5 Ocak 2025 Pazar

 ANADOLU'NUN SEKSİ TÜRKÜLERİ

GELENEKTEN MODERNİTEYE MİZAH VE CİNSELLİK



NEVİN BİLGİN 

Anadolu’nun zengin kültürel mirası arasında türkülerin yeri apayrı. Aşıkların sazıyla dilden dile dolaşan türküler, sadece duyguların değil, aynı zamanda toplumsal olayların, geleneklerin ve hatta mizahi ögelerin taşıyıcısı. Peki, bu türkülerde kimi zaman alaycı, kimi zaman doğrudan, kimi zaman da gizli saklı bir dille işlenen cinsellik teması, Anadolu kültürünün derinliklerinden nasıl süzülüp günümüze kadar ulaşmıştır? Cinsel çağrışımlı kelimelerin yeraldığı türkülerin bile bölgeden bölgeye farklılık taşıdığı Karadeniz bölgesinde daha açık, diğer bölgelerde örtülü ifadeler kullanıldığı görülmektedir. 

Bir köy meydanında ya da yaylada söylenen bir türküde, alttan alta verilen mesajlar vardır çoğu zaman. Bu mesajlar, hem dönemin sosyal yapısını yansıtır, hem de dinleyenleri tebessüm ettirir.

Örneğin "Halime'yi samanlıkta bastılar, şalvarını gül dalına astılar"; 

Halimeyi samanlıkta bastılar

Şalvarını gül dalına astılar

Gecesini bin beş yüze kestiler

Elde bade belde şalvarla oynar

Oynar gavur kızı aman oynar

Muhabbet candan kaynar

Halimenin samanlıktır sarayı

Alışmış liraya almaz parayı

Hasan çavuş yeni bulmuş arayı

Uzat ellerine kına yakayım

Yine "Dam üstünde un eler"le başlayan o türkünün ismi bile duyanların yüzünde gülümseme yaratır: 

Dam üstünde un eler

Tombul tombul memeler

Zalım oy gelin zalım zalım zalım

Memeler baş kaldırmış

Kavuşmuyor düğmeler

Zalım oy gelin zalım zalım zalım

Başka bir türkü de şöyle: 



PUNAR 

İsmail YILDIZTEPE Mehmet TUĞRUL

Punar senin ne balalı başın var

Yârenin var yoldaşın var eşin var

A gız senin bir gecelik işin var

Punar senin sağ böğründe sazlar var

Arasında ufak ufak gızlar var

Bunar senin sağ böğründe uyudum

Ela gözlü bir dilbere vuruldum

Doldur gelin bir su doldur punardan çeşmeden gerdandan

A gız senin bir gecelik işin var

Üçüncüsü kervan geçer yol olur 

Araştırmalar ve Analizler

Türkülerin sözlerinde yer alan cinsel çağrışımlı ifadeler üzerine yapılan araştırmalar, bu konunun Anadolu halk müziği repertuarında ne denli yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Geçmişten günümüze kadar gelen bu tür ifadeler, kimi zaman doğrudan, kimi zaman ise nükteli bir şekilde anlatılmıştır. Özellikle Türkiye’nin yedi bölgesinden rastgele seçilen 2030 türkü üzerinde yapılan bir çalışmada, cinsellik temalarının sıkça işlendiği görülüyor.

Cinsel Çağrışımlı Kelimelerin Kullanımı

Araştırmalar, cinsel çağrışımlı kelimelerin kullanımı bakımından bölgesel farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Örneğin, Karadeniz türküleri genellikle daha açık ve doğrudan ifadeler içerirken, Ege ve İç Anadolu’da daha örtük ve imalı ifadeler tercih edilmiştir. Bu durum, bölgesel kültürel farklılıkların ve toplumsal normların türkü sözlerine nasıl yansıdığını gösterir.

Sosyokültürel Bir Yansıma

Anadolu’nun türküleri, cinsel çağrışımlı ifadeler barındırırken, bu ifadeler çoğunlukla mizahi bir dille anlatılmıştır. Örneğin, “Kaynana Giller” türküsü, kaynana ve gelin arasındaki ilişkiyi mizahi bir şekilde ele alırken, alttan alta cinsel imalarla doludur. Bunun yanı sıra, “Şu Dağlarda Kar Olsaydım” gibi türkülerde de benzer şekilde, doğaya ve aşka dair ifadeler arasında cinsellik teması işlenmiştir.

Türkülerin sözlerindeki cinsel çağrışımlar, sadece bireysel duyguların değil, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısının ve cinsiyet rollerinin de bir yansımasıdır. Bu nedenle, türkülerin bu yönü, müzikologlardan halk bilimcilere kadar birçok araştırmacının ilgisini çekmiş ve üzerine sayısız analiz yapılmıştır.

Anadolu’nun cinsel temalar ya da mizah özellikleri taşıyan bu türküleri, diğer türküler gibi, kültürel bellek mekânlarını mizahi imgelerle güçlendirerek, Türk milletinin kolektif bilincine katkıda bulunur. Bu türküler, hem geçmişin izlerini taşır hem de günümüz dinleyicisine mizahi bir pencere açar. Gelenekten moderniteye uzanan bu zengin miras, halkın içsel dünyasını ve toplumsal yapısını daha iyi anlamamızı sağlar.

Türkülerin Toplumsal Hayattaki Yeri ve Temaları

Türküler, Türk toplumunun özelliklerini, tarihini, gelenek ve göreneklerini en güzel şekilde yansıtan unsurlardandır. İnsana ait tüm duyguları içeren türküler, aynı zamanda Türk toplumunun kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı hakkında o döneme ilişkin ayrıntılı fikir vermektedir. 

Kaynak:

https://www.altayli.net/kulturel-bellek-mekani-olarak-turkuler.html?form=MG0AV3

https://dergipark.org.tr/tr/pub/tda/issue/57655/776014?form=MG0AV3

https://dergipark.org.tr/tr/pub/folklor/issue/88959/1541718?form=MG0AV3

https://acikbilim.yok.gov.tr/bitstream/handle/20.500.12812/237766/yokAcikBilim_10336471.pdf?sequence=-1&isAllowed=y

https://www.ijoess.com/Makaleler/771886828_1.%20475-488%20ahmet%20sel%c3%a7uk%20bayburtlu.pdf

https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-perception-of-predestination-of-the-anatolian-people-through-the-folksongs-the-language-of-emotions-and-thoughts.pdf

https://www.youtube.com/watch?v=WC3c6MgYz9M

https://www.researchgate.net/publication/311658958_Cinsel_Cagrisimli_Turku_Sozlerinin_Bolgelere_Gore_Dagilimi


Kentsel mi, Kırsal mı?



Nevin Bilgin

Modern çağın insanı, kentlerin yüksek betonarme binaları arasında, ufuk çizgisini göremeden ömrünü tüketir. Kentlerde yaşayanlar için ufuk çizgisi, doğal manzaraların yerini almış, devasa binaların silüetlerinde kaybolmuştur. Kırsalda ise ufukta beliren manzara, beyaz takkeli dağlar ve tepelerle şekillenir. Bu karşıtlık, kent ve kırsal yaşam arasındaki derin uçurumu yansıtır.


Kentlerde, pazar ve marketlerde yiyecek fiyatları, arz-talep dengesi, denetimsizlik ve sermaye sahiplerinin kontrolünde belirlenir. Bu durumda, kent insanı adeta ezilip büzülür; yüksek fiyatlar altında karınlarını doyurmaya çalışır. Kırsalda ise, her ne kadar eski üretim biçimleri azalmış olsa da, köy pazarları kente göre daha ucuzdur. Kırsalda yaşayan insanların, köklerine ve bağlarına duyduğu güvenlik hissi daha fazladır. Oysa kentlerde insanlar, köksüz ve yersiz-yurtsuz bir yaşam sürdürür, apartman dairelerinde sıkışmış bir halde hayatlarını devam ettirirler. Göçmen olarak gelenler, bağlarını kaybetmiş, yerine ne koyacağını bilmeden yaşamlarını sürdürmeye çalışır.


Ufuk çizgisini göremeyen insan, gerçekten mutlu olabilir mi? Ufuk çizgisine bakmadan ölenler, onun kıymetini bilenler, bir ömür boyu manzaralı evler için didinenler... 

Ev denilen sığınaklara sıkışanlar.

Kentin her adımda para ödemek zorunda kalanlar. Sağa dönmek para, sola dönmek para, otopark para, kapıcı para, asansör para, yönetici para, parkta oturmak parası, yoldan geçmek parası... 

Para duvarlarıyla çevrilen insanlar, adeta kuşatılmış ve kıpırdayamaz hale gelmiştir. Hala para kazanmanın özgürlük olduğuna inananlar, bu kısır döngünün farkında mıdır?

Kent yaşamının yoğun baskısı altında ezilen insan, özgürlüğünü kaybettiğini fark eder mi? Yoksa, paranın getirdiği zincirlerle özgürlüğe adım attığını mı düşünür?


4 Ocak 2025 Cumartesi

 ALMANYA'DA YENİ BİR SOL PARTİNİN YÜKSELİŞİ

SOL POPÜLİZMİN AYAK SESLERİ

                      fotoğraf. EuroNews


NEVİN BİLGİN 

2024 yılında Sahra Wagenknecht tarafından kurulan mevcut sol partileri "tatlısu solculuğu" olarak niteleyen BSW (Bündnis Sahra Wagenknecht) Partisi, Almanya siyaset sahnesinde hızla yükselen bir yıldız olarak dikkat çekiyor. Partinin bu kadar kısa sürede kazandığı popülerlik, hem Almanya'nın mevcut siyasi ortamının değişen dinamiklerine hem de Wagenknecht'in liderliğindeki karizmatik ve net politika çizgisine bağlı.

