3 Nisan 2025 Perşembe

 MECLİS'İN ÖNÜNDE BACAĞINDAN ASILAN TOPAL OSMAN OLAYI NEDİR?

ALİ ŞÜKRÜ BEY'İN ÖLDÜRÜLMESİ VE BİR SİYASİ KIRILMA ANININ ARDINDAKİ GERÇEKLER

İŞTE MECLİS'İN O DÖNEME AİT ZABITLARI

YILLAR SONRA BAHÇELİ'NİN VERDİĞİ TOPAL OSMAN KANUN TEKLİFİ 


                                                        fotoğraf: Mecliste.org

NEVİN  BİLGİN 

Cumhuriyet'in inşa sürecinde yaşanan ve Meclis’in kaderini derinden etkileyen olaylardan biri, 1923 yılında Topal Osman ve adamlarının, II. Dönem Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’i öldürmesiyle yaşandı.

                                              Fotoğraf: Erhanöztürk.com. Ali Şükrü Bey

Bu suikast, sadece kişisel bir hesaplaşma ya da münferit bir vaka değil, aynı zamanda Meclis'teki güç mücadelelerinin, rejimin oturması sürecindeki sancıların ve dönemin siyasi atmosferindeki sertliğin yansımasıdır. Bu trajik hadise, Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönem siyasal yapısına dair pek çok ipucu barındırır.



Topal Osman: Sadakat ile Sertlik Arasında

1883 Giresun doğumlu Topal Osman, I. Dünya Savaşı ve özellikle Pontus Rum çetelerine karşı yürüttüğü sert mücadelelerle tanınan bir halk kahramanı figürü kazanmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal Paşa’ya duyduğu bağlılık sayesinde Ankara’da Muhafız Alayı Komutanlığı’na getirilmiş, zamanla Ankara'nın karanlık işlerinde öne çıkan etkili bir isim olmuştur. Ancak hem hukuk dışı yöntemleri hem de bağımsız hareket etme alışkanlığı, onu bir süre sonra kontrolden çıkmış bir güç haline getirmiştir.

        fotoğraf:    Erhanöztürk.com

Ali Şükrü Bey: Sesini Yükselten Muhalefet


1884 Trabzon doğumlu Ali Şükrü Bey, Osmanlı donanmasında yetişmiş bir deniz subayı ve aynı zamanda gazetecidir. Meclis'te özellikle Lozan görüşmeleri ve hükümetin yetkileri konusunda yürüttüğü sert eleştirilerle tanınır. Dönemin en dikkat çeken ve rahatsızlık uyandıran muhaliflerinden biri haline gelmiştir.

            Fotoğraf: Erhan Öztürk. Kürk Paltolu Topal Osman

Cinayet ve Ardındaki Gölge


27 Mart 1923’te ortadan kaybolan Ali Şükrü Bey’in cesedi, 1 Nisan’da Ankara'da Papazın Bağı denilen yerde boğularak öldürülmüş şekilde bulundu. 

Yapılan soruşturma neticesinde Topal Osman ve adamlarının cinayetin faili olduğu açıklandı. 

Olayın arkasında derin bir komplo mu olduğu, yoksa Topal Osman’ın kendi inisiyatifiyle mi hareket ettiği sorusu, tarihçilerin hâlâ tartıştığı konular arasındadır. 


Mecliste Fırtına Kopuyor


Cinayetin duyulması Meclis'te büyük bir infiale yol açtı. Özellikle İkinci Grup milletvekilleri, Topal Osman’ın uzun süre Mustafa Kemal Paşa’nın koruması altında olduğunu vurgulayarak, Meclis kürsüsünde sert eleştirilerde bulundular. 

Mustafa Kemal Paşa ise olayın bireysel bir sapma olduğunu söyleyerek faillerin cezalandırılacağını bildirdi.


