DOKTOR İNTİHARLARI: TÜKENMİŞLİĞİN, ADALETSİZLİĞİN, SESSİZLİĞİN VE AĞIR YÜKÜN KRONOLOJİSİ
DOKTORLAR NASIL ÜRETİM BANDININ PARÇASINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ: PERFORMANS SİSTEMİ
NEVİN BİLGİN
Türkiye’de doktor intiharları sıradan olaylar gibi görülmemeli.
Bu ölümler, yıllardır biriken yapısal sorunların, ağır iş yükünün, değersizleştirilen emeğin ve görmezden gelinen ruhsal çöküşün sonucu.
Her intihar, bireysel bir dram olmanın ötesinde, sağlık sisteminin aynaya bakmayı reddettiği bir kırılma noktası adeta.
Bir dahiliye uzmanını düşünelim. Sabah saat 9’da mesaiye başlıyor, bir saatlik öğle arası dışında saat 16’ya kadar hasta bakıyor. Gün sonunda baktığı hasta sayısı 110. Bu rakam da en az.
Telefonla arayıp sonucunu gönderenleri ekleyin buna.
Bu tabloyu anlamak için karmaşık analizlere gerek yok.
Öğle arası çıkarıldığında elinde yaklaşık 360 dakika vardır. Bu süre 110 hastaya bölündüğünde, hasta başına düşen zaman yaklaşık 3 dakikadır.
Üç dakika içinde bir hekimin hastayı dinlemesi, öyküsünü alması, muayenesini yapması, tetkikleri değerlendirmesi, tanı koyması, tedavi planlaması ve tüm bunları sisteme kaydetmesi beklenmektedir.
Bu sürede doktorun su içmesi, tuvalete gitmesi, birkaç saniye durup nefes alması ise sistem açısından “zaman kaybı” sayılmaktadır.
Bu yalnızca hekim için değil, hasta için de güvensiz bir tıp pratiğidir. Modern tıp hızla değil dikkatle yapılır sayı ile değil temasla, hasta öyküsüyle, tahlil ve tetkiklerle, analizle yapılır. 3 dakikası bulunan bir doktor hastanın öyküsünü mü dinleyecek, tahlillere mi bakacak, analiz mi yapacak. E nabız a hızlıca giremediği için bilgiyasayarla cebelleleşecek, kapısının önünde yığılan hastaların tepkilerine mi yanıt verecek.
Ya bu doktorun ailesi, özel sorunları, kendi hastalıkları, kendisini rahatlatma imkanı hiç olmayacak mı?
Bu koşullar yalnızca yorgunluk üretmez. Bilimsel çalışmalar açıkça göstermektedir ki, aşırı iş yükü ve sürekli zaman baskısı doktorlarda tükenmişlik sendromunu, depresyonu ve intihar düşüncesini artırmaktadır.
YÜKSEK İNTİHAR RİSKİ
Uluslararası literatürde doktorlar, genel nüfusa kıyasla daha yüksek intihar riskine sahip meslek grupları arasında yer almaktadır. Bunun temel nedenleri arasında uzun çalışma saatleri, yoğun hasta yükü, yüksek sorumluluk, mesleki değersizleştirme ve ekonomik baskılar bulunmaktadır.
Türkiye’de bu tabloyu ağırlaştıran bir unsur da performans odaklı sağlık sistemi.
Hasta sayısını başarı ölçütü haline getiren bu yaklaşım, hekimi bir bilim insanı olmaktan çıkarıp bir üretim bandının parçasına dönüştürmektedir. Nitelik yerini niceliğe, hekimlik yerini hız yarışına bırakmaktadır.
MADDİ ADALETSİZLİKLER, AÇIKÖĞRETİM MEZUNU DAHA FAZLA PARA ALIYOR
Üstelik bu ağır yük, adil bir maddi karşılıkla da dengelenmemektedir.
Uzun yıllar eğitim almış, insan hayatı üzerinde doğrudan sorumluluk taşıyan bir uzman hekim, kimi zaman açıköğretim mezunu bir bürokratla aynı hatta daha düşük gelir elde edebilmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değil, bilginin ve emeğin sistematik olarak değersizleştirilmesidir. Doktorlar kendilerini geliştirecek yayınları takip etme, kongrelere gitme imkanını hem parasızlık hem de zaman olmaması nedeniyle gerçekleştirememektedir.
