31 Mart 2025 Pazartesi

 ATATÜRK VE TÜRKÇÜ AYDINLAR

FARKLILIKLAR VE ÇATIŞMALAR




NEVİN BİLGİN

Cumhuriyet ideolojisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde şekillenirken, Türk milliyetçiliği bu ideolojinin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Ancak dönemin önde gelen Türkçü aydınlarıyla Atatürk arasındaki ilişki, fikirsel uyum ve birliktelikler kadar bazı çatışmaları da beraberinde getirmiştir. 

Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan ve Reha Oğuz Türkkan gibi isimler, Türkçülük ideolojisine önemli katkılar sunarken, Atatürk’ün modernleşme vizyonuyla kimi zaman paralel, kimi zaman çelişkili yaklaşımlar ortaya koymuştur. 


Ziya Gökalp ve Atatürk: Türkçülüğün Teorisyeni

Ziya Gökalp, Türkçülük ideolojisinin teorisyeni olarak, Atatürk'ün Cumhuriyetçi modernleşme anlayışına derinlemesine etki etmiş bir isimdir. Gökalp’in "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" üçlemesi, milli kimlik inşasında temel bir prensip haline geldi. Gökalp, kültürel milliyetçiliği savunarak Türk milletinin tarihsel, edebi ve sosyal yönlerini öne çıkarmıştır. Atatürk, Gökalp'in fikirlerinden esinlenerek Cumhuriyet rejimini şekillendirirken, onun milliyetçi kültürel yaklaşımlarını pratikte daha kapsayıcı ve siyasi bir hale dönüştürmüştür. Bu uyum, Gökalp'in erken Cumhuriyet dönemi düşünce sisteminin Atatürk politikalarıyla kesiştiği bir zemini oluşturmuştur. 


Yusuf Akçura ve Atatürk: Üç Tarz-ı Siyasetin İzleri

Yusuf Akçura, 1904 tarihli "Üç Tarz-ı Siyaset" adlı makalesiyle Osmanlı Devleti için üç farklı siyasi yaklaşımı tartışmaya açmıştı: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Atatürk, Osmanlıcılık ve İslamcılığı reddederek, modern ve milli bir devlet inşa etmeyi hedeflemiştir. Akçura, Cumhuriyet döneminde bu anlayışın teorik destekçilerinden biri olarak Atatürk’ün yanında yer almıştır. Ancak Cumhuriyet'in ilerleyen yıllarında tarih yazımı ve devletin Türkçülük politikalarının uygulanışı konusunda Atatürk ile zaman zaman görüş ayrılıklarına düşmüştür.

        Fotoğraf: Vikipedi. Atatürk ve Ahmet Ağaoğlu

Ahmet Ağaoğlu: Cumhuriyet’in Liberal Milliyetçisi

Ahmet Ağaoğlu, liberal Türkçü bir düşünür olarak Atatürk’ün modernleşme politikalarına katkı sunmuş, ancak devletçilik anlayışıyla zaman zaman ters düşmüştür. Cumhuriyet’in ilk döneminde Atatürk’ün Halk Fırkası’nda aktif görev alan Ağaoğlu, Serbest Fıkra'nın programının hazırlanmasında bulunmuştur. Ekonomi politikalarında bireyci ve liberal görüşlerini ön plana çıkarmıştır. Buna karşılık, Atatürk’ün ekonomik devletçiliğe dayanan kalkınma anlayışı Ağaoğlu’nun fikirleriyle çelişkili bir zemin yaratmıştır. Ahmet Ağaoğlu’nun Atatürk’e sunduğu eleştirel raporlar ve fikirsel öneriler, iki lider arasındaki düşünsel çatışmalara rağmen karşılıklı bir etkileşim ve saygıyı barındırmıştır.

              fotoğraf. Tarihteniz. Zeki Velidi Togan


Zeki Velidi Togan ve Türk Tarih Tezi’ne Karşı Muhalefet

Türk tarihçiliğinin öncü isimlerinden Zeki Velidi Togan, Atatürk’ün tarih anlayışıyla özellikle Türk Tarih Tezi kapsamında fikir ayrılıkları yaşamıştır. Türk Tarih Tezi, Sümerler ve Hititler gibi kadim uygarlıklarla Türklerin bağlantılarını araştırmayı hedeflerken, Togan bu iddiaları bilimsel açıdan yetersiz bularak karşı çıkmıştır. Akademik bağımsızlık konusundaki tavrı, Togan’ın Türkiye’den ayrılarak Almanya’da akademik kariyerine devam etmesine neden olmuştur. Togan’ın çalışmaları, Türk milliyetçiliği içinde daha akademik bir duruşun temsilcisi olmuştur.


Nihal Atsız ve Atatürk: Milliyetçilikte Ayrılan Yollar

Nihal Atsız, daha radikal bir Türkçülük anlayışını savunarak, Atatürk’ün kültürel milliyetçilik çizgisinden ayrılmıştır. Atsız’ın ırk temelli ve keskin söylemleri, Atatürk’ün kapsayıcı ve modern milliyetçilik anlayışıyla örtüşmemiştir. Atatürk döneminde doğrudan bir çatışma yaşanmamış olsa da, Atsız’ın görüşleri özellikle Atatürk sonrası dönemde devlet politikalarına muhalefet şeklinde kendini göstermiştir.

                 Reha Oğuz Türkkan

Reha Oğuz Türkkan ve Radikal Milliyetçilik

Reha Oğuz Türkkan, daha radikal bir Türkçülük ve ırkçılık anlayışıyla 1940’larda Almanya’ya giderek oradaki milliyetçi çevrelerle temas kurmuştur. Türkkan, Atatürk’ün modernleşme odaklı milliyetçiliğinden farklı bir çizgide yer almış, Türkçülüğü etnik temelde radikal bir hareket olarak savunmuştur. Atatürk döneminde etkisi sınırlı kalan Türkkan’ın fikirleri, sonraki yıllarda daha tartışmalı hale gelmiştir.


Mustafa Kemal Atatürk, Türk milliyetçiliğini etnik temelli bir yaklaşım yerine, modernleşme ve milli birlik ilkeleri doğrultusunda şekillendirmiştir. Türkçü aydınlar ise, bu yaklaşımı farklı yönlere çeken ideolojik mücadeleler içinde yer almıştır. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu gibi isimler Atatürk ile uyumlu bir çizgide bulunurken, Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan gibi figürler daha sert ve radikal bir Türkçülük anlayışı benimsemiştir. Zeki Velidi Togan ise akademik bağımsızlık mücadelesiyle öne çıkmış ve Atatürk’ün tarih tezine karşı fikir ayrılığı yaşamıştır.

Atatürk’ün mirası, Türk milliyetçiliğini bir kimlik inşası olmanın ötesinde, çağdaş bir ulus devletin temeli olarak şekillendirmiştir. Bu süreçte Türkçü aydınlarla yaşanan dostluklar, farklılıklar ve çatışmalar, erken Cumhuriyet dönemi milliyetçiliğinin zenginliğini ve karmaşıklığını gözler önüne sermektedir.



Kaynakça: 

Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları

Gökalp, Ziya, Yeni Türkiye'nin Hedefleri

Akçura, Yusuf, Üç Tarzı Siyaset

Türkkan, Reha OĞuz, Yükselen Milliyetçilik ve 21. Yüzyıl Milliyetçiliği 

Köseoğlu, Nevzat, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı 

Bilgin, Nevin. Küreselleşme ve Milliyetçilik

https://dergipark.org.tr/tr/pub/cttad/issue/25240/266868


https://www.academia.edu/110384045/Atat%C3%BCrk_ve_Ayd%C4%B1nlanma_D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnsel_Temelleri_ve_Geli%C5%9Fimi


https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ahmet-agaoglu-1869-1939/


https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ahmet-zeki-velidi-togan-1890-1970/


https://dergipark.org.tr/tr/pub/tda/issue/62771/882706

https://www.academia.edu/43974959/Atat%C3%BCrk_%C3%BCn_T%C3%BCrk_Ocaklar%C4%B1n%C4%B1_Ziyaretleri_ve_Yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1_Konu%C5%9Fmalar

https://www.altayli.net/ataturk-anlatiyor-aydinlar.html#google_vignette

 

AMERİKAN MISSOURI ZIRHLISI VE TÜRKİYE’NİN BATI’YA KATILMA YOLCULUĞU



FOTOĞRAF KAYNAĞI: USN Gemileri - USS MISSOURI (BB-63), 1946 Akdeniz Gezisi

NEVİN BİLGİN

Missouri Zırhlısı olayı, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktasıdır. 1946 yılında, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün'ün naaşı, ABD'nin ünlü savaş gemisi USS Missouri ile İstanbul'a getirilmiştir. Bu olay, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye'nin Batı ile yakınlaşma sürecinin bir sembolü olarak görülmüştür.


