17 Ağustos 2024 Cumartesi

 LİTYUM VE GERÇEKLER: 

Türkiye ile Çin Arasındaki Yeni Enerji Ortaklığı

GANFENG LİTHİUM, TÜRKİYE'DE 500 MİLYON DOLARLIK YATIRIM YAPACAK

YİĞİT AKÜ VE GANFENG LİENERGY ARASINDA ANLAŞMA YAPILDI


TÜRKİYE'DE YOZGAT'DA REZERV VAR, BALIKESİR'DE TESİS KURULACAK



NEVİN BİLGİN 

Türkiye, enerji alanında büyük bir atılım yaparak, Çin’in lityum pil üretiminde dünya liderlerinden biri olan Ganfeng Lithium ile stratejik bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında, Ganfeng Lithium, Türkiye’de 500 milyon dolarlık bir yatırımla yıllık 5GWh kapasiteye sahip bir lityum pil üretim tesisi kuracak. Türk şirketi Yiğit Akü ile ortaklaşa yürütülecek bu proje, Türkiye’nin enerji sektöründe ve özellikle elektrikli araçlar için batarya üretiminde önemli bir adım olarak görülüyor. Bu girişim, Türkiye'nin küresel enerji piyasasında rekabet gücünü artırırken, aynı zamanda Çin'in enerji depolama teknolojilerindeki etkisini genişletmesine de katkı sağlayacak.

Lityum pil üretiminde dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan ve 26 milyar dolarlık değeriyle Hong Kong Borsası'nda işlem göre Çinli Ganfeng Lityum Grubu, Türkiye'ye 500 milyon dolar yatırım yapacağını duyurdu. Ganfeng'den yapılan açıklamada Türk şirket Yiğit Akü ile ortak girişim kurmak üzere anlaşma sağlandığı aktarılarak, Türkiye'de kurulması planlanan tesiste yıllık 5GWh lityum pil üretileceği aktarıldı.

Kamu Aydınlatma Platformu'na yapılan açıklamada şöyle denildi:

"Yiğit Akü A.Ş. ve Ganfeng LiEnergy arasında karşılıklı yarar ilkesi ve uzun vadeli geliştirme stratejisi doğrultusunda sürdürülen müzakerelerin ardından, lityum iyon pil hücresi, pil modülleri, pil paketleri, enerji depolama sistemleri, pil yönetim sistemleri, enerji yönetim sistemleri, lityum iyon pillerin geri dönüşümleri konuları başta olmak üzere şirketlerin sahip olduğu küresel pazar alanlarını ve paylarını genişletmek, uluslararası ticareti ortaklaşa teşvik etmek ve uluslararası pazardaki etkiyi artırmak amacıyla aşağıdaki detayları yer alan konularda Stratejik İşbirliği Çerçeve Anlaşması imzalanmıştır".

Ganfeng LiEnergy 2011 yılında kurulmuş olup hisse senetleri Shenzhen borsasında kote olan Ganfeng Lithium Group'un bir yan kuruluşudur. Ganfeng Lithium Group lityum demir fosfat pil ürünlerinde küresel olarak ilk beş şirket arasında yer almaktadır. Ganfeng Lithium Group'un faaliyet alanları, lityum kaynak geliştirme, rafinasyon ve işleme, pil üretimi ve pil geri dönüşümüne kadar lityum pil tedarik zincirinin geniş bir bölümünü kapsamaktadır. 

Ganfeng LiEnergy grup içerisinde, katı hal pilleri, tüketici pilleri, küçük polimer pilleri, güç pilYapılmış olan fizibilite çalışması sonucunda, üretim tesisinin Ar-Ge merkezi, teknik eğitim merkezi, giriş kontrol ve malzeme test merkezi, pil test merkezi, depolar ve ofis binalarından oluşması ve 132.200 metrekare kapalı alandan oluşması, toplam ekipman yatırımının yaklaşık 202.140.000 ABD doları olması, personel sayısının yaklaşık 400 olması öngörülmüştür. Enerji depolama sistemleri alanında faaliyet göstermektedir.



Lityum Nedir?

Lityum, periyodik tabloda “Li” sembolüyle gösterilen bir alkali metaldir. Doğada nadir bulunan ve gümüş rengi olan bu metal, yumuşak bir yapıya sahiptir ve suyla reaksiyona girerek enerji açığa çıkarır. Yüksek elektrokimyasal potansiyeli ve düşük yoğunluğu, lityumu enerji depolama sistemlerinde ideal bir malzeme yapmaktadır. Bu nedenle, lityum iyon piller, şarj edilebilir olmaları ve yüksek enerji yoğunluğu sunmaları nedeniyle geniş bir kullanım alanına sahiptir.

Dünya Lityum Rezervleri

Lityum, dünya genelinde birkaç ana bölgede yoğunlaşmış rezervlere sahiptir. Güney Amerika’daki “Lityum Üçgeni” olarak bilinen bölge, dünyadaki en büyük lityum rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu bölge, Bolivya, Arjantin ve Şili’nin tuz düzlüklerini içerir ve küresel lityum arzının %75’inden fazlasını sağlar.

Bolivya: En büyük lityum rezervine sahip ülkelerden biridir. Uyuni Tuz Düzlüğü, dünya üzerindeki en büyük lityum yataklarından biri olarak kabul edilir.

Arjantin: Dünyanın en büyük ikinci lityum rezervine sahip olan Arjantin, lityum üretiminde önemli bir oyuncudur.

Şili: Dünyanın en büyük lityum madenciliği rezervlerine sahip olan Şili, lityum üretiminde lider konumdadır.

Avustralya: Dünya lityum üretiminde bir numaralı ülkedir. Batı Avustralya’daki Greenbushes Madeni, dünyanın en büyük lityum madeni olarak bilinir.

Türkiye’de Lityum Potansiyeli ve Gelişmeler

Türkiye, dünya bor rezervlerinin büyük bir kısmına sahip olmasına rağmen, ekonomik değere sahip lityum kaynaklarına şu ana kadar sahip olmamıştır. Ancak, son yıllarda bu alanda önemli gelişmeler yaşanmaktadır.

Yozgat Sorgun: Yozgat’ın Sorgun bölgesinde pegmatitler içinde lityum içeren lepidolit minerali bulunmuştur. Ancak bu keşif, henüz ekonomik anlamda kayda değer bir sonuca ulaşmamıştır. Bu bölgede lityumun ticari olarak çıkarılması için daha fazla araştırma ve geliştirme çalışması yapılması gerekmektedir.

Balıkesir'deki Gelişmeler: Türkiye, enerji alanında dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla Balıkesir'de bir lityum üretim tesisi açmayı planlamaktadır. Bu tesis, Türkiye’nin lityum ihtiyacına katkı sağlamayı ve aynı zamanda enerji sektöründe istihdam yaratmayı hedeflemektedir. Bu gelişme, Türkiye’nin lityum üretiminde önemli bir adım atabileceğine işaret etmektedir.

Lityumun Stratejik Önemi

Enerji teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte lityumun stratejik önemi giderek artmaktadır. Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji sistemleri, lityum talebini önemli ölçüde artırmaktadır. Türkiye’nin enerji bağımsızlığını güçlendirme amacı, lityum üretimi ve işleme konularında yapılacak yatırımları daha da önemli hale getirmektedir.

Lityum Madenciliği ve Çevresel Etkiler

Lityum madenciliği, çevresel açıdan önemli zorluklar taşımaktadır. Özellikle su tüketimi ve çevre kirliliği gibi sorunlar, lityum madenciliği faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini sorgulatmaktadır. Bu nedenle, daha sürdürülebilir madencilik yöntemlerinin geliştirilmesi, lityumun çevresel etkilerini minimize etmek için kritik önem taşımaktadır.

Kaynakça: 

https://imib.org.tr/maden/lityum/

https://www.bg360.com.tr/lityum-kullanim-alanlari

https://www.yenisafak.com/foto-galeri/ekonomi/turkiyede-lityum-uretim-tesisi-var-mi-lityum-turkiyede-bulunur-mu-lityum-nedir-nerelerde-kullanilir-2064991

https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/bilgi-merkezi/maden-serisi/Lityum.pdf

https://www.dunyaatlasi.com/dunyada-en-cok-lityum-ureten-7-ulke/

https://www.lithiumbatterytech.com/tr/the-impact-of-lithium-mining-on-the-environment/

https://thinktech.stm.com.tr/uploads/docs/1608832250_stm-blog-teknolojide-lityum-bagimliligi.pdf

https://www.bilgiustam.com/lityum-iyon-sarj-edilebilir-piller-tanimi-calisma-mekanizmasi-avantaj-ve-dezavantajlari/

https://dergipark.org.tr/tr/pub/erzifbed/issue/56610/615816

https://dergipark.org.tr/tr/pub/apjes/issue/31298/336104


16 Ağustos 2024 Cuma

                      SEN ANLAT

GAZETECİ ZÜBEYDE BALCI, YENİ ÇIKAN "ERDAL İNÖNÜ" KİTABINI ANLATTI



GAZETECİ ZÜBEYDE BALCI KİTABINI ANLATTI: 

"ERDAL BEY, KÖTÜ İNSANLAR BİZİ YÖNETMESİN DİYE SİYASETE GİRMİŞTİ"

TÜRKİYE'DEKİ DEMOKRASİ STANDARDININ ÜZERİNDEYDİ

TİPİK BİR MİZAH AVCISIYDI

"VEFAT ETTİĞİNİ İLK BEN ÖĞRENMİŞ,, GÖZYAŞLARI İÇİNDE AA'DAN FLAŞ HABER OLARAK TÜM DÜNYAYA DUYURULMASINA VESİLE OLMUŞTUM" 



NEVİN BİLGİN 

Gazeteci Zübeyde Balcı'nın yıllardır üzerinde çalıştığı, "Erdal İnönü (Bilge Bilim İnsanından Politikaya) Anılar, Hatıralar, Tanıklar..." isimli kitabı okuyucuyla buluştu. 