Görüşleri ve Politikaları

BSW, sol ekonomi politikalarını muhafazakar kültürel tutumlarla harmanlayan bir yapıya sahip. Sosyal adalet, gelir dağılımında dengenin sağlanması ve büyük şirketler üzerinde daha sıkı devlet denetimi gibi konular, partinin öncelikli politika alanları arasında yer alıyor. NATO'ya karşı çıkışı ve Rusya'ya yakın dış politika tavrı da partiyi diğerlerinden ayıran önemli özelliklerden biri.

Bu politikalar, ekonomik olarak daha fazla devlet müdahalesi talep eden ve kültürel anlamda geleneksel değerleri koruma isteği gösteren bir seçmen kitlesini cezbetmektedir. BSW, bu yaklaşımıyla hem ekonomik kaygıları olan sol görüşlü seçmenleri hem de kültürel olarak daha muhafazakar olan seçmenleri kendisine çekmeyi başarmış görünüyor.

Başarıları

Kuruluşundan bu yana BSW, özellikle Almanya'nın doğu eyaletlerinde çok sayıda başarıya imza attı. Saksonya, Thüringen ve Brandenburg gibi bölgelerde partinin yüksek oy oranları elde etmesi, doğu Almanya'nın sosyo-ekonomik yapısına hitap eden politikalarının ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %6,1 oy oranıyla önemli bir çıkış yapan parti, Almanya genelinde adını duyurmayı başardı.

Gelecek Seçimlerdeki Potansiyeli

BSW'nin gelecekteki seçimlerde başarılı olup olmayacağı, özellikle mevcut siyasi iklim ve seçmen tercihleriyle yakından ilgili. Doğu eyaletlerinde sağladığı güçlü taban, partiye önemli bir avantaj sağlarken, Batı Almanya'da ve büyük şehirlerdeki desteğin daha sınırlı olması partinin önünde bir engel olarak duruyor.

Parti lideri Sahra Wagenknecht'in karizması ve halk üzerindeki etkisi, BSW'nin başarısında belirleyici bir rol oynayacak. Sosyal adalet, ekonomik reformlar ve çalışan kesime yönelik politikalarıyla yükselişe geçen BSW, bu mesajlarını etkili bir şekilde iletmeye devam ederse, Almanya'nın siyasi dengesinde önemli bir değişikliğe yol açabilir.

BSW'nin başarısı, hem yerel hem de ulusal düzeydeki politikalarının ne kadar etkili olduğuna bağlı olacak. Almanya'daki seçmenlerin mevcut siyasi partilere olan güvensizliği ve değişim arayışları, BSW'nin önünü açabilecek önemli faktörler olarak öne çıkıyor. Sahra Wagenknecht'in liderliğinde, BSW'nin gelecekteki seçimlerde daha da büyüyerek Almanya siyasetine yön vermesi muhtemel.

Sahra Wagenknecht Kimdir? 

Sahra Wagenknecht, 16 Temmuz 1969 doğumlu Alman siyasetçi, ekonomist ve yazardır. 2009 yılından beri Alman Federal Meclisi'nde milletvekili olarak görev yapmaktadır. 2015-2019 yılları arasında Die Linke partisinin eş başkanlığını üstlenmiştir. 2023 yılında Die Linke'den ayrılmış ve 2024 yılında kendi partisini kurarak seçimlere katılmıştır.

Wagenknecht, özellikle ekonomik görüşleri ve sert siyasi konuşmalarıyla tanınmaktadır. Özellikle Doğu Almanya'da güçlü bir destek kazanmış ve göç politikaları konusunda sert ifadelerde bulunmuştur.

Kaynak: 

https://www.bbc.com/turkce/articles/cvgx41x88l1o?form=MG0AV3

https://www.fokusplus.com/siyaset/almanyada-asiri-solun-yukselisi?form=MG0AV3

https://www.dw.com/tr/almanyada-a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1-solun-radikalle%C5%9Fti%C4%9Fi-uyar%C4%B1s%C4%B1/a-65829845

https://tr.euronews.com/2023/10/23/almanyaya-yeni-parti-geliyor-asiri-solcu-sahra-wagenknecht-kollari-sivadi


3 Ocak 2025 Cuma

 SÜPER GÜÇLER CİBUTİ'DE BULUŞUYOR

ÇİN'İN AFRİKA'DA ÜS KURDUĞU ÜLKE NEDEN CİBUTİ?

RUSYA, ABD VE ÇİN, FRANSA, ALMANYA, JAPONYA, İTALYA CİBUTİ'DE BULUŞTU

YENİ BİR KÜRESEL SATRANÇ TAHTASI: CİBUTİ



                       fotoğraf: Karar



NEVİN BİLGİN

Dünya güçlerinin kesişim noktası: Cibuti. Afrika’nın doğusunda, Bab-el Mendeb Boğazı’nın kilit konumunda yer alan bu küçük ülke, küresel ticaretin ve güvenliğin en önemli kavşaklarından biri haline geldi. Ancak, bu stratejik konum, beraberinde tehlikeli bir güç rekabetini ve derin ekonomik bağımlılık sorunlarını da getiriyor. Cİbuti'de ABD, Rusya, Çin'in yanısıra Fransa, Almanya, Japonya, İtalya'nın da üsleri bulunuyor. 

ABD: Güvenliğin Kalbi Camp Lemonnier

ABD'nin Camp Lemonnier üssü, yalnızca bir askeri üs değil; Afrika’daki terörle mücadele operasyonlarının merkezi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nin güvenlik garantisi. Ancak ABD’nin buradaki varlığı, sadece bölgesel istikrar sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Çin’in artan nüfuzuna bir yanıt niteliği taşıyor.



Çin: Ekonomik Kuşak ve Askeri Yol

Çin, Afrika’daki varlığını yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, Cibuti’deki ilk denizaşırı askeri üssüyle de pekiştiriyor. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde inşa ettiği dev projeler, yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda bölge üzerindeki stratejik kontrolünü de hedefliyor. Ancak bu yatırımlar, Cibuti’yi büyüyen bir borç kriziyle baş başa bırakıyor. Çin’den alınan devasa krediler, bu küçük ülkeyi ekonomik bağımsızlık açısından Çin'in etkisine daha da bağlı hale getiriyor.


            Gad denilen bitki tüketen Cibutili



Rusya: Yeni Bir Hamle Peşinde

Rusya da bu oyunda yerini almaya hazırlanıyor. Cibuti’de askeri üs kurma planları, Moskova’nın Afrika’daki etkisini genişletme ve Hint Okyanusu’ndaki güç dengesinde söz sahibi olma arzusunu yansıtıyor. Ancak bu hamle, bölgedeki süper güçler arasındaki rekabeti daha da kızıştırıyor.

İşbirliği mi, Rekabet mi?

Cibuti, üç büyük gücün çıkarlarının kesiştiği bir düğüm noktası. ABD, Çin ve Rusya, bölgede deniz yollarının güvenliği, ticaret akışının sürekliliği ve stratejik üstünlük için hem işbirliği yapmakta hem de kıyasıya rekabet etmektedir. Bu dinamik, bölgenin istikrarını tehdit ederken, aynı zamanda küresel güç dengesini de yeniden şekillendiriyor.


Çin’in Kredileri ve Egemenlik Tuzağı

Çin’in Cibuti’ye sunduğu krediler, ülkenin GSYİH’sinin %104’üne ulaşan devasa bir dış borç yükü oluşturdu. Bu bağımlılık, Cibuti’yi Pekin’in etkisine daha açık hale getiriyor ve ABD’nin bu duruma tepkisi bölgesel tansiyonu yükseltiyor. Örneğin, ABD’nin, Cibuti'nin Doraleh rıhtımını Çin’e devretme kararını sert bir şekilde protesto etmesi, ülkenin egemenlik alanında nasıl bir baskıyla karşı karşıya kaldığını gözler önüne seriyor.

Yerel Halkın ve Bölgenin Kaderi

Cibuti’deki üsler, uluslararası güçlerin rekabeti için bir platform oluştururken, yerel halk için ne ifade ediyor? Artan askeri varlık, bölge halkı için ne güvenlik ne de refah anlamına geliyor. Yabancı üslerden sağlanan gelirler, yalnızca otoriter rejimlerin kasasını dolduruyor. Afrika Boynuzu’nda süregelen otoriter yönetimler, bu güç rekabetinin en büyük kazananları arasında yer alırken, bölge halkı istikrarsızlığın bedelini ödemeye devam ediyor.

Cibuti, süper güçlerin küresel satranç tahtasında küçük bir piyon gibi görünebilir, ancak bu piyonun hareketleri, tüm tahtanın dengesini değiştirebilecek kadar kritik. ABD, Çin ve Rusya'nın rekabeti, yalnızca ticaret yollarını değil, bölgesel ve küresel istikrarı da yeniden tanımlıyor. Ancak bu süreçte en büyük soruyu sormak gerekiyor: Bu güç oyunu, gerçekten kimin kazanımına hizmet ediyor?