Zırhlının Yolculuğu ve Özellikleri

USS Missouri, 22 Mart 1946'da Amerika Birleşik Devletleri'nden yola çıktı ve 31 Mart'ta Cebelitarık'a ulaştı. Burada, ABD Avrupa Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Henry Kent Hewitt'in bayrak gemisi oldu. Zırhlı, 5 Nisan'da İstanbul'a demirledi ve 9 Nisan'a kadar burada kaldı.



USS Missouri, 270 metre uzunluğunda ve yaklaşık 45 bin ton ağırlığındaydı. Bu devasa savaş gemisi, II. Dünya Savaşı sırasında Japonya'nın teslimiyet anlaşmasının imzalandığı yer olarak da tarihe geçmişti.


Ziyaretin Amacı ve İçindekiler

USS Missouri, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Mehmet Münir Ertegün'ün naaşını İstanbul'a getirmek için görevlendirilmişti. Bu, diplomatik bir jest olmanın yanı sıra ABD'nin Türkiye'ye verdiği desteği gösteren sembolik bir adımdı. Ancak ziyaretin tek amacı bu değildi; ABD, aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin Türkiye üzerindeki baskılarına karşı açık bir mesaj vermek istiyordu.



USS Missouri'nin mürettebatı, cenaze törenine katılarak Türk halkına saygılarını sundu. Ayrıca gemideki üst düzey ABD askeri yetkilileri, Türk yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.


Karşılama ve Etkileri

Missori'nin gelişi, Türk halkı ve hükümeti tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Zırhlı, Dolmabahçe Sarayı önünde demirledi ve halk gemiyi görmek için akın etti. Türk basını, bu ziyareti geniş bir şekilde ele aldı ve ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesine vurgu yaptı.



Missouri Zırhlısı'nın Türkiye'ye gelişi, sadece bir cenaze taşıma görevi değil, aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin Türkiye üzerindeki baskılarına karşı ABD'nin desteğini gösteren bir mesaj olarak da algılanmıştır. Bu ziyaret, Türk kamuoyunda büyük bir ilgiyle karşılanmış ve dönemin basınında geniş yer bulmuştur.

Bu ziyaret, Türkiye'nin Batı ile entegrasyon sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir. 1950'de NATO üyeliği için başvuran Türkiye, 1951'de NATO'ya katılarak Batı bloğuna dahil oldu.


Alexander W. Weddell, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi;
Amiral H. Kent Hewitt, ABD Avrupa Deniz Kuvvetleri Komutanı;
Yüzbaşı Roscoe H. Hillenkoetter, Missouri'nin Komutanı Memur ve
T.C. Protokol Bakanı M. Kadri Rizan.

Kaynak: 

https://www.ibiblio.org/hyperwar/OnlineLibrary/photos/sh-usn/usnsh-m/bb63-m1.htm


https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/9930


https://dergipark.org.tr/tr/pub/cttad/issue/25238/266811


https://www.derintarih.com/izdusum/missouri-serefine-itisip-kakismayalim-beyler/

       LEŞ KARGALARI

                                   fotoğraf: https://galeri.netfotograf.com/fotograf.asp?foto_id=381152

Nevin BİLGİN 

Leş kargaları ekosistemin "temizlik işçileri" olarak bilinir. Ancak mecazi anlamda kullanılır gerçek hayatta çoğu kez. Çıkarcı, fırsatçı, başkalarının kayıplarından beslenenleri anlatır. 

Güçlü bir metafor da oluşturur bu anlamda. 

Doğadaki leş kargaları ekosistemi temizleyerek işlevsel bir görev üstlenirken, insanlar için leş kargasını kullandığımızda sadece bir yıkımı akla getirir, kötücüllüğü, bencilliği, başkasının malına konmayı çağrıştırır. 

Günümüz toplumunda sıkça duyarız, tanık oluruz, bizzat kendimiz karşılaşırız. 

Aile içinde birbirlerinin malına göz dikenler, hak gasp edenler, maddi çıkar peşinde koşanlar. 

Anne babası daha hayattayken onu ezerek, onun yaşam imkanlarına göz koyanlar, adeta dişini sökenler. 

Yakınını kaybedip miras kavgasına düşenler. 

Komşu tarladan yarım metreye içeriye girenler. 

Boş arsasına tanımadığı kişilerin ev yapmasından yakınanlar. 

Yaşlı ebeveynlerine sevgi ve şefkat göstermek yerine, onlardan daha hayattayken maddi kazanç sağlamaya çalışanlar, onlara para ve kendi lüks yaşantısı (düğün, araba, ev, altın vs)  için baskı kuranlar. 

Tüm bunlar artık yalnızca trajik bireysel olaylar değil, toplumsal bir yozlaşmanın yansımaları. 

Bir insanı o çok önemsediği ailesine, yakınlarına karşı bile bu kadar acımasız hale getiren ne? 

Bu, bireyin doğal hayatta kalma güdüsünün modern toplumda bencil bir şekilde evrimleşmesinden mi kaynaklanıyor? 


Yoksa çocukluk döneminde eksik kalan ilgi ve sevgiden mi? 

Günümüzde ebeveynlerin yalnızca maddi anlamda bağ kurduğu, manevi değerleri göz ardı ettiği çocuklar, bencil ve fırsatçı bir benlik mi geliştiriyor? 

Ancak bu tek başına bir açıklama olabilir mi? 

Herkes aynı geçmişi paylaşmadığı halde, toplumda bu kadar geniş çaplı bir yozlaşma nasıl mümkün oluyor?

Aile içindeki çıkarcı davranışların kökeninde sevgi ve güven eksikliğinin yattığı bir gerçek. Ancak bireysel etik değerlerin nasıl bir rol oynadığı da göz ardı edilmemeli. 

İnsanlar, kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadede kendi manevi bağlarını, sosyal çevrelerini ve mutluluklarını feda ettiğinde gerçekten kazanmış mı oluyorlar? 

Aile bağlarının zayıflaması, sadece bireysel değil, toplumsal bir çürümenin başlangıcı değil mi?

Doğaya bakmak, bu davranışları sorgulamak için bize ilham verebilir. Leş kargaları, ekosistemin bir parçası olarak işlevsel bir görev üstlenir. İnsanların bu fırsatçı davranışları ise yapıcı bir sonuç doğurmaz; aksine aile bağlarını koparır, toplumu yalnızlaştırır ve bireyi uzun vadede daha büyük bir çıkmazın içine sürükler.

Bu çıkarcı ortam sizi yormuyor mu? 

Ne dersiniz? 

28 Mart 2025 Cuma

                             SEN ANLAT 

KONUK:  GALEATİ YAYINCILIK SAHİBİ MURAT TULGA



TÜRK YAYINCILIK SEKTÖRÜNDE KRİZ VE DÖNÜŞÜM

GALEATİ YAYINCILIK SAHİBİ TULGA: 

"HAYATTA OLMAYAN YAZARIN BİLE YENİ ESERİNİ YAPAY ZEKAYLA YAZMAK MÜMKÜN" 

"EKONOMİK KRİZ NEDENİYLE BİN YERİNE 250 BASIYORUZ, KUŞE YERİNE ENZO KREM KULLANIYORUZ" 

" HIZLA SESLİ KİTABA VE E KİTABA GİDİLİYOR" 

"SESLİ KİTAPTA CİDDİ PAZAR OLUŞMAYA BAŞLADI"

"YAZARLARIN SESİ OLMAYA ÇALIŞIYORUZ" 

"HEDEF KİTLEMİZ AYSBERGİN ALTINI GÖRMEYE ÇALIŞANLAR" 


NEVİN BİLGİN 

Sen Anlat köşesinin konuğu Galeati Yayıncılık Sahibi V. Murat Tulga. 

Tulga ile yayıncılık sektörünün sorunlarını ve ekonomik kriz, dijital dönüşümle birlikte sektörün içinde bulunduğu krizi konuştuk. Tulga, 


"BİN YERİNE 250 BASIYORUZ, KUŞE YERİNE ENZO KREM KULLANIYORUZ" 

Tulga'nın sorulara verdiği yanıtlar şöyle: 

1. Ekonomik dalgalanmalar ve döviz kurlarındaki değişimler yayıncılık sektörünü nasıl etkiledi? Bu zorluklarla başa çıkmak için Galeati Yayıncılık olarak ne tür stratejiler geliştirdiniz?

Bir kitabın yayına hazırlanmasında ve basımında her türlü ham madde tamamıyla dövize endekslidir. Bir kitabın kâğıdı, kapaktaki karton, kapak üzerindeki selefon, tabii ki baskı esnasında kullanılan boya dahil olmak üzere tüm kullanılan malzeme dövize bağlıdır. Bu malzemeler yurt dışından ithal edilmektedir. Bunlardan birinde olan dalgalanma veya fiyat değişimi otomatik olarak kitap maliyetlerine, sonuçta kitap fiyatlarına etki etmektedir.  