Zübeyde Balcı, Sen Anlat köşesinin konuğu oldu ve kitabı hakkında değerlendirmelerde bulundu. Balcı, "Erdal İnönü 'Kötü insanlar bizi yönetmesin diye siyasete girmişti" diye konuştu. 

Balcı'nın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:  

Soru: "Kitabınızda bilim insanı ve politikacı Erdal İnönü’nün hangi yönlerini ön plana çıkardınız?"

İlk kez 1987 yılında başladığım çalışma yaşamımla, bilgi ve birikimimle anılarım, gördüklerim ve yaşadıklarımla tarihin önemli dönemlerine Türkiye’nin siyasi yaşamındaki önemli olaylara tanıklık ettim.

Bu süre içerisinde Erdal İnönü’nün Genel Başkanlığını yaptığı SHP’de onunla ve o dönemin siyasetçileriyle çalışma imkanı buldum. Tüm yaşadıklarım tarihe ışık tutacak ve iz bırakacak olaylardı. Kimsenin bilmediği, duymadığı ancak büyük dersler çıkarılması gereken anılardı. Hep küçük notlar almıştım. Bu nedenle bir kitap yazmaya yıllar önce karar verdim.

Yaklaşık 80 kişiyle Erdal İnönü’yü konuştum, sorular sordum, araştırdım. Bunlardan bir bölümüne kitabımda yer verebildim.

Erdal İnönü’nün bilim ve siyaseti nasıl bir arada yürüttüğünü eşi Sevinç İnönü, kız kardeşi Özden İnönü ile yakın arkadaşları, özel kalem müdürleri, sekreteri, korumaları, çalışma arkadaşları ve kendisine siyasi hayatı boyunca muhalefet etmiş gruplar, bakanlar ve milletvekillerinin görüşlerini, pişmanlıklarını, kimi zaman güldüren kimi zaman da insanları düşündüren anılarını okuyacaksınız.

Erdal İnönü’nün özel taraflarını aktarmaya çalıştım. Konuştuğum kişilerin anlattıkları karşısında zaman zaman duygulandım, heyecanlandım...

Siyaset arenasında ona karşı çıkanlar, onu koltuğundan indirmek için en acımasız eleştirilerde bulunanların dahi yıllar sonra pişmanlık cümlelerini bulacaksınız satır aralarında.

Bazen de özel fotoğraflar anlatacak Erdal Bey’i.

Onun, demokrasi anlayışı, adalet duygusu, insan sevgisi, doğa sevgisi, hayata bakışı, olaylar karşısındaki tavrı, soğukkanlılığı, hoşgörüsü, tevazusu hep ders alınması gereken özelliklerdi...

Ondan öğrendiklerim, gördüklerim 35 yıllık gazeteci olarak bana hep yol gösterdi, ışık tuttu.



Soru: "Erdal İnönü’nün bilim insanı kimliği ile politikacı kimliği arasındaki dengeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?"

Erdal Bey’in Güneydoğu ziyaretleri sırasında bir vatandaş, “Siz çok uygar bir bilim adamısınız, fizik profesörüsünüz, bu politikaya niçin girdiniz. Ne işiniz var politikanın içinde” diye Erdal Bey’e sormuştu.

Erdal Bey de “Kötü insanlar bizi idare etmesinler diye siyasete girdim” diye yanıt vermişti. Aslında o bilimle politika arasındaki dengeyi çoktan çözmüştü. Ve Türk toplumuna kendisini bu şekilde kabul ettirmişti. Türk politika yaşamına da hoşgörüyü, saygıyı, tevazuyu mizahı adım adım taşımıştı.

 Soru: "Sevinç İnönü'nün yaklaşımına ilişkin bilgiler de var kitabınızda. Siyasete girmesine nasıl bakıyordu? " 

Sevinç İnönü: “Siyasete girdiği için mutlu muydu?”

Önceleri mutlu olduğunu söyleyemem. Ama bir görev olarak kabul etti başından beri. Çünkü ülkeyi görüyordu, çok huzursuzdu herkes. Üniversite de çalışma ortamı kalmamıştı o zaman huzursuzluktan, baskı yüzünden. Eğer huzurlu bir ortam olsaydı, sanırım girmezdi politikaya. Ama dediğim gibi çok olaylar oldu o dönem. Onun için bir yandan da bir şey yapılması gerektiğine inanıyordu. Ama onu en iyi yapabilecek olan kendisi miydi? Sonra karar verdi. Ne kadar olursa olsun, en iyisi olmayacaksa bile ben yapabiliyorsam yapayım. Çünkü birinin bu işleri yapması gerekiyor. Onun için birisi niye politikaya girdiniz dediğinde Erdal da, “Benden daha kötüler yönetmesin” diye yanıtını veriyordu.



Soru: "Özden İnönü ne düşünüyordu?" 

Özden İnönü: “Severek yaptı her şeyi...”

Erdal abim çok iyi niyetli bir insandı. Severek yaptı her şeyi, o bakımdan da başarılı oldu. Çünkü başka mesleklerde başarılı olmuş insanların politikaya girmesinin çok doğru olduğuna inanıyorum. Ve bunun örneği de kendisi, zaten ör- nek olsun diye yaptı. Politikaya girince halk onu gittiği yerlerde, ‘Paşa’nın oğlu’ diye seviyor ve sayıyordu. Daha çok babamı görüyorlar onda. Erdal abim de bunu babadan kendine çevirmeyi çok güzel başardı, bu da çok önemli. Hiçbir zaman babasını kullanarak, kendini tutturmaya çalışmadı, politikaya girmeye çalışmadı. Sorumluluk verilmiş, babasının oğlu olarak değil, farklı bir insan olarak politikaya girdi. Ve kendini eninde sonunda o şekilde kabul ettirdi.

Çok doğal bir şekilde naif demeyim ama doğal bir insandı...

Ve kendini o şekliyle kabul ettirerek, halka kendini sevdirdi. Yani Paşa’nın oğlu olarak değil, kendi benliği kişiliği ile kendi özelliği ile kendini insanlara o şekilde tanıttı ve o şekilde sevdirdi.

Bir kahramanın oğlu olarak değil de sade bir vatandaş olarak bu işin yapılabileceğini gösterdi herkese...

TİPİK BİR MİZAH AVCISI

Soru: Özel Kalem Müdürü Hadiye Nugay'ın düşüncelerine de yer verdiniz kitabınızda o ne düşünüyordu? 

Nadiye Nugay; Erdal Bey ile nasıl diyalog kurduğumu anlatmak istiyorum. Şöyle bir diyalog vardı aramızda. Erdal İnönü ile benim aramda tamamen sessiz bir diyalog vardı. Erdal Bey’in bana, “Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın” dediğini hiç hatırlamıyorum. Ya da “Şunu şöyle yaparsanız daha iyi olur, ya da bunu böyle yapın” dediğini hiç hatırlamıyorum. Sanki o da ben de ne yapacağımızı zaten biliyorduk... Bu tam bir güven göstergesiydi.

“O tipik bir mizah avcısıydı”

Yine gazeteciler soru sorardı ve istedikleri karşılığı alamayınca da, “Efendim yine sizden bir şey alamadık” derlerdi. Erdal Bey ise gülümseyerek, “Öyle mi, o zaman buyurun birer tane lokum alın” diye yanıt verirdi.

O kadar hoş esprileri olan bir insandı ki kısacası bunun matematiksel izahı şuydu: O tipik bir mizah avcısıydı... Gerçekten onun hayatı mizaha dayalıydı.

 Soru: "Kitabı yazarken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?"

Hiç zorlukla karşılaşmadım. Tam tersine görüştüğüm kişilerden övgü dolu sözler işittim. Heyecanlandım. Çünkü Erdal İnönü gibi bir politik kişiliğin, özel taraflarını anlatmak, kamuoyuna yansıtmak kolay iş değil. Cesaretimden dolayı tebrik aldım. Bütün bunlar beni daha da mutlu etti ve daha gayret göstermeme neden oldu.

SİYASETİ BIRAKTIĞI GÜN 

Soru: "Erdal İnönü’nüyle ilgili sizi en çok etkileyen olay veya anı nedir?" 

İnönü’nün siyaseti bırakma kararının ardından yapılan son kurultayda sanki hiç genel başkanlık yapmamış gibi herkesle tokalaşıp, kurultay salonundan tek başına evine gitmeye hazırlanması beni çok etkilemişti. Onu bir daha göremeyecekmişim hissine kapıldım.

Dosyalarını koltuğunun altına aldı, paltosunu giydi, atkısını taktı, sakince evine gitmeye hazırlanıyordu. Ben de onu izliyordum. Üzgündüm, yanına yaklaştım bir isteği olup olmadığını sordum. Her zaman olduğu gibi nazikti ve teşekkür etti. Erdal Bey ile kurultay salonunda anı fotoğrafı çektirdim. O fotoğraflar benim için çok kıymetli. Hem de çok.

Soru. “Hayatımın en zor göreviydi”

Aradan yıllar geçmişti. Anadolu Ajansı’nda (AA)  muhabir olarak işe başlamıştım.  Erdal Bey’de rahatsızlanmış ve Amerika’da tedavi görüyordu. Biz onun iyileşeceğini düşünüyor, güzel haberler bekliyorduk.  Bir gün Erdal İnönü’nün vefat ettiğini ilk ben öğrenmiş, gözyaşları içinde Anadolu Ajansı’ndan flaş haber olarak, tüm dünyaya duyurulmasına vesile olmuştum. Bu hayatımın en zor göreviydi. Çok zor olsa da bu görevimi yerine getirmiştim...

Erdal Bey, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak iz bıraktı ve 81 yaşında hayata veda etti. Türk siyasetinin gülen yüzü Erdal İnönü, 31 Ekim 2007'de aramızdan ayrıldı.



 Soru: Kitabınızda Erdal İnönü’nün özel hayatına dair hangi detaylara yer verdiniz?