Kaynakça: 

https://pagineesteri.it/2023/09/29/primo-piano/gibuti-ricchezza-e-catastrofe-della-presenza-delle-basi-militari-straniere/?form=MG0AV3

https://en.wikipedia.org/wiki/Djibouti_Armed_Forces?form=MG0AV3

https://de.wikipedia.org/wiki/Liste_der_ausl%C3%A4ndischen_Milit%C3%A4rbasen_in_Dschibuti?form=MG0AV3

https://chinaglobalsouth.com/analysis/sky-high-ambitions-military-aviation-and-africa-china-relations/?form=MG0AV3



NEVİN BİLGİN

Dünya güçlerinin kesişim noktası: Cibuti. Afrika’nın doğusunda, Bab-el Mendeb Boğazı’nın kilit konumunda yer alan bu küçük ülke, küresel ticaretin ve güvenliğin en önemli kavşaklarından biri haline geldi. Ancak, bu stratejik konum, beraberinde tehlikeli bir güç rekabetini ve derin ekonomik bağımlılık sorunlarını da getiriyor. Cİbuti'de ABD, Rusya, Çin'in yanısıra Fransa, Almanya, Japonya, İtalya'nın da üsleri bulunuyor. 

ABD: Güvenliğin Kalbi Camp Lemonnier

ABD'nin Camp Lemonnier üssü, yalnızca bir askeri üs değil; Afrika’daki terörle mücadele operasyonlarının merkezi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nin güvenlik garantisi. Ancak ABD’nin buradaki varlığı, sadece bölgesel istikrar sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Çin’in artan nüfuzuna bir yanıt niteliği taşıyor.

Çin: Ekonomik Kuşak ve Askeri Yol

Çin, Afrika’daki varlığını yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, Cibuti’deki ilk denizaşırı askeri üssüyle de pekiştiriyor. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde inşa ettiği dev projeler, yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda bölge üzerindeki stratejik kontrolünü de hedefliyor. Ancak bu yatırımlar, Cibuti’yi büyüyen bir borç kriziyle baş başa bırakıyor. Çin’den alınan devasa krediler, bu küçük ülkeyi ekonomik bağımsızlık açısından Çin'in etkisine daha da bağlı hale getiriyor.

Rusya: Yeni Bir Hamle Peşinde

Rusya da bu oyunda yerini almaya hazırlanıyor. Cibuti’de askeri üs kurma planları, Moskova’nın Afrika’daki etkisini genişletme ve Hint Okyanusu’ndaki güç dengesinde söz sahibi olma arzusunu yansıtıyor. Ancak bu hamle, bölgedeki süper güçler arasındaki rekabeti daha da kızıştırıyor.

İşbirliği mi, Rekabet mi?

Cibuti, üç büyük gücün çıkarlarının kesiştiği bir düğüm noktası. ABD, Çin ve Rusya, bölgede deniz yollarının güvenliği, ticaret akışının sürekliliği ve stratejik üstünlük için hem işbirliği yapmakta hem de kıyasıya rekabet etmektedir. Bu dinamik, bölgenin istikrarını tehdit ederken, aynı zamanda küresel güç dengesini de yeniden şekillendiriyor.

Çin’in Kredileri ve Egemenlik Tuzağı

Çin’in Cibuti’ye sunduğu krediler, ülkenin GSYİH’sinin %104’üne ulaşan devasa bir dış borç yükü oluşturdu. Bu bağımlılık, Cibuti’yi Pekin’in etkisine daha açık hale getiriyor ve ABD’nin bu duruma tepkisi bölgesel tansiyonu yükseltiyor. Örneğin, ABD’nin, Cibuti'nin Doraleh rıhtımını Çin’e devretme kararını sert bir şekilde protesto etmesi, ülkenin egemenlik alanında nasıl bir baskıyla karşı karşıya kaldığını gözler önüne seriyor.

Yerel Halkın ve Bölgenin Kaderi

Cibuti’deki üsler, uluslararası güçlerin rekabeti için bir platform oluştururken, yerel halk için ne ifade ediyor? Artan askeri varlık, bölge halkı için ne güvenlik ne de refah anlamına geliyor. Yabancı üslerden sağlanan gelirler, yalnızca otoriter rejimlerin kasasını dolduruyor. Afrika Boynuzu’nda süregelen otoriter yönetimler, bu güç rekabetinin en büyük kazananları arasında yer alırken, bölge halkı istikrarsızlığın bedelini ödemeye devam ediyor.

Cibuti, süper güçlerin küresel satranç tahtasında küçük bir piyon gibi görünebilir, ancak bu piyonun hareketleri, tüm tahtanın dengesini değiştirebilecek kadar kritik. ABD, Çin ve Rusya'nın rekabeti, yalnızca ticaret yollarını değil, bölgesel ve küresel istikrarı da yeniden tanımlıyor. Ancak bu süreçte en büyük soruyu sormak gerekiyor: Bu güç oyunu, gerçekten kimin kazanımına hizmet ediyor?

Kaynakça: 

https://pagineesteri.it/2023/09/29/primo-piano/gibuti-ricchezza-e-catastrofe-della-presenza-delle-basi-militari-straniere/?form=MG0AV3

https://en.wikipedia.org/wiki/Djibouti_Armed_Forces?form=MG0AV3

https://de.wikipedia.org/wiki/Liste_der_ausl%C3%A4ndischen_Milit%C3%A4rbasen_in_Dschibuti?form=MG0AV3

https://chinaglobalsouth.com/analysis/sky-high-ambitions-military-aviation-and-africa-china-relations/?form=MG0AV3



NEVİN BİLGİN

Dünya güçlerinin kesişim noktası: Cibuti. Afrika’nın doğusunda, Bab-el Mendeb Boğazı’nın kilit konumunda yer alan bu küçük ülke, küresel ticaretin ve güvenliğin en önemli kavşaklarından biri haline geldi. Ancak, bu stratejik konum, beraberinde tehlikeli bir güç rekabetini ve derin ekonomik bağımlılık sorunlarını da getiriyor. Cİbuti'de ABD, Rusya, Çin'in yanısıra Fransa, Almanya, Japonya, İtalya'nın da üsleri bulunuyor. 

ABD: Güvenliğin Kalbi Camp Lemonnier

ABD'nin Camp Lemonnier üssü, yalnızca bir askeri üs değil; Afrika’daki terörle mücadele operasyonlarının merkezi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nin güvenlik garantisi. Ancak ABD’nin buradaki varlığı, sadece bölgesel istikrar sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Çin’in artan nüfuzuna bir yanıt niteliği taşıyor.

Çin: Ekonomik Kuşak ve Askeri Yol

Çin, Afrika’daki varlığını yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, Cibuti’deki ilk denizaşırı askeri üssüyle de pekiştiriyor. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde inşa ettiği dev projeler, yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda bölge üzerindeki stratejik kontrolünü de hedefliyor. Ancak bu yatırımlar, Cibuti’yi büyüyen bir borç kriziyle baş başa bırakıyor. Çin’den alınan devasa krediler, bu küçük ülkeyi ekonomik bağımsızlık açısından Çin'in etkisine daha da bağlı hale getiriyor.

Rusya: Yeni Bir Hamle Peşinde

Rusya da bu oyunda yerini almaya hazırlanıyor. Cibuti’de askeri üs kurma planları, Moskova’nın Afrika’daki etkisini genişletme ve Hint Okyanusu’ndaki güç dengesinde söz sahibi olma arzusunu yansıtıyor. Ancak bu hamle, bölgedeki süper güçler arasındaki rekabeti daha da kızıştırıyor.

İşbirliği mi, Rekabet mi?

Cibuti, üç büyük gücün çıkarlarının kesiştiği bir düğüm noktası. ABD, Çin ve Rusya, bölgede deniz yollarının güvenliği, ticaret akışının sürekliliği ve stratejik üstünlük için hem işbirliği yapmakta hem de kıyasıya rekabet etmektedir. Bu dinamik, bölgenin istikrarını tehdit ederken, aynı zamanda küresel güç dengesini de yeniden şekillendiriyor.

Çin’in Kredileri ve Egemenlik Tuzağı

Çin’in Cibuti’ye sunduğu krediler, ülkenin GSYİH’sinin %104’üne ulaşan devasa bir dış borç yükü oluşturdu. Bu bağımlılık, Cibuti’yi Pekin’in etkisine daha açık hale getiriyor ve ABD’nin bu duruma tepkisi bölgesel tansiyonu yükseltiyor. Örneğin, ABD’nin, Cibuti'nin Doraleh rıhtımını Çin’e devretme kararını sert bir şekilde protesto etmesi, ülkenin egemenlik alanında nasıl bir baskıyla karşı karşıya kaldığını gözler önüne seriyor.

Yerel Halkın ve Bölgenin Kaderi

Cibuti’deki üsler, uluslararası güçlerin rekabeti için bir platform oluştururken, yerel halk için ne ifade ediyor? Artan askeri varlık, bölge halkı için ne güvenlik ne de refah anlamına geliyor. Yabancı üslerden sağlanan gelirler, yalnızca otoriter rejimlerin kasasını dolduruyor. Afrika Boynuzu’nda süregelen otoriter yönetimler, bu güç rekabetinin en büyük kazananları arasında yer alırken, bölge halkı istikrarsızlığın bedelini ödemeye devam ediyor.

Cibuti, süper güçlerin küresel satranç tahtasında küçük bir piyon gibi görünebilir, ancak bu piyonun hareketleri, tüm tahtanın dengesini değiştirebilecek kadar kritik. ABD, Çin ve Rusya'nın rekabeti, yalnızca ticaret yollarını değil, bölgesel ve küresel istikrarı da yeniden tanımlıyor. Ancak bu süreçte en büyük soruyu sormak gerekiyor: Bu güç oyunu, gerçekten kimin kazanımına hizmet ediyor?

