31 Aralık 2024 Salı

 MAKYAJ VE CİNSELLİK İLİŞKİSİ

KIRMIZI RUJ, KADINLAR, CİNSELLİK VE SOSYAL MEDYANIN ETKİSİ



Makyajın cinsellikle ilişkilendirilmesinin bir diğer boyutu da toplumsal baskılardır. Kadınlar, genellikle erkeklerin ve toplumun gözünde "çekici" görünme amacıyla makyaj yaparlar. Toplum, kadının cinsel cazibesini vurgulamak için makyajı bir araç olarak kullanmaktadır. Ancak bu, kadınları belirli bir güzellik anlayışına hapsetmektedir. Kadınlar, toplumsal olarak dayatılan bu baskılar nedeniyle, kendi arzularını değil, başkalarının cinsel bakış açılarına ve güzellik algılarına göre makyaj yapmaya yönelmiş olabilirler.



NEVİN BİLGİN 

Makyaj, tarihsel olarak güzellik, estetik ve kimlik üzerine derin etkiler yaratmış bir uygulama. Mısırlılar ve Babiller döneminde bu yana kadınlar değişik yöntemlerle makyaj yapıyorlar. Geçmişte farklı ritüellerle yapılan makyaj günümüzde artık sosyal medya boyutuyla da farklı bir yön kazanmış durumda. Ama hangi dönemde yapılırsa yapılsın makyaj, cinsellik ve kadınlık anlayışıyla yakın ilişki içinde. Kadınların yüzlerine, gözlerine, dudaklarına ve ciltlerine uyguladıkları renkler, sadece estetik bir dokunuş değil, aynı zamanda cinsellik, çekicilik ve toplumsal normlarla bağlantılı güçlü bir ifade biçimi. Kadınlar, artık bu yöntemi  kendilerine toplumsal normlarla, sosyal yazılımla dayatılmış olsa da içselleştirmiş durumdalar. Yani kendileri için yaptıklarını söylüyorlar ama yöntem aslında toplumun dayatmış olduğu biri uygulama. 



ÇEKİCİLİĞİN VE CİNSELLİĞİN ARACI MI?

Kadınların makyaj yapma pratikleri, çoğu zaman toplumsal olarak kadınlık ve cinsellik arasındaki ilişkiyi pekiştiren bir araç olarak görülmüştür. Eski Mısır'dan Babil'e, Orta Çağ'dan günümüze kadar makyaj, kadının çekiciliğini ve cinselliğini dışa vurma biçimi olmuştur. Özellikle gözleri belirginleştiren makyaj, kadının cinsel çekiciliğini vurgulamak için en yaygın kullanılan tekniklerden biridir. Makyaj, sadece güzellik değil, aynı zamanda bir "çekicilik" unsuru olarak da işlev görmüştür.

Kadınların dudaklarını renklendirmeleri, gözlerini vurgulamaları ve yanaklarını ışıltılı hale getirmeleri, toplumsal normlarda kadınlıkla ilişkilendirilen cinsel cazibeyi güçlendiren simgesel adımlardır. 

Özellikle kırmızı ruj, toplumsal anlamda "cazibe" ve "seksellik" ile sıkça ilişkilendirilen bir semboldür. Kadınlar, bu tür makyajlar yaparak, toplumsal olarak kabul edilen güzellik ve çekicilik normlarına uyum gösterirler. Ancak bu durum, aynı zamanda kadının cinsel kimliğini ve toplum içindeki yerine dair mesajlar vermektedir. 





CİNSELLİKLE İLGİLİ NORMLAR

Makyajın cinsellik ile olan ilişkisini anlamak için, toplumsal yapıları ve kültürel normları göz önünde bulundurmak gerekir. Toplumlar, özellikle kadınlar için belirli güzellik standartları oluşturmuş ve bu standartlar genellikle cinsellik üzerinden şekillenmiştir. Kadınlar, bu standartlara uyarak kendilerini toplumsal açıdan daha kabul edilebilir kılmaya çalışmışlardır. Bu da genellikle, daha çekici ve dolayısıyla daha "cinsel" kabul edilen bir görünüm yaratmak anlamına gelmektedir. 

ÖZGÜRLÜK VE ÇEKİCİLİK Mİ, BEDENİN VE CİNSELLİĞİN TOPLUMSAL KONTROLÜ MÜ? 

Cinsellik, tarihsel olarak kadının "özgür" ve "çekici" olarak algılanmasını sağlayan bir faktör olmuştur. Makyaj, bu algıyı güçlendiren, toplumsal normlarla uyumlu bir araç olarak kullanılmıştır. Kadınların makyaj yaparak, fiziksel çekiciliklerini artırmaları, bazen kadınlıklarını ispatlama, bazen ise toplumun cinsellik üzerine şekillendirdiği beklentilere uyum sağlama çabası olarak görülmüştür. Bu durum, kadınların bedenlerinin ve cinselliklerinin toplumsal açıdan nasıl kontrol edildiğine dair önemli bir gösterge sunmaktadır. 

KADININ KİMLİĞİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Makyaj, kadınların fiziksel çekiciliklerini arttırırken, aynı zamanda kişisel kimliklerinin bir yansıması da olabilmektedir. Kadınlar, makyaj yaparak, sadece toplumsal güzellik normlarına uyum sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda cinsel kimliklerini de pekiştirmeketedirler. Kendi bedenleriyle ilgili kararlar verme hakkı, kadınların cinsellikle ilgili düşüncelerini ifade etmelerinin ve bu düşünceleri topluma yansıtmalarının bir yolu olabilmektedir. 

Bu bakış açısısyla da makyaj, aynı zamanda kadınların cinselliklerini daha özgürce ve kendilerine ait bir şekilde ifade etmeleri için bir alan yaratabilir. Kadınlar, makyaj yaparken kendi isteklerine göre bir "görünüm" inşa edebilmekte, bu görüntü onların cinsellikle olan ilişkilerinin de bir parçası olabilmektedir. Makyaj, kadınların toplumsal baskılara ve cinsel normlara karşı verdikleri bir tepki veya kendi içsel dünyalarında oluşturdukları bir ifade biçimi haline gelebilmektedir. 

TOPLUMSAL BASKILAR: KADIN CİNSEL OLARAK CAZİP OLSUN DİYE BİR ARAÇ

Makyajın cinsellikle ilişkilendirilmesinin bir diğer boyutu da toplumsal baskılardır. Kadınlar, genellikle erkeklerin ve toplumun gözünde "çekici" görünme amacıyla makyaj yaparlar. Toplum, kadının cinsel cazibesini vurgulamak için makyajı bir araç olarak kullanmaktadır. Ancak bu, kadınları belirli bir güzellik anlayışına hapsetmektedir. Kadınlar, toplumsal olarak dayatılan bu baskılar nedeniyle, kendi arzularını değil, başkalarının cinsel bakış açılarına ve güzellik algılarına göre makyaj yapmaya yönelmiş olabilirler.

Makyajın, cinselliği temsil etme biçimi, aynı zamanda kadınların içsel özgürlüklerini ve toplumsal sınırlamaları aşma çabalarını yansıtan bir alan olabilir. Ancak bu, her zaman kişisel bir tercih olmayabilir; toplumsal baskılar ve cinsiyetçi normlar, makyajın bir tür zorunluluk gibi algılanmasına neden olabilir.

SOSYAL MEDYA VE MAKYAJ

Modern çağda, özellikle medya ve popüler kültür, makyaj ve cinsellik arasındaki ilişkiyi sürekli olarak yeniden şekillendiriyor. Reklamlar, filmler, sosyal medya paylaşımları ve influencer kültürü, kadınları "güzel", "çekici" ve "cinsel" bir imaja büründürmek için makyajı bir araç olarak kullanıyor. Özellikle güzellik markalarının reklamlarında, makyajın cinsellik ve kadınlıkla ilişkili olduğu imajları sıkça görebiliyoruz.

Kadınlar, bu kültürel baskılara karşı kendi kimliklerini inşa etmeye çalışırken, aynı zamanda cinsel çekiciliklerini toplumsal normlar içinde şekillendirmeye de devam etmektedirler. Makyaj, bu bağlamda, kadının cinsellikle olan ilişkisini daha görünür kılarken, aynı zamanda kadının toplumsal ve kişisel kimliğini şekillendiren önemli bir ifade biçimi olarak işlev görmektedir. 

Instagram, TikTok gibi sosyal medya platformlarında kadınlar, makyaj yaparak sadece fiziksel çekiciliklerini değil, aynı zamanda dijital dünyada kendilerine biçilen sosyal kimliği ve cinsellik imgesini de sergilemektedirler. 

Kaynakça: 

https://www.journalijar.com/article/48616/the-psychological-effects-of-makeup-:-self-perception,-confidence-and-social-interaction/?form=MG0AV3

https://www.psikolojibilgisi.com/makyaj-psikolojisi-kadinlar-neden-makyaj-yapar.htm?form=MG0AV3

https://www.makyajci.com/kadinlar-neden-makyaj-yapar-psikolojik-yaklasim/?form=MG0AV3

https://mehmetbaskak.com/basinda/makyajin-psikolojisi?form=MG0AV3


İSRAİL'İN BALKANLARDAKİ ETKİ ALANINI GENİŞLETME POLİTİKALARI

VE "DOĞU AKDENİZ KORİDORU" 




NEVİN BİLGİN 

İsrail’in Balkanlar’daki etkisini artırma stratejisi, bölgenin jeopolitik önemi ve her ülkenin kendine özgü dinamikleri göz önünde bulundurularak şekillenmektedir. Ekonomik, askeri ve diplomatik araçların bir arada kullanıldığı bu yaklaşım, İsrail’in uluslararası arenadaki konumunu güçlendirme amacına yöneliktir. 