 Sevinç İnönü anlatıyor:

“Cümbür cemaat karşılaştık, tanıştık...”

Biz bir gün çamlara yürüyüşe çıkmıştık, kardeşlerim, ben ve benden büyük kuzenim de vardı. Biz yürüyüşten döndük bir de baktık bir fayton kapının önünde. Mermer merdivenlerden bir baktık, Paşa ile kayınvalidem el ele iniyorlar merdivenlerden. Arkalarında da Özden ile Erdal. Başka birileri daha vardı onları şimdi hatırlamıyorum. Babam da aşağıya faytona kadar inmiş, annem de arkalarında. İşte biz de tam o sırada gelmiş bulunduk. Tesadüf. Paşa da, “İşte bizim çocuklar” diye bizi tanıştırdı. Babam da Paşa’ya, “Bunlar da bizim çocuklar” dedi. Öyle cümbür cemaat karşılaştık, tanıştık...

Ondan evvel Ömer’in düğününe gitmiştik. Ömer’in düğününe davet etmişlerdi. O daha evvel çünkü. Taksim Belediye Gazinosu vardı. Orada parkın içinde düğünler orada yapılırdı o dönem. İşte o zaman düğün için en fiyakalı adres diyelim...

Ömer ile Engin’in düğününe gitmiştik. Hatta bizim fotoğrafımız var, eski fotoğraflar arasında. Paşa ve aile bizim masaya gelmişler. Benim o zaman kısacık saçlarım, alagarson kesilmiş. O zaman ilk tanışma ama uzaktan böyle. Sonra da Ada’ya geldiklerinde tanıştık.

Evlendik süper sürat. İki ay içerisinde nişan, ardından nikâh kıyıldı. Bizi Amerika’ya postaladılar. Daha ne olduğumu anlamadan... Sürpriz yapmayı severdi. Beklemediğim bir zamanda bir sürpriz yapardı, hoşuma giderdi.

 Soru: Erdal İnönü’nün siyasi kariyerinde en önemli dönüm noktası sizce nedir?

 İlk olarak 1987 seçimlerinde kazandıkları başarı ve ardından DYP-SHP Koalisyon dönemi.

Sevinç İnönü “İyi ki girmiş. Bence biraz medeniyet öğretti o insanlara. Yani Süleyman Demirel son döneminde böyle daha anlayışlı düzgün bir insan olduysa, bu Erdal sayesinde oldu.”

“Sivas olaylarının yaşandığı gün...”

İstanbul’da bir toplantı vardı, Erdal orada bulunuyordu. Özel Kalem Müdürü Uğur Büke telefon etti bana, Erdal’a ulaşamamışlar. “Ona ulaşamadık, biliyor musun nerede olduğunu?” diye sordu. Ben de, “Evet dedim, toplantı varmış, orada olacaktı.” dedim.

Uğur Bey, “Ama ulaşamadık” dedi. Bir numara verdiğimi hatırlıyorum ama yine galiba ula- şamamışlar. Ben bir bakayım arayım dedim. Sonra hakikaten Boğaziçi’ne telefon ettim, oradan ulaşmaya çalıştım. “Böyle çok özel bir durum var, muhakkak Erdal Bey’e mesaj iletmemiz lazım.” dedim. Onlar da Erdal’a not ilettiler ve korumasına da ulaştım. Durumu anlattım. Erdal haberi alır almaz hemen döndü, daha program devam edecekti. Sonra Ankara’ya geçti. Ve çok üzüldüğünü biliyorum o olaylarda.

“Onu sorumlu tuttular”

Başbakan dururken, niye sorumluluk Başbakan Yardımcısı’nda olsun. Ankara’ya gitti, Vali’yi buldu. “Vali’nin dirayetsizliğinden kaynaklandı. Nasılsa asker müdahale edecek olayı bastıracak” diye. Fakat istediği gibi olmamış, tanı koyamamış olaya. Askerler gecikmiş müdahale etmeye, çok üzülmüştü...

“Hep vicdan azabı çekti ”

Ve bir tek Sivas’ta hayatını kaybedenlerin cenaze törenine giden Erdal’dı aralarında. Protestolara rağmen gitti. Ve sol kesim hep onu suçladı. Çünkü alışık değillerdi. Erdal Bey’i çok üzen olaylardan biri. Erdal bu olay karşında bir şey yapamamış olmaktan dolayı hep vicdan azabı çekti ve kara bir leke gibi hatırlardı bu olayı...

“Mumcu cinayeti”

Uğur Mumcu’nun katledilmesine, katillerin bulunamamasına da çok üzülmüştü. Kasıtlıydı, tabii ki biliyorlardı kimin yaptığını, yaptırdığını.

Bizim kapıya da bomba koydular. Korkutmak için falan, caydırmak için Orta Doğu’da iken. Ciddi bir olaydı o. İnanılmayacak bir şeydi”

Ahmet Türk:

“İnönü parlamentoda yaşanan o ‘yemin krizi’ nedeniyle çok sıkıntılıydı”

Erdal İnönü parlamentoda yaşanan o “yemin krizi” nedeniyle çok sıkıntılıydı, çok sıkıntı çekti... Hem Paris Kürt Konferansı’ndan dolayı hem de yeminden dolayı öyle sıkıntılı süreçler yaşandı. Elbette ki biz bugüne kadar hiç ödün vermeden Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü konusunda da hep ısrarlı olduk. Bundan sonra da ısrarlı olacağız.

 Soru: Erdal İnönü’nün bilimsel çalışmaları hakkında hangi bilgilere yer verdiniz?

Kızkardeşi Özden İnönü:

“Erdal abim hep felsefeye meraklıydı ama sonra Quantum fiziği ortaya çıkınca her ikisini de felsefe ile fiziği birleştirmeyi düşündüğü için, fizik ve matematik okumak istedi. Babam onu da tamamıyla kendi kararına bıraktı.

Erdal abim güzel sanatlara, arkeolojiye çok meraklıydı. Dağcılık severdi, dağlara tırmanmaktan hoşlanırdı. “Dağın tepesinde kendinizi yalnız hissediyorsunuz, dünyayı bambaşka bir yerden görüyorsunuz” diye bize anlatıyordu.

Eşi Sevinç İnönü :

Sabancı Üniversitesi’nde ders veriyordu ve eski yayın yapmış bilim adamlarına ilişkin, hayatlarıyla ilgili bir derleme yaptı. Zaten iki cildi basıldı maalesef eksik var, Jeoloji basıldı bir de Astrofizik. Fizik, Matematikle ilgili. Matematik hiç yapılmamış. Fizik ile ilgili daha önce Orta Doğu’da yayınlanmış. Ama sonra daha geniş kapsamlı yaptı, güncelleştirdi. 80’li yılların, 90’lı yılların sonuna kadar getirdi, sanırım. İşte onların hepsi Temel Bilimler’de 6 dal var. Fizik, Matematik, Kimya, Astrofizik, Biyoloji vs. 6 dal da cilt halinde basılacaktı. Onu vasiyet etti hatta Erdal. İstanbul Kültür Üniversitesi Dekanı Dursun Koçer idi o tarihte, Erdal’ın rahatsızlandığı dö- nemde. Daha sonra Dursun Koçer Rektör oldu. Kısa bir dönemdi. Çok müstesna bir insandır. Basılacaktı aslında. Ancak Matematik de güncelleştirme falan yapılmamış hiç.

“Tamamlansın diye vasiyet etti”

Hep söylüyorum, Sabancı’ya yolladım ben Erdal’ın bütün arşivini, en azından orada bir düzenleme yapsınlar diye ama bana hepsini olduğu gibi iade ettiler maalesef. Kitaplardan beğendiklerini aldılar, kendilerinde eksik olanı, gerisini iade ettiler. Çok kızmıştım, üstelik hepsi de arkadaşımız. Kim yapacak bunu birilerinin yapması lazım. Bir organizasyonla düzenleme ile halledilebilir. Erdal, “Tamamlansın diye vasiyet etti” onu yapmam şart. Hâlâ onun eksikliğini yaşıyorum ama ne yapayım.

TÜBA’nın başkanı değişti, bana telefon etti ama sonu gelmedi. İkinci cilt de basıldı orada kaldı. Matematiğin güncelleştirilmesi gerekli, onu da o konuda ihtisas sahibi birilerinin yapması lazım.

TÜRKİYE'DEKİ DEMOKRASİ STANDARDININ ÜZERİNDEYDİ

 Soru. Erdal İnönü’nün liderlik tarzını nasıl tanımlarsınız?

AslanSosyaldemokrat Erdal Bey, karşısındakileri daha çok sabırla dinleyen, duyduklarını, gördüklerini hafızasının bir yerinde saklayıp, seneler sonra onları ortaya çıkaran biriydi. Her zaman etrafındakileri daha takdir eder, onlara iyi taraflarını söyler, kendisinden bahsedilsin, öyle ortaya çıksın ondan pek hoşlanmazdı. Hep başkalarının iyi taraflarını ortaya çıkarmaya çalışırdı.

 Soru: Erdal İnönü’nün Türkiye’nin siyasi tarihine katkılarını nasıl ele aldınız?

Hikmet Çetin:

“Türkiye’deki demokrasi standardının üstündeydi”

Ben uzaktan yakından 1950’den itibaren Erdal Bey’i takip ettim. Onun gibi her şeyi yaşamında sindirmiş, bir yaşam biçimi haline getirmiş bana göre başka lider yoktu. Tek liderdi bana göre. Birinci sırada o vardı.

Bir anlamda Türkiye’deki demokrasi standardının üstündeydi... Kesinlikle üstündeydi, hem de her konuda...

Onu özlüyoruz...

Erdal Bey ile beraber Güneydoğu’ya gitmiştik. Ziyaretlerimiz sırasında bir vatandaş, “Siz çok uygar bir bilim adamısınız, fizik profesörüsünüz, bu politikaya niçin girdiniz. Ne işiniz var politikanın içinde” diye Erdal Bey’e sordu. Ben de hakikaten ne cevap verecek diye merakla bekliyordum.

