14 Ağustos 2024 Çarşamba

 DEEPFAKE TESPİT UZMANI

MAHREMİYET UZMANI

UZAY TURİZM REHBERİ

METAVERSE POLİSİ 

İŞTE GELECEĞİN MESLEKLERİ



NEVİN BİLGİN

Yapay zeka ve teknolojik gelişmelerle birlikte meslekler de yeniden şekillenmeye başlıyor ve yeni meslekler ortaya çıkıyor. Nasıl sanayi devrimiyle birlikte makineleşmeye gidilmesiyle insanlar farklı alanlara yönlendirilerek yaşamını sürdürmüşse teknoloji ve yapay zeka çağında da yeni meslekler ortaya çıkacak, çağı erken yakalayanlar bu yarışta önde olacak. Gelişmeleri kavrayamayanlar ise 3 dünya ülkesi ve vatandaşları olarak farklı gündemlerle yaşamla ölüm arasında bir hayat sürecekler gibi görünüyor. 



Teknolojik ilerlemeler ve yapay zeka (YZ) sistemlerinin gelişimi, iş dünyasında köklü değişikliklere neden oluyor. Rutin görevlerin otomatikleştirilmesi ve yeni meslek alanlarının ortaya çıkması, gelecekteki iş gücünü şekillendiriyor. 

Yapay Zeka Politikaları Derneği'nin Kurucu Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu, yapay zeka ve geleceğin meslekleri hakkında şu bilgileri verdi: 

Yapay Zeka ve Geleceğin Meslekleri

1. Deepfake Tespit Uzmanı: Deepfake teknolojisi, gerçek görüntüleri manipüle ederek sahte videolar oluşturuyor. Bu teknoloji, hem eğlence hem de tehlikeli amaçlar için kullanılabiliyor. Deepfake tespit uzmanları, bu sahte içerikleri tespit etmek ve önlem almak için çalışıyorlar. Makine öğrenimi ve görüntü işleme alanındaki bilgileriyle deepfake’leri avlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

2. Yapay Zeka Mahremiyet Uzmanı: Yapay zeka sistemleri, günlük yaşamımızın bir parçası haline geliyor. Ancak bu sistemlerin mahremiyet ve güvenlik riskleri de bulunuyor. YZ mahremiyet uzmanları, bu sistemlerin veri toplama ve kullanımını denetlemek, etik standartları belirlemek ve kullanıcı mahremiyetini korumak için çalışıyorlar.

3. Uzay Turizm Rehberi: Uzay turizmi giderek daha fazla insanın hayalini süslüyor. Uzay turizm rehberleri, gelecekte bu sektörde çalışacak kişiler olacak. Uzay araçları, farklı gezegenler ve yıldızlar hakkında bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Ayrıca, müşterileri güvenli bir şekilde uzaya taşıyacak ve onlara unutulmaz bir deneyim sunacaklar.

4. İklim Teknolojileri Uzmanı: İklim değişikliğiyle mücadele, geleceğin en önemli görevlerinden biri olacak. İklim teknolojileri uzmanları, yenilenebilir enerji, karbon yakalama ve depolama, iklim modellemesi gibi alanlarda çalışıyorlar. Amaçları, dünyamızı daha sürdürülebilir bir şekilde yönetmek ve gelecek nesillere temiz bir çevre bırakmak.

5. Metaverse Polisi: Metaverse, sanal ve gerçek dünyanın iç içe geçtiği bir dijital alan olarak hızla gelişiyor. Metaverso polisleri, bu sanal dünyada güvenliği sağlamak, sahte kimlikleri tespit etmek ve sanal suçları önlemek için çalışıyorlar. Bu meslek, siber güvenlik ve dijital yasalar konusunda uzmanlık gerektiren bir alan olacak.

6. Veri Bilimcileri ve YZ Uzmanları: Veri bilimcileri ve yapay zeka uzmanları, büyük veri analizi ve YZ modellemesi konularında uzmanlaşacaklardır. Büyük veri çağında, işletmelerin verileri anlamlandırması ve stratejik kararlar alması için bu uzmanlara olan talep artacaktır.

7. Robotik Mühendisleri ve Uzmanları: Robotik mühendisleri, YZ ile entegre edilen robotların ve otonom sistemlerin tasarımı, üretimi ve bakımı konusunda uzmanlaşacaklardır. İleri düzey robotik sistemlerin geliştirilmesi, yüksek beceri ve uzmanlık gerektirecektir.

8. Etik Danışmanları: Yapay zekanın etik ve toplumsal etkileri konusunda danışmanlık yapacak profesyonellere ihtiyaç duyulacaktır. Etik danışmanları, YZ sistemlerinin adil, güvenli ve toplumsal normlara uygun şekilde kullanılması için rehberlik sağlayacaklardır.

9. Yapay Zeka Eğitmenleri: YZ sistemlerinin eğitimi ve optimizasyonu, yapay zeka eğitmenlerinin uzmanlık alanı olacaktır. Bu profesyoneller, algoritmaların doğru şekilde çalışmasını sağlamak ve sistemleri sürekli olarak geliştirmek için çalışacaklardır.

10. Dijital Pazarlama Uzmanları: İnternet ve sosyal medya kullanımının artmasıyla dijital pazarlama uzmanlarına olan talep artacaktır. Şirketler, dijital platformlarda etkili stratejiler geliştirmek için bu uzmanlardan yardım alacaklardır.

11. Veri Analistleri ve Bilimcileri: Büyük veri analizi ve veri madenciliği alanında uzmanlar aranacaktır. Türkiye’de veri analistleri, işletmelerin veri tabanlarından değerli bilgiler çıkarmak ve stratejik kararlar almak için gerekli bilgiye sahip olacaklardır.




12. Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi Uzmanları: YZ ve makine öğrenimi alanında yetkin kişilere ihtiyaç artacaktır. Bu uzmanlar, YZ ve makine öğrenimi uygulamalarını geliştirecek, optimize edecek ve uygulayacaklardır.

13 Sanal Finansal Planlayıcıları: Yatırım ve mali planlama konusunda sanal asistanlar gelecekte daha yaygın hale gelebilir. Sanal finansal planlayıcılar, müşterilere dijital ortamda finansal danışmanlık sağlayacaklardır.