Kaynakça: 

https://pagineesteri.it/2023/09/29/primo-piano/gibuti-ricchezza-e-catastrofe-della-presenza-delle-basi-militari-straniere/?form=MG0AV3

https://en.wikipedia.org/wiki/Djibouti_Armed_Forces?form=MG0AV3

https://de.wikipedia.org/wiki/Liste_der_ausl%C3%A4ndischen_Milit%C3%A4rbasen_in_Dschibuti?form=MG0AV3

https://chinaglobalsouth.com/analysis/sky-high-ambitions-military-aviation-and-africa-china-relations/?form=MG0AV3

https://www.youtube.com/watch?v=l4skJVvc5n4

 TÜRKİYE'DE İÇKİ ALIŞKANLIĞI NEDEN DEĞİŞTİ?

VİSKİDEKİ VERGİ, RAKIDAKİ VERGİDEN NASIL DÜŞÜK HALE GELDİ?

PEKİ NEDEN? 

OSMANLI PADİŞAHI 2.ORHAN'IN ÖDÜL OLARAK HEDEYİ ETTİĞİ ŞARAP VE RAKI NASIL ARKA PLANDA KALDI? 

KAÇAK İÇKİ MİKTARI (ELE GEÇİRİLEN) 4 MİLYON 264 BİN LİTRE


NEVİN BİLGİN 

Türkiye'nin içki alışkanlıkları değişti mi, neden değişti? Bu enflasyon ortamında, ekonomik durumda insanlar şarap, rakı yerine neden viskiye yöneldi? Kaçak içki oranları neden bu kadar arttı? İthal içkilerdeki vergi oranları neden daha düşük? İthal derken, yerli içki sahiplerinin çoğu da artık yabancı ya da yabancı ortaklı. 

Bu arada 2024 yılında Türkiye'de kaçak içki konusunda ciddi artışlar gözlenmiştir. Toplamda 4 milyon 264 bin 679 litre kaçak içki ele geçirilmiş olup, kaçak ve sahte içkilerden 47 kişi hayatını kaybetmiştir. Bir önceki yıl, 2023'te 1 milyon 195 bin 493 litre kaçak içki ele geçirilmiş ve 17 kişi hayatını kaybetmiştir. Kaçak içki tüketimi, devlet maliyesine önemli zararlar vermekte olup, yüksek vergi oranları ile kaçakçılığın artışı arasında dikkat çekici bir ilişki bulunmaktadır. Devletin vergi kaybı ve insan sağlığına yönelik tehditler, kaçak içki tüketiminin boyutlarını gözler önüne sermektedir.

OSMANLI PADİŞAHI ORHAN'IN ŞARAP VE RAKILARI

Rakı, Türkiye'nin geleneksel içkilerinden biri olup, köklü bir geçmişe sahip.  1326 yılında, Osmanlı Padişahı Orhan Bey’in Bursa fethettiğinde kendisine yardım eden Geyikli Baba ve derviş müritlerine hediye olarak şarap ve rakı göndermesi tarihsel kayıtlara geçmiştir. Bu, 14. yüzyılda rakının bilindiğini gösteriyor.

EVLİYE ÇELEBİ'NİN "ARAK"LARI

Ayrıca, 1500'lü yıllarda Fuzuli'nin "Bengü Bade" eserinde "arak" sözcüğünün ilk kez yazılı olarak kullanıldığı görülmektedir. Böylece, 500 yıllık bir geçmişe sahip olan rakının, Bizans döneminde şaraba anason katılarak yapılan "anasato" isimli içkisiyle benzerliği dikkat çeker. 17. yüzyılda Evliya Çelebi'nin seyahatnamelerinde rakıdan bahsetmesi, 1800'lerde Tekirdağ'daki çiftliklerinde Umurcu Rakı üreten Raki Baba'nın hikayeleri rakının tarihsel önemini vurgular.(Mey Diageo şirketinin internet sayfasına göre) 



RAKI VE VİSKİ ORANLARI

Bugün Türkiye'de rakı ve viski üzerinde uygulanan vergi oranları dikkat çekmektedir. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) Kanunu'na göre viskinin her bir litresinden 1.269,72 lira ÖTV ve yüzde 20 KDV alınmaktadır. Rakıda ise alkol oranı yüzde 45 düzeyinde olduğu için yapılan düzenleme ile 1 litre rakıda ÖTV tutarı 71 lira artarak 571 liradan 642 liraya çıkmıştır. Alkollü içkilerde ÖTV üzerinden KDV alınması nedeniyle toplam vergi artışı 85,70 liraya ulaşmaktadır. Bu durum verginin de vergisinin alınması anlamına gelmektedir.

VERGİ TÜKETİM TERCİHİNİ DEĞİŞTİRİYOR

Vergi oranlarının yüksekliği, tüketim tercihlerini de etkilemektedir. Vergi nedeniyle rakı yerine ithal viskinin daha fazla tercih edilmesi dikkat çekmektedir. 

Gazeteci Vahap Munyar'ın bu konundaki yazısı da şöyle: 

2017-2020 Dönemi:

Votka: Yıllık ortalama tüketim yüzde 5 büyüdü.

Bira: Bira pazarı sıfır büyüme yaşadı.

Rakı: Rakı pazarında yıllık yüzde 8 küçülme oldu.

Viski: Viski tüketimi yıllık yüzde 15 arttı.

Pandemi Dönemi (Mart 2020-Mart 2022):

Votka: Yıllık yüzde 10 büyüme görüldü.

Bira: Yıllık yüzde 3’lük büyüme yaşandı.

Rakı: Yıllık yüzde 16 büyüme görüldü.

Viski: Yıllık yüzde 39 büyüme yakalandı.

Pandemi döneminde alkollü içki tüketiminin evlere kaydığı gözlemlenmiştir. Restoran, bar ve otellere göre evde tüketim maliyet olarak daha uygun olup, alkollü araç kullanma riskini de ortadan kaldırmaktadır.

Selçuk Tümay ile yapılan röportajda, Ocak 2022’de ÖTV’nin yüzde 50 arttığı ve rakı tüketiminin yeniden eksiye geçtiği, viskide yıllık artışın yüzde 7’ye gerilediği belirtilmiştir. Türkiye'de viski tüketimi yıllık 20 milyon litreye ulaşmış olup, perakende cirosu 10 milyar lirayı bulmuştur. 

Tekel’in alkollü içki bölümü özelleştiğinde Türkiye’de yıllık rakı tüketimi 44 milyon litre iken, 2022'de 37 milyon litreye gerilemiştir.

Türkiye alkollü içki pazarında viskinin payı yüzde 9’a çıkmış, bira yüzde 50’ye gerilemiş, rakıda da gerileme olmuştur. Şarap pazarı ise 70-80 milyon litreye ulaşmıştır.

YABANCI ŞİRKET EGEMENLİĞİ VE ALKOL VERGİSİNDE İLK 5'TE

Türkiye'de alkollü içki üretimi çoğunlukla yabancı şirketlerin egemenliğindedir. Pernod Ricard Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Genel Müdürü Selçuk Tümay'a göre, Türkiye alkollü içkide en yüksek vergi sıralamasında dünyada ilk 5'te yer almaktadır. Perakende fiyatı 600 lira olan bir viski üzerinden yapılan vergi hesabında, 170 lira ÖTV ve 70 lira KDV olduğu; toplam 240 liralık vergiyle birlikte bazı eklerle vergi oranının yüzde 50’yi aştığı, rakıda ise verginin yüzde 70 dolayında seyrettiği aktarılmıştır (Vahap Munyar'ın yazısından alıntıdır).

VİSKİ İTHALATI ARTTI, RAKI İHRACATI AZALDI

Vahap Munyar, MEY Diageo Genel Müdürü Levent Kömür'ün verilerini köşesinde paylaşarak, "Viski ithalatı 10 milyon litreye çıktı, rakı ihracatı 3.5 milyon litrede kaldı" değerlendirmesinde bulunmuştur. Kömür, "2010 yılında rakı ihracatı 2.5 milyon litreydi. Aynı yıl ülkemize 2.5 milyon litre viski ithal ediliyordu. 2019’da viski ithalatı yıllık 10 milyon litreye yükseldi. Rakı ihracatı 3.5 milyon litreye çıkabildi. Viskinin ÖTV’sindeki artış 5 kat iken, rakının ÖTV’sini 8 kat artırmanın mantığı nedir acaba?" diye sormuştur.

Türkiye’de rakı üretiminde azalma olmadığını belirten Kömür, kayıt dışı üretime dikkat çekmiştir. Kömür, “27 milyon litre rakı kayıtlı, bandrollü ve markalı olarak tüketiliyor. 12-13 milyon litrelik bölümü de evlerde yapılan, tüketimi kayda girmeyen ürünlerden oluşuyor. Metil alkol, etil alkolün 4’te biri fiyata satılıyor. 150’ye yakın insanımızın ölümüne yol açan içkilerin içeriğinde ucuz diye maalesef metil alkol de var.” demiştir.

DEVLETİN KAÇAKTAKİ VERGİ KAYBI

Kömür, “Rakıda ÖTV yükseldikçe, 12-13 milyon liralık tüketimin evlerde üretilenle kayıt dışına kaymasına yol açan bu sistem ne işe yarıyor? Evlerde üretilen rakı, ithal etil alkolle elde ediliyor. 12-13 milyon litre üzerinden yapılan hesap, buradan çiftçinin kaybının 250 milyon lira olduğunu ortaya koyuyor. Devletin buradaki vergi kaybı 4 milyar liraya yaklaşıyor.” yorumunu yapmıştır.