İsrail’in Balkanlar’daki nüfuzunu artırma stratejisi, Doğu Akdeniz koridoru üzerinden şekillenmektedir. Kıbrıs ve Yunanistan’ı kapsayan bu koridor, İsrail'in Avrupa'ya erişim sağlayan jeopolitik ve ekonomik bir geçidi olarak dikkat çekmektedir. 

Sadece Askeri İşbirliği ve İstihbarat Paylaşımıyla Sınırlı Değil

Bu strateji, yalnızca askeri iş birliği ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda enerji ve ticaret projeleriyle de desteklenmektedir. 

Çin’in Balkanlar’daki yumuşak kredileri, Rusya’nın siyasi nüfuz arayışları ve Türkiye’nin kültürel bağları gibi bölgedeki diğer aktörlerin etkisi göz önüne alındığında, İsrail’in bu alandaki aktif yaklaşımı giderek daha fazla dikkat çekmektedir. Balkanlar, İsrail için yalnızca Orta Doğu’nun ötesinde stratejik dostluklar geliştirme fırsatı değil, aynı zamanda küresel çıkarlarını genişletme sahası olarak öne çıkmaktadır.

Arnavutluk, İsrail'in En Önemli Ortaklarından

Arnavutluk, İsrail’in Balkanlar’daki en önemli ortaklarından biridir. İsrail’in ileri siber güvenlik teknolojileri, Arnavutluk’un dijital altyapısını modernize etmeye yönelik projelerde etkili bir şekilde kullanılmaktadır. 

Bunun yanı sıra, enerji sektörüne yapılan yatırımlar, iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini derinleştirmektedir. 

NATO üyesi olan Arnavutluk, aynı zamanda İsrail için askeri iş birliği açısından stratejik bir ortak konumundadır. Bu ilişkiler, bölgesel güvenlik ve ekonomik iş birliği bağlamında giderek güçlenmektedir.

Sırbistan: Savunma ve Teknoloji Odaklı İş Birliği

İsrail-Sırbistan ilişkileri, savunma sanayii ve teknoloji transferi ekseninde yoğunlaşmaktadır. İsrail’in sağladığı modern silah sistemleri ve siber güvenlik çözümleri, Sırbistan’ın güvenlik altyapısını güçlendirmekte ve bölgedeki stratejik dengeyi etkilemektedir. Ayrıca, İsrailli teknoloji şirketlerinin Sırbistan’daki start-up ekosistemine yaptığı yatırımlar, ekonomik bağların daha da güçlenmesine katkı sağlamaktadır.

Kosova: Tanıma ve Ekonomik Destek

Kosova, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke olarak, ikili ilişkilerde özel bir yere sahiptir. İsrail, Kosova’nın enerji altyapısını geliştirmek ve sağlık ile eğitim sektörlerinde iş birliklerini artırmak için çeşitli projeler gerçekleştirmektedir. Bu iş birlikleri, diplomatik ve ekonomik bağların güçlenmesine hizmet etmektedir.

Yunanistan: Doğu Akdeniz’deki Stratejik Ortaklık

Yunanistan, İsrail’in Balkanlar’daki en güçlü müttefiklerinden biridir. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının çıkarılması ve taşınmasına yönelik ortak projeler, iki ülke arasındaki iş birliğinin temelini oluşturmaktadır. 

Düzenli askeri tatbikatlar ve savunma anlaşmaları, Yunanistan-İsrail ilişkilerinin stratejik boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu ortaklık, bölgedeki güç dengesi açısından kritik bir rol oynamaktadır.

Kuzey Makedonya: Tarım ve Turizmde Ortaklık

Kuzey Makedonya ile İsrail arasındaki iş birliği, tarım ve turizm alanlarında yoğunlaşmaktadır. İsrail’in tarım teknolojisindeki yenilikçi çözümleri, Kuzey Makedonya’nın kırsal kalkınma çabalarına önemli katkılar sağlamaktadır. Turizm alanında yapılan iş birlikleri ise halklar arası bağları güçlendirmektedir.

Bosna-Hersek: Etnik Çeşitlilik ve Denge Politikası

Bosna-Hersek, İsrail’in insani yardım ve eğitim projelerine odaklandığı bir ülke olarak öne çıkmaktadır. İsrail, özellikle tarım sektörü ve genç nüfusa yönelik burs programları aracılığıyla iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmektedir. Ancak, Bosna-Hersek’in karmaşık etnik yapısı, İsrail’in bu ilişkilerde dikkatli bir denge politikası izlemesini gerektirmektedir.

Romanya ve Bulgaristan: Ticaret ve Enerji

Romanya ve Bulgaristan, İsrail’in Balkanlar’daki ticari ortaklıklarında önemli bir yere sahiptir. İsrail, bu ülkelerde enerji altyapısına yönelik yatırımlarla enerji güvenliğine katkıda bulunmaktadır. 

Ayrıca, kültürel iş birlikleri ve ileri teknoloji ürünlerinin ihracatı, İsrail’in bu ülkelerdeki etkisini artırmaktadır.


Kaynakça: 

https://besacenter.org/israel-and-the-balkans-an-analysis-of-current-israeli-relations-with-the-former-yugoslavia/?form=MG0AV3

https://besacenter.org/old-allies-close-friends-the-strategic-importance-of-bulgaria-for-israel/?form=MG0AV3

https://www.middleeasteye.net/opinion/israel-discovers-europes-soft-underbelly-balkans?form=MG0AV3

https://www.ispionline.it/en/publication/serbia-and-israel-anatomy-of-a-friendship-187729?form=MG0AV3

https://www.voxnews.al/english/politike/shteti-bektashi-baba-mondi-flet-per-jerusalem-post-i-kemi-kerkuar-qever-i76470?form=MG0AV3


30 Aralık 2024 Pazartesi

 ATATÜRK'ÜN KONDİSYON ALETİ KULLANDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ? 


NEVİN BİLGİN 

Mustafa Kemal Atatürk, sadece askeri ve siyasi bir deha değil, aynı zamanda sağlıklı yaşamın önemini bilen ve bunu hayatına entegre eden bir liderdi. 

Günümüzde bile birçok kişinin ilham aldığı Atatürk, düzenli egzersiz yaparak fiziksel kondisyonunu korumaya özen gösterirdi. Spor, onun hem beden sağlığı hem de zihinsel enerjisi için vazgeçilmez bir unsurdu.

Anıtkabir'deki İnkılap Kulesi'nde sergilenen kondisyon aleti, bu alışkanlığının somut bir örneği olarak dikkat çekiyor. Yıllar önce, modern anlamda spor kültürünün henüz çok yaygın olmadığı bir dönemde, Atatürk’ün böylesine bilinçli bir yaşam tarzını benimsemiş olması hayranlık uyandırıyor. Kondisyon aletinin varlığı, sadece Atatürk’ün spor sevgisini değil, aynı zamanda sağlıklı bir yaşamın geleceğe bırakılacak önemli bir miras olduğunu da gösteriyor.


Ancak kaç kişi bu kondisyon aletinin Anıtkabir'de sergilendiğini biliyor? Her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği bu kutsal mekan, Atatürk’ün özel yaşamına dair pek çok detay sunuyor. Ne yazık ki, kondisyon aleti gibi kıymetli objeler genellikle yeterince dikkat çekmiyor. 

Bu eser, Atatürk’ün sadece bir lider olarak değil, aynı zamanda örnek bir birey olarak da yaşamına dair çok şey anlatıyor.



Sağlıklı bir beden ve zihin, Atatürk’ün hayatının her döneminde ön planda olmuş, onu zorlu mücadelesinde güçlü kılmıştır. Anıtkabir'deki bu küçük ama anlamlı detay, bizlere onun yaşam felsefesine dair unutulmaz bir mesaj verir: Güçlü bir lider, güçlü bir birey olmanın temelinde sağlıklı bir yaşam vardır.



Anıtkabir’i ziyaret edenlerin bu kondisyon aletine bir kez daha dikkatle bakması, Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü ve modern yaşam anlayışını takdir etmeleri dileğiyle...


29 Aralık 2024 Pazar

IŞILTILAR ARASINDAKİ İNSAN MI? 



Yılbaşı yaklaştıkça şehir hummalı bir hareketliliğin içine gömülüyor. Arabalar haftasonu olsa da ezecek gibi insanların üzerine sürüyor, şoförler garip hareketler ve bir yere yetişme telaşında. 

Alışveriş merkezlerinin önünde insanlar ellerinde listelerle koşuşturuyor; arabalarını aceleyle dolduruyorlar, kasalara yönelirken birbirlerini neredeyse ezecek gibi telaş içindeler. Ne pestisit dinliyorlar, ne de tarihi geçmiş, hileli gıda dinliyorlar. Dolduruyorlar. Dolduruyorlar.

Pazar günü olmasına rağmen sokaklar, mağazalar, caddeler âdeta bir kargaşa içinde. Bu hız, bu döngü...

Dükkanlar, vitrinlerine asılmış renkli ışıklarla müşteri çekme yarışında. 



Neon tabelalar, noel baba figürleri, parlak süsler... Göz kamaştıran ışıklar altında insanlar, alışveriş arabalarını doldururken kendilerinden geçmiş gibiler. Bu ne telaş, bu ne hırs, diye düşünüyor insan. Her yer ışıl ışıl, ama bu ışıltıların altında fark edilmeyen gölgeler var.


Yalnızlar, evsizler, ailesizler... Engelliler, hastalar, yaşlılar, kimsesiz çocuklar. Sokaklarda sessizce dolaşan, bu ışıklı dünyanın dışında kalan bir başka hayat. Kaç kişinin aklına geliyor bu gölgelerdeki insanlar? Almak ya da satmak derdine düşmüş gözler, bu ışıltılarla uyuşmuş gibi. Neonların büyüsünde, vitrinlerin cazibesiyle sarhoş olmuş gibi dolaşıyorlar.