                               fotoğraf: Erhan Öztürk. 1922 Meclis önü horon tepen ekip

Takip, Kuşatma ve Ölüm


Mustafa Kemal Paşa, kamuoyunun öfkesini dindirmek ve siyasi dengeleri korumak adına Topal Osman’ın yakalanması için emir verdi. Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Bey önderliğindeki birlikler, Çankaya yakınlarında Topal Osman ve adamlarını kuşattı. Çıkan çatışmada ağır yaralanan Topal Osman kısa sürede hayatını kaybetti. 

Cesedi, ibret olsun diye Ulus Meydanı’nda ayağından asıldı; bu görüntü, Ankara sokaklarında uzun süre hafızalardan silinmeyen bir sahne olarak kaldı.




Devlet Bahçeli’nin Kanun Teklifi ve Tarihle Hesaplaşma


2020’li yıllarda ise bu olaya dair yeni bir siyasi tartışma başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2023 yılında Topal Osman’a “İstiklal Madalyası” verilmesi için TBMM’ye bir kanun teklifi sundu. 

Bahçeli, teklif gerekçesinde Topal Osman’ın Cumhuriyet’in kuruluşu sürecindeki fedakarlıklarını, Pontusçu tehdit karşısında gösterdiği mücadeleyi ve Mustafa Kemal’e olan sadakatini vurguladı. 

Bu teklif kamuoyunda büyük yankı uyandırdı; kimi çevreler tarafından desteklenirken, bazı tarihçiler ve muhalif siyasetçiler, Ali Şükrü Bey cinayetini hatırlatarak tepki gösterdi. Teklif, tarihsel bir şahsiyetin yeniden değerlendirilmesi mi yoksa siyasal bir hesaplaşma mı sorusunu yeniden gündeme taşıdı.




Kaynakça

Tutanak


https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d01/c028/tbmm01028016.pdf


https://www.mecliste.org/icerik/91/Topal-Osman-Kimdir?-Meclis-Zabitlarindan-Ali-sukru-Bey-Cinayeti-ve-370-Sayili-Meclis-Karari



https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/topal-osman-1883-1923/



https://www.indyturk.com/node/513281/siyaset/kimine-g%C3%B6re-kahraman-kimine-g%C3%B6reyse-katil%E2%80%A6-%C3%BCzerinde-foto%C4%9Fraf%C4%B1-olan-otob%C3%BCs%C3%BCn



https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1860595


https://www.youtube.com/watch?v=F2fxXSzkFEI (Yusuf Halaçoğlu) 

https://www.youtube.com/watch?v=HI4awpiPDHo


https://birikimdergisi.com/guncel/70/cagimizin-bir-baska-kahramani-topal-osman

https://ozhanozturk.com/2017/12/12/topal-osman-cetesi/


2 Nisan 2025 Çarşamba

 KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

AİLEDEN TOPLUMA, TOPLUMDAN AİLEYE YAYILAN TEHLİKE

KÖTÜLÜĞÜN EN BÜYÜK TEHLİKESİ: NORMALLEŞMESİ




NEVİN BİLGİN 

Günümüzde kötülük, aileden başlayarak topluma yayılan ve toplumdan tekrar aileye dönen bir döngü hâline gelmiştir. 


Çocukların aileyi yalnızca bir çıkar alanı olarak görerek yetişmesi, anne ve babalarını adeta tüketircesine sömürmeye çalışması, bu döngünün en acımasız örneklerinden biridir. 

Bir zamanlar güven ve sevgiyle örülü olması gereken aile bağları, bireylerin birbirine zarar verdiği bir alan hâline dönüşebiliyor. Anne ve babaların çocuklarına karşı adaletsiz tutumu, kardeşler arasındaki düşmanlık ve aile bireylerinin birbirine uyguladığı psikolojik şiddet, maddi şiddet, toplumsal yapının geneline yayılan bir sorunun parçası hâline geliyor.


Ancak kötülüğün sıradanlaşması sadece aile içi ilişkilerle sınırlı değil. Toplumda egemen olan rekabetçi ve çıkarcı yapılar, bireylerin birbirine karşı duyarsızlaşmasını sağlarken, bu olumsuz değerler aile içine geri dönüyor. 