2024 yılında Türkiye'de kaçak içki konusunda ciddi artışlar gözlenmiştir. Toplamda 4 milyon 264 bin 679 litre kaçak içki ele geçirilmiş olup, kaçak ve sahte içkilerden 47 kişi hayatını kaybetmiştir. Bir önceki yıl, 2023'te 1 milyon 195 bin 493 litre kaçak içki ele geçirilmiş ve 17 kişi hayatını kaybetmiştir. Kaçak içki tüketimi, devlet maliyesine önemli zararlar vermekte olup, yüksek vergi oranları ile kaçakçılığın artışı arasında dikkat çekici bir ilişki bulunmaktadır. Devletin vergi kaybı ve insan sağlığına yönelik tehditler, kaçak içki tüketiminin boyutlarını gözler önüne sermektedir.


Kaynak: 

https://www.meydiageo.com/markalarimiz/raki.html

https://t24.com.tr/haber/dunya-gazetesi-genel-koordinatoru-munyar-viski-ithalati-10-milyon-litreye-cikti-raki-ihracati-3-5-milyon-litrede-kaldi,928126

https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/10-milyar-liralik-viski-ictik-turkiye-80-ulke-arasinda-ilk-10a-girdi/662733

https://www.tigrishaber.com/sahte-alkol-olumleri-artiyor-2024-verileri-aciklandi-120406h.htm?form=MG0AV3


                                            SEN ANLAT 

                     KONUK  AKADEMİSYEN

              PROF.DR. HAYDAR ÇAKMAK


ULUSLARARASI İLİŞKİLER UZMANI PROF.DR. HAYDAR ÇAKMAK: 

"21.YÜZYILDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ GERİ GİTMİŞTİR" 

"TÜRK AYDINLARI, TÜRK ENTELİJANSIYASI BUGÜN MİLLİYETÇİ PARTİLERDEN UZAKTA DURUYOR"

" İRAN, ORTADOĞU'DA DENGE UNSURU, İRAN'A DOKUNAMAZLAR. DOKUNURLARSA ORTADOĞU'DAKİ TÜM DENGELER BOZULUR" 

"SURİYE'DE ABD VE İSRAİL ÇOK ETKİLİ"

"ABD VE İSRAİL GÜÇLÜ ANCAK ELLERİNDE MUSA'NIN KILICI YOK" 

"SURİYE'NİN İÇ BARIŞI SAĞLAMASI ZOR, KOMŞULARIYLA DA SORUN YAŞAYABİLİR"





NEVİN BİLGİN

Uluslararası İlişkiler uzmanı akademisyen Prof.Dr. Haydar Çakmak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Çakmak, geçmiş yüzyılla karşılaştırıldığında Türk milliyetçiliğinin geriye gittiğini belirterek, "21.yüzyılda Türk milliyetçiliği geri gitmiştir" dedi. Çakmak, Türk aydınları ve Türk entelijansıyasının bugün milliyeçti partilerden uzakta durdurdıklarını söyledi. 

Çakmak, İran'ın Ortadoğu'da denge unsuru olduğuna da dikkat çekerek, "İran'a dokunamazlar. Dokunurlarsa Ortadoğu'daki dengeler bozulur" dedi. Çakmak, Suriye'de ABD ve İsrail'in çok etkili olduğunu, Rusya ve İran'ın kalıntılarının bulunduğunu, Suudi Arabistan ve Katar'ın da yeni yönetimle ilişki içinde bulunduğunu hatırlatarak Türkiye'nin şu andaki durumunun konforlu olmadığının altını çizdi. Çakmak, Suriye'de iç barışı sağlamanın zor ollduğuna da dikkat çekti. 

SURİYE'NİN İÇ BARIŞI SAĞLAMASI ZOR, KOMŞULARIYLA DA SORUN YAŞAYABİLİR

Çakmak'ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle: 

Soru: Suriye'deki gelişmeleri ve Türkiye'nin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

"Suriye'de artık milli bir devlet ve hükümet yok. Uluslararası bir belirtilmemiş bir koalisyonun yönetiminde gibi bir durum var. Çünkü bir ülkenin topraklarında ABD, İsrail, İngiltere gibi ülkelerin vurulması demek kesinlikle 21. yüzyılın en büyük 3 emperyalist ülkesi. Bunların hakim olduğu bir ülkede ulusal devletten, ulusal topraktan, ulus kavramından söz etmek mümkün değil. 

İran ve Rusya'nın da bu topraklarda kalıntılarının olduğunu da dikkate almak gerekiyor. Dolayısıyla bütün bu ülkeleri dikkate aldığınızda Suriye'nin kesinlikle ileriki tarihlerde iç barışı sağlayamayacağı gibi komşu ülkeleriyle de sorunlar yaşayabilir. 

Türkiye, Irak Kürtlerden dolayı ciddi sorunlar yaşayabilir. Bunun ötesinde İran askerlerini çekmiş bile olsa, oradaki ittifak gruplarıyla Suriye'yi tek başına bırakacağını sanmıyorum"



SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR, SURİYE'DEKİ YENİ YÖNETİMLE YAKINDAN İLGİLENİYOR 

"Suudi Arabistan davet üzerine yeni yönetim buraya gitti. Katar'ın Suriye ile yakından ilgilendiğini görüyoruz. Arap ülkelerinin iki önemli figürünün Suriye ile ilgilenmesi önemli. Türkiye açısından da önemli. 

Türkiye'nin Suriye üzerinde emperyalist bir amacı sözkonusu değil. Toprak bütünlüğünü de destekliyor. Türkiye'nin politikaları, ileride belki politika çerçevesinde rolü de olabilir. Şu andaki durumda Türkiye'nin bulunduğu durum konforlu bir durum değil. Çünkü orada gördüğümüz kadarıyla ABD ve İsrail çok etkili. Şimdi iki arap ülkesi de yakın ilişki kuruyor. Türkiye'ye ye burada rol çıkar mı?"

"TÜRKMENLERE STATÜ VERİLMESİ KONUŞULMUYOR"

"Türkiye'de dikkatle takip edilmesi gereken konu da, Suriye'de Türkmenler var. Türkmenlerle ilgili herhangi bir statü verilmediği gibi konuşulmuyor, bu olumsuz bir durum. Suriye'nin çok net olmayan bir politikası var. 

Mevcut yönetimin tek net politikası Suriye'deki farklı askeri güçlerin Suriye Silahlı Kuvvetlerine intibak edeceğini söyledi. Şu anda Suriye Ordusu var. Kendilerini dağıttılar. Ordu kurmaları gerekiyor. Ordu kurulduktan sonra silahlı güçlerin katılması mümkün olabilir. Diğerler ide katılır mı sonra belli olur. Biraz zamana barıkmak gerekiyor. Suriye gibi parçaılı bir ülkeyi yönetmek zor. 21. yüzyılın emperyalist ülkelerinin orada bulunması da mevcut yönetimin işini zorlaştıracaktır. 

"TÜRK MİLLİYETÇİSİYİM DİYENLER NE KADAR BU ÖZELLİKLERİ TAŞIYOR" 

Soru: Türk miliyetçiliğinin günümüzde geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

"Türk Milliyetçiliğinin ırkçılıkla alakası yok. Çünkü Türkleri koruma kollama amaçlıdır. Saldırma milliyetçiliği değildir. Irksal değildir. Yüksek ırk, üstün ırk ilkesine dayanmaz. İtalyan faşizmi ile Alman nazizmi gibi değildir. Türkçülük de, Türk milliyetçiliği de böyle birşey değildir. 

Türk milliyetçiliği Türk milletini koruma ve kollamaktır. Türk milletinin ve devletinin tüm varlıkları, maddi ve manevi varlıklarını çoğaltmak, yükseltmektir. Taşı, toprağı dahil olmak üzere, kedisi, köpeği dahil olmak üzere, başka insanlar olmak üzere yüceltmek, yükseltmek amacı taşır. 

Türk milliyetçiyim diye kendisini tanımlayanlarının ne kadar bu özellikleri taşıyor düşünmek gerekir. Türk milletinin ikbali için kim çalışıyor, Türk milletinin ikbali için mi çalışanlar var, kendi ikballeri için çalışanlar mı var? 

"TÜRK AYDINLARI MİLLİYETÇİ PARTİLERDEN UZAK DURUYOR"

Türk aydınları ve Türk entelijansıyası dikkat ederseniz milliyetçi partilerden uzak duruyorlar. Bunun nedeni de yanlış ellerde, yanlış tarif edildiği için. Milliyetçi aydın bir kesim var. 

20.yy başında 1912'de Türk ocaklarını kuran gruba, heyete  bakalım. Entellektüel olarak ve idealizm açısından da durum günümüzdeki yapıdan oldukça farklı. 21. yüzyılda Türk Milliyetçiliği geri gitmiştir. 

"İRAN ORTADOĞU'DA DENGE UNSURU" 

Soru: Suriye'deki gelişmelerin ardından sıra İran'a geldi söylemleri var nasıl değerlendiriyorsunuz? 

"İran, Ortadoğu'da  denge unsuru. İran'a bu nedenle dokunmazlar. İran'a dokunacaklarsa, bunun anlamı Ortadoğu'da radikal değişiklik yapma planı vardır. Bugünkü bölgesel sistemde İran'ın önemli rolü var. Ortadoğu'yu başka şekle dönüşme niyeti varsı, İran'a da, Türkiye'ye de dokunurlar. 

ABD'nin, İsrail'in elinde Musa'nın kılıcı yok. Herşeyi yapar diyorlar. Birçok şey yapabilir ama elinde Musa'nın kılıcı yok. 