Bu kapsamda bu sorunun üstesinden gelmek için baskı adetlerinde eskiden 1000 baskı adedi temel alınırken bu miktarı 300, 250, 150 gibi rakamlara düşürerek kitap maliyetlerini azaltmaya çalışıyoruz. Son çıkan kitaplarımız genellikle 250 baskı adedi ile çıktı.   

Yine maliyetten kaçmak üzere çok kaliteli malzeme kullanmaktan kaçarak nispeten standart ve ortalama baskı kalitesi kullanıyoruz. Örnek: Kuşe kâğıt yerine enzo krem kâğıt kalitesi kullanmak, kapak tasarımlarında kabartma baskılardan kaçınarak düz sade baskılar yapmak gibi…

Yine yayınevi olarak basılacak kitap seçiminde nitelikli kitap arayarak özellikle sermayemizi piyasada ses getirecek kitapların basımına yönlendiriyoruz. Yani kılı kırk yarıp en nitelikli ve okunacak, sevilecek kitabı seçmeye çalışıyoruz. Bu konuda atacağımız mermiyi çok değerlendirip o şekilde kullanıyoruz.  Bu da ne yazık ki basılacak daha az kitap demek anlamına geliyor.

Yine eskiden çalıştığımız ofset klasik matbaa baskısı yerine dijital baskı yapan basımevleri ile çalışmak durumunda kalıyoruz. Bu da nispeten yayın baskı kalitesini düşürmektedir.



"HAYATTA OLMAYAN YAZARIN BİLE YENİ ESERİNİ YAPAY ZEKAYLA YAZMAK MÜMKÜN" 

2. Yapay zekâ teknolojilerinin yayıncılık sektörüne etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Galeati Yayıncılık olarak bu teknolojilerden nasıl faydalanıyorsunuz veya faydalanmayı planlıyorsunuz?

Yapay zekâ teknolojisindeki gelişmeler yayıncılık sektörünü çok yakından etkilemektedir. Teknoloji öyle bir seviyeye geldi ki hayatta olmayan bir yazarın dört beş eserinin ana temalarını girerek yazarın yeni bir eserini yayın hayatına kazandırmak mümkün hale geldi. Bunun yanında yayıncılık sektöründe taslak yayının hazırlanmasında editörlük desteği, yayının imla kuralları açısından değerlendirilmesi ve düzeltilmesi, genel anlam bütünlüğünün kıymetlendirilmesi, kapak ve isim çalışmaları gibi idari konuların karar aşamasında ve özellikle tanıtım ilanlarının oluşturulması gibi sosyal medya kullanımlarında yapay zekâ teknolojisinden yararlanıyoruz. Bunlar sadece şimdilik, teknoloji içerisine girdikçe daha birçok kullanım alanında da kullanılması mümkün görünüyor. 

"MALİ, DAĞITIM VE PAZARLAMA GÜÇLÜKLERİ VAR"

3. Türkiye'de yayıncılık yapmanın en büyük zorlukları nelerdir? Bu zorlukların üstesinden gelmek için sektörde ne tür değişiklikler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bu konuyu aşağıdaki maddeler altında sınıflandırabiliriz;

Mali güçlükler başlığı altında daha önceki maddede sektörün döviz endeksli olduğu ve bu baskı altında olduğunu belirtmiştim. Bu baskı sektörün her aşamasında bir tehdit olmaya devam ediyor. Mali güçlükleri aşmak üzere aşağıdaki önlemlerin alınmasının uygun olacağını değerlendiriyorum.

Yayın sektörüne devlet bankaları tarafında ucuz ve uzun vadeli kredi desteğinin sağlanması gerekmektedir.

Yayınevlerine KOSGEB destekleri arttırılmalıdır.

Kültür Bakanlığı yayınevlerinden bir değerlendirme yaparak yılda iki kez kitap alımı yapmaktadır. Bu alımlar yayınevleri için nakit para girişi sağlaması nedeniyle önemli bir kaynak yaratmaktadır. Bu kitap satım alımları ve bu alımlardan yararlandırılan yayınevleri arttırılmalıdır. Hatta tüm çıkan kitaplardan belli bir miktarı otomatik olarak satın alınarak yurt içindeki bütün kütüphanelere girmesi sağlanmalıdır. 


Dağıtım Güçlükleri altında, yayıncılık sektöründe arka planda kalan en önemli konulardan birisi de kitabın dağıtımda karşılaşılan kargo ücretleridir. Kargo ücretlerindeki artış neredeyse kitap dağıtımını imkânsız hala getirmiştir. En makul kargo durumunda olan PTT kargoda bireysel bir kitap için 150 lira civarında kargo ücreti talep edilmektedir. Bir kitabın kapak fiyatı ortalama 150 lirayken bir kitabın kargosu için neredeyse aynı fiyat istenmektedir. Bu ücretler doğrudan kitap fiyatlarını da arttırmaktadır. Bu konuda yayıncı meslek kuruluşlarımız özellikle PTT gibi yurt içinde çok yaygın dağıtım ağı sağlayan kargo şirketleri ile değişik antlaşmalar yapmaktadırlar. Bu antlaşmaların sürdürülmesi önemlidir. Bunun yanında sözleşme hükümlerinin karşılanabilir ve uygun koşullarla devam ettirilmesi de önem arz etmektedir. PTT dışında diğer kargo şirketlerinin de bu konuda kolaylık sağlamalarının önü açılmalı, antlaşma sağlanan kargo şirketleri çoğaltılmalıdır.

Pazarlama güçlükleri;

Kitap Fuarcılığında tek el fuarcılık anlayışı kırılmalıdır. Belediyeler ve Kültür Bakanlığı kitap fuarcılık konusunda önder olmalıdır.

Yayınevleri arasında kooperatifçilik geliştirilmelidir. 

" HIZLA SESLİ KİTABA GİDİLİYOR" 

4. Galeati Yayıncılık'ın kuruluşundan bu yana geçen süreçte, yayıncılık sektöründe gözlemlediğiniz en büyük değişimler neler oldu?

Yayıncılık sektörü mali baskılar altında hard copy basılı yayından nispeten daha hesaplı olan dijital ve sesli yayına doğru bir evrim geçiriyor. Şunu söylemek bir kehanet değildir: Kitap fiyatlarının bu kadar arttığı günümüzde, Belki birkaç on yıl sonra kitap, dergi ve gazetelerin çok az sınırlı şekilde,  koleksiyon baskı olarak birkaç on tane basılıp ağırlığın e-kitap, e-gazete, e-dergi ve sesli kitaba doğru evrileceğine değerlendiriyorum. 

"SESLİ KİTAPTA CİDDİ PAZAR OLUŞMAYA BAŞLADI" 

5. Okuyucu alışkanlıklarının değişmesi, dijitalleşme ve e-kitapların yaygınlaşması gibi faktörler yayıncılık sektörünü nasıl şekillendiriyor? Bu değişimlere nasıl adapte oluyorsunuz?

Günümüz iş sektörlerinde değişimler görülmekte ve yeni iş kolları açılmaktadır. Bunun yanında teknolojideki süratli gelişmelerde yayıncılık sektörüne yeni kapılar sağlamaktadır. Günümüze bunun en önemli yansımaları e kitap ve sesli yayın olarak ortaya çıkıyor. 

Özellikle genç okuyucular basılı kitap yerine e kitabı tercih ediyorlar. Bu konuda da dijitalleşme, sosyal medya kullanımı ve maliyet değerlendirmesi etkili olmaktadır. Bir kitaba yüzlerce lira vermek yerine bir siteye üye olarak yüzlerce kitabı okuma aparatlarına indirmek ve istedikleri zaman, yer ve koşulda bunları okumak gençlere çok pratik geliyor. Özellikle yaşlı jenerasyonun bir gazeteyi, kitabı ellerine alıp okuma alışkanlığı gençler için bir bilgisayar, kindle veya akıllı telefondan okuma alışkanlığına süratle evrilmektedir. 

Bunun yanında günümüzün en büyük sorunu zaman yaratmadır. Bu kapsamda başka bir işi yaparken bir sesli kitap dinlemek belli bir yoğun kesim için uygun karşılanmaktadır. Arabasıyla veya kamyonuyla sürekli mal dağıtan veya mal pazarlaması yapan, yollarda olan bayağı ciddi bir kesimin okumak yerine dinleyerek zamandan tasarruf etmelerine şahit oluyoruz. 

Sesli kitap da ciddi bir Pazar oluşturmaya başladı. Bu kapsamda bizde yayınevi olarak sesli kitap sektörüne girerek bazı yayınlarımızı storytel, kitap yurdu, google kitap gibi siteler üzerinden okuyucu ile buluşturmaya başladık. Son baskılarda kitaplarımızı aynı anda basılı, e kitap ve sesli yayın olarak değişik alternatif yollarının karışımını kullanarak piyasaya sürüyor, bu alternatiflerden bir sinerji oluşturmaya çalışıyoruz... 