Zalim bir yaşam ortamında büyüyen bireyler,kötülüklerini her alana taşıyor. Öte yandan, aile içinde normalleşen maddiyatçı ortam, sert ve adaletsiz tutumlar, bireylerin topluma taşıdığı davranış kalıplarını belirliyor.


Hannah Arendt ve Kötülüğün Sıradanlığı

Kötülüğün sıradanlaşması sadece aile içi ilişkilerle sınırlı değil. Toplumda egemen olan rekabetçi ve çıkarcı yapılar, bireylerin birbirine karşı duyarsızlaşmasını sağlarken, bu olumsuz değerler aile içine geri dönüyor. 


Adaletsiz, çıkarcı ve zalim her ortam kötülüğü besliyor. 


Alman asıllı Amerikalı tarihçi ve filozof, 20.yüzyılın kuramcılarından Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, Nazi Almanyası’nda Adolf Eichmann’ın yargılanma sürecine dayanır. Arendt, kötülüğün çoğu zaman büyük bir planın sonucu değil, bireylerin düşünmeksizin gerçekleştirdiği eylemlerden ibaret olduğunu ileri sürer. Eichmann, soykırımın organizasyonunda kritik bir rol oynamasına rağmen, yaptığı işin etik boyutunu hiç sorgulamamış, yalnızca emirleri yerine getirdiğini savunmuştur.


Bugün de kötülük, büyük trajedilerden ibaret değil, insanların birbirine küçük çapta yaptığı günlük haksızlıklar ve duyarsızlıklarla kendini sürekli yeniden üretiyor. Bireylerin empati eksikliği, sistemin bireyi sorgulamadan itaate zorlaması, kötülüğün toplumsal bir alışkanlık hâline gelmesine neden oluyor. İş yerinde, okulda, sosyal çevrede ve siyasi yapılarda gözlemlenen adaletsizlikler, aile içindeki ilişkilere de geri dönerek daha geniş bir döngü oluşturuyor.

Yükselen Değer Kötülük

Toplumda kötülüğün yükselen değer hâline gelmesi, bireylerin günlük yaşamlarında etik ve vicdani sorgulamalar yapmaktan uzaklaşmasına yol açıyor. 

Sosyal Medya ve Kötülük

Günümüzde ise sosyal medyada yayılan zorbalık, iş yerinde rekabet adına yapılan haksızlıklar, devlet mekanizmalarındaki adaletsizlikler, insanların duyarsızlaşmasına neden oluyor.

Bireyler, yaşadıkları bu adaletsizlikleri kabullenerek hayatlarına devam ettiklerinde, bu normların kendi aile içi ilişkilerine de sirayet ettiğini fark etmiyorlar. Kendi haklarını savunamayan bireyler, çocuklarına da aynı sessizliği öğretiyor. Aile içinde şiddet veya psikolojik baskıyı normalleştiren bireyler, toplum içinde aynı zihniyeti sürdürerek kötülüğün sıradanlaşmasına katkı sağlıyor.



Kötülük Normalleşirse

Kötülüğün sıradanlaşmasına karşı durmak, bireylerin etik değerleri sorgulaması ve toplumun kolektif bir farkındalık geliştirmesiyle mümkün olabilir. Ahlaki normların yeniden inşası, eğitimin erdem ve vicdan üzerine yoğunlaşması, insanların iyilikten şüphelenmek yerine onu teşvik eden bir toplum yaratmaları gereklidir.

Kötülüğün sıradanlığı aileden topluma, toplumdan aileye yayılan bir döngü içinde gelişiyorsa, bu döngüyü kırmanın yolu bireylerin farkındalık kazanması ve adaletsizliğe karşı bilinçli bir duruş sergilemesidir. Arendt’in vurguladığı gibi, kötülüğün en büyük tehlikesi onun olağanlaşmasıdır. Ancak bireyler sorgulamaya devam ederse, bu sıradanlığı kırmak ve iyiliği yeniden yükselen bir değer hâline getirmek mümkündür.


