önceden belirlemek için geliştirildi.

Pentagon raporuna göre, Çin'in uzay tabanlı askeri yetenekleri, ABD'nin küresel gözetleme ve iletişim sistemlerini tehdit edecek şekilde hızla ilerliyor. Çin, anti-uydu silahları ve lazer sistemleri ile uzayda üstünlük sağlama hedefinde.


DENİZCİLİK GENİŞLEMESİ VE DONANMA GÜCÜ

Çin Donanması (PLAN), dünyanın en büyük donanması olarak kabul ediliyor ve 370'ten fazla modern savaş gemisine sahip. Yeni nesil Type 054B fırkateynleri ve Type 076 amfibi sınıfı gemiler, Çin'in deniz gücünü hızlı bir şekilde modernize ediyor.

Pentagon raporunda, Çin'in "Mavi Su Donanması" olarak adlandırılan küresel operasyon yeteneğine sahip bir filo oluşturma çabasına dikkat çekiliyor. 

Ayrıca, Çin'in hipersonik denizaltı füzeleri ve uçak gemisi filosunu genişletmesi, ABD ile Pasifik’te potansiyel bir deniz çatışmasını kaçınılmaz hale getirebilir.

Çin'in akıllı savaş stratejileri, askeri modernizasyon ve teknolojik yeniliklerle küresel güvenlik dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. 

Pentagon raporu, Çin’in 2035 yılına kadar askeri teknolojide ABD’yi yakalayabileceğini ve hatta belirli alanlarda geçebileceğini öne sürüyor. Bu stratejiler, sınırları aşan bir etkiye sahip olup, uluslararası toplumu Çin'in askeri ve teknolojik yükselişine odaklanmaya zorluyor. Çin'in bu hızlı ilerleyişi, gelecekte küresel gücün yeniden dağılımında radikal değişikliklere neden olabilir.

Kaynakça: 

https://www.gisreportsonline.com/r/china-military-expansion/?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://chinaobservers.eu/the-pentagon-report-chinas-military-rise-and-its-implications-for-the-west/?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://tasam.org/tr-TR/Icerik/73721/_cinin_askeri_gelisimini_iceren_yillik_rapor#:~:text=%2D%20%C3%87in%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20en%20b%C3%BCy%C3%BCk%20askeri,sava%C5%9F%20gemisine%20sahip%20olmas%C4%B1%20%C3%B6ng%C3%B6r%C3%BCl%C3%BCyor.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/cjas/article/955617

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-59740915

https://www.defense.gov/News/News-Stories/Article/Article/3562442/dod-report-details-chinese-efforts-to-build-military-power/


 AMERİKA KITASININ DEVASA HAPİSHANESİ

GÜVENLİK KALESİ Mİ, MODERN TOPLAMA KAMPI MI?

EL SALVADAR'A AÇILAN HAPİSHANEYE ABD DE MAHKUMLARI PARA ÖDEYEREK VERMEYE BAŞLADI

40 BİN MAHKUM BARINDIRIYOR




Nevin BİLGİN

El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin “dünyanın en büyük hapishanesi” olarak lanse ettiği Terrorism Confinement Center (CECOT), sadece büyüklüğüyle değil, mimari yapısı, sert güvenlik önlemleri ve barındırdığı mahkum profiliyle de dikkat çekiyor. Bukele yönetimi, bu hapishaneyi ülkenin yıllardır mücadele ettiği çete şiddetine karşı kesin bir çözüm olarak sunuyor. Ancak, CECOT’un modern bir toplama kampı olup olmadığı yönünde ciddi tartışmalar var.