Bölgedeki ülkelerle işbirilği yapmak durumunda kalıyorlar. Ya Türkiye ile, ya İran'la ya İrak'la, ya Suriye ile. Bölgede işbirliği yapmak zorunda olduğu ülke arıyorlar. İsrail bombalıyor gidiyor. Asker çıkarmazsa karaya, Suriye'yi bombalayıp geri dönersin, harap et, Ortadoğu politikası, benim de olmasın, onun da olmasın. İsrail'in yaptığı bu. Golan Tepeleri'nin etrafına şimdi kara harekatı da yapıyor"

AFRİKA MODASI TÜRKİYE'DE VAR

Soru: Afrika günümüzde yükselen bir değer mi, bunun sebebi nedir? 

Türkiye'de şimde Afrika modası var şimdi. Avrupa'da ve Amerika'da moda değil. Dünyada moda gibi birşey var. İnsanlar hala önünde arkasında ağaç yaprağıyla dolaşıyor. 

Haydar Çakmak kimdir? 

Prof. Dr. Haydar Çakmak, Türk akademisyen, araştırmacı yazar ve uluslararası ilişkiler profesörüdür. 5 Eylül 1956 tarihinde Kırşehir'in Çiçekdağ ilçesinde doğmuştur. Akademik kariyerine Fransa'nın Dijon kentinde bulunan Bourgogne Üniversitesi'nden 1987 yılında mezun olarak başlamıştır. Ardından 1989 yılında Besançon'da bulunan Franche-Comté Üniversitesi'nde yüksek lisansını (DEA) tamamlamıştır. 1993 yılında ise Paris-X Nanterre Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde doktora yapmıştır.

1994 yılından itibaren Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapmış ve aynı fakültede Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı olarak da görev almıştır. Halen Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir.

Prof. Dr. Haydar Çakmak'ın akademik ilgi alanları arasında Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Avrupa Güvenliği, Türk Dünyası ve Türk Dış Politikası gibi konular yer almaktadır. Çakmak, bu konularda yurt içinde ve yurt dışında birçok makale yayımlamıştır. İleri düzeyde Fransızca ve İngilizce bilmektedir.

Eserleri

Prof. Dr. Haydar Çakmak, uluslararası ilişkiler ve siyasi konularda pek çok kitap kaleme almıştır. İşte eserlerinden bazıları:

1989’dan Günümüze Gürcistan (1998)

Dünden Bugüne Özbekistan

ABD'nin Askeri Müdahaleleri (1801'den Günümüze)

Avrupa Birliğinin Etnik Yapısı

Avrupa Güvenliği (2003)

Cumhurbaşkanları ve Dış Politika

Geçmişten Günümüze Türk - Fransız İlişkileri

Kriz Yönetimi ve TSK

Liderlerin Dış Politika Felsefesi ve Uygulamaları

Suç Terör Savaş Üçgeninde Siber Dünya

Terörizm

Türk Dış Politikasında 41 Kriz

Terörizmin Finansmanı ve Ekonomisi

Türkiye - Türk Cumhuriyetleri İlişkileri

Uluslararası Krizler ve Türk Silahlı Kuvvetleri (2004)

Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri (2005)

Uluslararası İlişkiler (2008)

Uluslararası İnsani Sorunlar

Türk Dış Politikası 1919-2008 (2008)


2 Ocak 2025 Perşembe

 TÜRKİYE’DE TIP EĞİTİMİNDE CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ

BAZI DALLARDA KADIN TEMSİLİ İÇİN KRİTİK EŞİK OLAN YÜZDE 33 ALTINDA

KADINLAR GENEL CERRAHİ, KALP DAMAR, BEYİN CERRAHİSİ, ÜROLOJİ, GÖZ HASTALIKLARI, KBB, ESTETİK, GÖĞÜS, ACİL TIPTA YÜZDE 33'ÜN ALTINDALAR

KADIN ÜROLOG SAYISI 50





NEVİN BİLGİN 

Türkiye’de kadın hekimlerin tıbbi uzmanlık alanlarındaki dağılımı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin meslek hayatına nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır. Yapılan araştırmalar, kadın ve erkek hekimlerin belirli uzmanlık alanlarında toplandığını, bazı dallarda kadın temsilinin kritik eşik olan %33’ün altında kaldığını göstermektedir. Özellikle cerrahi disiplinler, fiziksel zorluk gerektiren branşlar ve yoğun çalışma saatleri gerektiren alanlarda kadınların oranı düşük seviyelerde seyretmektedir.

Araştırmanın Temel Bulguları

Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinde yapılan incelemelerde, yirmi sekiz tıbbi uzmanlık dalından on ikisinde kadın hekimlerin oranının %33’ün altında olduğu belirlenmiştir. Bu branşlar genellikle cerrahi ve fiziksel dayanıklılık gerektiren alanlardır. Kadınların oranının düşük olduğu uzmanlık alanları şu şekilde sıralanabilir:


Genel Cerrahi

Ortopedi ve Travmatoloji

Kalp ve Damar Cerrahisi

Beyin ve Sinir Cerrahisi

Üroloji

Göz Hastalıkları (özellikle cerrahi odaklı alt dallar)

Kulak Burun Boğaz (cerrahi yoğunluk nedeniyle)

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

Göğüs Cerrahisi

Anesteziyoloji ve Reanimasyon

Travma ve Acil Tıp

Adli Tıp

Bu durum, kadınların genellikle düzenli mesai saatleri sunan, nöbetsiz, dışlanma riskinin daha az olduğu ve akademik ilerleme açısından engellerin daha az hissedildiği uzmanlık alanlarını tercih ettiğini ortaya koymaktadır.




Cinsiyete Dayalı Ayrımcılığın Sosyal ve Mesleki Etkileri

Kadın hekimlerin cerrahi branşlarda daha az temsil edilmesinin ardında, meslek hayatında karşılaşılan görünür ve görünmez engeller yatmaktadır. Çalışma saatlerinin düzensizliği, ağır iş yükü ve ailevi sorumluluklarla iş hayatı arasında denge kurma zorunluluğu, kadın hekimlerin kariyer basamaklarını tırmanmasını zorlaştırmaktadır.

Kadınların meslek hayatında karşılaştığı ayrımcılık yalnızca fiziksel koşullarla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan yüklerle de şekillenmektedir. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi ev içi sorumluluklar genellikle kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Bu durum, kadınların mesleki kariyerlerini geliştirme çabalarını sekteye uğratmaktadır.

Çözüm Önerileri ve Toplumsal Değişim Gerekliliği

Eşitsizliği gidermek için, çocuk bakım izninin yalnızca kadınlara verilmesi gibi uygulamaların yeniden düzenlenmesi ve her iki cinsiyeti de kapsayan politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet rollerinin erken yaşlardan itibaren sorgulanmasını sağlayacak eğitim programları, okul öncesinden başlayarak müfredata dahil edilmelidir. Yazılı ve görsel medyada toplumsal cinsiyet kalıplarını pekiştiren içeriklerin yerine eşitlikçi yaklaşımları teşvik eden yapımlar hazırlanmalıdır.

Kadınların tıbbi uzmanlık dallarında eşit şekilde temsil edilebilmesi için hem yasal düzenlemelerin hem de toplumsal algıların değişmesi şarttır. Ancak bu şekilde, kadın hekimlerin potansiyellerini tam anlamıyla gerçekleştirebileceği bir meslek ortamı yaratılabilir.

TÜRKİYE’DE KADIN ÜROLOGLAR

Türkiye’de kadın ürolog sayısının yalnızca 50 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu, diğer ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşük bir orandır. Örneğin, ABD’de ürologların yaklaşık %10’u, İngiltere’de ise %13’ü kadındır. Türkiye’de bu alandaki kadın temsilinin az olmasının birçok nedeni bulunmaktadır.


Önyargılar ve Algılar

Kadınların üroloji gibi fiziksel dayanıklılık ve cerrahi beceri gerektiren uzmanlık dallarını seçmesi, geleneksel toplumsal cinsiyet algıları nedeniyle sınırlandırılmaktadır. Üroloji, uzun süre erkek egemen bir alan olarak görülmüş ve kadınların bu alanda çalışmasına dair önyargılar yerleşik hale gelmiştir.


Eğitim ve Fırsat Eşitsizliği

Kadınların üroloji uzmanlığı için gerekli eğitimi alabilecekleri olanaklar sınırlıdır. Bu, hem fiziksel koşulların yetersizliği hem de kadınların bu alandaki varlıklarını destekleyecek mentorluk eksikliğiyle bağlantılıdır. Ayrıca, kadın üroloji uzmanlarının eğitim sürecinde karşılaştıkları cinsiyet temelli ayrımcılık, bu alana yönelme oranını düşürmektedir.

Kariyer Engelleri

Kadın ürologlar, kariyerlerinin farklı aşamalarında birçok zorlukla karşılaşmaktadır. Uzun ve düzensiz çalışma saatleri, ailevi sorumluluklarla meslek hayatını dengeleme çabası ve erkek meslektaşlar arasında kendini kanıtlama zorunluluğu, kadınların bu alanda sürdürülebilir bir kariyer inşa etmelerini zorlaştırmaktadır.


Kaynak: 

https://ankaratipfakultesimecmuasi.net/pdf/0ab0f6f3-5ca8-49ed-b22b-149d6a6b3411/articles/18526/AUTFM-63-1.pdf


KALP MASAJI VE İLKYARDIMIN KADINLARA UYGUN OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI

İLKYARDIMDA CİNSİYET UÇURUMU

ERKEKLERE GÖRE BELİRLENEN KURALLAR KADINLAR İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR


Mankenlerin %75’i erkek ya da cinsiyet belirtilmemiş olarak tanımlandı.

Hiçbiri belirgin ikincil cinsiyet özelliklerine sahip değildi.

Sadece bir manken, kadın vücut yapısını temsil eden göğüs kaplamasına sahipti.