Ama bir de eksikler var, yitirdiğimiz insanlar… Savaşlar, hiç olmadık sebeplerle kaybolan hayatlar. Çöp kamyonunun kapağı çarpıp ölenler, elektrik kablosuna yağmur yağınca çarpılıp ölenler, öldürülen çocuklar, kadınlar… 

Depremler, binlerce yıldır uyuyan toprakların uyanıp, insanları yerle bir ettiği anlar. Her biri, bir kaybın, bir acının izini bırakıyor. 

Yitirdiğimiz yakınlarımız, dostlarımız, ya da çok uzakta hiç bilmediğimiz bir insana üzülmemiz. Tüm bunlar da bu ışıklı dünyanın içinde kaybolan gölgeler gibi.

Her yılbaşı öncesi tekrar eden bu döngü, insanın içini bir yandan ısıtırken bir yandan da burkuyor. 

Şehrin ışıkları parladıkça, karanlıkta kalanların varlığı daha da belirginleşiyor. 

Bu yıl, alışveriş arabasını doldururken bir an olsun bu gölgeleri düşünmek gerekmez mi? Çünkü bir yılı bitirirken, yeni bir yıla başlamanın asıl anlamı anlamak ve paylaşmak değil midir?


NEDEN ANGOLA

ANGOLA'DA ÇİN VE ABD REKABETİ

RUS ÜSLERİ

LOBİTO KORİDORU

KARA PARA AKLAMA İDDİALARI

YATIRIM KOLAYLIKLARI VE 76.4 EURO ASGARİ ÜCRET


https://northwestrailzambia.com/lobito-corridor


NEVİN BİLGİN 

Afrika ülkesi Angola, son dönemde yatırımcıların da gözdesi olmuş durumda. Peki neden Angola? Zengin doğal kaynakları ve stratejik konumu nedeniyle uluslararası arenada büyük güçlerin ilgisini çeken bir ülke olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Angola üzerindeki rekabeti, Afrika'nın gelecekteki ekonomik ve politik dengelerini şekillendirme potansiyeline sahiptir. Bu rekabetin ardında yatan sebepler, Angola'nın sahip olduğu maden ve petrol zenginlikleri, altyapı projeleri ve jeopolitik önemi ile doğrudan ilişkilidir.

Angola, Afrika'nın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olarak enerji sektöründe kritik bir rol oynarken, aynı zamanda bakır, kobalt ve diğer nadir metaller gibi stratejik kaynaklar açısından da dikkat çekmektedir. Bunun yanında, Angola'nın Lobito Koridoru Projesi gibi dev altyapı yatırımları, hem Çin hem de ABD için bölgede ticari ve stratejik avantajlar sunmaktadır. Bu sebepler, Angola'nın sadece ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik ve güvenlik açısından da bölgesel bir merkez haline gelmesine neden olmaktadır.

Isabel dos Santos daha önce Afrika'nın en zengin kadını olarak tanımlanıyordu

Kara Para Aklama

Angola, yolsuzluk ve kara para aklama konusunda oldukça yüksek risk taşıyan bir ülke olarak biliniyor. Bu durum, son dönemde Isabel dos Santos'la ilgili iddialarla gündeme geldi ve malvarlıklarının donndurulmasına kadar iş uzandı. Santos'un ağına dahil olan 41 ülkede kara para akladığı öne sürülmüştü. 

Zengin Kaynaklar ve Stratejik Konum

Angola, Afrika'nın en zengin petrol ve değerli maden yataklarına sahip ülkelerinden biridir. Özellikle bakır, kobalt ve diğer stratejik metaller, enerji geçişi ve teknoloji üretimi için kritik öneme sahiptir. Bu durum, büyük güçlerin Angola'ya yatırım yapma arzusunu artırmaktadır. Ayrıca, Angola'nın Afrika kıtasındaki stratejik konumu, Batı Afrika'nın iç bölgelerine erişim sağlaması açısından büyük avantajlar sunar.



Lobito Koridoru Projesi

Angola'daki en dikkat çekici projelerden biri olan Lobito Koridoru Projesi, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Zambiya'dan çıkarılan madenlerin Angola'nın Lobito Limanı'na demiryolu ile taşınmasını hedeflemektedir. Bu proje, Angola'nın bölgesel ticaret merkezi haline gelmesine olanak tanırken, aynı zamanda ABD ve Çin arasında kıyasıya bir rekabetin odak noktasıdır. Tarihi olarak Belçika ve Portekiz tarafından inşa edilen, ancak Angola iç savaşı sırasında büyük zarar gören bu demiryolu hattı, 2004 yılında Çinli firmaların 2 milyar dolarlık yatırımıyla yenilenmiştir. Ancak 2022'de ABD destekli bir konsorsiyum, demiryolunu geliştirme haklarını kazanarak Pekin'in etkisini sınırlamayı başarmıştır.




Ekonomik Reformlar ve Yatırımlar

Angola, bağımsızlığını kazandığı 1975 yılından bu yana, özellikle son yıllarda ekonomik ve siyasi reformlarla uluslararası arenada daha güçlü bir konuma gelmeyi hedeflemektedir. Bu reformlar, yatırımcıların güvenini artırarak ülkeye yapılan yatırımları teşvik etmektedir. Özellikle petrol gelirlerine dayalı bir ekonomi olmaktan çıkarak, madencilik, tarım ve altyapı sektörlerinde çeşitlendirme çalışmaları sürdürülmektedir.

Çin'in Angola'daki Rolü

Çin, Angola'ya yıllardır büyük yatırımlar yaparak ülkenin altyapısını geliştirmiştir. Çinli firmalar, Angola'da 2 bin 800 kilometre demiryolu, 20 bin kilometre karayolu, 100 binden fazla konut, 100'den fazla okul ve 50'den fazla hastane inşa etmiş ya da onarmıştır. Bu projeler, Çin'in Afrika'daki "Kuşak ve Yol" girişiminin bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Angola'nın petrol ihracatının büyük bir kısmı Çin'e yapılmaktadır, bu da iki ülke arasındaki ticari bağları güçlendirmektedir.

ABD'nin Angola Stratejisi

ABD, Çin'in Angola'daki etkisini dengelemek ve stratejik madenlere daha hızlı ve uygun maliyetle erişim sağlamak amacıyla Angola ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışmaktadır. Lobito Koridoru, ABD'nin bu stratejisinin merkezinde yer alırken, aynı zamanda Afrika'ya yapılan en büyük demiryolu yatırımlarından biri olarak öne çıkmaktadır. ABD Başkanı Joe Biden, Angola'ya gerçekleştirdiği ziyaretlerde bu projeye yapılan yatırımları öncelikli bir konu olarak ele almıştır.

Rusya'nın Askeri Üssü Var

Angola'da askeri üsleri bulunan ülkeler arasında Çin, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Rusya sayılabilir. Çin, Angola'daki askeri üssü ile bölgedeki etkisini artırmaya çalışmaktadır. Ayrıca, Angola'nın bağlantıları ve işbirlikleri ile Rusya da bölgedeki askeri varlığını sürdürmektedir

Angola'nın Diplomatik ve Güvenlik Rolü

Angola, sadece ekonomik ve stratejik bir merkez olmanın ötesinde, bölgesel güvenliği sağlama konusunda da önemli bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Ruanda arasındaki gerginliklerde arabuluculuk yaparak, bölgesel barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. ABD, Angola'nın bu diplomatik rolünü destekleyerek, onu sadece bir ekonomik ortak değil, aynı zamanda güvenlik alanında da stratejik bir müttefik olarak görmektedir.

ANGOLA'DA YATIRIM NEDEN CAZİP

Angola, uluslararası yatırımcıları çekmek amacıyla önemli adımlar atmaktadır. Bu kapsamda, yabancı sermayenin ülkeye girişi ve çıkışı için belirli düzenlemeler yapılmıştır. Angola Merkez Bankası (Banco Nacional de Angola - BNA) ve diğer ilgili kurumlar, yatırımcıların sermayelerini ülkeye taşımalarını ve yatırım projelerinin tamamlanmasından sonra bu sermayeyi geri döndürebilmelerini sağlayacak prosedürler belirlemiştir. Bu düzenlemeler, Angola'nın yatırım ortamını daha cazip hale getirmeyi amaçlamaktadır.

2024 yılı itibarıyla Angola'da asgari ücret 70,000 Kwanza olarak belirlenmiştir. Bu miktar, aylık olarak yaklaşık €76.4'e eşdeğerdir. Asgari ücret, Angola'daki yaşam standartlarını artırmaya yönelik bir adım olarak değerlendirilirken, ülkenin ekonomik büyümesine de katkı sağlamayı hedeflemektedir.


Kaynaklar: 

https://en.wikipedia.org/wiki/Angolan_Armed_Forces?form=MG0AV3

https://energycapitalpower.com/angola-attractive-investment-destination/?form=MG0AV3

https://www.indyturk.com/node/746210/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/lobito-koridoru-ve-afrikadaki-g%C3%BC%C3%A7-dengeleri-biden-neden-angolay%C4%B1?form=MG0AV3

https://www.fokusplus.com/odak/afrikada-abd-cin-rekabeti-derinlesiyor?form=MG0AV3

https://tr.euronews.com/2024/01/31/abdnin-orta-doguda-nerede-askeri-usleri-var?form=MG0AV3

https://www.brookings.edu/articles/angola-and-the-money-laundering-paradox/?form=MG0AV3


 ŞİRİNLER YÖNTEMİ

KARA PARA AKLAMANIN GİZLİ YOLLARI VE ETKİLERİ



NEVİN BİLGİN 

Kara para aklama, suçtan elde edilen gelirlerin yasal bir görünüm kazanması için yapılan karmaşık bir süreçtir. Ancak, bu süreç sadece yasa dışı gelirlerin temizlenmesi değil, aynı zamanda küresel finansal sistemin derinliklerine kadar uzanan ciddi bir sorundur. 