Arendt Kimdi: 

Hannah Arendt’in en dikkat çekici aşk hikâyesi, ünlü Alman filozof Martin Heidegger ile yaşadığı ilişkiydi. Arendt, 1924 yılında Marburg Üniversitesi’nde felsefe eğitimi alırken, Heidegger’in öğrencisi oldu. O dönemde Heidegger, evli ve akademik kariyerinin zirvesinde bir profesördü. Ancak, Arendt ile arasında güçlü bir entelektüel ve duygusal bağ oluştu.

İlişkileri, hem tutkulu hem de karmaşıktı. Heidegger’in Nazi rejimiyle olan bağlantıları, Arendt’in Yahudi kimliği nedeniyle büyük bir çatışma yaratıyordu. 1933’te Nazi rejimi güç kazandığında, Arendt Almanya’dan kaçmak zorunda kaldı. Heidegger ise Nazi Partisi’ne katıldı ve akademik kariyerini bu rejim altında sürdürdü. Bu durum, Arendt’in ona olan güvenini derinden sarstı.

Yıllar sonra, Arendt ve Heidegger tekrar bir araya geldi. 1950’lerde, Arendt onunla yeniden iletişime geçti ve ilişkileri, geçmişte yaşananlara rağmen entelektüel bir dostluk olarak devam etti. Arendt, Heidegger’in felsefesine olan hayranlığını hiçbir zaman kaybetmedi, ancak onun siyasi tercihlerini eleştirmekten de geri durmadı.

Bu aşk hikâyesi, sadece romantik bir ilişki değil, aynı zamanda felsefi ve siyasi bir çatışmanın da yansımasıydı. 

Arendt’in düşüncelerinde Heidegger’in etkisi büyük oldu, ancak onun Nazi rejimiyle olan bağlantısı, Arendt’in etik ve politik görüşlerini şekillendiren önemli bir kırılma noktasıydı.

Arendt’in aşkı, sadece Heidegger ile sınırlı değildi. Daha sonra Amerikalı filozof Heinrich Blücher ile evlendi ve onunla derin bir entelektüel ortaklık kurdu. Blücher, Arendt’in hayatında istikrarlı bir destek sağladı ve onun siyasi düşüncelerini geliştirmesinde önemli bir rol oynadı.

Kaynakça: 

https://www.youtube.com/watch?v=1Cop16qA3No

Arent, Hannah, Kötülüğün Sıradanlığı

1 Nisan 2025 Salı


MİTİNG MEYDANLARINDAKİ BOZKURTLU 6 OK DA NEYDİ? 


CUMHURİYET HALK FIRKASI'NIN DOĞUŞU VE İLK SEMBOLLERİ TARTIŞMASI

      fotoğraf: Kapsamhaber


NEVİN BİLGİN 

Miting meydanlarında altı ok ve bozkurt olan amblemlerin açılması dikkat çekiciydi. Bu amblemle ilgili zaman zaman CHP ile kurulan  bağlantı tartışmaları olmaktadır. 

Amblemin Cumhuriyet öncesinde kurulan Halk Fırkası tarafından amblem olarak kabul edilmese de o dönem gerçekleştirilen birçok toplantı ve kutlamalarda kullanıldığı birçok kaynakta yer almakta. O dönemde düzenlenen toplantılar, kutlamalar vb etkinliklerde bu türden bayraklar kullanıldığı o döneme ait fotoğraf ve gazete haberlerinde de görülmekte. 

Halk Fırkası Fikri 

Halk Fırkası, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinden doğan ve Cumhuriyet’in inşa sürecini yönlendiren en önemli siyasi oluşumlardan biridir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de atasını oluşturmaktadır. 

Halk Fırkası'nın tarihsel kökleri 1919’daki Sivas Kongresi’ne dayandırılmaktadır. Bu kongre, Kurtuluş Savaşı’nın siyasi ve örgütsel temellerini oluştururken, HF’nin ilerleyen yıllarda kendisini Türkiye’nin ilk siyasi partisi olarak konumlandırmasına zemin hazırlamıştır.