14. Uzay Acentaları: Uzay keşifleri ve kolonizasyonu için uzmanlar gerekecek. Uzay acentaları, uzay yolculukları ve keşifleri konusunda rehberlik sağlayacaklardır.

15. Kişisel Veri Koruma Uzmanları: Veri gizliliği ve güvenliği konusunda uzmanlar önem kazanacaktır. Bu profesyoneller, bireylerin kişisel verilerini korumak ve güvenliğini sağlamak için çalışacaklardır.

16.  Yapay Zeka Danışmanları: İşletmelerin YZ stratejilerini geliştirecek danışmanlara olan talep artacaktır. Yapay zeka danışmanları, şirketlerin YZ uygulamalarını optimize edecek ve stratejik önerilerde bulunacaklardır.



13 Ağustos 2024 Salı

 

TÜRKİYE'NİN KİMSESİZ PLAJ VE SAHİLLERİ









NEVİN BİLGİN 

Muğla'nın ünlü turizm ilçeleri ve Antalya ile İzmir sahilleri arasına sıkışan turizm, Arap turistlerin etkisiyle Karadeniz'e de kaydı. Ancak Türkiye'nin kimsesiz birçok sahili, plajı bulunuyor. Ancak nedense bu sahil ve plajlardan haberi olmayan başta Türk vatandaşları hem Türkiye'de, hem de yurtdışında daha pahalı tatil yapmaya mecbur kalıyor. 

Kimsesiz ve tanıtımı yapılmamış olan sahil ve plajlardan birçoğu da Hatay'da bulunuyor. Üstelik insanlar havayolu ile Hatay'a kolaylıkla ulaşım imkanına sahipken, neden bu sahillerin alt yapı ve tanıtım açısından desteklenmiyor? Doğal güzellikleri, Amik Ovası'nın insana iyi gelen kokusu, gözleri doyuran yeşilliği neden anlatılmıyor? 14 km'lik Samandağ sahili, Karaağaç Plajı, Arsuz Plajı, Payas Plajı'nda şezlong, şemsiye, giriş ücreti gibi vatandaşı zorlayan, hak gaspıyla haksız kazanç elde edilmeye yol açan uygulamalar olmamasına karşın, trafik, kalabalık giib sorunlar olmamasına karşın insanlar neden tercih etmiyor? 

Samandağ Sahili: Uzun ve Etkileyici

Samandağ Sahili, Hatay’ın Samandağ ilçesinde yer alıyor ve 14 kilometre uzunluğuyla dünyanın ikinci en uzun sahil şeridi olarak biliniyor. Bu uzun ve geniş sahil boyunca denize girebilir, güneşin tadını çıkarabilir ve temiz deniz suyunun keyfini sürebilirsiniz. Samandağ sahilinin uzunluğu ve doğal güzelliği, deniz turizmi için büyük bir potansiyel sunuyor.

Karaağaç Plajı: İskenderun’a Yakın Cazibe

İskenderun merkeze oldukça yakın olan Karaağaç Plajı, Hatay’da denize girilecek yerler arasında popüler bir seçenektir. Temiz kumsalı ve güzel manzarasıyla keyifli bir deniz günü geçirmenizi sağlar. Hem yerel halk hem de ziyaretçiler için cazip bir plajdır.

Arsuz Hatay Plajı: Ünlü Bir Destinasyon

Arsuz, Hatay’ın en ünlü plajlarından biridir. Burada denizin tadını çıkarabilir, güneşlenip serinleyebilirsiniz. Arsuz Plajı, güzel manzarası ve temiz denizi ile bilinir, bu yüzden turistler arasında popülerdir.

Payas Halk Plajı: Aileler İçin İdeal

Payas Halk Plajı, geniş kumsalı ve sakin atmosferiyle bilinir ve aileler için ideal bir seçenektir. Payas ilçesinde yer alan bu plaj, rahatlatıcı bir deniz deneyimi sunar.

Yayladağı Karamağara Koyu: Doğal Güzellik

Yayladağı Karamağara Koyu, doğal güzellikleriyle dikkat çeker. Sakin ve huzurlu bir ortam arayanlar için ideal bir seçenektir. Bu koy, doğaseverler için huzurlu bir kaçış noktası olabilir.

Gözcüler Plajı: Temiz Deniz ve Güzel Manzara

Gözcüler Plajı, Samandağ ilçesinde yer alır ve temiz denizi ile güzel bir manzara sunar. Ziyaretçilerine rahatlatıcı bir deniz deneyimi sağlar.

Burnaz Plajı: Sakin ve Doğal

Burnaz Plajı, Arsuz’da bulunur ve sakin, doğal bir ortam sunar. Denizin tadını çıkarabilir, huzurlu bir plaj deneyimi yaşayabilirsiniz.

Hatay’daki plajlar ve sahil şeritleri büyük bir potansiyele sahipken, bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilmediği ve çeşitli engellerle karşılaşıldığı görülüyor. 

Pazarlama Eksiklikleri: Hatay’ın plajları ve sahil şeritleri yeterince tanıtılmamaktadır. Belediyeler ve ilgili bakanlık bu konuda yetersiz kalmaktadır. Etkili bir pazarlama stratejisi ile bu doğal güzellikler ulusal ve uluslararası düzeyde daha geniş kitlelere duyurulmalıdır.

Altyapı Sorunları: Turizm gelişimi için altyapı yatırımları kritik öneme sahiptir. Mevcut yol ağları, havaalanları ve ulaşım imkanlarının yetersizliği, büyük otellerin ve tatil köylerinin bölgeye yatırım yapmasını engellemektedir. Altyapı eksikliklerinin giderilmesi, bölgenin turizm potansiyelini artırabilir.

Yerel İşletmecilerin Bilgi Eksikliği: Yerel işletmecilerin turizm yönetimi konusunda yeterli bilgiye sahip olmamaları, turizmin gelişimini sınırlamaktadır. Eğitim ve destek programları ile bu eksikliklerin giderilmesi önemlidir.

Mülteci Nüfusu ve Altyapı: Hatay’ın mülteci nüfusu, altyapıyı ve hizmet kalitesini etkilemektedir.Bu sorunun ele alınması ve altyapı iyileştirmeleri, bölgenin turizm potansiyelini artırabilir.


 KAPİTALİZMİ KİM ÖLDÜRDÜ?