            Elsalvador.net

Bir Hapishaneden Daha Fazlası: CECOT’un Fiziksel ve Güvenlik Özellikleri

CECOT, 166 hektarlık bir arazi üzerine kurulu, 40 bin mahkumu barındırma kapasitesine sahip devasa bir hapishane. Bu, dünyanın en kalabalık ve en yüksek güvenlikli hapishanelerinden biri olmasını sağlıyor. Bazı temel özellikleri şöyle:



7 metre yüksekliğinde, elektrikli çitlerle desteklenmiş beton duvarlar

300’den fazla gözetleme noktası ve 600 güvenlik kamerası

İletişimi tamamen kesen sinyal bozucular (cep telefonu sinyallerini engelleme sistemleri)

Mahkumlar için yataksız, penceresiz ve doğal ışık almayan hücreler

İnsan temasını en aza indiren, maksimum izolasyon sistemi

1000’den fazla özel eğitimli asker ve polisle sürekli gözetim

Hapishanenin tasarımı, mahkumların içeride tamamen izole edilmesi ve dış dünyayla hiçbir bağlantılarının kalmaması üzerine kurulu. Giriş kapıları, bir askeri üs mantığıyla inşa edilmiş, yüksek güvenlikli, dar tünellerden oluşuyor.


                   fotoğraf: Farklıbirhayat

Mahkumlar, toplu koğuşlarda tutuluyor ve bireysel alanları yok. Koğuşlarda çelikten yapılmış sabit yataklar var, ancak şilteler verilmediği için mahkumlar sert metal üzerinde uyumak zorunda. Hücrelerin içinde doğal ışık girişi neredeyse sıfır ve sürekli yapay ışıklandırma kullanılıyor. Yemekler ise kontrollü bir sistemle veriliyor, herhangi bir isyan çıkmasını engellemek için mahkumların birbirleriyle iletişim kurması sınırlı tutuluyor.


ABD ile Anlaşma: Suçlular ve Göçmenler El Salvador’a Gönderiliyor

CECOT’un işleyişi sadece ülke içi suçlularla sınırlı değil. El Salvador, ABD ile yaptığı özel bir anlaşma kapsamında, Amerika’daki göçmen suçluları ve çete üyelerini ülkeye geri kabul etmeye başladı. Bu anlaşmaya göre:


ABD, Orta Amerika’dan gelen ve suça karışan göçmenleri sınır dışı ederek El Salvador’a geri gönderiyor.

Bu kişiler çoğunlukla CECOT’a veya Bukele hükümetinin diğer yüksek güvenlikli hapishanelerine yerleştiriliyor.

Anlaşmanın finansal boyutu gizli tutulsa da, ABD'nin El Salvador’a bu mahkumları kabul etmesi için ekonomik destek sağladığı belirtiliyor.

Bukele yönetimi, bu anlaşmayı hem ekonomik hem de siyasi bir kazanım olarak sunuyor. Ancak, insan hakları örgütleri ve bazı siyasetçiler, ABD’nin “suçluları başka bir ülkeye ihraç ederek” sorumluluktan kaçındığını ve El Salvador’un uluslararası bir hapishaneye dönüşme riski taşıdığını öne sürüyor.



El Salvador halkı için bu durum ek güvenlik riskleri ve ekonomik yükler yaratabilir. Çünkü ülke zaten yetersiz yargı sistemi ve aşırı kalabalık hapishanelerle boğuşurken, bir de dışarıdan suçlu kabul etmek, sistem üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.

               fotoğraf. Vikipedi

Sadece Bir Hapishane mi, Yoksa Modern Bir Toplama Kampı mı?

Bukele yönetimi, CECOT’un inşasını çete şiddetine karşı devrim niteliğinde bir hamle olarak sundu. Ancak bu sistem, insan hakları örgütleri tarafından ağır eleştirilere maruz kaldı. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, hapishanedeki koşulların işkenceye yakın olduğu ve mahkum haklarının tamamen yok sayıldığı yönünde raporlar yayımladı.


Özellikle, hapishaneye hangi suçlarla girildiği net olmayan on binlerce insanın toplu halde konulması, buranın adeta bir “modern toplama kampı” haline geldiği iddialarını güçlendiriyor. 2022’de ilan edilen olağanüstü hal kapsamında 71 bin kişi hiçbir mahkeme kararı olmadan tutuklandı. Bu mahkumların büyük kısmı, yalnızca “çete üyesi olduğu düşünüldüğü” için hapsedildi ve haklarında henüz resmi bir suçlama bulunmuyor.


Yerel Toplum ve Ekonomik Etkiler: Bölge Halkı Ne Düşünüyor?