Ayrıca, manken üreticilerinin büyük bir çoğunluğunun eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık (EDI) ya da sürdürülebilirlik politikaları bulunmadığı tespit edildi. Yalnızca bir şirket, 2020’den itibaren işgücü için eşitlik politikaları geliştirmiş ve bu politikaları üretim çizgisine de yansıtmıştı.




NEVİN BİLGİN

Oxford Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, kalp masajı (CPR) eğitiminde kullanılan mankenlerin büyük bir çoğunluğunun cinsiyet ayrımı göstermediğini ve kadın vücut yapısını yeterince temsil etmediğini ortaya koydu. Araştırmaya göre, CPR mankenlerinin %95’i düz gövdelere ve cinsel özelliklere sahip değil. Bu durum, acil durumlarda yardım etme eğilimini azaltıyor ve kadınların CPR müdahalesi alma ve hayatta kalma oranlarında eşitsizliklere yol açıyor. 

Kadınlar Daha Dezavantajlı

Veriler, kadınların kalp durması sonrasında CPR müdahalesi alma olasılığının erkeklere kıyasla daha düşük olduğunu ve hayatta kalma oranlarının daha kötü olduğunu gösteriyor. Bunun bir nedeni, CPR eğitiminde kullanılan mankenlerin kadın vücut yapısını yansıtmaması olabilir. Araştırma, toplumda şahit CPR’nin uygulanabilirliğini ve etkinliğini artırmak için daha çeşitli mankenlerin kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor.



Araştırmanın Bulguları

Oxford Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bu araştırmada, küresel pazarda bulunan 20 farklı CPR mankeni incelendi.

Mankenlerin %75’i erkek ya da cinsiyet belirtilmemiş olarak tanımlandı.

Hiçbiri belirgin ikincil cinsiyet özelliklerine sahip değildi.

Sadece bir manken, kadın vücut yapısını temsil eden göğüs kaplamasına sahipti.

Ayrıca, manken üreticilerinin büyük bir çoğunluğunun eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık (EDI) ya da sürdürülebilirlik politikaları bulunmadığı tespit edildi. Yalnızca bir şirket, 2020’den itibaren işgücü için eşitlik politikaları geliştirmiş ve bu politikaları üretim çizgisine de yansıtmıştı.


Cinsiyetin Temsili Hayat Kurtarabilir

Hastane dışında kalp durması olaylarında kadınların kötü sonuçlarla karşılaşması, CPR eğitimindeki bu eksikliklerin ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Kadın vücut yapısını ve farklı vücut tiplerini temsil eden CPR mankenlerinin kullanımı, CPR eğitiminde şaşırtıcı derecede önemli bir fark yaratabilir.

Ne Yapılabilir?

Araştırma ekibi, şu çağrıda bulunuyor:

CPR eğitim mankenlerinin çeşitlendirilmesi: Kadın ve erkek vücut yapısını yansıtan, farklı yaş ve vücut özelliklerine sahip mankenlerin üretimi teşvik edilmelidir.

Eğitim programlarının güncellenmesi: Eğitim programlarında kadın mankenlerin daha fazla kullanılması ve gerçek hayata daha yakın senaryoların dahil edilmesi gereklidir.

Politikaların iyileştirilmesi: Üretici şirketlerin çeşitlilik ve kapsayıcılık politikaları oluşturması teşvik edilmelidir.

CPR eğitimi, hayat kurtarma potansiyeli en yüksek eğitimlerden biridir. Ancak bu eğitimlerde kadınların yeterince temsil edilmemesi, toplumda CPR uygulama oranlarının düşük kalmasına ve hayatta kalma oranlarında cinsiyetler arasında büyük farklılıklar oluşmasına yol açabilir. Daha kapsayıcı bir yaklaşımla, herkes için daha adil ve etkili bir CPR eğitim sistemi kurulabilir.

Kaynak: 

https://findanexpert.unimelb.edu.au/scholarlywork/1947667-cpr-training-as-a-gender-and-rights-based-healthcare-issue?form=MG0AV3

https://science24.academy/the-gender-gap-in-cpr-bridging-the-divide-for-lifesaving-interventions/?form=MG0AV3


1 Ocak 2025 Çarşamba

 KAR BEKLERKEN NEDEN BAHAR HAVASI ESİYOR?

HAVA TAHMİNLERİ NEDEN ÇIKMIYOR? 

METEOROLOJİ NEDEN ISKALIYOR?

ŞİKAYET VAR'A HAVA TAHMİNİ ŞİKAYETLERİ 



NEVİN BİLGİN

Yapay zekanın bu kadar her işin içine girdiği bir dönemde hava  tahminlerinde sürekli ıskalanması ve tahminlerde başarılı olunamaması tepki çekiyor. Kodlar, alarmlar verilirken, kar kürüme araçları yollara dizilirken bir de insanlar bakıyor ki, günlük güneşlik bir ortam. Şikayet Var'a en fazla şikayet edilen konulardan birisi de hava tahmin raporları ve Meteoroloji. Bunun sebebi nedir peki? 

Eskiden hava tahmini, yalnızca bulutlara bakarak ve sıcaklık değişimlerini takip ederek yapılırdı. O dönemlerde meteorologlar, mevcut koşulları geçmişteki benzer durumlarla karşılaştırarak tahmin yürütmeye çalışırlardı. Ancak bu tahminler genellikle tutarlı olmuyordu. Bugün ise hava tahminleri, uydu verileri, radar görüntüleri ve gelişmiş matematiksel modeller, yapay zeka teknolojileri ile geçmişe göre daha başarılı. 1970'lere göre hava tahmininde önemli bir ilerleme kaydedildi. Yine de bazen beklenen tahminler hâlâ tam anlamıyla gerçekleşmeyebiliyor.

Hava Durumu Tahmini Nasıl Yapılır?

Hava tahmini yapmak için ilk adım, atmosferin mevcut durumunu belirlemektir. Bu, sıcaklık, basınç, nem, rüzgar hızı gibi faktörlerin ölçümüyle başlar. Elde edilen veriler, Navier-Stokes denklemleri gibi matematiksel modellerle işlenir. Ancak bu denklemleri tam olarak çözmek mümkün değildir. Bunun yerine, meteorologlar "sayısal hava tahmini" adı verilen bir yöntemle yaklaşık çözümler bulur.

Dünya ve atmosfer, bir bilgisayar ekranı gibi ızgaralara bölünür. Her ızgara kutusuna basınç, nem ve sıcaklık gibi değerler atanır. Daha sonra bu veriler bir modele eklenir ve gelecekteki hava durumu tahmin edilmeye çalışılır. Ancak bu yaklaşımın doğruluğu, ızgara boyutlarına, veri kalitesine ve modelin hassasiyetine bağlıdır.



Hava Tahminlerinin Karmaşıklığı

Atmosfer, sürekli değişen ve etkileşim halinde olan bir sistemdir. Sıcaklık, nem, basınç ve rüzgar gibi faktörler birbirini etkiler. Bu durum, tahminlerin doğruluğunu zorlaştırır. Özellikle ani değişiklikler, modelleme yöntemlerinin sınırlarını zorlar. Bir rüzgar yönünün değişmesi ya da beklenmedik bir yağmur bulutunun oluşumu gibi olaylar, tahminlerin beklenenden farklı sonuçlanmasına neden olabilir.

Yapay Zeka ve Algoritmaların Rolü

Son yıllarda yapay zeka (YZ) ve makine öğrenimi, hava tahmininde önemli bir yere sahip olmaya başladı. Uydu, radar ve yer istasyonlarından toplanan büyük veri setleri, YZ algoritmalarıyla işleniyor. Bu sistemler, geçmiş hava olaylarından öğrenerek daha doğru tahminler sunmaya çalışıyor.

Yapay zeka, özellikle ani hava olaylarının öngörülmesinde faydalı bir araç olarak öne çıkıyor. Örneğin, bir fırtınanın başlangıç belirtilerini daha erken tespit edebiliyor. Ancak atmosferin karmaşık ve kaotik yapısı, bu teknolojilerin de sınırlarını belirliyor. Verilerin eksik ya da hatalı olması, sonuçların doğruluğunu etkileyebilir. Yine de YZ, gelecekte hava tahminlerinin doğruluğunu artırmada önemli bir rol oynayacak gibi görünüyor.

Kaos Teorisi ve Hava Tahmini

Atmosferin kaotik yapısı, hava tahminlerini tam anlamıyla kesin kılmayı imkansız hale getirir. Kaos teorisinin en bilinen örneklerinden biri olan kelebek etkisi, bu durumu açıklıyor: Bir kelebeğin kanat çırpması, başka bir yerde bir fırtınayı tetikleyebilir. Atmosferdeki bu küçük değişiklikler, zamanla büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilir.

Meteorologlar, bu nedenle yalnızca genel tahminler sunabilir. Her bir hava molekülünün hareketini tam anlamıyla tahmin edemediğimiz sürece, kesin hava tahminleri yapmak mümkün olmayacaktır. Ancak elimizdeki teknolojilerle elde edilen tahminler, günlük hayatımızı kolaylaştırmaya devam ediyor.

Hava tahminlerinin bazen tutmaması, atmosferin karmaşık ve dinamik yapısından kaynaklanır. Bilim insanları, daha doğru tahminler için sürekli yeni yöntemler ve teknolojiler geliştirmektedir. Yapay zeka, makine öğrenimi ve daha hassas modellerin kullanımıyla tahminlerin doğruluğu artacaktır. Ancak, kesin tahminlerin yapılması önünde hâlâ büyük engeller bulunuyor.