MASAK’ın (Mali Suçları Araştırma Kurulu) tanımladığı kara para aklama yöntemlerine gözattığımızda birçok yöntemin olduğu görülmekte. Bunlardan en en düşük risk ve yüksek kazançlısı ise "Şirinler Yöntemi" olarak anlatılıyor. 

Kara Para Aklamanın Anatomisi

Kara para aklama süreci, üç ana aşamadan oluşur: yerleştirme, ayrıştırma ve bütünleştirme. İlk aşamada suç geliri, finansal sisteme dahil edilir. Bu, genellikle nakit para ile yapılır ve bazen yasadışı yollarla ülke dışına çıkarılır. Ardından, ayrıştırma aşamasına geçilir. Burada, paralar bir dizi işlem ve hesap arasında hareket ettirilerek izleri silinir. Son aşama olan bütünleştirmede ise aklanmış gelir, yasal işlemler aracılığıyla ekonomi içine sokulur ve serbestçe kullanılabilir hale gelir.

Şirinler Yöntemi: Düşük Risk, Yüksek Kazanç

Kara para aklama yöntemlerinden belki de en sinsi olanı "Şirinler Yöntemi"dir. Adını, küçük ama çok sayıda işlem yapan "Şirinler"den alır. Bu yöntemde, büyük meblağlar, küçük parçalara bölünerek birden fazla kişi aracılığıyla farklı bankalara yatırılır. Her bir işlem, küçük miktarlarla yapılır, böylece yasalarda belirli bir tutarın üzerindeki para transferlerini bildirme zorunluluğundan kaçınılır. Bu sayede, suç geliri hiç görünmeden finansal sisteme entegre edilir.

Örneğin, 20 kişi tarafından 9.000 dolar yatırılırsa, her bir işlem 450 dolar olsa da, toplamda günde 180.000 dolar aklanabilir. Bu işlem, kara para aklayanlar için büyük risk taşımadan, yüksek miktarda paranın yasa dışı kökenlerinin gizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kara para aklama operasyonlarının en yaygın ve en az tespit edilen yöntemlerinden biridir.




Paravan Şirketler ve Vergi Cennetleri

Bir diğer yaygın kara para aklama tekniği ise paravan şirketler kullanmaktır. Bu tür şirketler, gerçek ticari faaliyet yürütmeyen, sadece kağıt üzerinde var olan kurumlardır. Paravan şirketler aracılığıyla, suç gelirleri yasal görünümlü işlemlerle aklanabilir. Ayrıca, vergi cennetleri, bu süreçte önemli bir rol oynar. Düşük vergi oranları ve yüksek gizlilik avantajları, suç gelirlerinin bu bölgelerde saklanmasını kolaylaştırır.

Döviz Büroları ve Kumarhaneler

Bunun yanı sıra, döviz büroları ve kumarhaneler de kara para aklamak için yaygın olarak kullanılan yerlerdir. Döviz büroları, para birimlerini değiştirerek, fonların kaynağını gizlerken, kumarhaneler büyük miktarlarda nakit parayı alıp, kazanç gibi göstererek aklama işlemi yapabilirler.

Aklama Sürecinin Sonuçları

Kara para aklama, sadece suçlular için değil, tüm toplum için ciddi riskler taşır. Aklanmış paralar, legal iş dünyasında serbestçe dolaşırken, aynı zamanda terör finansmanı gibi daha büyük suçlarla ilişkilendirilebilir. Ayrıca, vergi kaybı, finansal istikrarsızlık ve toplumsal güvenin zedelenmesi gibi ekonomik ve sosyal sorunlara yol açar.

Küresel Tehdit

Kara para aklama, küresel ölçekte bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, uluslararası işbirliği ve güçlü denetim mekanizmaları oluşturulması büyük önem taşır. MASAK gibi kurumların kara para aklama yöntemlerini tespit etme ve engelleme çalışmalarını güçlendirmesi, suç gelirlerinin finansal sisteme entegrasyonunu engellemek için kritik bir adımdır. 

Kaynak

masak.gov.tr

https://masak.hmb.gov.tr/aklama-yontemleri


ÖCALAN ÇIKIŞI BÖLÜNME YARATIR MI? 


DİN VE MİLLİYETÇİLİK İLİŞKİSİ VE MHP ÖRNEĞİ


MİLLİYETÇİLERİN BÖLÜNMESİNDE "DİN-MİLLİYETÇİLİK" İLİŞKİSİNİN ETKİSİ

İYİ PARTİ VE ZAFER PARTİSİ'NİN KURULMASINA GİDEN YOL




NEVİN BİLGİN 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Öcalan" çağrısı, MHP'nin tabanında ve teşkilatlarında bir sorun yaşanacağı beklentisini doğurmuştu. Çünkü daha önceki ayrışmalar aslında lider temelli gibi görülse de, ideolojik bir düzeyde daha önce yaşanmış ve bunun sonucunda yeni partilerin kurulmasına zemin hazırlayan bir süreç söz konusu olmuştu.

Milliyetçilik ideolojisi, küreselleşme politikalarıyla ilk bakışta zıt bir duruş sergilese de, geçmişteki gelişmelere bakıldığında aslında küreselleşmeye paralel bir yapıda ilerlediği görülmektedir.

MHP'ye tamamen zıt olan ve bu zıtlıktan beslenen iki milliyetçi akım – Türk Milliyetçiliği ve mikro milliyetçi akımlar – ilk kez HÜDAPAR’ın da desteklediği ittifakla bir araya gelmişti. Şimdi ise, Bahçeli'nin "Öcalan" çağrısı, bu ideolojik farklılıkların ve birleşimlerin yeni bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.

Din ve milliyetçilik arasındaki ilişkiyle benzer şekilde, küreselleşmenin etkisiyle Türk milliyetçiliği ile mikro milliyetçilik arasında da benzer bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşüm, milliyetçiliğin sınırlarının yeniden şekillendiği, ideolojik ayrımların daha farklı bir boyuta taşındığı bir süreci işaret etmektedir.

Sürecin nasıl şekilleneceğini yerel siyasi stratejiler yanında büyük ölçüde küresel dinamikler belirleyecektir.  

DİN VE MİLLİYETÇİLİK İLİŞKİSİ
Daha önce bölünme yaratan din ve milliyetçilik ilişkisine baktığımızda, modern aydınlanmacı tezlerin aksine, (Modern aydınlanmacı milliyetçilik tezleri, 18. yüzyılın Aydınlanması dönemiyle bağlantılı olarak gelişmiş teorilerdir. Bu tezler, milliyetçiliğin Aydınlanma düşüncesinin bir parçası olarak ortaya çıktığını savunur. Aydınlanma, insan hakları, özgürlük, eşitlik ve bilim gibi temel ilkeler üzerine odaklanırken, milliyetçilik de bu temel ilkeleri toplumsal bir kimlik ve birliğin oluşturulması için kullanır.

Bu tezler, milliyetçiliğin modern toplumun temel taşlarından biri olduğunu ve Aydınlanma döneminin politik ve sosyal değişimlerde önemli bir rol oynadığını öne sürer. Aydınlanma döneminde, milliyetçilik, özgürlük, eşitlik ve bağımsızlık gibi değerlerle uyumlu bir kimlik oluşturma çabası olarak görülür) dinler, milliyetçilikler içinde çok güçlü damarlar olarak var olmaya devam edebilmektedir. Bu anlamda milliyetçiliğin din ile ilişkisi kurucu niteliktedir. Dinler, milliyetçilikler için vazgeçilmezdir. 

Dinin milliyetçiliği beslediği durumlarda da bu böyledir; dinin arkaik, gerici ve milliyetçiliğin önünde engel olarak tasvir edildiği durumlarda da. 

Milliyetçilerin bölünmelerine bakıldığında asıl kırılmaların din ve milliyetçilik ilişkisi bağlamında ortaya çıktığı görülmektedir. 

"Küreselleşme ve Milliyetçilik: Devlet Bahçeli MHP'si (1997-2023)" adlı kitap aynı zamanda milliyetçilik ve din arasındaki ilişkiyi incelemektedir. MHP'nin tarihsel gelişimini ve küreselleşme ile milliyetçilik arasındaki etkileşimi ele alırken, dinin bu süreçteki milliyetçilikle ilişkisi de tartışılmaktadır. 

DİN MİLLİ KİMLİĞİN OLUŞUMUNA ENGEL OLUR MU? 

Din, milliyetçi hareketlerin duygusal bağlayıcılığını artıran ve toplumu bir arada tutan bir "çimento" işlevi görmektedir.  Bu bağlamda, dinin milliyetçiliği beslediği ve milliyetçiliğin dinin yerine geçtiği örnekler de bulunmaktadır. 

Ayrıca, dinin milli kimliğin oluşumuna engel teşkil ettiği durumlar da söz konusudur. Bazı durumlarda din, etnik kimliğin belirginleşmesine ve toplumun geri kalanından farklılaşmasına yardımcı olmakta,  bu da milliyetçilikle çatışmalara yol açabilmektedir. 

KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİ

Küreselleşmenin din ve milliyetçilik arasındaki ilişkiyi hem tehdit eden hem de yeniden şekillendiren bir güç olduğu görülmektedir. Küreselleşme, ulus devletlerin egemenliğini zayıflatırken, milliyetçilik ile dini yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Bu süreçte din, küresel değerlerle çatışma veya uyum içinde milliyetçiliği yeniden üretmiştir. 

Milliyetçi liderlerin, dinî semboller ve anlatıları siyasi projelerinde stratejik bir şekilde kullandığı sıkça gözlemlenir. Din, milliyetçi retorikte sadece manevi bir unsur değil, aynı zamanda toplumsal mobilizasyonu sağlamak için kullanılan güçlü bir araçtır. 

Türkiye'de milliyetçi siyasetçilerin, toplumu harekete geçirmek için dini araçsallaştırması, milliyetçi söylemin gücünü artıran bir strateji olarak değerlendirilebilir.