TEKNOLOJİK GELİŞMELER VE BULUT SERYAMESİNİN ETKİSİ

ARZULARIMIZ NASIL SÖMÜRÜLÜYOR?

TEKNO-FEODALİZME DÖNÜŞ MÜ? 




NEVİN BİLGİN 

Kapitalizmin tarihindeki önemli bir dönüşüm, teknolojinin hızlı gelişimiyle birlikte ortaya çıkan yeni bir sermaye biçimidir: bulut sermayesi. 

Bu yeni tür kapitalizm, geleneksel üretim araçlarından dijital veriler ve algoritmalara geçişi simgeler. Ancak, bulut sermayesinin kapitalizmi nasıl dönüştürdüğünü anlamak için, arzularımızdan nasıl yararlandığına ve bu sermayenin üretim yerine nasıl bireysel kâr amaçlı kullanıldığına bakmak gerekir.

Yanis Varoufakis'in "Tekno-feodalizm" kitabı, bulut sermayesinin kapitalizmin geleneksel anlayışını nasıl dönüştürdüğünü detaylı bir şekilde incelerken, kapitalizmin nasıl öldüğünü de anlatmaktadır. 

Bulut Sermayesinin Arzularımızdan Yararlanması

Bulut sermayesi, dijital platformlar ve internet tabanlı hizmetlerle ilişkili olarak şekillenmiştir. Bu sermaye türü, kullanıcıların davranışlarını ve arzularını şekillendirerek ekonomik değer üretir. Sosyal medya platformları ve büyük teknoloji şirketleri, kullanıcıların dikkatini çekmeyi ve arzularını yönlendirmeyi hedefler.

Dikkat ve Arzuların Yönetimi

Sosyal medya platformları, kullanıcıların dikkatini çekmek için gelişmiş algoritmalar kullanır. Bu algoritmalar, kullanıcıların ilgi alanlarına uygun içerikler sunarak, onları sürekli olarak platformda tutar. Kullanıcıların dikkatini çeken bu içerikler, genellikle belirli ürünlerin ve hizmetlerin tanıtımını içerir. Dolayısıyla, platformlar, kullanıcıların arzularını üretir ve bu arzuları tatmin etmeleri için ürünleri tanıtarak gelir elde eder.

Ücretsiz Emek ve Kâr Amacı

Bulut sermayesi, kullanıcıların ücretsiz emeğini kullanarak büyür. Sosyal medya kullanıcıları içerik üretir ve etkileşimde bulunur, ancak bu içeriklerin ve etkileşimlerin karşılığında herhangi bir ödeme almazlar. 

Bu ücretsiz emek, platformların değerini artırır ve algoritmalar aracılığıyla bu değer üzerinden kâr sağlanır. Kullanıcılar, platformların başarısını ve büyümesini sağlayan gizli iş gücü olarak görülür.

Sermayenin Üretime Dönük Kullanılmaması

Bulut sermayesinin önemli bir özelliği, elde edilen kârın geleneksel üretim faaliyetlerine yönlendirilmemesidir. Geleneksel kapitalist sistemde, sermaye genellikle üretim araçlarına ve fiziksel mallara yatırım yapılırdı. Ancak, bulut sermayesinin ortaya çıkışıyla birlikte, bu sermaye dijital veriler ve kullanıcı etkileşimleri üzerinden doğrudan kâr sağlamak amacıyla kullanılır.

Kârın Bireysel Cebe Atılması

Büyük teknoloji şirketleri, topladıkları veriler ve kullanıcı etkileşimleri üzerinden büyük kârlar elde ederken, bu kârı üretim süreçlerine geri yatırma gereği duymazlar. Örneğin, Amazon ve Apple gibi şirketler, platformları üzerinden elde ettikleri gelirleri çoğunlukla kendi kârlarını artırmak için kullanır ve bu kârlar, genellikle üretim yerine, yatırım ve genişleme stratejilerine yönlendirilir.

Tekno-feodalizmin Özellikleri

Bu yeni sistemde, büyük teknoloji şirketleri "teknofeodal lordlar" olarak görülür. Kullanıcıların verilerini ve dikkatini kontrol ederek, bu veriler üzerinden ekonomik değer elde ederler. Bu yapı, geleneksel kapitalist sistemin ötesine geçer ve teknoloji şirketlerinin, kullanıcıların ücretsiz emeğinden yararlanarak büyük kârlar elde etmesine olanak tanır. Ancak bu kar ve sermaye üretime aktarılmaz, şahsi zenginlikler yaratır. 

Kimdir? 

Yanis Varoufakis, Yunan ekonomist ve siyasetçi olarak tanınan bir isimdir. 24 Mart 1961 tarihinde Atina, Yunanistan’da doğdu. 

Akademik Kariyer: Yanis Varoufakis, eski bir akademisyen olarak solcu bir siyasi parti olan MeRA25’in 2018’de kurulmasından bu yana Genel Sekreteri olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda Atina Üniversitesi’nde İktisat Teorisi Profesörüdür ve Valve Corporation’da özel bir danışman olarak çalışmaktadır.

Yunanistan Maliye Bakanlığı: Yanis Varoufakis, 2015 yılında Yunanistan Maliye Bakanı olarak görev yapmıştır. Ancak 2015 yılında yapılan referandumda “hayır” kararı çıkmasına rağmen bir gün sonra görevinden istifa etmiştir.

Küresel Kriz ve Ekonomi Politikası: Varoufakis, küresel ve Avrupa krizleriyle ilgili güncel tartışmalara katılan bir düşünürdür ve “Küresel Minotaur” adlı kitabın yazarıdır.




ANADOLU, BÜYÜK KAZANLAR VE SOSYAL MEDYADAKİ TEK TABAK PAYLAŞIMLARI



NEVİN BİLGİN 

Anadolu’nun kültürel mirası, büyük kazanlarda pişirilen yemeklerle derin bir bağa sahiptir. Bu dev kazanlar, sadece yemek pişirmenin ötesinde, toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel değerleri yaşatan semboller olarak varlık gösterir. Çünkü birlikte yapılan yemekler, birlikte yenilir. Temelinde paylaşım vardır. Yemeği paylaşırken, sevinci, acıyı paylaşır Anadolu insanı. Günümüzde artık sosyal medyada kendi yediğini içtiğini paylaşan insanlar aslında sadece fotoğraf paylaşmaktadır. Bu paylaşım ise yaşam standardını gösterme ve statü elde etmenin bir aracına dönüşmüştür. 