"YAZARLARIN SESİ OLMAYA ÇALIŞIYORUZ" 

6. Galeati Yayıncılık'ın yayın politikası ve hedef kitlesi hakkında bilgi verebilir misiniz? Özellikle hangi tür eserleri yayınlamayı tercih ediyorsunuz?

Biz Türkiye sorunlarına ilgi duyan, bu kapsamda bu sorunların empoze edilmeye çalışıldığından farklı bir bakış açısı ile ele alan siyasi yayınları basmaya çalışıyoruz. Bu konuda söyleyecek çok şeyi olan bir kesim var. Bu kesim bu emeklerini ne yazık ki kolayca bastıracak yayınevi bulamıyorlar, zorluk yaşıyorlar.  İşte biz yayınevi olarak bu yazarların sesi olmaya çalışıyoruz. Günümüzde bu konumda çok yayınevi de yok. Bunu biliyor, bu kapsamda bunu bir görev olarak görüyoruz. 

Bunun yanında nitelikli roman ve hikayeler ile edebiyatımıza nitelikli eser kazandırmaya çalışıyoruz. Yine siyasi kitaplar yanında yoğun bir araştırma sonucunda ortaya çıkartılmış, akademik çalışmaların basımına da öncelik veriyoruz.  


"HEDEF KİTLEMİZ AYSBERGİN ALTINI GÖRMEYE ÇALIŞANLAR" 

Hedef kitlemiz bu kapsamda aysbergin altını da görmeye çalışan, farklı yönleri de öğrenmeye aç genellikle orta yaş grubundaki bir okuyucu kitlemiz var. Yine üniversite de okuyan, araştırma yapan akademik personelin de yoğun ilgisine sahibiz.

7. Gelecekte Galeati Yayıncılık olarak hangi projeleri hayata geçirmeyi planlıyorsunuz? Yayıncılık sektörünün geleceği hakkında öngörüleriniz nelerdir?

Yayın politikamızı devam ettirmeye kararlıyız. Bunun yanında özellikle baskı sektörünün dijitalleşmesinin önemini algılayarak e- kitap ve sesli yayına daha fazla önem vermeye ve nitelikli kitap basma yolunda yürümeye devam edeceğiz.



Kimdir?

18 Ağustos 1962 tarihinde, Ankara’da doğdu. Subay bir baba ve ev hanımı bir annenin ikinci çocuklarıdır. 1985 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 2002 yılında Kara Harp Akademisi’nden kurmay subay olarak mezun oldu. TSK’nın değişik birlik ve karargâhlarında görev yaptı. En son görevi esnasında Balyoz Harekât Planı kapsamında yargılandı, dava sonucunda kendisine 16 yıl ceza, babalık haklarından ve kamu hizmetlerinden mahrumiyet hükmedildi. İki yıl sekiz ay Hasdal ve Hadımköy’de tutuklu kaldı. Yargıtay 9’uncu Dairesinin 09 Ekim 2013 tarihinde verdiği karar ile hakkında verilen hüküm bozularak tahliye edildi. Tekrar yargılandı ve beraat etti.  

2014 yılında kendi isteği ile TSK’den emekli olarak çok sevdiği üniformasına veda eden V. Murat TULGA’nın, “27 Mayıstan Balyoza, Babadan Oğula Bir Mağduriyet Hikâyesi”, “Kumpasa Karşı Komutan Mektupları”, “Subayı Öldürmek” isimli kitapları ile “Bir Kumpas Şehidi, Albay Murat Özenalp” adlı bir kitap derleme çalışması, değişik gazete ve internet sitelerinde yayınlanmış makale ve köşe yazıları mevcuttur. 

Galeati Yayınevi’ni 2014 yılında emekli olması sonrası kurmuştur. O günden bu yana yüzü geçkin kitabı yayın hayatına kazandırmıştır. Yayıncılık hayatına Ankara’da devam etmektedir.


27 Mart 2025 Perşembe

 TOPLUMSAL MESAJLARIN GÖRSEL GÜCÜ

GÖSTERİLERDE SÜPER KAHRAMAN KOSTÜMLERİ

Örneğin, Spider-Man'in maskesi, sadece bir kostüm unsuru değil, aynı zamanda "herkes bir kahraman olabilir" mesajını taşıyan güçlü bir simgedir. 

Kostümler güçlü anlatı aracı...

               fotoğraf: Sözcü

NEVİN BİLGİN 

Süper kahraman kostümleri, sadece eğlence dünyasının bir parçası değil artık. Bu süper kahramanların filmleriyle büyüyen yeni nesilin bilinçaltında oldukça önemli yer tutan bu simgeler, güçlü birer görsel mesaj aracı aynı zamanda. Süper kahraman filmlerinde de filmin kahramanları gerçek kimliklerini gizleyerek kostümleriyle tanınmaktadır aslında. 

Göstericiler bile artık  süper kahraman kostümleriyle gerçekleştiriliyor. Böylece  hem kimliklerini gizleme, hem de güçlü bir sembolizm yaratarak dikkat çekme sağlanıyor. Bu durum, popüler kültürün toplumsal protestolara etkisini açıkça gözler önüne sermektedir.

Almanya'da Çevreci Protestolar ve Süper Kahramanlar

Örneğin, Almanya’da düzenlenen "Petersberg İklim Diyaloğu" toplantısında, "AVAAZ global halk hareketi" üyeleri, süper kahraman kostümleriyle dikkat çekici bir protesto gerçekleştirmiştir. Göstericiler, pankartlarında "Bizim çevreci Başbakanımız nerede?" ve "Kömürü toprağın altında bırak" gibi sloganlar taşıyarak, 2050 yılına kadar yüzde yüz temiz enerjiye geçilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Süper kahraman kostümleri, bu mesajı görsel olarak güçlendiren bir araç olarak kullanılmıştır.



Kimlik Gizleme ve Direnişin Sembolizmi

Süper kahraman kostümlerinin en önemli işlevlerinden biri, bireylerin kimliklerini gizleyerek anonimlik sağlamasıdır. Maskeler, pelerinler ve zırhlar, fiziksel kimlik gizlemenin ötesinde, bireylerin toplumsal hareketlerde kendilerini bir "kahraman" olarak ifade etmelerine olanak tanır. 

Örneğin, Spider-Man'in maskesi, sadece bir kostüm unsuru değil, aynı zamanda "herkes bir kahraman olabilir" mesajını taşıyan güçlü bir simgedir. Gösterilerde bu tür kostümleri seçen bireyler, bu semboller aracılığıyla hem bireysel hem de toplumsal bir mesaj vermektedir.

Popüler Kültürden İlham Alınan Kostümler

Marvel ve DC Comics evrenlerinden gelen süper kahramanların kostümleri, protestoların görselliğini artırmak için sıkça kullanılmaktadır. Black Widow ve Captain America gibi karakterlerin kostümleri, adalet arayışı, dayanışma ve mücadele temalarını taşır. 

Çizgi romanlardan uyarlanan filmlerdeki kostüm tasarımlarının etkisi, bu kostümlerin protestolarda tercih edilme sıklığını artırmıştır. Örneğin, Black Widow’un kararlılık ve cesaret sembolü olan giysileri ya da Captain America’nın özgürlüğü temsil eden kalkanı, göstericiler tarafından sahiplenilmektedir.

Kostümlerin Teknik ve Simgesel Analizi

Protesto bağlamında kullanılan süper kahraman kostümleri, yalnızca estetik bir seçim değildir; aynı zamanda güçlü bir anlatı aracıdır. Kostümlerin renkleri, dokuları ve aksesuarları, sembolik anlamlar taşır. Araştırmalar, bu kostümlerin toplumsal mesajların iletilmesinde etkili bir araç olduğunu göstermektedir. 

Örneğin, Marvel's Avengers ve Avengers: Age of Ultron filmlerinde kullanılan kostüm tasarımları, çizgi romanlardaki orijinal tasarımlarla karşılaştırıldığında, görsel mesajı güçlendirmek için birçok değişiklik geçirmiştir.