TÜRKİYE ÖRNEĞİ VE MHP

Din ve milliyetçilik arasındaki ilişki, küreselleşme sürecinde yeniden şekillenirken, Türkiye gibi ülkelerde bu ilişkinin tarihsel bağlamları da önemini korumaktadır. 

MHP'nin kuruluşundan bu yana tarihsel çizgisinde din ve milliyetçilik arasındaki ilişkinin belli dönemlerde kırılma yaşadığı görülmektedir. 1969'da Türk-İslam sentezinin din ve milliyetçiği harmanladığı yapının 1990'lara kadar küreselleşmenin de etkisiyle devam ettiği görülmektedir. 1990'la birlikte Soğuk Savaş sürecinin sona ermesi din ve milliyetçilik ilişkisinini yeniden şekillendirerek milliyetçiliğin siyasal İslam'dan uzaklaşmasına yol açmış bu partiden bir kanadın bölünerek yeni bir parti kurmasına kadar gitmiştir.

İYİ PARTİ VE ZAFER PARTİSİ'NİN DOĞUŞU

"Din ve milliyetçilik arasındaki ilişkide yaşanan bir kırılmayla 2015 sonrasında ise MHP ve AKP ittifakının gerçekleşmesiyle, yine milliyetçiler arasında bir kırılma yaşandığı görülmektedir. Daha seküler, daha ulusal ve din ile daha mesafeli bu yapıdan ise önce  İYİ Parti ardından da Zafer Partisi'nin çıktığı görülmektedir. 




POPÜLİZM, HAKİKAT VE BİLGİNİN NAİFLİĞİ TEORİSİ




NEVİN BİLGİN 

Popülizm, günümüz siyasi analizlerinin ve tartışmalarının en çok konuşulan kavramlarından biri haline gelmiştir. Farklı ülkelerde, birbirinden oldukça farklı hatta karşıt ideolojilere sahip birçok siyasi hareket, bu kavramla tanımlanmaktadır. Ancak popülizm, doğası gereği belirsiz ve muğlak bir terimdir. Öyle ki, bir yandan gerçek demokrasiyle diğer yandan faşist diktatörlükle ilişkilendirilebilecek kadar geniş bir kullanım alanına sahiptir.

Bilginin naifliği teorisi, bilgiye dayalı gelişmelerin hakikati yaygınlaştıracağı varsayımını taşır. Ancak popülizmin yükselişi, bu teorinin pratikte işlevsiz olduğunu göstermektedir. Hakikatin karmaşıklığı, üretim maliyeti ve çekici olmaması, popülizmin kurgusal anlatılarla güç kazanmasına olanak tanımaktadır. Hakikati teşvik eden mekanizmaların oluşturulması, hem demokratik toplumların sürdürülebilirliği hem de toplumsal barış için hayati öneme sahiptir.

Bilginin Naifliği Teorisi

21. yüzyılda teknolojik gelişmeler ve bilgiye erişimin artması, yanlış inançların ve kurgusal anlatıların azalacağı beklentisini beraberinde getirmiştir. Yual Harari’nin "naif bilgi teorisi" olarak adlandırdığı bu görüş, daha fazla bilginin daha fazla doğruluğa yol açacağı varsayımına dayanmaktadır. Ancak, günümüz bilgi ekosistemi bu beklentiyi doğrulamaktan uzaktır.

Bilginin naifliği teorisinin temelinde, doğru bilginin serbest bilgi piyasasında doğal olarak galip geleceği inancı yatar. Ancak hakikatin bu piyasa içerisinde üç temel engelle karşılaştığı görülmektedir:

Doğru Bilgi Üretmenin Maliyetli Olması: Bilimsel araştırma, uzmanlık ve kanıtlama süreçleri yüksek maliyet gerektirirken, kurgusal bilgiler hızlı ve düşük maliyetle üretilebilir.

Hakikatin Karmaşıklığı: Gerçeklerin anlaşılması, genellikle kurgusal anlatılardan daha zordur. Bu da karmaşık gerçeklerin yerine basit kurguların tercih edilmesine yol açar.

Hakikatin Çekici Olmaması: Hakikat, bireylerin inançlarını sorgulamalarını ve değişim göstermelerini gerektirir. Bu zorlu süreç, genellikle kolay ve cazip olan kurgulara kıyasla daha az tercih edilir.

Popülizm ve Bilginin Naifliği Teorisi

Popülizm, bilginin naifliği teorisinin öngördüğü "hakikatin galip geleceği" düşüncesine meydan okuyan bir olgudur. Popülist liderler, genellikle basit ve anlaşılır kurgusal anlatılarla geniş kitlelere hitap eder. Teknolojinin sağladığı bilgiye kolay erişim, yanlış bilgilerin de hızla yayılmasına olanak tanımaktadır. Bu durum, bilginin serbest piyasasında hakikatin değil, kurgusal bilgilerin kazançlı çıkmasına yol açmaktadır.

Hakikatin Teşvik Edilmesi

Hakikati teşvik eden mekanizmaların eksikliği, kurgusal bilgilerin popüler hale gelmesini kolaylaştırır. Liberal demokrasinin temelinde yatan bilgiye dayalı tartışma ve karar alma süreçleri, popülist yaklaşımların etkisiyle zayıflayabilir. Özellikle "herkesin kendi doğrusu vardır" anlayışı, hakikatin evrensel bir değer olarak kabul edilmesini zorlaştırmaktadır.

Popülizm ve Diktatörlük

Popülizm, çoğu zaman otoriter yönetimlere zemin hazırlayan bir dinamik oluşturur. Toplumun kurumlara olan güveninin azalması, düzenin sağlanması için korkunun kullanılmasını teşvik edebilir. Bu bağlamda popülizm, diktatörlüğü yükselten bir hale gelebilir. Popülist liderlerin toplumdaki farklı kesimleri dışlaması, kutuplaşmayı artırarak hakikatin değer kaybetmesine neden olur.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/issue/53794/721387?form=MG0AV3

https://dergipark.org.tr/tr/pub/flsf/issue/48610/617548?form=MG0AV3

Hariri, Yual, Nexus


28 Aralık 2024 Cumartesi

DÜNYANIN YENİ GÖZDESİ: AFRİKA

KARA PARA AKLAMA, SİLAH TİCARETİ, İNSAN KAÇAKÇILIĞI VE MADENLER İLE STRATEJİK NOKTALARDAKİ ASKERİ ÜSLER

YILDA 50 MİLYAR DOLAR TUTARINDAKİ YASA DIŞI FİNANSAL AKIŞ BATI AFRİKA KAYNAKLI


                              Kaynak: Afrika'ya silah ticareti şeffaf olmayabilir: bu neden tehlikelidir?

NEVİN BİLGİN 

Afrika, doğal kaynak zenginliği, genç ve büyüyen nüfusu, stratejik coğrafyasıyla küresel güçlerin odağında yer alıyor. Kıtadaki yatırımlar ve projeler, ekonomik kalkınma açısından umut verici olsa da kara para aklama, silah ticareti, insan kaçakçılığı gibi yasadışı faaliyetler, korsanlık ve terörizm gibi sorunlar bu gelişimi tehdit ediyor. 

Çin, ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi büyük güçler, Afrika’da hem ekonomik hem de askeri varlıklarını artırarak kıtanın geleceğini şekillendirmeye çalışıyor.

Afrika'daki çok kutupluluk, kıtanın uluslararası ilişkilerdeki rolünü yeniden şekillendiren bir gelişme. Bu değişim, iki temel faktöre dayanıyor;  Afrika'daki tek kutuplu egemenliğin sona ermesi ve birden fazla küresel ile bölgesel gücün yükselmesi.

Özellikle Batılı ülkelerin egemenliği yanında, Çin, Hindistan ve Rusya gibi güçler Afrika'ya etkilerini artırmıştır. Bu değişim, Afrika ülkelerinin dış politika ve güvenlik stratejilerini daha esnek hale getirmiştir.

Afrika ülkeleri, ekonomik kalkınma ve güvenlik gibi alanlarda küresel güçler arasındaki seçeneklerden yararlanarak, çıkarlarına en uygun hizalanmaları acaba seçebilmekte midir? Aslında bu çok kutuplu ortam, kıta için daha fazla fırsat ve stratejik esneklik sunmaktadır.



YILDA 50 MİLYAR DOLAR 

Kara para aklama ve yasa dışı finansal faaliyetler Afrika'da ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Suçlular ve teröristler, yasa dışı faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri aklamak için finansal sistemdeki zayıf noktaları kullanmaktadır. Örneğin, yılda yaklaşık 50 milyar dolar tutarındaki yasa dışı finansal akışın yalnızca Batı Afrika ülkelerinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Bu, ülkeler ve şirketler için büyük bir gelir, yatırım ve meşruiyet kaybı anlamına gelmektedir.

YASADIŞI SİLAH TİCARETİ 

Ayrıca, Afrika'da yasadışı silah ticareti de yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı Afrika'da bu ticaret, bölgedeki çatışmaları ve istikrarsızlığı körüklemektedir. Yasadışı yollarla silahların silahlı grupların eline geçmesi, çatışmaların devam etmesine neden olmaktadır.

KORSANLAR 2005-2012 ARASINDA 413 MİLYON DOLAR KAZANÇ SAĞLADI

Somali korsanları ise deniz taşımacılığını tehdit eden önemli bir sorun olmuştur. 2005 ve 2012 yılları arasında Somali korsan grupları, 339 milyon dolar ile 413 milyon dolar arasında kazanç sağlamışlardır. 2023'te korsanlık faaliyetleri yeniden artış göstermiştir ve bu durum deniz ticaretini olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Örneğin, Mart 2024'te kaçırılan Bangladeş bandıralı MV Abdullah gemisi için 5 milyon dolar fidye ödendiği iddia edilmiştir.