Düğünlerden cenaze törenlerine, doğal felaketlerden günlük yaşamın diğer anlarına kadar, büyük kazanlar Anadolu’nun toplumsal dokusunun ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkar.

Düğün günlerinde, köy meydanlarında ve düğün evlerinin avlularında kurulan büyük kazanlarda pişirilen yemekler, toplumsal ritüellerin ayrılmaz bir parçasıdır. Pilavdan et yemeklerine kadar birçok çeşit, büyük kazanlarda pişirilir ve bu yemekler, toplumu bir araya getiren, gelenekleri yaşatan ve kültürel değerleri pekiştiren bir işlev görür. Her bir tabak, topluluğun bir parçası olmanın ve ortak bir yaşamın simgesidir. Bu yemekler, yalnızca karın doyurmakla kalmaz, aynı zamanda bir araya gelmenin ve birlikte vakit geçirmenin de ifadesidir.




Cenaze törenlerinde de büyük kazanlar benzer bir rol oynar. Bu zor zamanlarda, topluluk bir araya gelir ve büyük kazanlarda yemekler pişirilir. Cenaze evinde hazırlanan bu yemekler, yas sürecinde toplumsal desteğin ve dayanışmanın bir ifadesidir. Büyük kazanlarda pişirilen yemekler, acıyı hafifletmek ve toplumsal bağları güçlendirmek amacıyla hazırlanır. Bu gelenek, kaybın acısını paylaşmanın ve dayanışmanın bir yolu olarak görülür.

Doğal felaketlerde, özellikle depremler gibi acil durumlarda da büyük kazanların kullanımı gözlemlenir. Yardım kuruluşları ve gönüllüler, büyük kazanlarda yemek pişirir ve bu yemekleri felaket bölgesindeki insanlara dağıtır. Bu büyük kazanlar, binlerce kişinin bir arada yemek yiyebilmesini sağlar ve acil durumlarda toplumsal dayanışmanın simgesi olur. Afetlerde büyük kazanlarda pişirilen yemekler, hem fiziksel hem de moral destek sağlar, toplumsal yardımlaşmanın önemini vurgular.

Ancak modern sosyal medya çağında, yemek paylaşımının doğası değişmiştir. Tek tabak yemeklerin sosyal medyada paylaşılması, bir tür sosyal statü kazanma aracı haline gelmiştir. Yemek fotoğraflarını paylaşanlar, bu görüntüler aracılığıyla kendi yaşam standartlarını ve sosyal statülerini sergilemeye çalışır. Sosyal medyada yemek paylaşımının getirdiği bu dinamikler, bireysel psikoloji ve toplumsal ilişkiler üzerinde etkili olabilir. Paylaşmayanlar ise bu durumun psikolojik etkilerini ve sosyal baskıları yaşayabilir. Yemek fotoğraflarının paylaşımı, sosyal medyanın getirdiği yeni toplumsal normlar ve değerlerle ilişkilidir.

Anadolu Bölgesi’nde topluca yapılan ve yaygın olan pazı lezzetler şöyledir: 

Keskin Tava (Kırıkkale): Keskin tava, pirzola etin en şahane lezzetlerinden biridir. Kırıkkale’de hazırlanan bu yemek, tadına doyamayacağınız bir lezzete sahiptir. Evde denemek isterseniz, Keskin Tava tarifini buradan bulabilirsiniz.

Kadayıflı Divriği Pilavı (Sivas Divriği): Bu pilav, çıtır çıtır dış katmanı aşıldığında içinden çıkan iç pilavının tadıyla dikkat çeker. Davet sofralarına yakışan bu farklı pilavı denemek isterseniz, tarifini buradan inceleyebilirsiniz.

Kayseri Yağ Mantısı: Kayseri’ye özgü yağ mantısı, klasik mantılardan farklıdır. Bir kaşığı dolduran bu lezzetli mantı, iştahları kabartır. Tarif için buraya göz atabilirsiniz.

Keşkek: Genellikle düğün ve bayramlarda yapılan bir yemektir. İç Anadolu’da sıkça rastlanır. Tavuklu veya kırmızı etli olarak hazırlanabilir.


12 Ağustos 2024 Pazartesi

DEPREMDEN 18 AY SONRA HATAY'DAN MANZARALAR (1.Bölüm) 

HATAY'IN SESSİZ ÇIĞLIĞI

ANTAKYA'NIN KAYIP YÜZLERİ

DEPREMİN ARDINDAN 18 AY GEÇTİ 

YENİ KONUT YOK, SAĞLAMLAŞTIRMA BAŞLAMADI

KONTEYNER KENTLERDE ÇARESİZLİK

    Tarih 11.08.2024. Nevin Bilgin tarafından Antakya'da çekildi. Depremin üzerinden 18 ay geçmiş. Durum bu. 



NEVİN BİLGİN 

18 ay önce meydana gelen depremin ardından Hatay, ağır bir travmanın ve yıkımın gölgesinde kalmış durumda. 


                     11 Ağustos 2024'te Nevin Bilgin tarafından çekildi.
 

Şehir, adeta zamanın durmuş olduğu bir felaketin izlerini taşıyor. Şehre adım attığınız anda, bir zamanlar canlı ve hareketli olan Hatay’ın şimdi tamamen yıkılmış olduğunu görmek insanı derinden etkiliyor. Yerle bir olmuş binalar, enkaza dönmüş sokaklar ve gözle görülür bir çaresizlikle karşılaşıyorsunuz. Şehrin ortasında bir zamanlar var olan hayatın izleri, şu an derin bir sessizliğe bürünmüş durumda. 

Savaş bile bu tür bir yıkımı getirmemiştir. Şimdi, 18 ay geçmesine rağmen, şehirdeki durum hâlâ iç karartıcı ve umutsuz ve bir değişim göstermemiş durumda.