Kaynakça: 

https://www.sozcu.com.tr/liderlere-super-kahraman-protestosu-wp836236

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2498683

https://www.kostumsarayi.com/blog/icerik/super-kahraman-kostumleri-dunyasina-yolculuk


 ÇİZGİ ROMANIN DÖNÜŞÜMÜ VE EKONOMİK ENGELLER

TÜRKİYE'DE ÇİZGİ ROMAN KÜLTÜRÜ BİTME NOKTASINA GELDİ

ABDÜLCANMAZ, TARKAN VE KARAOĞLAN'DAN Z KUŞAĞI KAHRAMANLARINA

Z KUŞAĞININ KAHRAMANLARI: 

Iron Man, Spider-Man, Black Panther, Captain Marvel ve Thor 

Batman, Superman, Wonder Woman ve Flash 


               Fotoğraf: Vikipedi

NEVİN BİLGİN 

Bir zamanlar Türkiye’de gazetelerin arka sayfalarından kitapçılara kadar geniş bir alanda yer bulan çizgi romanlar, günümüzde nostalji raflarını süsleyen birer kültürel miras haline gelirken, çizgi romanın yeni hali de oldukça popüler hale geldi.  Ancak bu kültür, sadece dijitalleşme ve değişen okuyucu alışkanlıklarının değil, aynı zamanda ekonomik krizlerin ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların da etkisi altında gerilemeye mecbur kaldı. Z kuşağı, çizgi roman kültürüne oldukça düşkün, kahramanları farklı olsa da. Ancak ekonomik krizle birlikte çizgi roman kültürü de sekteye uğradı. 

          fotoğraf.Çizgidiyarı.com

Ekonomik Zorlukların Gölgesinde

Son yıllarda Türkiye'de ekonomik dalgalanmalar, yayıncılık sektörünü olduğu gibi çizgi roman sektörünü de derinden etkiledi. Dövize bağlı olarak artan kağıt maliyetleri ve ithal çizgi romanların fiyatlarındaki yükseliş, okuyucular için bu eserleri ulaşılması güç bir lüks haline getirdi. Yerli üreticiler de artan maliyetler ve daralan pazar nedeniyle üretimde zorlandı. Çizgi roman sektörü, bu ekonomik yük altında eski gücünü kaybetti.

Eskiden gazetelerde "arkası yarın" formatında yayımlanan çizgi romanlar, hem eğlence hem de kültürel bir alışkanlık olarak büyük bir kitleye hitap ediyordu. Bu format, okuyucuları her gün gazeteye bağlayan bir unsur haline gelmişti. Özellikle 1950'ler ve 60'larda, çizgi romanlar gazetelerin vazgeçilmez bir parçasıydı. 

Ancak, bu dönemde bazı çizgi romanların içeriklerinde zaman zaman tartışmalı ve pornografik unsurların yer aldığı da biliniyor. Bu durum, çizgi romanların toplumda farklı tepkiler almasına neden olmuştu.

ABDÜLCANBAZ, TARKAN VE KARAOĞLAN VARDI

Altın çağında Abdülcanbaz, Tarkan, Karaoğlan gibi kahramanlar Türkiye'de geniş kitlelere hitap ediyordu. Bu karakterler, hem tarihi esinlerle hem de güçlü hikayelerle okuyucuları kendine bağladı. Ancak yerli üretimlerin sınırlı kalması ve yeterli yatırımın yapılamaması, bu mirasın sürekliliğini zorlaştırdı.

"Teksas" ve "Tom Miks" Türkiye'de bir dönemin en sevilen çizgi romanlarından bazılarıydı. 1950'lerden itibaren yayımlanmaya başlayan bu çizgi romanlar, özellikle western (vahşi batı) temalı maceralarıyla büyük bir hayran kitlesi oluşturdu.

Z KUŞAĞININ YENİ KAHRAMANLARI: MARVEL, DC COMİCS, MANGA

Dijital platformların yükselişi, çizgi roman tüketiminde de büyük bir değişime yol açtı. Z kuşağı, çizgi romanları artık basılı formda değil, dijital ortamda tüketmeyi tercih ediyor. Ayrıca, Marvel ve DC Comics gibi süper kahraman evrenleri ve Manga kültürüne duyulan büyük ilgi, yerel üreticilerin bu küresel devlerle rekabet etmesini zorlaştırıyor.

            fotoğraf: İndipendent Türkçe

Iron Man, Spider-Man, Black Panther, Captain Marvel ve Thor gibi kahramanlar, Marvel'ın sinematik evreni sayesinde Z kuşağı arasında oldukça popüler.

DC Comics: Batman, Superman, Wonder Woman ve Flash gibi kahramanlar, hem çizgi romanlarda hem de filmlerde Z kuşağının ilgisini çekiyor.

Manga ve Anime Kahramanları: Japon mangaları ve animeleri, Z kuşağı için büyük bir ilgi odağı. Naruto, Luffy (One Piece), Tanjiro (Demon Slayer) ve Eren (Attack on Titan) gibi karakterler öne çıkıyor.



Dövizle Alınan Çizgi Romanlar

İthal çizgi romanların dövize endeksli olması, bu eserlerin Türkiye'deki okuyucular için oldukça pahalı hale gelmesine neden oldu. Özellikle koleksiyoncular ve çizgi roman meraklıları için ulaşılabilirlik, ekonomik koşullara doğrudan bağlı hale geldi. Bu da sektöre olan genel ilgiyi olumsuz etkiledi.

Eğitici Çizgi Romanların Eğitimdeki Rolü: Yapılan Bir Araştırma"

Yapılan bir araştırmada, sınıf öğretmenlerinin eğitici çizgi romanlara yönelik görüşleri incelendi. Araştırma kapsamında çizgi romanların tanımı, temel özellikleri, tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki tarihsel süreçleri ele alınmıştır. Ayrıca, eğitici çizgi romanların eğitimdeki çeşitli değişkenler üzerindeki etkilerini değerlendiren yurtiçi ve yurtdışı çalışmalar analiz edilmiştir.

Elde edilen bulgular, çizgi romanların genellikle ortaokul ve lise öğrencileriyle sosyal bilgiler, fen bilimleri, tarih dersleri ve dil öğretimi süreçlerinde kullanıldığını göstermektedir. Ancak ilkokul düzeyinde eğitici çizgi romanların kullanımına ilişkin çalışmaların sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle araştırma, sınıf öğretmenlerinin eğitici çizgi romanlarla ilgili görüşlerini özellikle ilkokul düzeyinde incelemeyi amaçlamıştır.

Araştırma, nitel yöntemlerle olgubilimsel desen kullanılarak yürütülmüş ve 8 yarı yapılandırılmış görüşme sorusuyla veri toplanmıştır. Veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Sonuçlar, sınıf öğretmenlerinin eğitici çizgi romanların eğitim öğretimde faydalı olduğuna inandığını ve bu materyallerin müfredatta daha fazla yer alması gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, eğitici çizgi romanlarla ilgili hizmet içi eğitimlerin artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Kaynakça: 

https://www.yenidonem.com.tr/yazarlar/irem-guner-141/39-z-kusagi-39-nin-yeni-nesil-cizgi-roman-evreni-16991

https://listelist.com/turkiyenin-cizgi-roman-karakterleri/

https://www.yeniasir.com.tr/cumartesi/2025/03/22/en-populer-turk-cizgi-roman-karakterleri

https://wannart.com/icerik/20011-turkiyede-cizgi-romanin-gecmisi

https://www.cizgidiyari.com/forum/k/eski-gazetelerde-cizgi-romanlar.77082/

https://dergipark.org.tr/tr/pub/jena/issue/78196/1268284


26 Mart 2025 Çarşamba

ÇİN'İN BALKAN KANALI: İPEK YOLU'NU KISALTMA PLANI

DENİZDEN BİN KM MESAFEYİ KISALTACAK YENİ YOL PROJESİ BALKANLARDAN AVRUPA'YA ULAŞMAYI PLANLIYOR

VARDAR VE MORAVA NEHİRLERİNDEN TUNA'YA BAĞLANACAK

Morava ve Vardar nehirlerini birleştirerek 700 km kanal yapılacak.

NEVİN BİLGİN 

Günümüz ticaret dünyasında lojistik verimlilik ve hız, ekonomik rekabette belirleyici unsurlar haline gelmiş durumda. Bu bağlamda, Çin'in İpek Yolu'nu 1.000 kilometre kısaltma hedefiyle Balkanlar üzerinden bir kanal açma planı dikkat çekiyor. Pyus Limanı'ndan başlayarak Trieste Limanı'na ulaşacak bu rota, Morava ve Vardar nehirleri üzerinden Ege Denizi ile Tuna Nehri'ni bağlamayı amaçlıyor.


Stratejik Konumlar: Pyus ve Trieste Limanları

Bu büyük proje, Çin'in Avrupa pazarına olan bağlantısını güçlendirme amacını taşıyor. Pyus ve Trieste limanlarının birleştirilmesi, Uzak Doğu'dan Avrupa'ya yapılan ticarette zaman ve maliyet avantajı sağlayabilir. Avrupa'nın büyük sanayi merkezlerine daha kısa sürede erişim imkânı, lojistik süreçlerde devrim niteliğinde bir dönüşüm yaratabilir.


Morava ve Vardar Nehirlerinin Rolü

Kanal projesinin temel bileşenlerinden biri, Morava ve Vardar nehirlerinin birleştirilmesi. Bu entegrasyon, Balkanlar'da ekonomik iş birliğini ve bölgesel kalkınmaya katılımı artırabilir. Aynı zamanda, Çin'in Deniz İpek Yolu stratejisini destekleyerek, Akdeniz ticaret yollarını daha etkin hale getirme potansiyeli taşıyor.