SİYASAL DEĞİL MİLLİ FİGÜR

Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir milli kimlik yaratma amacıyla bozkurt simgesinin yaygın olarak kullanıldığını belirten Prof. Dr. Hakkı Uyar, çeşitli mecralarda bu simgenin zamanla yaygınlaştığını ifade etti ve "Bozkurt simgesini siyasal figür olarak değil milli bir figür olarak görmek önemli" dedi. 

Sivas Kongresi ve Halk Fırkası

CHP'nin kuruluşu aslında, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi’ne kadar dayanmaktadır. Ancak partinin resmi olarak kurulması 9 Eylül 1923 tarihinde gerçekleşmiştir. 

Kongrenin Halk Fırkası, sonrasında Cumhuriyet Halk Fırkası ve CHP ile olan bağlantısı, partinin kuruluşunun yalnızca bir siyasi karar değil, aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nın devam eden sürecinin bir parçası olduğunu göstermektedir. 

İzmir’in Kurtuluşu’nun birinci yıldönümüne denk getirilen kuruluş tarihi, partinin milli mücadeleyle olan bağlarını pekiştirme amacını taşımaktadır.


Birinci Meclis'in Durumu

Mustafa Kemal Atatürk, Birinci Meclis’teki görüş ayrılıklarının inkılâplar için bir engel oluşturduğunu görerek, halkın desteğini alacak “Halk Fırkası” adlı bir parti kurma fikrini geliştirmiştir. Bu görüşünü 7 Aralık 1922’de kamuoyuyla paylaşmıştır. Halkçı bir nitelik taşıması planlanan bu parti için önce kamuoyu oluşturulması gerektiğini bilen Atatürk, 14 Ocak-20 Şubat 1923 tarihleri arasında Batı Anadolu gezisine çıkmıştır. İzmit’te düzenlediği basın toplantısıyla, basının desteğini almayı ve yeni parti hakkında halkı bilinçlendirmeyi amaçlamıştır. 

Basın, köşe yazıları ve haberlerle yeni partinin niteliklerini tartışarak kamuoyu oluşturma sürecinde kritik bir rol oynamıştır. Bu yazılar, eski ve yeni Türkiye’nin karşılaştırmalarını, Halk Fırkası’nın milli iradeyi destekleyecek bir yönetim sistemi kurma hedefini ve inkılâplar için uygun zemini hazırlama çabalarını içermektedir. Aydınların görüşlerini öğrenmek ve halkın desteğini kazanmak için yapılan bu çalışmalar, Halk Fırkası’nın temel özelliklerini şekillendirmiştir. Partinin arkasındaki başat güç milletin desteği olurken, basın halkı bilinçlendirme görevini üstlenmiştir. 


Halk Fırkası’ndan Cumhuriyet Halk Fırkası’na

Cumhuriyet Halk Fırkası, başlangıçta Halk Fırkası adıyla kurulmuş ve bu isimle faaliyet göstermiştir. Ancak, 10 Kasım 1924 tarihinde partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklik, partinin Cumhuriyetçi kimliğini vurgulamak ve siyasi ideolojisini daha net bir şekilde ifade etmek amacı taşımaktadır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Siyasi Yapının Dönüşümü

Türkiye’deki siyasi partiler, Avrupa’daki muadillerinden farklı bir gelişim süreci izlemiştir. Batı’daki partiler, sınıfsal temsile dayalı olarak parlamento içinde doğarken, Türkiye’deki ilk siyasi muhalefet hareketleri daha çok aydın ve bürokrat kökenli olmuştur.

Osmanlı’daki ilk ciddi muhalefet hareketi İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908’de cemiyetten partiye dönüşmüştür. 

Aynı şekilde, Halk Fırkası’ndan Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşüm olmuştur. 