Hapishane, tarım ve hayvancılıkla geçinen Tecoluca kasabasında inşa edildi. Bölge halkı, kendilerine danışılmadan yapılan bu projeye tepkili. Öncelikle:


Bölgedeki tarım arazilerinin büyük kısmı CECOT’un inşası için alındı.

Kasaba, El Salvador’un en tehlikeli suçlularının tutulduğu bir yer olarak anılmaya başlandı.

Hapishane personeli için yapılan lojmanlar nedeniyle konut fiyatları arttı, yerel halk mağdur oldu.

Halk, hükümetin bölgeyi sadece bir hapishane merkezi olarak görmesinden rahatsız. Ayrıca, CECOT’un güvenlik kaygıları yaratması nedeniyle kasabanın turizm ve yatırım açısından cazibesini kaybettiği belirtiliyor.


Suçla Mücadelede Yeni Bir Dönem mi, Otoriterleşmenin Zirvesi mi?

Bukele, CECOT’u El Salvador’daki çete sorununa kesin bir çözüm olarak sunuyor. Gerçekten de, çete şiddeti ve suç oranlarında ciddi bir düşüş yaşandı. Ancak bu düşüşün kalıcı olup olmayacağı belirsiz. Çünkü:

Binlerce kişi hâlâ yargılanmadan hapiste.

Mahkumların rehabilite edilmesi veya topluma kazandırılması amaçlanmıyor.

Çete üyeleri yerine masum insanların da hapsedilmiş olabileceğine dair iddialar var.

CECOT, bir hapishane modelinden çok, kitlesel bir cezalandırma aracı gibi işliyor. Eğer bu sistem devam ederse, El Salvador’un geleceğinde insan hakları ihlalleri, hukuksuzluk ve toplumsal gerilimler kaçınılmaz olabilir.

Kaynakça: 

https://elsalvadorinfo.net/el-salvador-mega-prison-cecot-the-terrorism-confinement-center/?form=MG0AV3

https://en.wikipedia.org/wiki/Terrorism_Confinement_Center?form=MG0AV3

https://www.newsnationnow.com/crime/what-we-know-el-salvador-megaprison/?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://www.msn.com/en-us/news/world/trump-deports-238-gang-members-to-el-salvador-what-s-the-controversy/ar-AA1B5gBx?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://www.msn.com/en-us/news/world/us-prepares-to-deport-about-300-alleged-gang-members-to-el-salvador/ar-AA1AZeqt?form=MG0AV3&form=MG0AV3

https://www.cbsnews.com/news/rubio-el-salvador-us-deportees-extraordinary-offer/?form=MG0AV3&form=MG0AV3




18 Mart 2025 Salı

 MUSTAFA KEMAL'İN ÇANAKKALE MEKTUPLARI

KAN, MÜREKKEP VE BİR KADINA YAZILAN MEKTUPLAR


Nevin BİLGİN

Kurşunlar vızıldıyor, şarapneller Mehmetçiğin ve O'nun üzerine yağmur gibi düşüyordu. Conkbayırı'nda, mermisi biten askerlere süngü taktıran o emir, savaşın kaderini değiştirdi:

Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum.

8 ay boyunca cephede kalan Mustafa Kemal’in o gün verdiği emir, tarihe kazındı. Ancak, bir savaş yalnızca emirlerle değil, yazılanlarla da hatırlanır. 

Top seslerinin, süngü hücumlarının arasında, bir adam bir kadına mektup yazıyordu.


           fotoğraf: İBB Kültür Sanat

O kadın Madam Corinne’di.

Madam Corinne Kimdi?

Madam Corinne, Mustafa Kemal’in Selanik yıllarından tanıdığı, Fransız kültürüne yakın, zarif ve entelektüel bir kadındı. Onun kimliği, yıllar boyunca muğlak kaldı—bir öğretmen mi, bir diplomat mı, yoksa yalnızca duygu ve düşüncelerin paylaşıldığı eski bir dost mu? Kesin olan bir şey vardı: Mustafa Kemal, Çanakkale'nin cehenneminden ona mektuplar yazmıştı.