Kaynak: 

https://turkiyeyuzyili.com/proje-ay-arastirma-programi-projesi-ayap?form=MG0AV3

https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/konular/ay-arastirma-projesi?form=MG0AV3

https://fizikist.com/hava-durumu-neden-kesin-olarak-tahmin-edilemiyor

https://www.sikayetvar.com/meteoroloji-genel-mudurlugu

https://strasam.org/ekonomi/teknoloji/hava-tahminleri-niye-hic-tutmaz-1355

 İLK MECLİS'İN BAŞKANVEKİLLERİ

BİRİSİ HACIBEKTAŞ DERGAHINDAN, DİĞERİ KONYA MEVLEVİ DERGAHINDAN

Başkan Vekili Abdülhalim Çelebi (Konya Mevlevi Dergahı Postnişini)

Başkan Vekili Cemalettin Çelebioğulları (Hacıbektaş Dergahı Postnişini) 




NEVİN BİLGİN 

1.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı yıllarındaki en önemli siyasi organıdır. Bu dönemde mecliste iki önemli başkanvekili görev yapmıştır: biri Hacıbektaş Dergahı'ndan, diğeri ise Konya Mevlevi Dergahı'ndan gelmektedir. Meclis Başkanı Mustafa Kemal, 2. Başkan Cemalettin Arif Bey olarak görev yaparken, başkanvekilleri Hacıbektaş ve Konya Mevlevi Dergahı'ndan seçilmiştir.

Hacıbektaş Dergahı'ndan Başkanvekili: Cemalettin Efendi , Hacıbektaş Veli Dergahı'nın postnişini olarak görev yapmış ve Milli Mücadele döneminde önemli bir rol üstlenmiştir. Hacıbektaş Dergahı, Anadolu ve Balkanlar'daki Alevi Bektaşi topluluklarının önemli bir merkezi konumundaydı ve Cemalettin Efendi, bu toplulukların Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'ne desteğini sağlamıştır. Cemalettin Efendi, TBMM 1. Dönem milletvekili olarak görev yapmış ve mecliste başkan vekilliği gibi önemli bir pozisyonda bulunmuştur.



Hacıbektaş Veli Dergahı, Milli Mücadele döneminde askeri ve stratejik bir ziyaretgah olarak da önemli bir rol oynamıştır. Askeri ve siyasi şahısların dergâhı ziyareti, bu mekanın sadece tasavvufi bir merkez olmanın ötesine geçtiğini göstermektedir. Hacıbektaş Veli Dergahı, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin mücadele sürecinde önemli bir destek noktası olmuştur.

Konya Mevlevi Dergahı'ndan Başkanvekili: Abdülhalim Çelebi, Konya Mevlevi Dergahı'nın postnişini ve aynı zamanda TBMM 1. Dönem milletvekili olarak görev yapmıştır. Milli Mücadele yıllarında Ankara’nın manevi havasını elinde tutan önemli kişilerden biri olan Abdülhalim Çelebi, düzenlenen dini törenlere Mevlevi şeyhi ve Konya mebusu olarak katılmıştır. 

1 Nisan 1922’de Mustafa Kemal Paşa’nın Konya’ya ikinci gelişinde, Abdülhalim Çelebi’yi temsilen Mevlana Dergâhı Postnişin Vekili, askerî ve mülki erkânla birlikte karşılama heyetinde yer almıştır. Mustafa Kemal Paşa, 3 Nisan 1922 günü Mevlana Dergâhı’na gelmiş ve türbe ziyaretinde bulunmuştur. Çelebi ve dervişler tarafından karşılanmıştır.

Atatürk Satılığa Çıkardığı Halıyı Alıp Kendisine Hediye Etti

Maddi Zorluklar ve Atatürk'ün Desteği 1922 yılının bahar aylarında, Abdülhalim Çelebi Ankara’da milletvekili iken maddi sıkıntı çekmiş ve evindeki halıyı satılığa çıkarmıştır. Atatürk, bunu öğrenmiş ve halıyı satın alarak Abdülhalim Çelebi’nin evine göndermiştir. Ayrıca onu ziyaret ederek gönlünü almış ve halıyı evinde görmek istediğini söylemiştir. Abdülhalim Çelebi, bu davranıştan memnun kalmış ve halı sonradan Mevlana Müzesi’ne konulmuştur.

Arkadaşlık ve Aile Dostluğu 20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Atatürk’ün Konya’ya beşinci gelişinde, Abdülhalim Çelebi Atatürk’ü karşılamış ve dergâha davet etmiştir. Yemekten sonra sema edilmiştir. Atatürk ile Abdülhalim Çelebi arasında bir arkadaşlık ve aile dostluğu oluşmuştur. Atatürk, eşi Latife Hanım ile Konya’ya geldiğinde, Abdülhalim Çelebi ailesiyle birlikte yemek yemiş ve sohbet etmiştir. Aileler arasında bayramlarda tebrik telgrafları gönderilmiştir.

Cumhuriyet Döneminde Abdülhalim Çelebi Cumhuriyetin ilanından sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ve tasvibi ile Abdülhalim Çelebi, oğlu Mehmet Bakır Çelebi’yi Suriye’nin Halep şehrine tayin etmiştir. I. Dönem TBMM’nin üçüncü yılında İrşat Komisyonu’nun başkanlığını yapmış ve hem dinî hem de siyasi çalışmalarını sürdürmüştür. 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında, Abdülhalim Çelebi’nin ailesi “Ertüzün” soyadını almıştır.

Mevlevilik ve Milli Görevler Mevleviliğe olan ilgi ve ilişkiler, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasıyla sona ermemiştir. Halep Mevlevihanesi’nde bulunan oğlu Mehmet Bakır Çelebi, Atatürk tarafından kendisine verilen millî görevleri yerine getirmiştir. Hatay’ın anavatana katılmasında önemli hizmetlerde bulunmuş, 1937’de Türkiye’ye dönmüş ve yeniden Suriye’ye gitmesine izin verilmemiştir.


Kaynak: 

Kılınç, Aslıhan. Hacıbektaş Dergahının Milli Mücadeleye Desteği (https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2390896) 

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/abdulhalim-celebi-efendi-ertuzun-1874-1925/


 "DELİ BAL" "ACI BAL" VE HALÜSİNASYON ETKİSİ


FOTOĞRAF. Nepal ve Karadeniz’deki Çiçeklerden Elde Edilen Halüsinojenik Gıda: Deli Bal

Deli bal ya da acı bal olarak bilinen bal türü, özel bir arı tarafından ve orman gülü denilen bir bitkiden arıların beslenmesiyle elde ediliyor ve halüsinayson etkisi yaratıyor. 

Nepal'in el değmemiş doğasında, Himalaya Dağları'nın yamaçlarında, sıradışı bir bal üretilir. Bu bal, yerel halkın "acı bal" ya da "deli bal" olarak adlandırdığı, halüsinojenik etkileriyle bilinen özel bir üründür. Bu eşsiz bal, Rhododendron cinsi bitkilerin nektarından yapılır ve hem bitki hem de bal, doğanın mucizesi olarak kabul edilir. 

Türkiye'de Karadeniz'de Var

Türkiye'de Rhododendron bitkisi yaygın olarak yetiştirilmemektedir. Ancak, Karadeniz bölgesinde, özellikle Rize ve Artvin illerinde, sınırlı miktarda bu bitkiden bulunabilir. Bu bölgelerde üretilen bal, yerel halk arasında "acı bal" olarak bilinir ve benzer etkiler gösterir.



Rhododendron Bitkisi Rhododendron arboreum, Nepal'in dağlık bölgelerinde yetişen ve ülkenin ulusal çiçeği olarak kabul edilen bir bitkidir. Bu bitki, Himalayaların serin ve nemli ikliminde 5,000 ile 13,000 feet yüksekliklerde yetişir. Renkli ve gösterişli çiçekleriyle, bu bitkiler arılar için cazip bir nektar kaynağıdır. Ancak, bu bitkinin nektarı, grayanotoksin adı verilen bir madde içerir.

Arıların Rhododendron'la Dansı 

Nepal'de arılar, Rhododendron bitkisinin çiçeklerinden nektar toplar. Bu süreçte, grayanotoksin maddesini de beraberlerinde getirirler. Bu toksin, balın içine dahil olur ve böylece "deli bal" oluşur. Bu bal, tarih boyunca hem tıbbi hem de ritüel amaçlarla kullanılmıştır.

 
                                        FOTOĞRAF Ormangülü (Lali Guras): Nepal'in Ulusal Çiçeği

Deli Balın İnsanlar Üzerindeki Etkileri 

Deli bal, dikkatle ve ölçülü şekilde tüketildiğinde bazı tıbbi faydalar sağlayabilir. Geleneksel tıpta ağrı kesici, iltihap giderici ve sindirim sorunlarını hafifletici olarak kullanılır. Ayrıca, bazı kültürlerde cinsel gücü artırıcı etkileri olduğu düşünülür.

Ancak, grayanotoksin içeriği nedeniyle, bu balın fazla tüketimi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Halüsinojenik etkileri ile bilinen bu bal, baş dönmesi, mide bulantısı, terleme, düşük kan basıncı ve hatta bayılma gibi semptomlara neden olabilir. Bu nedenle, deli bal tüketimi dikkat gerektirir.


Kaynakça: 

https://insightsnp.com/rhododendronlali-guras-national-flower-of-nepal/?form=MG0AV3

https://animalnepal.org/rhododendron-found/?form=MG0AV3

https://eskisehirdurum.com/genel-gundem/nepal-deli-bali-bildikleriniz-gibi-degil-halusinasyon-670101b46e2b8/69437?form=MG0AV3#google_vignette