NEDEN AFRİKA

Afrika, dünya genelindeki enerji ve doğal kaynakların önemli bir kısmını barındırmaktadır. Özellikle petrol, doğalgaz ve altın gibi değerli metallerin bulunduğu bu bölge, enerji krizlerinde ve doğal kaynak talep artışlarında önemli bir rol oynamaktadır.

İkinci Büyük Çiftçi Alanı

Afrika, dünya genelindeki çiftçi alanlarının %60'ını oluşturmaktadır. Bu durum, tarım yatırımlarının ve gıda üretimini artırmak için büyük bir potansiyele sahiptir.

Teknolojik Gelişme

Afrika'da teknolojik gelişme ve 4G/5G ağlarının genişlemesi, yatırımcılar için büyük bir fırsat yaratmaktadır. Özellikle yapay zeka (AI) tabanlı şirketler ve dijital finansman alanları büyük potansiyele sahiptir.

Ekonomik Büyüme

Afrika'da ekonomik büyüme hızları oldukça yüksek ve birçok ülke, hızlı büyüyen ekonomileri ile yatırımcıları çekmektedir. Özellikle Nijerya, Kenya ve Güney Afrika gibi ülkeler yatırımcıların ilgisini çekmektedir.

Sürdürülebilir Kalkınma

Afrika'da sürdürülebilir kalkınma projeleri ve yenilenebilir enerji yatırımları artmaktadır. Bu tür projeler, çevresel sürdürülebilirlik ve ekonomik büyüme için önemli bir rol oynar.

İşletme ve Ticaret

Afrika'da ticaret bariyerlerinin düşmesi ve iç-Afrika ticaretinin büyümesi, yatırımcılar için yeni fırsatlar yaratmaktadır. Özellikle Afrika Kalkınma Birliği (AfCFTA) gibi örnekler, ticaretin artmasına katkıda bulunmaktadır.

BÜYÜK ÜLKELERİN ASKERİ VARLIĞI

Afrika, küresel rekabetin merkezlerinden biri haline gelirken, kıtaya yönelik yatırımlar ve askeri üsler, büyük güçlerin stratejik hedeflerini ortaya koyuyor.

1. Çin ve Cibuti Askeri Üssü

Yatırımlar: Çin, Afrika’da sağlık, enerji, madencilik ve altyapı projelerine odaklanıyor. Özellikle Nijerya, Angola ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde madencilik ve enerji yatırımları dikkat çekiyor. COVID-19 pandemisi sırasında yapılan sağlık yardımları, Çin’in kıtadaki yumuşak güç stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

Üsler: Çin’in Cibuti’deki askeri üssü, stratejik öneme sahip ve Afrika Boynuzu’ndaki güvenliği sağlamak amacıyla kullanılıyor.

2. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Angola Lobito Koridoru

Yatırımlar: ABD, Afrika’da enerji ve altyapı projelerine yoğunlaşıyor. Özellikle Angola’daki Lobito Koridoru Projesi gibi girişimler, ABD’nin kıtadaki varlığını artırıyor.

Üsler: ABD, birçok Afrika ülkesinde askeri üsler ve ortak savunma işbirlikleri kurmuş durumda. Bu üsler, terörle mücadele ve güvenlik operasyonlarında önemli bir rol oynuyor.

3. İngiltere ve Devlet Destekli Şirketler

Yatırımlar: İngiltere, lojistik ve bağlantı altyapısı sektörüne yatırım yapıyor. BAE Systems gibi devlet destekli şirketler, Afrika’da aktif bir rol oynuyor.

Üsler: İngiltere’nin kıtada askeri üsleri bulunuyor ve bölge ülkeleriyle yaptığı işbirlikleriyle varlığını sürdürüyor.

4. Rusya'nın Ticaret Güzergahları ve Enerji Projeleri Var

Yatırımlar: Rusya, Afrika’daki stratejik minerallere ve enerji projelerine yatırım yapıyor. Bu yatırımlar, kıtadaki ticaret güzergahlarını kontrol etmeye yönelik stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Üsler: Rusya da Afrika’da askeri üsler kurarak kıtadaki varlığını pekiştiriyor. Bu üsler, aynı zamanda diplomatik etkisini artırmak için bir araç olarak kullanılıyor.

5. Fransa'nın Eski Sömürgeleri

Fransa'nın Afrika'daki askeri üsleri, tarihsel olarak eski sömürge ilişkilerinin bir devamı olarak şekillenmiştir. Bugün Fransa, Afrika kıtasında Djibouti, Gabon, Côte d'Ivoire ve Senegal gibi ülkelerde kalıcı askeri üslerine sahiptir. Ancak son yıllarda Fransa, Afrika'daki askeri varlığını gözden geçirmiştir. Özellikle Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi ülkelerdeki üslerini kapatmış ve Çad'daki askeri varlığını azaltmaya başlamıştır. Bu değişiklikler, Afrika'daki güvenlik dinamiklerinin ve Fransa'nın bölgedeki stratejisinin dönüşümünü yansıtmaktadır.

Fransa'nın Afrika'daki ekonomik yatırımları da önemli bir boyut taşır. Fransa'nın yatırımları genellikle eski sömürgelerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle Côte d'Ivoire, Güney Afrika ve Senegal gibi ülkelerde büyük ekonomik yatırımlar yapılmaktadır. Bu yatırımlar, enerji, altyapı, sanayi ve hizmetler gibi birçok sektörü kapsamaktadır. Fransa, Afrika'nın büyüyen pazarlarında rekabet edebilmek için ekonomik ilişkilerini güçlendirmeye devam etmektedir. Bu ekonomik bağlar, Fransa'nın Afrika'daki stratejik çıkarlarını desteklemektedir.

6. Almanya ve Yeşil Enerji Projeleri

Afrika'daki yatırımlarını genellikle çevre dostu ve sürdürülebilir projeler üzerine yoğunlaştırmaktadır. Bu, Almanya'nın Afrika ile olan ekonomik ilişkilerinde çevre, kalkınma ve altyapı odaklı bir yaklaşımı benimsemesinin bir sonucudur. İşte Almanya'nın Afrika'daki bazı önemli yatırımları ve projeleri:

Yeşil Enerji Projeleri: Almanya, Afrika'da yeşil enerji projelerine önemli yatırımlar yapmaktadır. Almanya hükümeti, Afrika'da sürdürülebilir enerji erişimini artırmak amacıyla yaklaşık 3 milyar Avro yatırım yapmayı taahhüt etmiştir. Bu projeler, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımıyla enerji ihtiyacını karşılamayı ve çevresel etkileri azaltmayı hedeflemektedir.

Sürdürülebilir Kalkınma: Almanya, Afrika'daki ekonomik ve sosyal gelişimi teşvik etmeyi amaçlayan çeşitli sürdürülebilir kalkınma projelerine de yatırım yapmaktadır. Bu projeler, eğitim, sağlık, kadın hakları ve ekonomik fırsatlar gibi alanlarda sosyal kalkınmayı hedeflemektedir. Almanya'nın bu projelere olan desteği, Afrika'da daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma sürecine katkı sağlamaktadır.

Altyapı: Almanya, Afrika'daki altyapı projelerine yatırım yaparak kıtadaki ekonomik büyümeyi desteklemektedir. Ulaşım, enerji, su temini gibi temel altyapı hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik yatırımlar, Afrika'nın kalkınma hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmaktadır. Almanya'nın bu tür altyapı projelerine olan katkıları, kıtanın ekonomik entegrasyonunu ve genel yaşam standartlarını iyileştirmeyi amaçlamaktadır.

KORSANLIK, TERÖRİZM VE YASADIŞI FAALİYETLER

Afrika’nın kalkınma potansiyeli, yasadışı faaliyetler nedeniyle büyük ölçüde tehdit altındadır. 

Somali’de Korsanlık

Somali kıyılarındaki korsanlar, uluslararası deniz ticareti için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kaçırılan gemilerden alınan fidyeler, korsanların başlıca gelir kaynağı. Somali’nin bu nedenle yılda yaklaşık 300 milyon dolar kaybettiği tahmin edilmektedir. 

Yemen ve Terörist Gruplar

Afrika kıtasına komşu Yemen’deki El Kaide ve IŞİD gibi terörist gruplar, bölgedeki güvenlik boşluklarından faydalanmaktadır. Bu gruplar, kara para aklama ve silah ticareti yoluyla finansman sağlayarak çatışmaları körüklemektedir. 

SİLAH TİCARETİ VE KARA PARA AKLAMA

Batı Afrika, yasadışı silah ticaretinin merkezi konumunda. Silahlar, yasa dışı yollarla silahlı gruplara ulaşırken, kara para aklama faaliyetleri de bölgedeki çatışmaları ve istikrarsızlığı artmaktadır. 

AFRİKA'NIN GELECEĞİ

Afrika, dünya sahnesinde yükselirken, fırsatlarla birlikte büyük zorluklarla da karşı karşıya. Çin, ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi küresel güçlerin kıtaya olan ilgisi, ekonomik kalkınmayı hızlandırmakta, ancak korsanlık, terörizm ve yasadışı faaliyetler gibi tehditlerin çözülmemesi güvensiz ve istikrarsız bir ortam yaratmaktadır. 

Afrika’nın potansiyeli, yalnızca doğal kaynaklarından değil, aynı zamanda yerel halkının dinamizmi ve genç nüfusundan gelmektedir. 