Erdal Bey, “Kötü insanlar bizi idare etmesinler diye siyasete girdim” dedi.

Murat Karayalçın:

“İnsan olarak çok sevdim... Siyasetçi olarak da...”

Erdal İnönü’nün çok güçlü bir mantığı vardı. Ben bu mantığı Süleyman Demirel’de ve İlhan Tekeli’de de gördüm. Çok basit olarak konuları anlatabiliyordu, çok güzel benzet- meleri ortaya koyabiliyordu. “Allah Allah çok basit” diye düşünürdün ama senin aklına o gelmiyordu. Yani o basit soruyu sormak ya da o basit tahlili yapmak senin aklına gelmiyordu, onun aklına geliyordu.

Erdal Bey’i insan olarak çok sevdim... Siyasetçi olarak da çok sevdim. İyi ki o birlikteliği, o dostluğu yaşamışız...

TÜRKİYE'NİN ÜZERİNE TİTREYEN ADAM

Etem Cankurtaran:

“O Türkiye’nin üzerine titreyen adamdı”

Biz Erdal İnönü’yü ikna edeceğimiz yerde o bizi ikna etti. Bütün o olumsuzlukların varlığına rağmen... Erdal Bey söylediklerinde haklıydı. Biz onun kadar geniş düşünememiştik.

O Türkiye’nin üzerine titreyen adamdı. Birlik ve bütünlük meselesi konu olduğunda hiç tavizi yoktu. Bu coğrafyanın oluşmasında cephelerde savaşmış bir babanın çocuğuydu. Öyle kolay değildi. Aynı titizliği CHP için de gösterirdi.

CHP açıldıktan sonra SHP’nin isminin CHP olması konusundaki tutumu da böyleydi. CHP’nin cumhuriyet ile yaşıt olduğunu ve Atatürk’ün en büyük mirası olarak görür ve ona sahip çıkardı.

TEVAZU, HOŞGÖRÜ VE SAYGI 

 Soru: Erdal İnönü’nün genç kuşaklara bıraktığı en önemli miras nedir?

Erdal İnönü : Tevazu, hoşgörü ve saygı

Erdal İnönü, bilim insanı, geleceği gören siyasetçi, demokrasiyle özdeşleşmiş, sanat düşkünü, insanlara saygılı, kendisiyle barışık, sevecen, alçak gönüllüydü.

Erdal Bey, gerçek bir sanat düşkünü, Türkiye’nin belki de yetiştirdiği en aydınlık kişisisiydi…

Türkiye için büyük  bir şanstı..

Erdal Bey, kısa cümlelerle konuşurdu. Üslûbu net, açık ve kolay anlaşılabilirdi. Derin zekâsı ile örülmüş, mizah ile süslenmiş bir basitlik kendiliğinden cümlelerine yansırdı. Erdal Bey’in karakterindeki önemli bir özelliği, iyimserliği ve hoşgörüşlü olmasıdır.

Erdal Bey bize fikir, yaratıcı düşünce ürünü buluşlar bıraktı. Kendi yaşamında da eylemlerini düşünülerek yapılmış bilinçli seçimler üzerine kurdu. Bu seçimlerin ardında dünyayı anlama isteği kadar Türk toplumuna karşı bir görev ve sorumluluk duygusu da vardı.

Bilim, toplum ve tarih üzerine ömrü boyunca emek harcayan Erdal Bey’in, bilim insanı olarak yetişmesi ve deneyimi, bilinçli bir şekilde düşünce ve siyaset alanındaki katkılarına yansımıştır.

Etrafındaki herkese saygılıydı Erdal Bey...

Gazetecilere, hatta kendisini eleştiren gazetecilere, köşe yazarlarına karşı da hep saygılı, hep hoşgörülüydü. Kendisine yöneltilen en ağır eleştiriler karşısında bile bir gün dahi tavrının değiştiğini, yüzünün asıldığını görmedim.

Hatta parti içi muhalefetin yoğun olduğu dönemlerde kendisi hakkında eleştirel başlıklar atan, haberler yapan gazetecilere hiçbir zaman tavrının değişmediğini, tam aksine haberi yazan gazeteciye, “Bizim partide neler olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz, bunu nasıl başarıyorsunuz?” diye espri yapıyordu.



ZÜBEYDE BALCI KİMDİR? 

Ankara'lı bir gazeteci olan Zübeyde Balcı, SHP döneminde  Erdal İnönü ile çalıştı. Ardından Habertürk, Sabah gibi birçok gazetede çalıştı. Ardından Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü'nde muhabir ve editör olarak görev yaptı. Emekli olduktan sonra evlendi ve İngiltere'ye yerleşti. Çalışmalarını yazdığı kitaplarla devam ettiriyor. 




                            Zübeyde Balcı oğlu Albert ile. 


15 Ağustos 2024 Perşembe

 

KİRALIK (TAŞIYICI) ANNE UYGULAMALARI YAYGINLAŞIYOR

FİYATLAR ÜLKEDEN ÜLKEYE DEĞİŞİYOR, 250-300 BİNDEN BAŞLIYOR

UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI NEDENİYLE TAŞIYICI ANNELİK GÜRCİSTAN'A KAYDI


KIBRIS'TA YASAL DURUM NASIL?



NEVİN BİLGİN 

Birçok ülkede yasak olmasına karşın, bazı ülkelerde serbest olan kiralık ya da taşıyıcı annelik, çiftlerin çoçuk sahibi olmasına imkan vermektedir. Fiyatları da ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 300 binden başlıyor. Türkiye'de yasak olan yöntem, KKTC, Gürcistan, Ukrayna, ABD, Hindistan, Belçika, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, İrlanda, Japonya, İspanya gibi ülkelerde belirli kurallar çerçevesinde serbesttir. 

Kiralık anne, çocuk sahibi olamayan çiftler için önemli bir alternatif sunan bir yöntemdir. Bu yöntem, biyolojik olarak kendi embriyosunu taşıyamayan bir çiftin, başka bir kadının rahminde gebelik sürecini başlatmasını ifade eder. Taşıyıcı annelik, genellikle yumurta ve sperm hücreleriyle laboratuvar ortamında döllenmiş embriyoların, biyolojik anne adayının rahminde tutunamadığı durumlarda başvurulan bir çözüm olarak görülmektedir. Ancak, bu uygulama hem hukuki hem de etik açıdan oldukça karmaşık ve hassas bir konudur. 

Türkiye’de Taşıyıcı Anne Uygulaması Var Mı?

Türkiye’de taşıyıcı anne uygulamaları yasal değildir.  Taşıyıcı annelik Türkiye’de yasal değil. Çünkü Türk Hukuku’nda doğurulan çocuğun soyu kesinlikle doğumu yapan kadına bağlıdır. Yani hukuki çerçevede durum ne olursa olsun bir çocuğun annesi onu doğuran kişidir. Bu durum Türk Medeni Kanunu’nda da işlenmiştir. Bu nedenle başka birinin doğan çocuk üzerinde hak iddia etme şansı yoktur.Taşıyıcı annelik Türkiye’de yasal olarak bazı sınırlamalar ve düzenlemelere tabidir. Çiftlerin kendi embriyolarını kullanmaları gerekmektedir. Uygulanan ülkelerde taşıyıcı anne uygulamaları, hem hukuki hem de sağlık açısından belirli denetim ve izin süreçlerine tabidir. Taşıyıcı annenin sağlığı, psikolojik durumu ve sosyal çevresi dikkatlice değerlendirilmektedir. 

Dünyadaki Uygulamaları

Dünya genelinde taşıyıcı anne uygulamaları, ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. 

Kolombiya ve Güney Amerika: Kolombiya, taşıyıcı annelik hizmetlerini yaygın olarak sunan bir ülkedir. Kadınlar, internet üzerinden rahimlerini kiralık olarak ilana çıkarak taşıyıcı anne arayan ebeveynlere ulaşabilirler. Ancak, düzenleme ve denetim eksiklikleri, sektörde bazı riskler doğurabilir. Bu bölgelerde, taşıyıcı anneler genellikle ekonomik nedenlerle bu işi tercih etmektedir.

Gürcistan: Gürcistan, taşıyıcı annelik uygulamaları konusunda uluslararası olarak bilinen bir merkezdir. Gürcistan’daki taşıyıcı anne merkezleri, infertilite ile mücadele eden çiftlere profesyonel hizmetler sunar. Gürcistan’da taşıyıcı anneler, doğumdan sonra bebeği sahiplenemez ve doğum belgesine sadece biyolojik anne ve baba adı yazılır. Türk aileler için de Gürcistan, taşıyıcı anne yöntemiyle bebek sahibi olma imkanı sunmaktadır.

Ukrayna: Önceden bu konuda liderken, Rusya-Ukrayna Savaşı doğurganlık oranlarını düşürmüş ve talep azalmıştır. 

ABD: Amerika Birleşik Devletleri, taşıyıcı annelik konusunda geniş bir yelpazeye sahiptir. Farklı eyaletlerde farklı yasal düzenlemeler bulunur. ABD’de taşıyıcı annelik, yasal ve düzenlenmiş bir şekilde yapılabilmektedir.

Hindistan: Hindistan, taşıyıcı annelik hizmetleri konusunda popüler bir ülkedir. Ancak, son yıllarda yasal düzenlemelerde değişiklikler yaşanmıştır ve bazı bölgelerde taşıyıcı annelik uygulamaları sınırlandırılmıştır.

KKTC: Kıbrıs'ta da bazı sınırlama ve yasalar doğrultusunda taşıyıcı anneliğe izin verilmektedir. 

Diğer Ülkeler: Belçika, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, İrlanda, Japonya ve İspanya gibi ülkelerde taşıyıcı annelik uygulamaları konusunda yasal düzenlemeler farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerde bu yöntem yasal olarak uygulanırken, bazı ülkelerde yasal durum belirsiz veya sınırlıdır.