Jeopolitik ve Ekonomik Etkiler


Bu büyük çapta bir altyapı projesinin hayata geçirilmesi, Sırbistan, Kosova, Kuzey Makedonya ve Yunanistan gibi bölge ülkeleri arasında yoğun bir koordinasyon gerektiriyor. Ancak, bölgedeki diğer güçler, bu projeye farklı perspektiflerden bakabilir. Özellikle Türkiye'nin, proje gerçekleşirirse Boğazlar üzerindeki stratejik avantajını kaybetme endişesiyle bu girişime karşı çıkabileceği düşünülüyor. Boğazların yanı sıra, kanalın geçtiği bölgelerde çevresel etkiler ve altyapı maliyetleri de dikkatle ele alınması gereken unsurlar arasında yer alıyor.

Hayalden Gerçeğe

Çin'in Balkan Kanalı projesi, teorik olarak İpek Yolu'nun ticaret ünitesini daha verimli hale getirme potansiyeline sahip. Ancak, böylesine devasa bir inşaat hamlesinin hayata geçmesi için diplomatik engellerin aşılması, çevresel faktörlerin hesaba katılması ve maliyet-etkinlik analizlerinin yapılması gerekiyor.


Bu projenin gerçekleşmesi halinde, sadece Çin'in değil, Avrupa ve Balkan ülkelerinin de ekonomik dengesinde büyük değişiklikler meydana gelebilir. Ancak, tarih boyunca böyle büyük projeler bazen siyasi engellere takılmış, bazen de ekonomik sebeplerle rafa kaldırılmıştır. Çin'in bu iddialı planının gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ise zamanla netleşecek.

Kaynakça: 

https://21yyte.org/cin-halk-cumhuriyeti/cin-in-balkanlar-da-ne-i-si-var/29499

https://balkaninsight.com/2013/09/26/chinese-investors-give-green-light-for-balkan-channel/

GÜNEYDOĞU AVRUPA'DA SÜRDÜRÜLEBILIR YÜK TAŞIMACILIĞI IÇIN BIR IÇ SU YOLU SEÇENEĞI

https://www.wbif.eu/storage/app/media/Annual%20Report/WBIF%20Key%20Achievements%202023/wbif-key-achievements-report-2023-final.pdf

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kusak-ve-yol-girisimi-cinin-yukselen-guc-stratejisinin-temel-tasi/3021633

https://www.reddit.com/r/AskBalkans/comments/lqu92r/chinas_insane_plan_to_dig_a_canal_across_the/?rdt=45879


https://www.youtube.com/watch?app=desktop&v=4Zn7KfSCZM4&t=0s


FASFAKİRİ DE NEYİN NESİ? 

 FAS FAKİRİ: 

BİR YOKSULLUK MU, BİLGELİK Mİ?


NEVİN BİLGİN 

Kapitalizmin küreselleşmesi, uluslararası şirketlerin devletlerden daha güçlü hale gelmesiyle birlikte oluşan yeni ekonomik yapı zengin ve fakir arasındaki uçurumu arttırırken, "fas fakir" kavramı oldukça trend oldu. 

Fas fakiri kavramı üzerine hiç düşündünüz mü? Bu ifadeyi ilk kez duyan biri için yalnızca ekonomik yoksunluğu çağrıştırabilir. Ancak bu terim, tarih boyunca çok daha derin bir anlam kazanmış ve özellikle tasavvuf geleneğinde, dünyevi hayattan bilinçli bir kopuşun ifadesi olmuştur. Peki, neden bir insan fakirliği bir yaşam biçimi olarak benimser? Yoksunluk ile bilgelik arasında nasıl bir bağ vardır?

Derkāviyye Tarikatı ve Zühd Anlayışı

Fas fakirliği kavramı, bugünkü Fas'ın bulunduğu topraklarda 18. yüzyılda Mevlây el-Arabî ed-Derkāvî tarafından kurulan Derkāviyye tarikatı ile özdeşleşmiştir. Bu tarikat, Şâzelî tarikatının bir kolu olup, tasavvufun dünyevi bağlardan arınma yönünü en uç noktaya taşımıştır. Derkāviyye'nin takipçileri, sadece maddi varlıkları terk etmekle kalmamış, aynı zamanda toplumla olan bağlarını da büyük ölçüde kesmiştir. Onlar için zühd, yalnızca dünyaya sırt çevirmek değil, aynı zamanda nefsin terbiyesi için bir zorunluluktu.

Mevlây el-Arabî ed-Derkāvî'nin öğretilerine göre, dünyevi nimetlerden uzaklaşmak insanı saflaştırır ve hakikate ulaşmasını sağlar. Bu nedenle Derkāvî müridleri, dilenme, yamalı elbiseler giyme, hatta toplumun değer verdiği davranış kalıplarını reddetme gibi pratiklerle dünyadan tamamen soyutlanmıştır. Bir anlamda, onlar için fakirlik bir zorunluluk değil, ruhsal bir arınma sürecidir.



Fakirlikten Bilgeliğe: Derkāviyye’nin Felsefesi

Fas fakirliği yalnızca maddi yoksulluk anlamına gelmez; aynı zamanda dünyevi arzuların, hırsların ve toplumsal statü kaygılarının reddini simgeler. Bu yaklaşım, Şâzelî tarikatının erken dönem kurucularının görüşlerinden farklılaşmaktadır. Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî ve İbn Atâullah el-İskenderî gibi isimler, müridin sosyal hayattan kopmadan manevi yolculuğunu sürdürebileceğini savunurken, Derkāviyye mensupları ise toplumu tamamen geride bırakmayı tercih etmiştir.

Bu katı tutum, dönemin diğer tasavvufi ekolleri tarafından da eleştirilmiş, ancak halk arasında büyük bir ilgi görmüştür. Çünkü birçok insan, özellikle de siyasi ve ekonomik çalkantılar içinde ruhsal bir sığınak arayanlar, Derkāviyye’nin sadelik ve içsel huzur anlayışına yönelmiştir.

Günümüzdeki Fas Fakirliği 

Modern dünyada böyle bir yaşam tarzı mümkün mü? 

Parası olanlar için kapitalizmin ve tüketim toplumunun egemen olduğu günümüzde, maddi fakirliğin bilinçli bir tercih olabilmesi oldukça zor görünmektedir. Ancak parası olmayanlar için Fas fakirliği hiç de uzak değildir. 


Kaynakça: 

https://www.academia.edu/103798200/XVIII_Y%C3%BCzy%C4%B1l_Fas%C4%B1nda_Olu%C5%9Fum_S%C3%BCrecinde_Bir_Tarikat_Derk%C4%81viyye_ve_%C3%96%C4%9Fretileri

https://islamansiklopedisi.org.tr/fakir

https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/fakir-fakirlik

https://www.uludagsozluk.com/k/fas-fakir/


25 Mart 2025 Salı

 1968: İSYAN, DEVRİM VE DÜNYANIN EN UZUN YILI


Dünya tarihinin en çalkantılı dönemlerinden biri olan 1968, isyanların, devrimlerin ve özgürlük arayışlarının yılı olarak kabul edilir. Bu olağanüstü yılı ele alan Ömer Turan'ın "1968: İsyan, Devrim, Özgürlük" adlı kitabı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, 68 hareketini sadece olaylarla değil, bu olayların altında yatan toplumsal ve siyasal teorilerle de irdeleyen özgün bir çalışma sunuyor.

KİTABIN İÇERİĞİ VE YAKLAŞIMI

"1968: İsyan, Devrim, Özgürlük" iki bölümden oluşan kapsamlı bir analiz kitabıdır. İlk bölümde, 68 hareketi siyaset bilimi literatüründe yer alan çeşitli toplumsal hareket teorileri çerçevesinde ele alınır. Hareketin kökenleri, dinamikleri ve motivasyon kaynakları derinlemesine analiz edilerek okuyuculara teori ile pratiği birleştiren bir perspektif sunulmaktadır.

İkinci bölümde ise 1968 hareketinin dünya genelindeki etkileri incelenir. Hareketin, ABD'deki sivil haklar mücadelesinden Fransa'daki öğrenci direnişlerine, Almanya'daki radikal sol gruplardan Çekoslovakya'daki Prag Baharı'na kadar farklı ülkelerdeki yansımaları detaylandırılır. Kitap, bu olayların birbirini nasıl etkilediğini ve farklı toplumsal yapıların bu hareketleri nasıl şekillendirdiğini açığa çıkarır.

TARİHİ ÖNEMİ VE KÜRESEL BOYUTU

1968 hareketi, toplumsal dönüşümlerin ve bireysel özgürlük arayışlarının simgesi olmuştur. Kitap, bu hareketin yalnızca birer eylem serisinden ibaret olmadığını, aynı zamanda ideolojik bir değişimin ve yeni bir siyaset tarzının doğuşunu temsil ettiğini vurguluyor. Ömer Turan, hareketin tarihsel bağlamını ve dönemin ruhunu titizlikle ele alarak okuyuculara o dönemin heyecanını ve dinamizmini hissettiriyor.