                                      11 Ağustos 2024'te çekildi. Depremden 18 ay sonra. 

Konteyner Kentlerin Zorlu Gerçekliği

Hatay’da 199 konteyner kent bulunuyor ve 187 bin kişi bu geçici yaşam alanlarında hayatlarını sürdürüyor. Bu konteyner kentler, sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da büyük bir yük getiriyor. İnsanlar, bir zamanlar evlerini paylaştıkları sokaklardan, mahallelerden uzaklaşmak zorunda kaldılar. Bu yeni yaşam alanlarında, günlük yaşamın getirdiği zorluklar ve belirsizliklerle başa çıkmaya çalışıyorlar. Ancak, yaşam koşulları ve sosyal hizmetlerin yetersizliği, bu kişilerin yaşadığı derin travmayı artırıyor.



Hatay'da 24 bin 147 kişi hayatını kaybetti ve 80 bin 323 bina ya tamamen yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Bu rakamlar, felaketin büyüklüğünü ve etkilerini gözler önüne seriyor. Hatay, sadece fiziksel değil, toplumsal olarak da büyük bir yara aldı. İnsanlar, kaybettikleri yakınlarının acısıyla, yıkılan evlerinin ve anılarının üzüntüsüyle baş başa kaldılar.



Şu anda 199 konteyner kent var. konteynırlarda yaşamlarını sürdürüyorlar. 187 bin kişi konteyner kentlerde yaşıyor. Bunun dışında hasarlı binalarına geri dönenler ve hasarlı bina önüne kendi imkanı ile konteynır satın alıp kuranlar, hala çadırlarda kalan insanlar, çadır kent yerleşim bölgeleri de var. 

Enkazda Bekleyiş Hala Sürüyor

Hasarlı binaların akıbetleri belli değil, çoğu mahkemelik olmuş durumda. İnsanlar içine giremedikleri binaların önünde hala nöbet tutuyor. Çünkü asansörleri çalınan, kapıları götürülen, hatta çalınan konteynırlar var. 



Tarih ve Kültürel Mirasın Yıkımı

Hatay’ın tarihi ve kültürel mirası, felaketin en acımasız kurbanlarından oldu. 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde inşa edilen Habib-i Neccar Camisi, depremde yıkıldı. Bu cami, hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için kutsal bir yerdi. 

Antakya'nın 752 yıllık Ulu Cami’sinin enkazı da büyük bir tarih kaybı olarak kalıyor. Fransız mimar Leon Benju tarafından 1927 yılında inşa edilen ve Hatay Devleti'nin Türkiye'ye katıldığı 29 Haziran 1939’a kadar meclis binası olarak hizmet veren yapı da tamamen yıkıldı. Uzun Çarşı, Antakya’nın ticaret kalbi olarak bilinen, 12. yüzyıldan kalma çarşı, 600'ü aşkın işyerinin harabeye döndüğü bir enkaza dönüştü.


İskenderun Devlet Hastanesi ve Eski Antakya Devlet Hastanesi tamamen çöktü. Sağlık yapıları büyük hasar gördü, bu da sağlık hizmetlerinin sunumunda büyük aksamalara ve halkın sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi eksikliklere neden oldu.

Enkaz Yönetimi

Deprem sonrası enkaz kaldırma çalışmaları, sadece fiziksel değil, sağlık açısından da büyük sorunlar doğurdu. Asbest tehlikesi, gelecekte akciğer zarı kanseri gibi sağlık sorunlarına yol açabilecek bir tehlike olarak öne çıkıyor. Hatay’daki bu sorun, Çernobil Faciası'ndan 15 yıl sonra yaşanan tiroid kanseri patlamasını hatırlatıyor. Uzmanlar, 15-20 yıl sonra ciddi sağlık sorunları yaşanabileceğine dair uyarılarda bulunuyor. 

      11 Ağustos 2024. Antakya'nın tarihi merkezinin son hali. Gazeteci-Yazar-Şair Yuşa Arış yeni çıkacak deprem şiirleri kitabı öncesinde bölgeyi gezerken. 

Bölgedeki yıkım ve enkaz kaldırma çalışmaları sırasında yapılan yanlış uygulamalar, halkın ilerleyen yıllarda halk sağlığı sorunlarıyla karşılaşabileceğini gösteriyor. 

Enkazın nereye döküleceği de sorun. Bir kısmı denize dökülen, bir kısmı yol ortalarındaki refüjlerde, bir kısmı yerleşim yerlerinin yakınlarında bulunan enkazlar hala sorun oluşturuyor. 

Beton, Kum ve Taş Üretmek İçin Dağlar Kazıldı

Kum ve taş üretme yerleri açılması ve dağlarda yapılan kazılar yeni yapılaşma için hummalı bir şekilde devam ederken, çevreyi kirletmeyi sürdürüyor. 


   12.08.2024'te Nevin Bilgin tarafından çekildi. Antakya'da harebeler üstünde bir köpek. 

Köpekler Sarmış

Enkazların arasında ve yerleşim yerlerinde çeteleşmiş şekilde dolaşan köpek çeteleri de insanları zorluyor. Çevre illerden, ilçelerden Antakya ve Samandağ'a getirilip bırakılan köpekler insanların korkulu rüyası haline gelmiş, insanlar sopalarla dolaşmak zorunda kalmış durumda. 



Belediyeler ve Kamunun Sosyal Projeleri Yok 

İnsanların yüzlerinden mutsuz oldukları kolaylıkla okunurken, yaşanan 18 aylık süreç çocukların bir yüzlerinde yaşlılık çizgileri oluşturmuş  durumda. Belediyelerin çöpleri toplamakta yetersiz kalması, depremzedelerin özellikle de çocuklara dönük sosyal etkinlik, kurs gibi etkinliklerin olmaması da insanların adeta kendileriyle baş başa bırakıldıklarını gösteriyor. 

Çöplerin uzun süre alınmaması nedeniyle karasinek, fare, her türlü haşere insanların yaşamlarını zorlaştırıyor. Herhangi bir ilaçlama çalışması yapılmadığı için hastalık riski oluşturuyor. 



Hatay Havalimanın Kayıp Yolu

Depremin ardından belediyelierin çabalarıyla onarılan Hatay Havalimanı'nda hala çevre ilçelerden ulaşım büyük bir zorluk. Havalimanına gelmek için araba yolu neredeyse yok. Olan yol eski yoldan 10 km fazla olduğu gibi köylerin içinden, patikalardan, korkuluk olmayan köprülerden, GPS cihizlarının bile yolları göstermekte zorlandığı, birçok insanın kaybolduğu hiçbir aydınlatması bulunmayan patikalardan ilerliyor. İnsanlar havalimanına ulaşacağım derken Hatay'dan kalkan uçakların gece ve sabaha karşı uçtuğu gözününe alınırsa tarlalarda kayboluyor. Aktaş yolu denilen bölgede özel arabalar dışında 3-4 saatte bir nereden kalktığı pek de belli olmayan HAVAŞ servisleri bulunuyor. Ama insanlar için çözüm oluşturmuyor. 