Taşıyıcı Anne Uygulamalarının Maliyetleri

Taşıyıcı annelik hizmetleri, ülkeden ülkeye ve bölgeden bölgeye büyük farklılıklar göstermektedir. 

Gürcistan: Gürcistan’da taşıyıcı anne uygulamaları için ücretler genellikle 150.000 TL ile 300.000 TL arasında değişmektedir. Bu ücretler, taşıyıcı annenin sağlık takibi, doğum süreci ve diğer hizmetleri içerir.

Kıbrıs: Kıbrıs, taşıyıcı annelik konusunda uygun maliyetler sunar. Taşıyıcı annelik hizmetlerinin fiyatları genellikle 8.000 Euro ile 10.000 Euro arasında değişmektedir. Bu fiyatlar, tıbbi ve yasal hizmetleri kapsamaktadır.

Taşıyıcı Anne Seçim Süreci

Taşıyıcı anne seçim süreci, oldukça detaylı ve özenli bir şekilde yürütülmelidir. Bu süreçte dikkate alınması gerekenler şunlardır:

Sağlık Taramaları: Taşıyıcı anne, gebelik sürecine başlamadan önce kapsamlı sağlık taramalarından geçirilir. Bu taramalar, annenin fiziksel ve mental sağlığını değerlendirir.

Psikolojik Değerlendirme: Taşıyıcı annenin psikolojik durumu da önemlidir. Psikolojik değerlendirmeler yapılır ve destek sağlanır.

Yaşam Koşulları: Taşıyıcı annenin yaşam koşulları, gebelik süreci için uygun olmalıdır. Sağlıklı ve destekleyici bir ortamda bulunması, gebeliğin sorunsuz geçmesi açısından önemlidir.


Kaynaklar: 

https://iupress.istanbul.edu.tr/tr/journal/ppil/article/karsilastirmali-hukukta-sinirasan-tasiyici-annelik-ile-tasiyici-anneden-dogan-cocuklarin-yasal-anne-babaliginin-kazanilma-sorunu

https://www.bbc.com/turkce/articles/c888myyxv5zo

https://tasiyici-annelik.com/fiyatlar.php

https://www.diken.com.tr/tasiyici-anne-pazari-150-bin-liradan-basliyor-kibris-ve-gurcistan-tercih-ediliyor/

https://www.bbtasiyiciannelik.com/kibrista-tasiyici-annelik-ve-tup-bebek-detayli-rehber/

https://www.kibristupbebekmerkezleri.com/tedavi-sureniz/kibrista-tasiyici-annelik/kibris-tasiyici-annelik-fiyatlari

https://www.anneysen.com/hamilelik-planlama/makale/kisirlik-ve-tup-bebek-tedavisi-tasiyici-annelik-nedir-turkiye-de-tasiyici-annelik-var-mi_11496

https://www.atlasivf.com/tup-bebek-blog/gurcistan-tasiyici-anne

https://www.tasiyicianne.com/


 

SURİYE HUKUKUNA GÖRE EVLİLİKLER TÜRK HUKUKUNDAKİ UYGULAMA 





NEVİN BİLGİN 

Türkiye, Suriye'deki savaş ve iç karışıklık nedeniyle büyük bir göç akınına uğramış ve bu durum ülkenin demografik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Türkiye’de geçici koruma altında bulunan Suriyeliler, çeşitli sosyal ve hukuki sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlardan biri de Suriyelilerin çocuk yaşta evlilikleri oluşturmaktadir.

Suriyelilerin Aile Hukuku ve Çocuk Yaşta Evlilikler

Suriye'de çocuk yaşta evlilikler, kültürel ve toplumsal faktörlerle bağlantılı olarak yaygın bir uygulama halindedir. Ancak, Türkiye'nin aile hukukunda çocuk yaşta evlilikler  kabul edilmemekte ve bu tür evliliklerin geçerliliği tartışma konusu olmaktadır. 

Türk Medeni Kanunu, evlenme yaşını 18 olarak belirlerken, Suriye'de bu yaş sınırı daha düşük olabilir. Bu durum, Suriyelilerin Türkiye’ye gelmeden önce yapmış oldukları çocuk yaşta evliliklerin Türk hukuku açısından nasıl değerlendirileceği sorusunu gündeme getirmektedir.

Türk Hukukunda Çocuk Yaşta Evliliklerin Değerlendirilmesi

Türk hukukunda çocuk yaşta evlilikler, kamu düzenine aykırı olarak kabul edilir. Türk Medeni Kanunu'na göre, evlenme yaşı 18 olarak belirlenmiş olup, 16 yaşına kadar düşen evlilikler genellikle geçersiz sayılmaktadır. Ancak, geçici koruma altında bulunan Suriyelilerle ilgili bu durum daha karmaşık hale gelebilmektedir. Özellikle, Suriyelilerin Türkiye’ye gelmeden önce yaptıkları çocuk yaşta evlilikler Türk hukuku açısından sorun oluşturmaktadır.

Suriye Hukukunun Türk Hukukunda Uygulanabilirliği

Suriye hukukuna göre yapılmış çocuk yaşta evlilikler Türk hukukunda t “mutlak butlan” (geçersizlik) ile sonuçlanması söz konusudur.  Türk hukukunda, yabancı ülkelerde yapılan çocuk yaşta evliliklerin tanınmamaktadir.

Uluslararası Hukuk ve Avrupa Konseyi Standartları

Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi bir ülke olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir devlettir. Bu uluslararası sözleşmeler, çocukların üstün menfaatini koruma yükümlülüğünü getirir. Bu bağlamda, çocuk yaşta evliliklerin Türkiye'deki hukuki statüsü, uluslararası hukuk standartlarına uygun olarak değerlendirilmelidir.

Özellikle, AİHS'nin 8. maddesi, aile hayatına saygı hakkını güvence altına alırken, çocuğun üstün menfaatinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtir. Bu durum, Suriyelilerin çocuk yaşta evliliklerinin Türkiye'deki hukuki durumunun belirlenmesinde önemli bir etken oluşturmaktadir.

Suriyeliler İçin Hukuki Bilgilendirme ve Uyum

Türkiye’de geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin, Türk hukukuna uyum sağlamaları önemlidir. Türk hukukunda evlenme, boşanma, nafaka ve velayet gibi aile hukuku meseleleri hakkında Suriyeli bireylerin bilgilendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Suriyelilerin Türkiye’de yaşadığı hukuki boşlukları ve olası mağduriyetleri önlemek amacıyla, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri hakkında bilgilendirme yapılması büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de geçici koruma altında bulunan Suriyelilerle ilgili aile hukuku meseleleri, hem Türk hem de uluslararası hukuk açısından karmaşık bir yapıya sahiptir. Çocuk yaşta evliliklerin hukuki geçerliliği, Türk kamu düzeni ve uluslararası standartlarla uyumlu olarak değerlendirilmelidir. 

Ayrıca, Suriyelilerin Türkiye’deki hukuki ve toplumsal entegrasyonlarını sağlamak amacıyla, hukuki bilgilendirme programlarının artırılması ve uygulamanın daha şeffaf hale getirilmesi önem arz etmektedir. Geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin hak ve yükümlülükleri konusunda daha etkili bir bilgi akışı sağlanması, toplumsal mağduriyetlerin önlenmesi ve adil bir hukuki süreç sağlanması açısından kritik bir adımdır.

Suriye'deki Düzen Nasıldı?

Osmanlı Devleti'nin hukuk ve yargı sistemi, I. Dünya Savaşı öncesinde Suriye topraklarında da uygulanıyordu. Bu dönemde, 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi de Suriye’de yürürlükteydi. Bu kararname, aile hukukunu düzenliyor ve evlilik, boşanma gibi konuları ele alıyordu.

Suriye Aile Kanunu

1946 yılında Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasının ardından, hukuk sistemi millîleştirilmeye ve reforma tabi tutulmaya başlandı. Bu reform sürecinde, 1953 yılında Suriye Aile Kanunu (Kânûnu’l-Ahvâl eş-Şahsiyye) yürürlüğe girdi. Bu kanun, aile hukukunu kapsamlı bir şekilde düzenlemekte ve evlilik, miras, velayet gibi konuları içermektedir.

İslam Aile Hukuku ve Suriye Ahvâl-i Şahsiye Kanunu

İslam aile hukukunun kanunlaştırılmasına yönelik çabaların ilki, Hanefi Mezhebi’nin genel kabul görmüş görüşlerini bir araya getiren ancak resmi olarak kanunlaşmayan Kadri Paşa’nın çalışmasıdır. Osmanlı döneminde, 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, İslam dünyasının tamamı için aile hukukunun kanunlaştırılması ve reforma tabi tutulması açısından önemli bir adımdı. Bu kararname, İslam hukukunun farklı mezheplerinin görüşlerinden yararlanarak hazırlanmıştır.

Suriye Ahvâl-i Şahsiye Kanunu, İslam hukukunu esas alan ve aile hukuku kapsamında yer alan konuları düzenleyen ilk kapsamlı kanundur. Bu kanun, Suriye’nin bağımsızlığından sonra yapılan reformlar çerçevesinde yürürlüğe girmiş ve aile hukukuna dair birçok konuyu düzenlemiştir.