"1968: İsyan, Devrim, Özgürlük," toplumsal hareketlere tarihsel ve teorik bir yaklaşım getirerek alana katkıda bulunuyor. Hem tarih hem de siyaset bilimi meraklıları için zengin bir kaynak sunan bu eser, yalnızca 1968 hareketini değil, aynı zamanda toplumsal değişimlerin arkasındaki dinamikleri anlamak isteyen herkes için bir başvuru kitabı niteliğinde.

Bu kitap, okuyucuyu tarihsel bir yolculuğa çıkararak 1968'in "dünyanın en uzun yılı" olarak adlandırılmasını haklı çıkarıyor. 


 OSMANLI'DA AŞİRET MEKTEPLERİ: AMAÇLARI VE ETKİLERİ


            Fotoğraf: Vikipedi
Nevin Bilgin

Osmanlı İmparatorluğu'nun eğitim politikaları, toplumsal birliği sağlama ve devletin otoritesini güçlendirme hedefleri doğrultusunda şekillenmiştir. Bu bağlamda, Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulan Mekteb-i Aşiret-i Hümayun (Aşiret Mektepleri), Osmanlı'nın eğitim sisteminde önemli bir yere sahiptir. 21 Eylül 1892'de İstanbul'da açılan bu okullar, aşiret liderlerinin çocuklarını Osmanlı kültürü ve değerleriyle yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Aşiret Mektepleri'nin temel amacı, Osmanlı Devleti'nin farklı etnik ve kültürel gruplarını bir araya getirerek devletin bütünlüğünü sağlamaktı. Bu okullarda, özellikle Arap, Kürt ve Arnavut aşiret reislerinin çocukları eğitim almıştır. Öğrencilere Osmanlı tarihini, kültürünü ve dilini öğretmek, onların devlete olan bağlılıklarını artırmak için yoğun bir Türkçe eğitimi verilmiştir. Ayrıca, İslamiyet paydası altında birleştirici bir eğitim modeli benimsenmiştir.

             fotoğraf: Fikriyat

Aşiret Mektepleri'nde verilen eğitim, dinî ve fen bilimlerini bir araya getiren bir müfredatla şekillenmiştir. Kur'an-ı Kerim, fıkıh ve ilmihal gibi din derslerinin yanı sıra coğrafya, tarih, edebiyat, Fransızca ve askerî dersler de okutulmuştur. Öğrenciler, modern eğitim yöntemleriyle yetiştirilmiş ve devlet tarafından sağlanan yatılı imkanlarla desteklenmiştir. Bu okullar, öğrencilerin Osmanlı kültürünü benimsemeleri ve devletin sadık bireyleri olarak yetişmeleri için tasarlanmıştır.

          fotoğraf: Fikriyat

Aşiret Mektepleri, Osmanlı Devleti'nin iskân politikası ve merkezi otoriteyi güçlendirme çabalarının bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Bu okullardan mezun olan öğrenciler, Harbiye ve Mülkiye gibi ileri eğitim kurumlarına yönlendirilmiş ve devlet kademelerinde görev almışlardır. Ancak, okulun masraflarının artması ve öğrenciler arasındaki etnik çatışmalar nedeniyle, Aşiret Mektepleri 1906 yılında kapatılmıştır.

Aşiret Mektepleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun eğitim politikalarının bir yansıması olarak, farklı etnik grupları bir araya getirme ve devletin otoritesini güçlendirme hedefleri doğrultusunda önemli bir rol oynamıştır. 

Bu okullar, Osmanlı'nın modernleşme çabalarının bir parçası olarak değerlendirilmiş ve eğitim sistemine yenilikçi bir yaklaşım getirmiştir.

Kaynakça: 

Mekteb-i Aşîret-i Hümâyun - Vikipedi

Aşiret Mektebi Nedir? Aşiret Mektebi Neden Kuruldu? - Ders: Tarih

https://islamansiklopedisi.org.tr/asiret-mekteb-i-humayunu

https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/asiret-mektebi

https://www.indyturk.com/node/543056/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/osmanl%C4%B1da-a%C5%9Firet-mektebi-ve-hanedanl%C4%B1k

https://dergipark.org.tr/tr/pub/buyasambid/issue/29824/320927

https://dergipark.org.tr/tr/pub/dpusbe/issue/68233/1032313

https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/asiret-mektebi-nedir-asiret-mektebi-neden-kuruldu

ÖĞRENCİ HAREKETLERİ: 

OSMANLI'DAN CUMHURİYET'E SİYASAL VE TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM



NEVİN BİLGİN 

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında öğrenci hareketleri, toplumsal değişim ve siyasal dönüşüm süreçlerinde önemli bir rol oynamıştır. Medrese öğrencilerinin bireysel tepkilerinden örgütlü yapılar ve modernleşme çabalarına kadar uzanan bu süreç, Osmanlı toplumunun dinamiklerini  anlamaya da ışık tutmaktadır. 

1853 SOFTALAR İSYANI

Softalar İsyanı, medrese öğrencilerinin hükümet politikalarına karşı düzenlediği önemli bir protestodur. Mehmet Ali Paşa'nın savaş yanlısı politikalarını destekleyen öğrenciler, medrese sırasını Beyazıt Camii'nin minaresine asarak sembolik bir mesaj vermiştir. Bu isyan, öğrencilerin toplumsal rol anlayışını ve siyasal aktörler tarafından yönlendirilebilme potansiyellerini ortaya koymuştur.

1859 KULELİ VAKASI: GİZLİ ÖRGÜTLENMENİN İLK ADIMLARI

Kuleli Vakası, Osmanlı'daki ilk örgütlü ihtilâl hareketlerinden biri olarak dikkat çeker. Abdülmecit'i tahttan indirerek Abdülaziz'i tahta çıkarmayı amaçlayan bu gizli komite, Osmanlı yönetimine karşı ilk ciddi örgütlenmelerden birini temsil etmiştir. Öğrencilerin, subaylar ve memurlarla işbirliği yaparak oluşturduğu bu hareket, ideolojik temelde örgütlenmenin ve gizliliğin önemini vurgular.

1876 TALEBE-İ ULUM İSYANI: SON BÜYÜK MEDRESE HAREKETİ

Talebe-i Ulum İsyanı, medrese öğrencilerinin organize ettiği büyük çaplı bir protestodur. Fatih, Süleymaniye ve Beyazıt Medreselerinden gelen on binin üzerinde öğrenci, Sultan Abdülmecit'in oğlu İzzettin Efendi'yi durdurarak, babasına Sadrazam Mahmut Nedim Paşa ile Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi'nin görevden alınmasını iletmesini istemiştir. Bu olay, öğrencilerin toplumsve siyasal etkinliğini artırırken, hükümet üzerinde de önemli bir baskı oluşturmuştur.

1889 ASKERÎ TIBBİYE'DE KURULAN ÖRGÜT VE GENÇ TÜRKLER

1889 yılında İstanbul Askerî Tıbbiye'de kurulan ihtilâlci örgüt, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki reform yanlısı unsurları bir araya getirmiştir. Kurucuları arasında Ohrili İbrahim Temo, Diyarbakırlı Abdullah Cevdet ve Arapkirli İshak Sükuti gibi isimler yer almıştır. Örgüt, hücre yapılanması sistemi ile faaliyet göstermiş ve bu sayede üyelerini koruma altına almıştır. Bu örgüt, kısa sürede Genç Türk hareketleriyle temasa geçerek, Osmanlı modernleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

1908 SONRASI: İTTİHAT VE TERAKKİ DÖNEMİ

1908'de iktidara gelen İttihat ve Terakki Fırkası, öğrenci siyasal faaliyetlerini baskı altına almıştır. Tüm öğrenci kitlesinin desteğini sağlayamayan İttihat ve Terakki, öğrenci desteğini artırmak için baskı yöntemlerine başvurmuştur. 1912 yılında, Balkan Savaşları öncesinde, Talât Paşa'nın teşvikiyle öğrenciler hükümet aleyhine gösterilere katılmıştır. Ancak bu dönemde öğrenci hareketleri, önceki yıllara kıyasla azalmıştır.

TÜRK OCAKLARI VE MİLLİYETÇİLİK

1911 yılında Askerî Tıbbiye öğrencilerinin girişimiyle İstanbul'da kurulan Türk Ocakları, öğrenci hareketlerinin kültürel bir boyut kazandığı önemli bir dönemi temsil eder. Türk Ocakları, Türk milliyetçiliğini yaymak ve milletin varlığını korumak amacıyla faaliyet göstermiştir. Bu kuruluşlar, sosyal devrim ilkesini benimsemiş ve düşüncelerini Türk Yurdu dergisinde açıklamıştır.

MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ VE ÖĞRENCİ PROTESTOLARI

İttifak Devletleri'nin Osmanlı topraklarını işgal etmeye başlamasıyla birlikte, İstanbul'da öğrencilerin yoğun katılımıyla protesto mitingleri düzenlenmiştir. Bu mitingler, Millî Mücadele'nin şekillenmesinde önemli bir rol oynamış; ancak siyasal olayların akışını değiştirme konusunda sınırlı bir etkiye sahip olmuştur.