Cumhuriyet Halk Fırkası, başlangıçta Halk Fırkası adıyla kurulmuş ve bu isimle faaliyet göstermiştir. Ancak, 10 Kasım 1924 tarihinde partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklik, partinin Cumhuriyetçi kimliğini vurgulamak ve siyasi ideolojisini daha net bir şekilde ifade etmek amacı taşımaktadır.


Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Siyasi Yapının Dönüşümü

Türkiye’deki siyasi partiler, Avrupa’daki muadillerinden farklı bir gelişim süreci izledi. Batı’daki partiler, sınıfsal temsile dayalı olarak parlamento içinde doğarken, Türkiye’deki ilk siyasi muhalefet hareketleri daha çok aydın ve bürokrat kökenli olmuştur. 

Osmanlı’daki ilk ciddi muhalefet hareketi İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908’de cemiyetten partiye dönüşmüştü. Aynı şekilde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC), Birinci Meclis’te örgütlenmiş ve Halk Fırkası’na dönüşerek siyasi parti kimliği kazanmıştır.

Halk Fırkası kurulduğunda, ARMHC’nin il ve ilçe şubeleri tabelalarını indirerek Halk Fırkası tabelalarını asmıştır. Böylece siyasi dönüşüm süreci, cemiyet tipi örgütlenmeden parti düzenine geçişi simgelemiştir. CHF’nin kuruluşu, yalnızca bir siyasi parti kimliğinin ortaya çıkışı değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in temel felsefesinin şekillendiği bir yapı olarak düşünülmelidir.

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İlk Sembolü

CHF’nin kurulduğu dönemde belirgin bir resmi parti amblemi bulunmasa da, birçok toplantıda fırkanın ilk yıllarında bozkurt sembolünün zaman zaman değişik şekillerde kullanıldığı görülmektedir. 

Bugün bildiğimiz Altı Ok amblemi, 1933 yılında İsmail Hakkı Tonguç tarafından tasarlanmış ve 1935 yılında resmi olarak parti sembolü haline getirilmiştir. Altı Ok, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik ilkelerini simgeler ve Türkiye’nin modernleşme sürecindeki kritik yönelimleri temsil etmektedir. 



Tek Parti Dönemi ve Siyasi Dönüşüm

HF, 1924’te adını Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirmiştir. Bu dönemde, parti Türk siyasetinde belirleyici bir rol oynamış ve 1946’ya kadar tek parti olarak varlığını sürdürmüştür. CHF’nin karşısında kurulan ilk ciddi muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF), Şeyh Said İsyanı sonrasında kapatılmıştır. Bu olay, CHF’nin tek parti konumunu uzun yıllar koruyacağını göstermiştir.

ORTAYLI: BOZKURT SEMBOLDÜR

İlber Ortaylı yaptığı açıklamada, "Türk tarihinde ‘Bozkurt’ bir semboldür, idoldür. Öyle sadece bir partinin, grubun sembolü değildir. Biz çöl takımından değiliz, steplerden gelen bir milletiz. O yüzden kurt bizim için mühim ve manalı bir semboldür. Destanları, hikâyeleri var." açıklamasını getirmektedir. 

Kaynakça: 

https://www.istdergi.com/index.php/tarih-belge/turkiyenin-en-koklu-partisi-chp


https://www.turkbilimi.com/ataturk-mustafa-kemal-ve-chpnin-kurulus-felsefesi-milliyetcilik/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1_Ok#:~:text=K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20zemin%20%C3%BCzerinde%20alt%C4%B1%20beyaz,%5D%20idi)%20simgesi%20olarak%20benimsenmi%C5%9Ftir.

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/cumhuriyet-halk-firkasi-1923-1938/

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2863548

https://www.kapsamhaber.com/chp-nin-6-oku-centikli-ok-neyi-temsil-eder/58404/#google_vignette

https://www.aa.com.tr/tr/teyithatti/aktuel/bozkurt-simgesinin-cumhuriyet-tarihindeki-yeri/1817988

https://www.reddit.com/r/Kamalizm/comments/wut4xo/chpnin_ambleminde_bozkurt_yalan%C4%B1_bu_iddiay%C4%B1/?rdt=59328