                              Havalimanında satılan simidin fişi. Bir tane 60 lira. 

                      Simit Havalimanının büfesine getirilmeden buradan alınıyor.

Depremzede Hataylıları 60 Liraya Simit

Simidin 60 lira olduğu Hatay Havalimanı'nda bulunmayan bulunsa da kaç paraya götüreceği belli olmayan taksiciler de vatandaşın çilesi haline geliyor. Bu gibi zorluklar, hem yol güvenliğini hem de yolcuların güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

Toplu Ulaşım Sağlanamıyor

Hatay'daki en büyük sıkıntılardan birisini de toplu ulaşım oluşturuyor. Deprem öncesinde saat başında bulunan otobüs ve dolmuşlar artık yok. Onun yerine ücretlerin yükseldiği ve kaç saatte bir geldiği belli olmayan özel otobüs ve dolmuşlar almış durumda. İnsanlar bu nedenle oto stop yaparak gidecekleri yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. 

devam edecek. 

8 Ağustos 2024 Perşembe

 

MODERN YAŞAMIN GETİRDİĞİ ZORLUKLAR VE BAĞIMLILIĞIN YÜKSELİŞİ

YENİ BAĞIMLILIK: VİDEO İÇERİK TÜKETİM BAĞIMLILIĞI

YOUTUBE VE NETFLİX BAĞIMLILIĞI





NEVİN BİLGİN 

Modern yaşam, hızla değişen bir dünyayı, geniş bir seçenek bolluğunu ve sürekli bir hız beklentisini beraberinde getiriyor. Bu durum, eski geleneklerin ve alışkanlıkların hızla yerini yeni yaşam biçimlerine bırakmasına neden olurken, bireyleri tatminsizlik ve bağımlılıklarla karşı karşıya bırakıyor. Teknolojinin ve tüketim kültürünün hızla yayılması, insanları sürekli bir tatmin arayışına yönlendiriyor ve bu da uzun vadede gerçek anlamda mutluluk getirmeyen geçici rahatlamalarla sonuçlanıyor. Modern dünyanın mutsuz insanı için her gün yeni bir bağımlılık yöntemi, aracı ortaya çıkmakta. Günümüzde bunlardan birisi de video içerik tüketim bağımlılığı. Yani Youtube, Netflix gibi platformlarda sürekli içerik izleme ihtiyacı. 

Türkiye'de Ulusal Sağlık Araştırmaları verilerine göre yaklaşık 10 milyon insanın madde ve davranış bağımlısı olduğu tahmin edilmekte. Nüfusun yüzde 12'den fazlası alkol kullanırken, sigara içme oranı erkeklerde yüzde 52.9, kadınlarda yüzde 34 oranındadır. 

YÜZDE 73.7 UYUŞTURUCUYA BAŞLAMA ORANI

Uyuşturucu madde kullanmaya başlama yaşı bakımından 15-24 yaş döneminin en yoğun grup olduğu görünüyor. Bu yaş grubunda uyuşturucuya başlayanların oranı 2021 yılında %73,7 olarak tespit edildi. Uyuşturucu kullanmadan önce alkol ve tütün kullanmış olanların oranlarına baktığımız zaman, tütün kullanmış olanların oranı %82,4 iken alkol kullanmışların oranı ise sadece %37,9’da kalıyor. 

Uyuşturucu maddeye başlama nedenleri arasında %38 ile ilk sırada merak duygusu geliyorken ikinci sırada ise %19’luk oranla özenme var. Sanılanın aksine internet/sosyal medya/televizyon/sinema gibi iletişim araçları %0,2 ile son sırada yer alıyor. 

Günümüzde, sosyal medya, dijital oyunlar, online alışveriş ve hızla değişen moda trendleri gibi faktörler, bireylerin dikkatini çekerek onları sürekli olarak daha fazlasını istemeye yönlendiriyor. Bu durum, modern yaşamın bir paradoksunu oluşturuyor: Seçenekler ve imkanlar artarken, bu geniş seçenekler insanları gerçek anlamda tatmin etmekten uzaklaştırıyor. Daha fazla seçeneğin bulunması, daha fazla tatminsizlik ve arayışla sonuçlanıyor çünkü bu yüzeysel tatminler kişilerin içsel huzurunu sağlamakta yetersiz kalıyor.

BAĞIMLILIK VE MUTLULUK İLİŞKİSİ

Bağımlılık, genellikle kısa vadeli rahatlama sağlar, ancak uzun vadede gerçek mutluluğu getirmez. Bu durumun birkaç nedeni vardır:

Kısa Vadeli Rahatlama vs. Uzun Vadeli Tatmin: Bağımlılık, genellikle anlık bir rahatlama ve kaçış sunar. Ancak bu geçici rahatlama, kişinin içsel huzurunu engeller ve gerçek ihtiyaçlarını bastırır. Bu durum, kişinin uzun vadeli tatmin ve mutluluk arayışında başarısız olmasına yol açar.

Gerçek Mutluluk ve Temel İhtiyaçlar: Gerçek mutluluk, anlam, bağlantı, sevgi, başarı ve kişisel gelişimle ilişkilidir. Bağımlılık, bu temel insan ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklaştırır ve kişinin içsel dengeyi bulmasını zorlaştırır.

MODERN YAŞAM VE BAĞIMLILIĞI ARTTIRAN FAKTÖRLER

Modern yaşamın getirdiği çeşitli faktörler, bağımlılığın artmasına neden olabilir:


Stres ve Baskı: Hızlı tempolu, rekabetçi ve stresli modern yaşam, insanları kaçış yolları aramaya itebilir. İş, aile ve kişisel hedefler arasında denge kurarken yaşanan stres, bağımlılığın tetikleyicisi olabilir.