29 Mart 1922'de İstanbul Darülfünun'da yapılan “Fuzuli ve Mülahazat-ı Felsefiyesi” panelinde, Rıza Tevfik, Fuzuli'nin Türk değil İranlı olduğunu söyledi. Bu sözlere yazar Süleyman Nazif itiraz ederek, “Fuzuli Türk’tür, Azeri Türkü’dür” dedi. Rıza Tevfik, tartışmayı daha da alevlendirerek, “Türk olsa ne çıkar? Bugün İstanbul’da rahat oturuyorsanız bunu büyük devletlerin İslam âlemine saygısına borçlusunuz,” ifadelerini kullandı. Bu sözler salonda kargaşaya yol açtı; öğrencilerle dinleyiciler arasında arbede çıktı, Rıza Tevfik salondan kaçtı. Boykotlor üniversitenin kapatılmasına kadar uzanmıştır. 

 
               fotoğraf: Uzayla.com

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Öğrenci Hareketleri

1960 Öncesi Protestolar: Demokrat Parti döneminde, özellikle 1950'lerin sonlarında, üniversite öğrencileri hükümet politikalarına karşı protestolar düzenlemiştir. Bu olaylar, 27 Mayıs 1960 darbesine giden sürecin bir parçası olmuştur

1968 Hareketleri: Dünya genelinde etkili olan 1968 öğrenci hareketleri, Türkiye'de de yankı bulmuş ve üniversitelerde boykotlar, işgaller ve ideolojik çatışmalar yaşanmıştır.



1980 Öncesi Sağ-Sol Çatışmaları: 1970'lerde öğrenci hareketleri, ideolojik ayrışmaların etkisiyle sağ-sol çatışmalarına dönüşmüştür. Bu dönemdeki olaylar, 12 Eylül 1980 darbesine zemin hazırlamıştır.

1990'lar ve Sonrası: Türkiye'de öğrenci hareketleri, eğitim reformları, ekonomik krizler ve siyasi değişimlere bağlı olarak farklı şekillerde devam etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılındaki öğrenci siyasal faaliyetleri, toplumsal ve siyasal buhranlara karşı hızlı tepki verme yetenekleriyle dikkat çekmektedir. Öğrenciler, toplumsal sorunlarla ilgilenmeyi kendilerine verilmiş bir görev olarak görmüş ve bu, aydın elitizminin bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu hareketler, genellikle öğrenci olmayan devlet adamları, siyasileşmiş öğretim üyeleri ve ordu mensupları gibi dış unsurların desteğiyle şekillenmiştir. Ayrıca, öğrencilerin siyasal eylemlere yönelmesinde gelecek kaygısı, sosyal itibar eksikliği ve kökenlerine bağlı kişisel faktörler de önemli bir rol oynamıştır. Bu özellikler, öğrenci hareketlerinin toplumsal değişimlerdeki etkisini anlamak için kritik bir çerçeve sunar.

Kaynakça: 

https://dergipark.org.tr/tr/pub/atauniad/issue/50838/662894

https://ctad.hacettepe.edu.tr/14_27/08.pdf

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/8580

https://www.sabah.com.tr/ramazan/tarih/2011/08/01/osmanlinin-ilk-ogrenci-eylemi-sadrazami-yalinayak-birakti

https://www.odatv.com/analiz/osmanlida-ogrenci-eylemleri-nelere-yol-acti-1683

Ayvazoğlu, Osman. Osmanlı’dan Cumhuriyete Öğrenci Hareketleri 

https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/arsiv-fotograflariyla-osmanli-doneminde-ogrenciler

https://uzayla.com/turkiyede-1968den-1971e-kadar-yasanan-ogrenci-hareketleri/

24 Mart 2025 Pazartesi

 TÜRKİYE'NİN BOYKOT TARİHİ: TOPLUMSAL VE SİYASAL BİR ARAÇ OLARAK BOYKOT

İLK BOYKOT AVUSTURYA-MACARİSTAN BOYKOTU ve YIL 1908


           Fotoğraf: Sanat ve Toplum. 1908 boykotu

NEVİN BİLGİN

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in gündeme getirdiği "boykot" çağrısının Türkiye'deki geçmişi oldukça eski. Osmanlı döneminde de boykot yapılıyordu. 

Boykot, bir ürün, hizmet veya kişiyi tamamen reddetme ve tüketmeme eylemi olarak tarih boyunca toplumsal hareketlerin ve siyasal duruşun etkili bir aracı olmuştur. Ekonomik ve politik baskı unsuru olarak kullanılan boykotlar, halkın bilinçli tepkisinin somut göstergesi hâline gelmiştir. 

Türkiye de 20. yüzyıldan itibaren farklı nedenlerle boykot hareketlerine sahne olmuş ve bu hareketler toplumsal bellekte önemli bir yer edinmiştir. 

Osmanlı Döneminde Boykotlar

Osmanlı Devleti’nde boykot hareketlerinin en dikkat çekici örneklerinden biri, 1908 Avusturya-Macaristan boykotudur. Avusturya'nın Bosna-Hersek'i ilhak etmesine tepki olarak Osmanlı tüccarları, Avusturya mallarını boykot ederek ekonomik bir baskı oluşturmuştur. 

Osmanlı hükümeti bu boykota doğrudan müdahil olmamış, halkın tepkisini özgür iradesinin bir yansıması olarak değerlendirmiştir. Bu olay, dönemin milliyetçilik bilincini güçlendiren unsurlardan biri olarak görülmektedir.


Cumhuriyet Döneminde Boykot Hareketleri

1923'te Cumhuriyet'in ilanının ardından Türkiye'de de boykot hareketleri toplumsal tepkilerin bir ifadesi olmaya devam etmiştir. Bazı dikkat çekici örnekler şunlardır:

1955 Rum ve Yunan Malları Boykotu: 6-7 Eylül olaylarının ardından, Yunanistan’a ve İstanbul’daki Rum azınlığa karşı bir ekonomik baskı oluşturmak amacıyla gerçekleştirilen boykot hareketidir.

1964 ABD Boykotu: ABD’nin Kıbrıs politikalarına tepki olarak Amerikan mallarına karşı yaygın bir boykot başlatılmıştır. Bu boykot, Türkiye’nin uluslararası ilişkilere duyduğu hassasiyeti ve halkın tepkisini yansıtmaktadır.

1974 ABD Ürünlerine Boykot: Kıbrıs Harekâtı sonrası ABD'nin Türkiye'ye uyguladığı silah ambargosuna yanıt olarak, Amerikan mallarına karşı bir boykot kampanyası düzenlenmiştir.

Yakın Tarihte Boykotlar

1980'lerden itibaren küreselleşme ve ekonomik entegrasyonun artmasıyla birlikte boykot hareketleri daha çok siyasi ve dini motivasyonlarla şekillenmiştir.

1998 Coca-Cola ve McDonald's Boykotu: ABD’nin Orta Doğu politikalarına karşı duyulan tepkinin bir yansıması olarak düzenlenen bu boykot, geniş çapta destek bulmuştur.

2006 Danimarka Boykotu: Danimarka’da bir gazetenin Hz. Muhammed karikatürlerini yayınlamasına tepki olarak Türkiye dahil birçok Müslüman ülkede Danimarka ürünlerine karşı boykot çağrıları yapılmıştır.

2020 Fransız Ürünleri Boykotu: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un İslam karşıtı açıklamalarına tepki olarak Fransız mallarının boykot edilmesi gündeme gelmiş ve geniş kitlelerce desteklenmiştir.

İsrail Ürünleri Boykotu: İsrail’in Filistin’e yönelik politikalarına tepki olarak, Türkiye’de birçok kez İsrail mallarına karşı boykot çağrıları yapılmıştır. Gazze Şeridi’nde yaşanan insanlık dramlarının yoğunlaştığı dönemlerde bu boykotlar daha geniş kitleler tarafından benimsenmiştir.

Kaynakça: 

Yalman, Ahmet Emin. Yakın Tarihte Gördüklerim

Toprak, Zafer, Türkiye'de Milli İktisat

https://bianet.org/haber/bir-muhalefet-sekli-tuketici-boykotlari-20260

https://haberglobal.com.tr/ekonomi/israil-boykotlari-turkiyede-de-tuketicilerin-tercihlerini-etkiledi-320384

https://www.sozcu.com.tr/israil-boykotlari-turkiye-de-de-tuketicilerin-tercihlerini-etkiledi-p23542

https://www.haberankara.com/gundem/chp-boykot-listesi-nedir-listede-hangi-marka-ve-urunler-var-290525

https://sanatvetoplum.org/index.php/2021/07/29/bir-toplumsal-hareketin-analizi-1908-osmanli-boykotu/

https://iletisim.com.tr/kitap/1908-osmanli-boykotu/7799