Kaynakça: 

https://dergipark.org.tr/tr/pub/ihm/issue/54077/729768

https://openaccess.marmara.edu.tr/items/53a5e733-41bf-41bc-9323-34010932e898

https://www.insamer.com/tr/ulusal-ve-uluslararasi-hukuka-gore-turkiyedeki-suriyelilerin-hukuki-statusu.html

https://humanistburo.org/dosyalar/humdosya/Turkiye%20Suriye%20Perspektifinde%20Evlilik%20Hukukuna%20Dair%20Inceleme%20%28H.N.Sarihan%29.pdf

https://12punto.com.tr/gundem/kapitulasyonlar-geri-mi-dondu-umit-ozdagdan-carpici-suriye-aile-hukuku-iddiasi-47413




MAYMUN ÇİÇEĞİ VİRİSÜ VE AŞISI

AVRUPA AŞI SİPARİŞLERİNİ VERMEYE BAŞLADI

EVCİL HAYVANLAR DA RİSK TAŞIYOR

DANİMARKALI FİRMA AŞI ÜRETİCİSİ





NEVİN BİLGİN 

Son aylarda, maymun çiçeği virüsü (Monkeypox) dünya genelinde sağlık endişelerine yol açtı. Virüsün, Orta ve Batı Afrika'dan çıkan ilk vakaların ardından Avrupa'da da ortaya çıkması, uluslararası sağlık topluluğunun dikkatini çekti. Avrupa ülkeleri, virüsün yayılmasını kontrol altına almak ve olası bir salgının önüne geçmek için çeşitli stratejiler geliştirdi. Bu stratejilerin merkezinde, virüse karşı etkili olduğu bilinen Imvanex aşısı yer alıyor. 



Almanya, Imvanex'ten 400 bin doz sipariş ederek büyük bir adım attı. Imvanex, Danimarkalı Bavarian Nordic firması tarafından üretilmektedir ve Avrupa Birliği tarafından onaylanmıştır. Fransa ve İngiltere de benzer adımlar atarak aşı kampanyaları başlatmış ve sağlık önlemlerini genişletmiştir. ABD de ek aşı siparişi veren ülkeler arasında bulunuyor. 

Maymun çiçeği virüsüne karşı koruma sağlayan aşılar, geçmişte kullanılan iki çiçek aşısından türetilmiştir: ACAM2000 ve JYNNEOS.

ABD’de yalnızca bu iki aşının kullanımına izin verilmektedir. Avrupa Birliği de JYNNEOS’un kullanımına onay vermiştir.

100 yıldan uzun bir süre boyunca bilim çevresi, çiçek aşısının sığır çiçeği hastalığından türetildiğine inanıyordu. Ancak yapılan moleküler testler ve genetik sekanslamalar, bu aşıların bilinmeyen bir virüse dayandığını ortaya koymuştur.

Bilinen tek bir şey var: Çiçek hastalığının sonunu getiren ve bugün de maymun çiçeği hastalığına karşı kullanılan aşılar, bugüne dek kimsenin teşhis edemediği bir virüse dayanıyor. Maymun çiçeği aşısı olan JYNNEOS, Bavarian Nordic firmasınca üretilmektedir. 


Maymun Çiçeği Virüsü ve Sağlık Riskleri

Maymun çiçeği virüsü, Orta ve Batı Afrika'da endemik olan bir virüs türüdür. Genellikle kemirgenler ve primatlar gibi hayvanlar tarafından taşınır ve insanlara, enfekte hayvanlarla doğrudan temas yoluyla geçebilir. Ayrıca, enfekte kişilerin kullandığı eşyalar (giysiler, havlular) ve tükürük yoluyla da bulaşabilir. Virüs, kişiden kişiye yayılma eğilimindedir, ancak bu yayılma genellikle semptomların başladığı dönemde görülür. Virüsün yayılma yolları arasında, döküntülerle doğrudan temas, enfekte eşyaların kullanımı ve enfekte kişilerin öksürük veya hapşırık yoluyla virüs salınımı bulunur.

Semptomlar

Virüsün inkübasyon süresi beş ila 21 gün arasında değişir. İlk belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, sırt ağrısı, lenf bezi şişmesi, titreme ve halsizlik bulunur. Semptomlar arasında özellikle dikkat çeken bir diğer unsur, vücutta döküntülerin ortaya çıkmasıdır. Döküntüler genellikle ateşten 1-3 gün sonra başlar ve yüz, avuç içleri, ayak tabanları gibi bölgelerde yoğunlaşır. Lezyonlar genellikle şişkin, içi sıvı dolu olup, zamanla kurur ve düşer. Semptomlar genellikle 2-4 hafta sürer ve çoğu zaman kendiliğinden geçer. Ancak, bazı vakalarda komplikasyonlar gelişebilir ve hastalık daha ciddi bir hal alabilir.

Aşı ve Tedavi

Imvanex, çiçek hastalığına karşı kullanılan aşıların modern bir versiyonudur ve bu aşının maymun çiçeği virüsüne karşı da koruma sağladığı kanıtlanmıştır. Imvanex, Bavarian Nordic firması tarafından üretilir ve Avrupa Birliği tarafından onaylanmıştır. Aşı, deri altına enjekte edilir ve genellikle iki doz halinde uygulanır. İlk dozdan en az 28 gün sonra ikinci doz alınır. Imvanex'in yanı sıra, maymun çiçeği virüsüne karşı tedavi ve aşılama stratejileri, sağlık yetkilileri tarafından oluşturulan erken gözetim protokollerine dayanır. WHO (Dünya Sağlık Örgütü), virüsün kontrol altına alınabileceğini belirtmiş, ancak bu süreçte uluslararası toplumun dikkatli olması ve gözetimi artırması gerektiğini vurgulamıştır.

Aşı Stratejileri ve Uygulama

Almanya, Imvanex aşısından 400 bin doz sipariş ederek büyük bir adım atmıştır. Bu önlem, ülkenin potansiyel bir salgına karşı hazırlıklı olma niyetini gösterir. Aşı, çiçek hastalığına karşı korunma sağlamak için kullanılsa da, maymun çiçeği virüsüne karşı da etkinliği kanıtlanmıştır. Almanya'nın bu adımı, aşı stoğunu artırarak, virüsün yayılmasını sınırlamak ve sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltmak amacıyla yapılmıştır.

Fransa’nın Aşı Kampanyası

Fransa, maymun çiçeği virüsü vakalarının artışı ile başa çıkmak amacıyla bir aşı kampanyası başlatmıştır. Kampanya, temaslı yetişkinlere odaklanmakta ve temasın ardından dört gün içerisinde aşı yapılmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca, aşılamanın gerektiği durumlarda bu sürenin 14 güne kadar çıkabileceği belirtilmiştir. Fransa'nın bu adımı, virüsün yayılmasını sınırlamak ve toplum sağlığını korumak için önemli bir stratejidir.

İngiltere’nin Sağlık Önlemleri

İngiltere, maymun çiçeği virüsü ile ilgili durumunu yakından takip etmekte ve sağlık önlemlerini genişletmektedir. Ülkede, son günlerde 14 yeni vaka bildirilmiş ve toplam vaka sayısı 71’e yükselmiştir. İngiltere, aşı ve sağlık önlemlerini artırarak, virüsün yayılmasını kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Bu adımlar, ülkedeki sağlık sisteminin virüsle mücadele kapasitesini güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Uluslararası Tepkiler ve Sağlık Önerileri

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), maymun çiçeği virüsüne karşı küresel bir yanıt geliştirmek adına önemli adımlar atmaktadır. WHO'nun Küresel Bulaşıcı Tehlikelere Hazırlık Direktörü Sylvie Briand, virüsün seviyesini ve yayılma yönünü anlamak için gözetimin artırılmasını önermiştir. Briand, "Salgınların normal olmayabileceğine değinerek, ancak kontrol edilebilir olduğunu" belirtmiştir. WHO, maymun çiçeği virüsü geçiren kişilerin evde izole edilmesini ve sağlık görevlilerinin maske takmasını önermektedir. Ayrıca, yüksek gelirli ülkelerde ortaya çıkan vakaların, küresel sağlık sisteminin dikkatini çekmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Avrupa ülkeleri, aşı siparişleri ve sağlık önlemleri ile virüsün yayılmasını sınırlamak ve toplum sağlığını korumak için ciddi adımlar atmaktadır. Küresel sağlık topluluğu, virüsün yayılmasını önlemek ve etkilerini minimize etmek için bu tür stratejilerin önemini kabul etmektedir. Aşılar, sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltarak, virüsle mücadelede kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır.

                         Kemirgenlerle bulaşıyor

Evcil Hayvanlar da Risk Taşıyor

Mpox zoonotik bir hastalıktır, yani hayvanlar ve insanlar arasında yayılabilir. Doğadaki mpox'un kesin kaynağı bilinmemektedir, ancak ip ve güneş sincapları, dev keseli sıçanlar ve Afrika dormice gibi küçük memelilerin virüsü Batı ve Orta Afrika'nın bazı bölgelerinde taşıyabileceğine inanılmaktadır.

İnsanlar, enfekte hayvanlarla doğrudan temas yoluyla, genellikle enfekte hayvanları veya vücut parçalarını ve sıvılarını avlarken, yakalarken ve işlerken virüsle enfekte olabilirler. Küçük memeliler virüsü semptomsuz taşıyabilirken, maymunlar gibi insan olmayan primatlar mpox ile hastalanabilir ve insanlar gibi hastalık belirtileri gösterebilir.

2003 yılında, evcilleştirilmiş çayır köpeklerinde bir mpox salgını, Batı Afrika'dan enfekte küçük memelilerin bir sevkiyatı ile yatak ve kafesleri paylaştıktan sonra meydana geldi. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki altı eyalette 47 insan vakasına yol açtı. Bu, Afrika dışında insan mpox'unun ilk kez rapor edilmesiydi. Enfekte olmuş veya mpox'a maruz kalmış hayvanları ve insanları ayırmak, mpox'un daha fazla yayılmasını durdurmaya yardımcı olabilir.

Hayvanlarda Mpox Hakkında Ne Biliyoruz?