Bu mektuplar, sadece bir komutanın savaş meydanındaki gözlemleri değildi. Aynı zamanda, savaşın ortasında bile düşünebilen, sorgulayabilen, Tanrı’yı, insanı, ölümü ve hayatı yorumlayan bir zihnin yansımalarıydı.

Tartışmalı Bir Mektup: 20 Temmuz 1915

Madam Corinne'e yazılan 20 Temmuz 1915 tarihli mektup, savaşın ortasında bile sorgulayan bir aklın ürünüydü. Erdal İnönü’nün anılarında eksik çevrildiğini belirttiği bu mektup, şehitliği, inancı ve savaşın anlamını derinlemesine ele alıyordu:

“Görüyorsunuz ya Madam, benim insanlarım şehit olmayı ararken de budalaca davranmıyorlar. Peygamberimiz ne kadar bilgeymiş. İnsanların gerçek arzularını ne kadar iyi biliyormuş. Bana gelince, çok yazık ki, bu inanmış insanların, Allah vergisi nitelikleri bende yok, ama bu nitelikleri desteklemeyi de hiç ihmal etmiyorum. Çok garip bulduğum bir şey var. Erkeklere huriler ve başka güzel eğlenceler vadeden Hazreti Muhammed, kadınlar için hiçbir taahhüde girmiyor. Bu duruma göre ölümden sonra erkekler, cennetteki kadınlara sahip olarak hoş vakit geçirirlerken, kadınların dayanılmaz hale düşecekleri anlaşılıyor. Öyle değil mi? Gördüğünüz gibi Madam, dağdağalı ve kanlı bir yaşama alıştıktan sonra da insan, cennet ve cehennemden söz etmek ve hatta yüce Tanrı’yı bile eleştirmek için zaman bulabiliyor. Madam, eğer Tanrımızı eleştirerek günaha girmemi önlemek isterseniz, çarpışmalar dışında kalan zamanımı, hangi meşgaleyle geçirebileceğim konusunda lütfen bana yol gösteriniz.”

Bu satırlar, sadece bir savaşçının değil, bir düşünürün de kelimeleriydi. Şehitlik kavramını, dinin vaatlerini ve ölümden sonra ne olacağını tartışıyordu. Üstelik bunu, bir kadına anlatıyordu.

Savaşın Öteki Yüzü

Atatürk, savaşın ortasında bile düşünmeyi bırakmıyordu. Cephede düşmanı yenmek için mücadele ederken, zihni başka cephelerde savaş veriyordu. Cennet ve cehennemi sorguluyor, kadınlara vaat edilmemiş bir öteki dünyanın adaletsizliğini tartışıyordu.

Neden bir erkeğe değil de bir kadına anlatmıştı? Belki de kadınların savaşın en büyük tanıkları olduğunu bildiğindendi. Çünkü erkekler savaşta ölüyordu; ama geride kalan kadınlar, o savaşın yaralarını taşıyordu. Bir kadın, savaşın anlamını sorgulayan bir komutanın kelimelerine, erkeklerden daha çok kulak verebilirdi.

Madam Corinne’e Yazılan Mektuplar: "Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü"

Madam Corinne ve Mustafa Kemal’in mektupları, Melda Özverim tarafından yayımlanan Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü kitabında yer aldı. Bu kitap, 1913-1916 yılları arasında yazılan 15 mektubu, 5 kartı ve 2 telgrafı içeriyor. Fransızca orijinalleri ve Türkçe çevirileriyle birlikte, Corinne’in albümünden fotoğraflar ve ailesine dair bilgiler de bulunuyor.

Bu mektuplar, bir savaşın kanlı yüzü kadar, onun ardında yatan insanı da gösteriyor. Çanakkale’de bir ulusun kaderini değiştiren adam, aynı zamanda savaşın anlamını bir kadınla tartışıyordu.


Kaynakça: 

Özverim, Melda, Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü. 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_ve_Corinne_L%C3%BCtf%C3%BC?utm_source=chatgpt.com

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/madam-corinne-lutfu-tergiman-1883-1946/

https://www.youtube.com/watch?v=zTUNBGLvnzk

chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/401779

https://dergipark.org.tr/tr/pub/egetid/issue/34044/376813