Türkiye’de doktor intiharlarına dair bilimsel çalışmalar sınırlı olsa da, mevcut araştırmalar tabloyu açıkça ortaya koymaktadır.
ERKEK HEKİMLERDE İNTİHAR RİSKİ FAZLA
2006–2021 yılları arasında Türkiye’de doktor ve tıp öğrencilerinin intiharlarını inceleyen bir çalışma, yüzün üzerinde vakayı analiz etmiş erkek hekimlerde riskin daha yüksek olduğunu, bazı branşlarda intihar oranlarının dikkat çekici düzeylere ulaştığını göstermiştir.
Vakaların önemli bir bölümünde mesleki stres, akademik baskı ve iş yükü belirleyici faktörler olarak öne çıkmaktadır.
Basına yansıyan hekim ölümleri ve sendika raporları, resmi istatistiklerin tutmadığı ya da paylaşılmadığı bu alanda karanlık bir boşluk da bulunmaktadır.
ÜNLÜ KALP CERRAHI İNTİHAR MI ETMİŞTİ?
Ünlü Kalp cerrahı Prof. Dr. İlhan Paşaoğlu’nun ölümü, kamuoyunda “intihar” ihtimaliyle yer almış ardından gelen sessizlik, sistemin bu ölümleri nasıl ele aldığının da göstergesi olmuştur. Paşaoğlu, Türkiye'nin en iyi kazanan hekimleri arasında bulunuren özel muayenehanesi de bulunmaktaydı.
Hekim ölümleri çoğu zaman bireysel trajedi olarak sunulmakta, ardındaki yapısal nedenler konuşulmamakta.
Oysa bilimsel literatür net bu konuda, tükenmişlik kişisel bir zayıflık değil, çalışma koşullarının sonucu.
Sürekli mola verememe, temel insani ihtiyaçların ertelenmesi, değersizlik hissi ve güvencesizlik hekimin karar verme kapasitesini düşürmekte, empatiyi aşındırarak, ruh sağlığını bozmaktadır. Bu koşullarda çalışan bir doktorun hem kendisini hem de hastasını koruması giderek imkansız hale gelmektedir.
Doktor intiharları yalnızca doktorların meselesi olarak görülmemeli. Bu, doğrudan toplumun sağlık hakkını ilgilendiren bir mesele.
Çünkü tükenen hekim, sağlık sistemini olumsuz etkilemekte.
Bugün doktorların yurt dışına gitmesi, mesleği bırakması ya da yaşamdan vazgeçmesi tesadüf değildir bu, uzun süredir görmezden gelinen bir yapısal çöküşün sonucu belki de..
Doktorlar robot değil.
Nefes almaya, düşünmeye, hata yapmamaya yetecek zamana ihtiyaçları vardır. İnsan hayatını korumak ancak insan onuruna yakışır koşullarda mümkün. Aksi halde kaybedilen yalnızca doktorlar değil bilimin kendisi, vicdan ve gelecek.
ek:
Çalışmada kesin ya da olası intihar olarak değerlendirilen 138 vaka incelenmiştir. Bireylerin ortalama yaşı 38,64 ± 12,80 olarak saptanmıştır. Vakaların büyük çoğunluğunu uzman hekimler (%39,9) oluşturmaktadır. İlaçla zehirlenme (%27,9) en sık kullanılan intihar yöntemi olup, bunu yüksekten atlama (%21,7) izlemiştir.
İntihar nedenleri arasında ailevi sorunlar (%26,5) ilk sırada yer alırken, bunu mesleki/akademik sorunlar (%22,1) takip etmiştir. Uzmanlık alanlarına göre dağılım incelendiğinde ise anesteziyoloji (%12,5), kadın hastalıkları ve doğum (%10,2) ile psikiyatri (%10,2) branşlarının intihar vakalarında en yüksek orana sahip olduğu görülmüştür.
Kaynakça
https://dusunenadamdergisi.org/article/
https://turkishfamilyphysician.com/wp-content/upload
https://jamanetwork.com/journals/jamainternalmedicine/fullarticle