  • Maymun çiçeği virüsü, maymunlar, karıncayiyenler, kirpiler, çayır köpekleri, sincaplar ve fareler dahil olmak üzere çok çeşitli memeli türlerini enfekte edebilir.
  • Hangi hayvan türlerinin Maymun Çiçeği virüsü ile enfekte olabileceğini hala öğreniyoruz. Sürüngenlerin, amfibilerin veya kuşların mpox alıp alamayacağını bilmesek de, bu hayvanların diğer ortopoksvirüslerle enfekte olduğu bulunmadığından bu pek olası değildir.
  • Tüm hayvanlarda mpox olduğunda kızarıklık olmaz.
  • Enfekte hayvanlar Maymun Çiçeği virüsünü insanlara ve diğer hayvanlara yayabilir ve enfekte olan kişilerin Maymun Çiçeği virüsünü yakın temas yoluyla hayvanlara yayması mümkündür.
  • Maymun çiçeği virüsü, mpox (kabuklar, kabuklar, sıvılar) ve solunum salgıları dahil olmak üzere enfekte vücut sıvılarının neden olduğu döküntülerde ve potansiyel olarak idrarda (çiş) ve dışkıda (kaka) bulunabilir.

Evcil Hayvanlarda Mpox Hakkında Bildiklerimiz

  • Köpekler ve kediler gibi evcil hayvanlara Maymun Çiçeği virüsü bulaşıp bulaşmayacağından emin değiliz, ancak bu mümkün olabilir.
  • Mpox'lu kişiler, virüsü sevişme, sarılma, sarılma, öpüşme, yalama, uyku alanlarını paylaşma ve yiyecek paylaşma gibi yakın temas yoluyla evcil hayvanlara yayabilir.

2022'de başlayan küresel mpox salgını sırasında hiçbir evcil hayvanın veya başka bir hayvanın mpox olduğu doğrulanmadı.

Mpox'unuz varsa evcil hayvanlara nasıl bakılır?

  • Mpox'unuz varsa, virüsün yayılmasını önlemek için evcil hayvanlar, evcil hayvanlar ve vahşi yaşam dahil olmak üzere hayvanlarla temastan kaçının.
    • Ayrı bir evde yaşayan arkadaşlarınızdan veya aile üyelerinizden, tamamen iyileşene kadar hayvanlarınıza bakmalarını isteyin. İyileştikten sonra, sağlıklı hayvanları geri getirmeden önce evinizi temizleyin ve dezenfekte edin.
  • Şiddetli mpox riski yüksek olan kişiler, mpox'lu bir kişiyle yakın temasta bulunan hayvanlara bakmamalıdır. Bu içerir
    • Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler
    • Hamile insanlar
    • Küçük çocuklar
    • Atopik dermatit veya egzama öyküsü olan kişiler

Evcil hayvanınızın mpox olduğunu düşünüyorsanız atmanız gereken adımlar

  • Evcil hayvanlarda olası mpox semptomları arasında döküntü, uyuşukluk, iştahsızlık, öksürük, şişkinlik, burun ve/veya göz salgıları veya kabuk, ateş ve/veya çiçek benzeri cilt yaraları bulunur (başlangıçta önce bir sivilce veya kabarcık gibi olabilir).
  • Evcil hayvanınızın olası veya doğrulanmış mpox'u olan bir kişiyle yakın teması varsa ve yeni bir döküntü veya iki başka semptomu varsa, evcil hayvanınızı mpox için test ettirin.
  • Bir hayvanın, olası veya onaylanmış mpox'lu bir kişiyle temastan sonraki 21 gün içinde hasta göründüğünü fark ederseniz veterinerinizi arayın. Bir veteriner sizi bilgilendirmeye yardımcı olabilir Devlet Halk Sağlığı Veteriner Hekimi [136 KB, 7 sayfa] veya Devlet Hayvan Sağlığı Yetkilisi, yüksek riskli evcil hayvanların test edilmesine yardımcı olabilir.
  • Hasta hayvanı diğer evcil hayvanlardan ve hayvanlardan ayırın.
  • Hayvan ve insanlar arasındaki doğrudan teması, tamamen iyileşene veya bir veteriner size güvenli olduğunu söyleyene kadar en az 21 gün boyunca sınırlayın.
  • Ellerinizi sık sık yıkayın ve hasta hayvanlara bakarken ve onları temizlerken cildinizi örten giysiler giyin. Hasta hayvanlara baktıktan sonra kıyafetlerinizi yıkayın.
  • Hayvan yataklarını, muhafazaları, yiyecek tabaklarını ve enfekte hayvanlarla doğrudan temas halinde olan diğer öğeleri dezenfekte edin.
  • Kirli çamaşırları ve yatak takımlarını (tek kullanımlık kemirgen yatakları dahil) sallamayın.

Birisi hasta olduğunda evinizi nasıl temizleyeceğiniz ve dezenfekte edeceğiniz hakkında bilgi için Temizlik ve Dezenfeksiyon sayfasını ziyaret edin.

Evcil Hayvanlarda ve Diğer Hayvanlarda Mpox

Hangi memelilerin mpox virüsü ile enfekte olabileceğini hala öğreniyoruz. Herhangi bir memelinin enfekte olabileceğini varsaymalıyız. Tablo, hangi hayvanların mpox virüsü veya diğer yakından ilişkili ortopoksvirüslerle enfekte olabileceğini göstermektedir.

Kaynakça: 

https://www.bbc.com/turkce/articles/c13nenz0e1lo

https://dergipark.org.tr/tr/pub/kutfd/article/1135547

https://dergipark.org.tr/tr/pub/estudamhsd/issue/73011/1159090

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-61606347

https://www.ntv.com.tr/galeri/saglik/maymun-cicegine-karsi-almanya-240-bin-doz-asi-siparis-ettigini-duyurdu-imvanex-nedir-imvanex-nasil-uygulanir-imvanexin-yan-etkileri-nelerdir,KbCESrEsCEebNmf2W2IZ-w

Maymun çiçeğine karşı koruma sağlayan gizemli virüsün kökeni ne? - BBC News Türkçe

14 Ağustos 2024 Çarşamba

 

ASİ'DEN YÜKSELEN SANAT

KAMIŞLARDAN "NEY"LERE VE "KUŞ KAFESLERİ"NE UZANAN YOLCULUK

                                                   Asi Nehri kıyısı



NEVİN BİLGİN 

Kamışların ve Asi Nehri’nin öyküsü, sadece doğal değil, kültürel bir zenginliği de ifade eder. 

Sazlıklar, kamışlardan dile gelen dünyanın en iyi "ney"leri yapılır. Neyler, bu toprakların ruhunu dinlendirir ve sazlıkların sessiz feryadını melodik bir forma dönüştürür.

Sazlıktan Ney

Aynı kamışlardan gölgelikler ve kuş kafesleri de yapılır. Kuş kafesleri, hem estetik hem de fonksiyonel olarak kullanılırken, gölgelikler ise sıcak yaz günlerinde serinletici bir koruma sağlar. Bu kamışlardan yapılan sepetler ise, antik zamanlardan beri bu topraklarda kullanılan önemli araçlardır. 

Sepetten Beşik

Bu sepetler, özellikle buğday, meyve taşımak, hatta çocuk beşiği olarak kullanılmıştır. Romalılar da sepet yapmak için söğüdü yetiştirmiş ve bu sepetleri ziraat işlerinde kullanmışlardır.

Her bir kamış, bu toprakların ruhunu ve tarihini taşır, her bir sepet ve kuş kafesi, bu mirası yaşatır. Kamışlar, yüzyılların ruhunu taşır ve bu toprakların kültürel mirasını oluşturan öykülerle birleşir. Bu öyküler, Asi Nehri’nin her bir kıvrımında, kamışların her bir telinde, sepetlerin ve kuş kafeslerinin her bir örgüsünde yaşamaya devam eder.

Kamışlar Doğdukları Sazlığa Özlem Duyar Ney'in sesinde

Asi Nehri’nin kıyısında uzanan sazlıklar, bölgenin en kaliteli kamışlarını barındırır. Bu sazlıkların kamışları, dünyaca ünlü neylerin yapımında kullanılan en seçkin malzemeyi sunar. Mevlana’nın Mesnevi’sinde de anlattığı gibi, kamışların feryadı, bu toprakların sessiz acısının ve özleminin melodisidir. Kamışlar, doğdukları sazlıktan koparılırken, bu ayrılığın derin acısını seslerinde barındırır.

Mevlana şöyle der:

“Kestiler sazlık içinden”
“Dinler ağlar hem kadın hem er beni.”

Bu dizelerde, kamışların ayrılığın acısını nasıl dile getirdiği anlatılır. Kamışların her bir sesi, bu toprakların tarihine ve ruhuna bir övgü gibi yankılanır.

Asi Nehri, Lübnan’ın Bikâ Vadisi'nin doğu köşesinden doğarak, Türkiye’nin Hatay ilinden Akdeniz’e kavuşur. 556 kilometrelik yolculuğu boyunca, 366 kilometresi Suriye'de, 98 kilometresi Türkiye'de ve 40 kilometresi Lübnan'dadır. 52 kilometrelik bir kısmı ise Türkiye-Suriye sınırını oluşturur. Asi Nehri’nin ortalama su debisi 30 m³/sn olup, kış ve ilkbahar mevsimlerinde yaşanan taşkınlar nedeniyle sıkça su baskınları yaşanır.

Nehir, Humus şehri yakınlarında geniş bir göl ve bataklık oluşturur, Amik Ovası’nın sularını boşaltan Karasu (Küçük Asi) ile beslenir. Karasu’nun getirdiği su, Asi Nehri’ni beslerken, dar bir boğazdan geçerek Antakya’dan akar. Burada ünlü Harbiye Çağlayanları’nı meydana getiren ve gür kaynaklarla beslenen Defne Suyu’nu alır. 
Genişliği 30-40 metreyi bulan Asi Nehri, Samandağ’ın güneyinde Akdeniz’e ulaşır. Nehir, yatağı boyunca geniş vadiler ve dar boğazlar oluşturarak, denize döküldüğü yerde geniş bir delta meydana getirir.

“Yabancı” anlamına gelen Arapça “Asi” adı, nehrin Lübnan’ın diğer nehirlerine göre ters yönde akmasını anlatır. Bunun nedeni, Lübnan’ın orta kesimindeki arazi yapısına karşılık, Batı Bekaa Vadisi Bölgesi’nin alçakta yer almasıdır.