Kaynakça: 

https://www.steelradar.com/almanya-afrikada-yesil-enerji-projeleri-gelistirmek-icin-yatirimlar-yapiyor/?form=MG0AV

https://ecfr.eu/article/why-france-should-close-its-permanent-military-bases-in-africa/?form=MG0AV3

https://www.investmentmonitor.ai/features/french-colonial-fdi-africa-morocco-tunisia-cote-divoire/

https://za.ambafrance.org/Africa-confirms-its-contribution-to-France-s-FDI-overall-assessment-in-2022?form=MG0AV3

https://www.radikal.com.tr/dunya/analiz-dunya-suriyeyi-tartisirken-abdnin-afrikadaki-yeni-stratejisi-1881/?form=MG0AV3

https://fikirturu.com/jeo-politika/afrikada-kimin-eli-kimin-cebinde/?form=MG0AV3

https://fikirturu.com/jeo-politika/afrikada-kimin-eli-kimin-cebinde/?form=MG0AV3

https://www.msn.com/en-us/news/world/somali-piracy-20-the-bbc-meets-the-new-robbers-of-the-high-seas/ar-AA1wimtr?form=MG0AV3

https://www.state.gov/reports/country-reports-on-terrorism-2023/yemen?form=MG0AV3

https://theconversation.com/arms-trade-to-africa-can-be-opaque-why-this-is-dangerous-175996?form=MG0AV3

https://theconversation.com/arms-trade-to-africa-can-be-opaque-why-this-is-dangerous-175996?form=MG0AV3


27 Aralık 2024 Cuma

 


KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

ARENDT, FREUD VE JUNG'IN GÖRÜŞLERİ


                                     Hannah Arendt


Nevin BİLGİN 

Siyaset Bilimci ve filozof Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” anlayışı, kötülüğün insan doğasındaki sıradanlaşma sürecini anlamak için önemli bir kavramdır. Kötülük neden bu kadar yaygın ve sıradandır?

Eichmann ve Kötülüğün Sıradanlığı

Adolf Eichmann, Nazi Almanyası'nın en önemli figürlerinden biri olarak, milyonlarca Yahudi'nin ölümünden sorumlu bürokratik emirleri veren biridir. Arendt, Eichmann'ı sıradan bir bürokrat olarak tanımlar; Eichmann, emirleri sorgulamadan yerine getirir ve kişisel olarak antisemitik bir motivasyona sahip değildir. Arendt, Eichmann'ın bu tutumunu "kötülüğün sıradanlığı" olarak adlandırır. Bu kavram, kötülüğün olağanüstü kötü niyetli bireylerden değil, sıradan insanların düşünce eksikliği ve itaatkârlığından kaynaklanabileceğini vurgular.



Kötülük, İnsanın Varoluşsal Parçası

Vladimir Jankélévitch’in “ontolojik kötülük” düşüncesi, kötülüğün insanın varoluşsal bir parçası olduğunu savunur. Jankélévitch, kötülüğün sadece bireyin niyetinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini, failin niyetinin eylemle koparılamayacak bir bağlantısı olduğunu ileri sürer. Ona göre, kötülük, insanın temel varoluşsal durumlarından biridir ve bu nedenle niyet ve eylem ayrılmaz bir bütündür.



Freud'un Görüşleri

Sigmund Freud, insan doğasının karmaşıklığını ve bilinçaltı süreçlerin önemini vurgulayan bir yaklaşıma sahiptir:

İd, Ego ve Süperego: Freud, insan zihninin üç bileşenden oluştuğunu ileri sürer: İd (ilkel ve içgüdüsel dürtüler), Ego (gerçeklikle başa çıkan bilinçli yapı) ve Süperego (ahlaki değerler ve normlar). Kötülük, id'in güçlü dürtüleri ile ego ve süperego arasındaki çatışmalar sonucunda ortaya çıkabilir.

Ölüm Dürtüsü (Thanatos): Freud, insanlarda yaşam dürtüsü (Eros) ve ölüm dürtüsü (Thanatos) olmak üzere iki temel dürtünün bulunduğunu savunur. Thanatos, yıkıcı ve agresif eğilimleri içerir ve kötülüğün kaynağı olarak görülebilir.

Psikoseksüel Gelişim: Freud'a göre, çocukluk döneminde yaşanan çatışmalar ve bastırılmış arzular, bireyin yetişkinlikteki davranışlarını ve kötülük eğilimlerini şekillendirir.

Jung'un Görüşleri

Carl Jung, Freud'un öğrencisi ve meslektaşı olarak başlamış, ancak daha sonra kendi teorilerini geliştirmiştir:

Kollektif Bilinçdışı: Jung, insan zihninin bilinçdışı kısmında ortak arketipler ve semboller barındırdığını savunur. Kötülük, bu arketiplerin olumsuz yönleriyle bağlantılı olabilir.

Gölge Arketipi: Jung'a göre, her bireyin bilinçaltında gölge adı verilen karanlık bir yan bulunur. Gölge, bireyin kabul etmediği ve bastırdığı olumsuz özellikleri içerir. Kötülük, bu gölgenin bilinçdışı olarak ortaya çıkmasıyla ilişkilidir.

Bireyleşme Süreci: Jung, bireyleşme sürecinin, bireyin gölgesiyle yüzleşmesi ve onu entegre etmesi gerektiğini savunur. Bu süreçte başarısız olan bireyler, kendi gölgelerinin etkisi altında kalarak kötülük yapabilirler.

Kötülüğün Sıradanlaşmasının Nedenleri

Kötülüğün sıradanlaşması, çeşitli sosyal, psikolojik ve kültürel nedenlerle açıklanabilir:

Adaletsizlik: Adaletsiz bir toplum düzeni, bireylerin haksızlıkları normalleştirmesine ve adaletsiz uygulamalara kayıtsız kalmasına neden olabilir. Bu, kötülüğün sıradanlaşmasına zemin hazırlar.

Eğitimsizlik: Eğitim eksikliği, bireylerin eleştirel düşünme yeteneklerini zayıflatır ve onları otoritelere itaatkar hale getirir. Eleştirel düşünme eksikliği, bireylerin kendi eylemlerini ve çevrelerini sorgulamalarını engeller.

Ahlaksızlık: Toplumda ahlaki değerlerin zayıflaması, bireylerin etik ve ahlaki rehberlikten yoksun kalmasına yol açar. Bu, bireylerin haksızlık ve kötülük yapmasını kolaylaştırır.

Sosyal ve Kültürel Normlar: Toplumdaki normlar ve kültürel değerler, bireylerin eylemlerini şekillendirir. Toplumun kabul ettiği normlar, bireylerin kötülük yapmasını meşrulaştırabilir.

Modern Toplumda Erdemin Zorlukları

Modern toplumda, erdemli ve ahlaklı olmanın giderek daha zor hale geldiği bir düzen ortaya çıkmaktadır. Yolsuzluk ve ahlaksız davranışlar arttıkça, dürüst ve ahlaklı kalmaya çalışan bireyler, toplumda saf ve salak olarak görülme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, erdemli olmanın cezalandırıldığı, ahlaksızlığın ise ödüllendirildiği bir düzen yaratır.

Yirminci Yüzyılda Kötülüğün Organize Hale Gelmesi

Yirminci yüzyılda insan aklına ve ahlaki ilerleme inancına duyulan güveni sarsacak pek çok olay yaşanmıştır. Sovyetler Birliği’nde ve Çin’de devrim adına uygulanan şiddet, Yahudilere uygulanan soykırım, Amerikalıların Vietnamlılara karşı sergilediği muamele, Saraybosna’da Müslümanlara karşı gerçekleştirilen katliamlar, Ruanda’da yaşananlar yirminci yüzyılda gerçekleştirilen geniş çaplı zalimliklerin ilk akla gelenleridir. İnsanlık tarihi boyunca savaşlar ve katliamlar yapılmış, türlü işkenceler ve zalimlikler sergilenmiştir. Ancak teknolojide yaşanan gelişmeler bu yüzyıla farklı bir özellik kazandırmıştır. Teknik imkânlar sayesinde artık birkaç kişinin verdiği bir karar, milyonlarca insanın ölmesine yol açacak kadar etkili hale gelmiştir. Bürokratik yapıda da gelişmeler olmuştur. Bu sayede kötülük organize ve kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Hannah Arendt, kötülüğün insanlık tarihi boyunca görülmemiş bu tahripkârlığını Nazi Almanya’sından hareketle “kötülüğün sıradanlığı” kavramı ile adlandırmıştır. O, bu kavramla akıl almaz kötülükler işleyen insanların birer şeytan veya canavar olmayıp normal insanlar olduklarını ifade etmek istemiştir.

Ahlak Felsefesi Perspektifinden Kötülük

Yirminci yüzyıl katliamlar tarihi, sıradan insanları canavarca eylemlerde bulunmaya teşvik etmenin hiç de zor olmadığını göstermektedir. Ancak bu tarihin gösterdiği bir diğer gerçek ise bazı insanların hayatları pahasına da olsa canavarca eylemlere yanaşmadığıdır. Niçin bazı insanların bu suçları işleyip, diğerlerinin bu suçlara karışmadığı ahlak felsefesi açısından önemli bir sorudur. Bu soru, hem kötülüğün sıradanlığı ve itaat eğilimini hem de aklın ve duyguların ahlak hayatındaki yeri ve önemini tartışmayı gerektirmektedir. 

Kaynakça: 

https://dergipark.org.tr/tr/pub/kaygi/issue/27462/288776?form=MG0AV3

https://dergipark.org.tr/tr/pub/deusosbil/issue/38896/321664?form=MG0AV3

Arendt, Hannah. Kötülüğün Sıradanlığı Adolf Eichmann Kudüs'te 

https://www.indyturk.com/node/389261/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/k%C3%B6t%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn-s%C4%B1radanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1


 EKONOMİDE "ZÜPPE ETKİSİ"

SOSYAL STATÜ, MARKA ALIŞVERİŞLER, ZENGİN VE FAKİRİN TÜKETİM DAVRANIŞLARI

ORTA GELİR GRUPLARI EKONOMİK ZORLUK YAŞAMASINA RAĞMEN STATÜ GÖSTERGESİ KABUL EDİLEN ÜRÜNLERİ SATIN ALIR



NEVİN BİLGİN 

Züppe etkisi, fakirlerin tüketicilerin belirli malları veya hizmetleri, bu malların fiyatları arttıkça daha fazla talep etmeleri, sosyal statülerini ve prestijlerini göstermek için belirli tüketim kalıplarını benimsemelerini anlatmaktadır. 