Teknoloji ve İnternet: Teknolojinin hızlı gelişimi ve internetin yaygınlaşması, insanları sürekli olarak dijital cihazlara bağlı hale getirir. Sosyal medya, dijital oyunlar ve video içerik tüketimi gibi alanlarda aşırı kullanım, dijital bağımlılığın artmasına yol açar.

Madde Kullanımı: Alkol, uyuşturucu maddeler ve reçeteli ilaçlar gibi maddeler, rahatlama ve kaçış arayışında başvurulan yollardır. Bu maddelerin kullanımı, fiziksel ve psikolojik bağımlılığa neden olabilir.

Seks ve Alışveriş Bağımlılığı: Cinsel dürtülerin kontrol edilememesi ve sürekli alışveriş yapma isteği, bağımlılığın diğer örneklerindendir. Bu davranışlar, kişinin hayatını olumsuz yönde etkileyebilir.

DİJİTAL BAĞIMLILIK

Dijital bağımlılık, modern çağın getirdiği bir başka bağımlılık türüdür. Öne çıkan dijital bağımlılık türleri şunlardır:

Sosyal Medya Bağımlılığı: Facebook, Instagram, Twitter ve TikTok gibi platformlara aşırı bağlılık. Bu, sürekli kaydırma alışkanlığı ve platforma özgü bağımlılıkları içerir.

Dijital Oyun Bağımlılığı: Online oyunların aşırı oynanması, kontrol edilemeyen duygu ve davranış bozukluklarına yol açabilir.

Video İçerik Tüketim Bağımlılığı: YouTube, Netflix gibi video platformlarında sürekli içerik izleme ihtiyacı.

Alışveriş Bağımlılığı: İnternet üzerinden sürekli alışveriş yapma isteği ve bu davranışın kontrolünü kaybetme durumu.

BAĞIMLILIK VE AİLE 

Bağımlılığın sosyal ve ailevi etkileri, tedavi süreçlerinde önemli bir yer tutar:

Madde Bağımlılığı ve Aile Deneyimleri: Madde bağımlılarının ve ailelerinin deneyimlerine dair araştırmalar, sosyal çevre, arkadaş etkisi, travmalar ve aile içi sorunların bağımlılığı tetiklediğini göstermektedir. Bu, bağımlılık tedavisinin hem bireyi hem de ailesini kapsayacak şekilde yapılmasının önemini vurgular.

Sosyal Medya ve Dijital Bağımlılığın Etkileri: Sosyal medya ve dijital bağımlılığın yaşam kalitesine etkileri, bu bağımlılıklara yönelik bilinçlenmenin ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesini gerektirir.

Bağımlılık, kısa vadeli rahatlama sunarken uzun vadede gerçek mutluluğu getirmeyen bir durumdur. Modern yaşamın getirdiği stres, teknoloji ve dijital medyanın etkisi, bağımlılıkların artmasına neden olabilir. Bu bağlamda, gerçek mutluluğun içsel denge, anlam ve bağlantıda yattığını unutmamalıyız. Bağımlılıklar yerine, kendimize ve başkalarına daha fazla sevgi ve anlayış göstererek daha tatmin edici bir yaşam sürmek mümkündür. Modern yaşamın getirdiği zorlukları ve bağımlılıkları anlamak, bu karmaşıklıkla başa çıkmanın anahtarı olabilir.

Kaynakça: 

Bağımlılık Dergisi » Makale » Madde Bağımlılarının ve Ailelerinin Bağımlılıkla Mücadele Deneyimlerinin İncelenmesi (dergipark.org.tr)

Turkish Academic Research Review » Makale » Türkiye’de Sosyal Medya Bağımlılığı ve Kullanımı Araştırması (dergipark.org.tr)

Dijital Bağımlılık Nedir? Dijital Bağımlığın Türleri Nelerdir? | SKS (uskudar.edu.tr)

Dijital Bağımlılıktan Uzak, Hayata Yakın Olun! | Yeşilay (yesilay.org.tr)

Bağımlılık Nedir, Bağımlılık Türleri ve Tedavisi | İris Psikoterapi (irispsikoterapi.com)

Türkiye'de Madde Bağımlılığı Ne Durumda? - Türkiye Raporu (turkiyeraporu.com)


KAHKAHA YOGASI VE İSLAM'DA GÜLMENİN YERİ


NEVİN BİLGİN 

Kahkaha yogası günümüz modern insanını o unuttuğu gülmeyi yeniden hatırlamasını sağlamaya çalışıyor. Hintli tıp  doktoru Dr. Madan Kataria tarafından geliştiren teknik, kahkaha egzersizleri ile yoga nefes tekniğinin harmanlanmasından oluşurken, temel amacı da vücuda ve beyde daha fazla oksijen gitmesini sağlamak, aynı zamanda insanların kendilerini enerjik ve sağlıklı hissetmelerini sağlamak.

Psikolog Clarence Leuba’nın yaptığı gıdıklama deneyi, gülmenin gıdıklamaya karşı doğuştan gelen bir tepki olmadığını gösteriyor. Yani gülme, öğrenilen bir davranış olarak ortaya çıkıyor. Bebeklerin gıdıklandığında gülmesi, bu deneyin sonucunda da anlaşıldığı gibi, çevreleriyle etkileşimleri sonucunda kazandıkları bir tepki. 

Gülmek, hem dini hem de kişisel gelişim alanlarında önemli bir yer tutar. Ancak, İslam'ın gülme ve kahkaha konusundaki yaklaşımları ile Kahkaha Yogası'nın pratikleri arasında belirgin bir çelişki bulunmaktadır. Bu çelişki, gülmenin ve kahkahanın çeşitli bağlamlarda nasıl değerlendirildiğini anlamak açısından önemlidir.

İslam'da Gülmek ve Kahkaha

İslam'da gülme, doğal bir insan tepkisi olarak kabul edilir ve bazı hadislerde peygamberin güler yüzlü olduğu, gülümsemenin teşvik edildiği belirtilir. Ancak, kahkaha konusunda daha dikkatli olunması gerektiği vurgulanır. Özellikle:

Gülmenin Adabı: İslam'da gülme, ahlaki ve dini sınırlar içinde olmalıdır. Peygamber Efendimiz’in (asm) gülümsemeleri genellikle nazik ve ölçülüydü. Sesli kahkaha ve aşırı gülme, dini kaynaklarda hoş karşılanmaz.