ANKARA'DAKİ BENT DERESİ PLAJ VE MESİRE ALANINDAN GENELEV'E NASIL DÖNÜŞTÜ

DERELİ ŞEHİR ANKARA

ANKARA'DA DERELERE KANALİZASYON VERİLİP, ÜSTÜ ASFALTLA KAPATILDI

KANALİZASYON KAPAKLARININ ALTINDAN ASLINDA DERELER AKIYOR, HER YAĞIŞTA DA TAŞIYOR

ROMALILAR DÖNEMİNDE SU BENTLERİYLE KALEDE BULUNAN YERLEŞİM YERLERİNİN KORUNMASI SAĞLANDI




                                     Fotoğraf. Orhan Yeşilyurt

NEVİN BİLGİN

Başkent Ankara'nın modernleşme ve büyükşehir olma süreci, şehir planlaması ve yapılarıyla birlikte doğal yapısının büyük bir kısmını da etkiledi. Özellikle son yıllarda yaşanan hızlı göç ve yapılaşma, şehrin doğal su kaynaklarını büyük ölçüde değiştirdi. Eski Ankara'nın ruhunu oluşturan dereler, artık asfaltın ve betonun altında kaybolmuş durumda. Çoğu insan bilmez şimdi Bent Deresi denilen yerde bir zamanlar mesire alanı olup bugünün plajları gibi bir mekan olduğunu. Bent Deresi, sonradan yapılan ve yıkılan Genelev'le anılır çünkü Ankara'da. 

Avrupa'nın birçok kentine gittiğinizde derelerin korunduğunu, bent ve köprülerde estetik hale getirildiğini, kültürel eklentilerle korunduğunu görürüz. Kim bilir belki Ankara'da çok sayıdaki deresinin üzerine asfalt yapılıp kanalizasyona dönüştürülmese aynı şekilde olabilirdi. 

Ankara'nın dereleri, kentleşme sürecinde büyük ölçüde unutuldu. Bu derelerden bazılarının isimleri hafızalarda kalsa da, gerçek fiziksel varlıkları çoğu zaman asfalt ve betonun altında gizlendi. Yıllar içinde bu dereler, şehrin altyapısının bir parçası haline gelmiş, ancak bu durum doğal dengenin bozulmasına yol açmıştır. Özellikle yağan yağmurlar sırasında taşkınlar, bu derelerin üzerine yapılan asfalt kaplamaların, kanalizasyon sistemlerinin ve yapıların etkisiyle daha sık hale gelmiştir.


                         Fotoğraf. Hasan Akyar

Hatip Çayı, Ankara’nın doğusunda yer alan yaklaşık 2 bin metre yüksekliğindeki İdris Dağı’ndan doğduktan sonra, önce güneybatıya akarak Hasanoğlan Ovası’nın sularını toplayıp sonra batıya yönelerek Kayaş Vadisi’ne girdiği için Kayaş Suyu olarak da adlandırılır.

                     Fotoğraf. Hasan Akyar, Ankaralamalar

Kayaş Suyu, Hatip Çayı, Bent Deresi ve Tabakhane Deresi gibi çok sayıda ismi olan akarsu; yaygın olarak Ankara şehrinin tarihi yerleşimi olan kalenin eteklerinden geçerken aldığı Bent Deresi adıyla bilinir

Hatip Çayı, Ankara şehir merkezinden geçerken üzerinde kurulu Romalılardan kalma su bendi olduğu için, Bent Deresi adını alsa da 1930’lu yılların başında yapılan eklentilerle orijinalliğini kaybeden bentler tümüyle yıkılmıştır. 

Akarsuların kanalizasyon işlevi görmesi ve zamanla asfalt altına alınması ile şehir binadan başka birşey olmayan bir yapıya büründürülmüştür. 

Mimar Jansen’in 1928 Ankara planında kentin havuz/plajı ve rekreasyon alanı olarak tasarlanmış olan Bent Deresi bölgesi, plaj yapılmasa da kıyısındaki parklar ile dönemin en önemli mesire alanı durumundaydı. 

Geçmiş dönemde Ankara tiftik keçisinin tiftikleri bu derelerde temizlenmiş, tabakhane bu derelerin suyunu kullanmış ve şehri doyuran bostanlarda (özellikle Kazıkiçi bostanları) bu derelerin suyu kullanılmıştır. Hatip Çayı’nın üzerinde Roma döneminde yapılan bent marifetiyle suyun derinliği artırılarak kalenin savunmasına önemli katkı sağlamıştır. 

               Fotoğraf. Hasan Akyar, Antınpark, Kirazlıdere'nin bulunduğu alan

Ankara'nın Kaybolan Dereleri

Kavaklıdere: Adını taşıyan semtin içinden geçen Kavaklıdere, artık yer altına alınmış bir dere olarak kabul edilir. İmrahor Deresi’nin bir kolu olan bu dere, şehirleşme ile birlikte tamamen gizlenmiştir.

İncesu: Hatip Çayı ve Çubuk Çayı’nın birleşerek oluşturduğu Ankara Çayı’nın bir parçası olan İncesu da yer altına alınmıştır.

Hoşdere: Ankara’nın bir semtinin adını taşıyan Hoşdere, Ankara Çayı’nın kollarından biridir ve şehirleşme sonucu yer altına alınmıştır.

Akdere: Ankara’nın akarsularından biri olan Akdere, Ankara Çayı’nın bir parçasıdır ve o da yer altına alınmıştır.

Cevizlidere: Eski çağlarda tatlı su kaynağı ve balıkçılık için kullanılan Cevizlidere, günümüzde tamamen yer altına alınmıştır.

Dikmen Deresi: Dikmen semtinin adını taşıyan bu dere de Ankara Çayı’nın kollarından biridir ve yer altına alınmıştır.

Kirazlıdere: Ankara’nın merkezine 61 km uzaklıkta bulunan Pazar Köyü’nde yer alan Kirazlıdere, Selçuklu Dönemi’nde ticaret açısından önemli bir noktadır. 1960’lı yılların başında bile dere mi yoksa açık kanalizasyon mu olduğu belli olmayan bu su yolu, daha sonra menfezlere alınarak kapatılmıştır. Şimdilerde, Kirazlıdere’nin izlerini bulmak neredeyse imkansızdır.

Bu derelerin şehir altındaki varlığı, sadece birer isim olarak kalmakla kalmayıp, aynı zamanda şehrin su akış dengesi üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Şehirleşmenin ve yapılaşmanın getirdiği bu değişim, doğal dengeyi ne kadar bozduğunu ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunları gözler önüne seriyor.

Avrupa'dan Farklı Bir Yaklaşım

Avrupa'da, dereler üzerine kurulan bentler ve kemerlerle yapılan gondol gezileri gibi uygulamalar, su yollarının kültürel ve estetik bir değer taşıdığını gösteriyor. Avrupa şehirlerinde, su yollarının korunması ve estetik bir şekilde değerlendirilmesi, şehirlerin tarihi ve kültürel dokusuna katkıda bulunur. Bu yaklaşımlar, doğanın ve kültürün entegrasyonunu teşvik ederken, Ankara'daki durumu sorgulamanın gerekliliğini de ortaya koyuyor.

Ankara’nın dereleri üzerindeki değişim, sadece doğal bir kaybı değil, aynı zamanda kültürel bir zenginliği de gözler önüne seriyor. Şehirleşmenin getirdiği zorluklar ve kayıplar, belki de geçmişin izlerini koruma çabalarının ne kadar önemli olduğunu anlamamız için bir uyarı olabilir. Derelerin altında kalan tarih ve doğa, şehri yaşanabilir kılmak için birer hatırlatıcı olarak kalmaktadır.

Hasan Akyar’ın Ankara’dan İzler kitabında yer alan Kirazlıdere ve Münevver Deresi’ne dair ilginç fotoğraflar, bu kaybolan değerlerin izlerini arayanlar için önemli bir kaynak sunuyor. Şehirleşmenin gölgelerinde kaybolmuş bu dereleri, belki de geçmişe bir yolculuk yapmak, kentin kimliğini yeniden değerlendirmek için bir fırsat olarak görmeliyiz.

Ankara’nın Akarsuları ve 11 Eylül 1957 Sel Felaketi

Cumhuriyet tarihinde Ankara’nın yaşadığı en büyük doğal afetin, şehrin akarsu zenginliği ile ilişkili olması bu yazının konusunu oluşturmaktadır. Hatip Çayı’ndan kaynaklanan 11 Eylül 1957 Sel Felaketi unutulmuş, Ankara’nın ve Ankaralıların hafızasından tamamen silinmiştir. Ankara’nın sel ile tanışıklığı ise olayın öncesine dayanır.

4 Mayıs 1946’da Bent Deresi, 7-8 Mayıs 1947’de Hatip Çayı, 9 Temmuz 1950’de Ankara’nın bazı semtleri, 22 Mayıs 1951’de Ankara’nın bazı mahalleleri, 12-15 Haziran 1951’de Dikmen ve İncesu Dereleri, 20-23 Temmuz 1952’de Kayaş’ta su baskını… 17 Şubat 1953’de Çubuk Çayı taşarak Varlık Mahallesi’ni sular altında bırakmış, 1 Mayıs 1953’de şehre yağan yağmur ve dolu ile şehir merkezinde oluşan seller ve 19 Haziran 1954’de sağanak yağış sonucu bazı semtleri su basmış, 9-11 Eylül 1957’de Hatip Çayı havzasından gelen sel şehir tarihinin en büyük taşkınını meydana getirmiş ve 196 kişi hayatını kaybetmiştir. 18-21 Haziran 1961’de de Bayındır Çayı, Esat ve Dikmen Dereleri taşmıştır.

Kaynakça: 

https://ayrancim.org.tr/?p=9398

Akyar, Hasan, Ankaralamalar

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_%C3%87ay%C4%B1