Toplumda yüksek fiyatlı ve nadir bulunduğu imajı verilen marka ürünlerin talebi, zenginlik ve prestij sembolleri olarak kabul edilir. Bu şekilde algı yaratılmıştır. Züppe etkisi, özellikle lüks tüketim mallarında gözlemlenir. Ancak bu ürünleri tercih edenler genellikle orta gelir grubunda yeralan ya da alt gelir grubunda olanlardır. 

Orta Gelir Gruplarının Zengin Görünme Çabası

Orta gelir grupları, zengin görünmek amacıyla belirli lüks tüketim ürünlerine yönelirler. Bu, sosyal kabul ve prestij arayışının bir sonucudur. Orta gelir grupları, ekonomik zorluklar yaşamalarına rağmen, statü göstergesi olarak kabul edilen ürünlere yatırım yapabilirler.

Maslow'un Kendini Gerçekleştirme ve Sosyal Konum

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde, kendini gerçekleştirme en üst düzeyde yer alır. Yüksek gelir gruplarının züppe etkisiyle lüks ürünlere yönelmesi, kendini gerçekleştirme ve sosyal konum arayışlarının bir parçası olarak görülebilir. Bu kişiler, lüks tüketim yoluyla sosyal statülerini pekiştirmeye ve toplumda belirli bir konum elde etmeye çalışırlar.

Minimalist Yaşam Tarzı

Bu davranış kalıpları, maddi kaynakların etkin ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını engelleyebilir. Bu etkiden korunma yöntemleri arasında finansal eğitim, kişisel değerlerin belirlenmesi, sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi ve minimalist yaşam tarzının benimsenmesi yer alabilir.



Züppe Etkisinin Temel Özellikleri

Züppe etkisi, sosyal statü arayışı ve farklılaşma ihtiyacı gibi psikolojik ve sosyolojik motivasyonlarla şekillenir. İşte bu etkinin temel özellikleri:

Statü ve Prestij Arzusu: Tüketiciler, belirli malların yüksek fiyatlı olması nedeniyle statü ve prestij kazanma arayışındadır.

Nadirlik ve Özel Ürünler: Nadir ve özel ürünler, tüketicilere kendilerini farklı ve özel hissettirir.

Marka Değeri: Tanınmış ve saygın markalar, tüketiciye prestij ve yüksek sosyal statü sağlar.

Sosyal Ayrışma: Tüketiciler, kendilerini toplumdaki diğer gruplardan ayırmak için belirli ürünlere yönelir.

Psikolojik Doyum: Yüksek fiyatlı ürünlere sahip olmak, tüketicilere psikolojik doyum sağlar.

Rekabet: Tüketiciler, çevrelerindeki diğer bireylerle rekabet etmek amacıyla lüks ürünlere yönelir.

Reklam ve Pazarlama: Reklam ve pazarlama stratejileri, belirli ürünlerin prestijli olduğu algısını yaratır.

Kültürel Etkenler: Belirli kültürlerde, lüks tüketim ürünleri sosyal statü göstergesi olarak kabul edilir.

Kaynakça: 

isbf.gelisim.edu.tr/tr/akademik-bolum-uluslararasi-ticaret-ve-isletmecilik-haber-bandwagon-ve-snob-etkisi-nedir

https://ideastudies.com/files/ideastudies/ee2e8e88-965e-4f01-8f38-b1eb4803647c.pdf

https://thewhite.com.tr/blogdetay/26/zuppe-etkisi-ve-gosteris-tuketimi



BAŞKENTİN DERELERİ

AKAR AKAR REZİDANSLARA AKAR

                              Ankara Çankaya Dikmen Caddesi 1071 konutları yanı



2024 yılının Ankara’sında, Çankaya’nın modern binalarla dolu sokaklarında beklenmedik bir manzara: Yağmur yağdığında, bir zamanlar özgürce akan dereler yeniden yüzeye çıkıyor. Hem de Atatürk’ün Ankara’ya ilk adım attığı Çankaya Dikmen'de. Bu tarihi bölgede yükselen yüksek binaların hemen yanında, betonun altına hapsedilen dereler taşkınlarla kendini hatırlatıyor.

Bir yanda modernlik iddiası taşıyan ama altyapısı olmayan binalar, diğer yanda doğanın inatla varlığını sürdürme çabası. Bu tablo, plansız kentleşmenin ve betonlaşmanın bir yansıması. Peki, bu kadar yüksek fiyatlarla satılan binalar, ne kadar sağlam bir geleceğe dayanıyor? Ve doğa, daha ne kadar susturulabilir?


25 Aralık 2024 Çarşamba

 NETFLİX BUNU DA YAPTI: İNGİLTERE'YE ZENCİ KRALİÇE

KRAL CHARLES "KÖLELİK ÖZRÜ" DİLEYEMEDİ AMA NETFLİX ZENCİ OLDUĞU İDDİA EDİLEN CHARLES'İN BÜYÜK BÜYÜK BÜYÜK BÜYÜKANNESİ: KRALİÇE CHARLOTTE


                           Fotoğraf: Netflix


NEVİN BİLGİN 

Geçmişin izleri bugün tartışma konusu olmaya devam ediyor. 

İngiltere Kralı III. Charles, ülkesi ve Kraliyet Ailesi’nin köle ticaretiyle bağlarına dair özür ve tazminat çağrılarıyla karşı karşıya. Bir yanda bu tarihi hesaplaşmanın ağırlığı taşınırken, diğer yanda Netflix’in Bridgerton dizisinde siyahi bir Kraliçe Charlotte portresi sunması hem dikkat çekiyor hem de tepki topluyor. 

Peki, kölelik geçmişiyle yüzleşmekte zorlanan bir ülkede, Afrika kökenli olduğu iddia edilen Kraliçe Charlotte’u siyahi bir oyuncunun canlandırılması ne ifade ediyor? Dahası, Charlotte, Kral Charles’ın da atalarından biri olarak bu hikâyede nasıl bir yere sahip?

Kraliçe Charlotte Kimdir ve Charles’la Bağlantısı Nedir?

Kraliçe Charlotte, 1761 yılında İngiltere Kralı III. George ile evlenerek İngiltere’nin kraliçesi olmuş ve tam 57 yıl boyunca tahtta kalmıştır. Charlotte, bugünkü Kral Charles’ın büyük büyük büyük büyükannesidir. Avrupa aristokrasisinin köklü bir üyesi olan Charlotte, aynı zamanda İngiltere'deki Buckingham Sarayı ve Windsor Kalesi’nin ilk düzenleyicisi olarak bilinir. Ancak onun kökenleri, bugünkü tartışmaların tam merkezinde yer alıyor.

Kraliçe Charlotte’un Kökenleri: Tarih ve Teoriler

Charlotte’un Afrika kökenli olabileceğine dair teoriler, birkaç temel dayanağa dayanıyor:

Portekiz Soyu ve Mağribi Bağlantılar:

Charlotte’un soyunun 13. yüzyılda Portekiz’de yaşamış Afrika kökenli bir asilzade olan Madragana’ya dayandığı iddia edilmektedir. Madragana’nın Mağribi (Moor) kökenli olduğu, Charlotte’un genetik olarak Afrika kökenli olabileceği teorisini desteklemektedir.

Sanatsal Tasvirler ve Fiziksel Özellikler:

Kraliçe Charlotte’un portrelerinde, sanatçılar tarafından “Afrika kökenli yüz hatlarının” vurgulandığı iddia edilmiştir. Özellikle geniş burun ve dolgun dudak gibi özellikler, bu teorilere dayanak olarak sunulmuştur. Ancak bu portrelerin idealize edilmiş sanat eserleri olduğu düşünüldüğünde, bu yorumlar tarihçiler arasında kesin bir uzlaşmaya varamamıştır.

Netflix’in “Zenci Kraliçe” Hamlesi ve Tepkiler

Netflix’in Bridgerton dizisinde Charlotte’un siyahi bir oyuncu tarafından canlandırılması, tarihsel doğruluk kadar modern toplumsal temsiliyet anlayışıyla da ilişkilendiriliyor. Yapımcılar, bu seçimin tarihsel köklere dayandığını savunurken, aynı zamanda kapsayıcılık ve çeşitlilik ilkesini benimsediklerini belirtiyorlar. Ancak bu durum, tarihsel doğruluk arayışında olan izleyicilerin tepkisini çekiyor. 

Kral Charles ve Köle Ticaretinin Gölgesi

Kral Charles, Kraliyet Ailesi’nin köle ticaretiyle bağları nedeniyle uzun süredir eleştirilerin odağında. Charles’ın bir konuşmasında, “Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz” sözleriyle özür ve tazminat taleplerine temkinli yaklaşması, köle ticareti geçmişiyle yüzleşmekte gönülsüz bir tutum sergilediği şeklinde yorumlandı. 

Geçmiş, Sanat ve Yüzleşme

Kraliçe Charlotte’un Afrika kökeni ve Netflix’in siyahi temsil hamlesi, İngiltere’nin kölelik geçmişiyle yüzleşme çabasını farklı bir boyuta taşıyor. Kral Charles’ın özür talepleri karşısındaki sessizliği, geçmişin yükünü bugüne taşıyan bir kraliyet imajı çizerken, Netflix gibi modern platformlar bu geçmişi yeniden yorumlamayı tercih ediyor.


https://www.haberturk.com/yazarlar/ayse-ozek-karasu/2924282-kralice-charlotte-neden-siyah

https://tr.wikipedia.org/wiki/Charlotte_(Mecklenburg-Strelitz)

https://www.dw.com/tr/bridgerton-ten-rengi-kli%C5%9Felerini-y%C4%B1kt%C4%B1/a-56176868#main-content