Namaz ve Gülme: Namaz esnasında sesli kahkaha, namazı bozabilir ve dini ritüellerin ruhuna uygun düşmez. (Buhârî, "Edeb", 68) Bu durum, dini ritüellerin ciddiyetini korumak için bir sınır koyar.

Kahkaha Yogası ve Pratikleri

Kahkaha Yogası, Dr. Madan Kataria tarafından geliştirilmiş bir kişisel gelişim yöntemidir. Bu yöntemde, kahkaha egzersizleri ve yoga nefes teknikleri birleştirilir. Temel prensipleri şunlardır:

Sebepsiz Kahkaha: Kahkaha Yogası, insanların sebepsiz ve koşulsuz kahkaha atmaları gerektiğini vurgular. Bu, katılımcıların spontane bir şekilde kahkaha atmalarını teşvik eder ve sosyal etkileşimi artırır.

Fiziksel ve Zihinsel Sağlık: Kahkaha Yogası, kahkahanın stres azaltma, beyin aktivasyonu ve sosyal bağlantılar kurma gibi olumlu etkilerini bilimsel olarak destekler. Yöntem, grup dinamiği içinde kahkaha atmayı ve bunun fiziksel ve zihinsel sağlık üzerindeki etkilerini vurgular.

Çelişkinin Kaynağı

İslam'da gülme ve kahkaha konusundaki tutum ile Kahkaha Yogası'nın pratikleri arasındaki çelişki, farklı kültürel ve dini yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır:

Dini Yaklaşım: İslam'da kahkaha genellikle aşırı ve kontrolsüz bir davranış olarak görülür. Din, gülmenin sınırlarını çizerken, insanların toplumsal ve dini normlara uygun hareket etmelerini bekler. Aşırı kahkaha ve sesli gülme, dini ritüellerin ciddiyetine zarar verebilir ve ahlaki değerlere aykırı bulunabilir.

Modern Kişisel Gelişim: Kahkaha Yogası, modern kişisel gelişim tekniklerinden biridir ve kahkahanın fiziksel ve zihinsel sağlık üzerindeki faydalarını bilimsel olarak destekler. Bu yöntem, kahkahanın spontane ve sebepsiz bir şekilde yapılmasını teşvik eder, bu da dini normlar açısından alışılmadık olabilir.

Kahkaha Yogasının Faydaları Nelerdir? Kahkaha yogasının insan sağlığına pek çok olumlu etkisi vardır:

Ruh Haline İyi Gelir: Elbette gülmek, kahkaha atmak ruh halimize direkt olarak yansır. Kahkaha yogası, endorfin salgılayarak daha yüksek bir modda olmamıza yardımcı olabilir.

Özgüven ve Motivasyon Artışı: Mutlu insan kendine her daim daha çok güvenir.

İletişimi Kuvvetlendirir: Grup dinamizmi ve göz kontağı ile gerçeğe dönen kahkahalar, başkalarıyla iletişimi güçlendirir.

Stresle Başa Çıkmayı Sağlar: Adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarının salınımını azaltır.

Egzersiz Yapmış Olursunuz: Kahkaha yogası, derin nefes almayı teşvik eder ve oksijen alımını sağlar. 

Kaynakça: 

https://www.kahkahayogasi.com.tr/

https://mutlulukkahkaha.com/

https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/173/gulmek-namazi-bozar-mi-

https://sorularlaislamiyet.com/gulme-tebessum-kahkaha-gibi-konularda-dinimizin-tavsiyeleri-nelerdir-gulmenin-de-adabi-var-midir-0

7 Ağustos 2024 Çarşamba

RUSYA'YA UYGULANAN AMBARGO VE TÜRKİYE ÜZERİNDEN TİCARET: DENKLEMLER, RİSKLER VE STRATEJİLER




Son dönemde Rusya'ya yönelik uluslararası ambargoların etkileri, Türkiye'nin ticaret stratejileri ve uluslararası ilişkileri üzerindeki yansımaları geniş bir tartışma konusudur. Özellikle ABD'nin Türkiye'yi uyarısı ve Rusya'ya uygulanan ambargoların etkisi, Türkiye'nin bu süreçteki rolünü ve stratejilerini önemli ölçüde etkilemiştir.


Türk Ürünlerine Olan Talep Artışı

UTİKAD (Uluslararası Taşımacılık ve Lojiktik Hizmet Üretenleri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Ayşem Ulusoy’a göre, Rusya’ya uygulanan ambargo nedeniyle Türk ürünlerine olan talep 2 kat artmıştır. Bu, Türk mallarının Rusya’ya yönelik ticarette ne kadar önemli bir rol oynadığını ve Türkiye’nin ambargolardan nasıl etkilenebileceğini göstermektedir. Türk ürünlerinin Rusya’ya olan talebindeki artış, Türkiye’nin ticaret dengesi üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. 

ABD’nin Uyarısı

ABD Hazine Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’deki mevkidaşlarına on milyonlarca dolarlık ihracat kontrollü Türk mallarının Rusya’ya ulaştığını ve bu malların Rus savunma sanayisinde kullanılarak savaşın uzamasına neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Bu durum, Türkiye’nin Rusya’ya yapılan ambargoları delme riskine dikkat çekmektedir. ABD'nin bu uyarısı, Türkiye'nin ambargoları delmeden Rusya ile olan ticaretini nasıl yönettiği konusunda uluslararası gözlemleri artırmıştır.

Daha Fazla Yaptırım Tehlikesi

ABD Ticaret Bakan Yardımcısı Matthew Axelrod, Türkiye’den daha fazla şirketin yaptırım listesine eklenebileceğini belirtti. Eğer Rusya’ya ihracat konusunda ilerleme kaydedilmezse, bu durum daha fazla yaptırımlarla sonuçlanabilir. Türkiye’nin bu riskleri yönetme biçimi, uluslararası ilişkilerdeki dengeleri etkileyebilir ve ekonomik yaptırımların kapsamını genişletebilir.

Rusya’ya Uygulanan Genel Ambargo Durumu

Petrol Ambargosu: Rusya’ya uygulanan ambargolar arasında petrol de bulunmaktadır. Enerji uzmanları, Batı’nın Rus petrolüne ambargo uygulaması ya da alıcıların Rus petrolünden uzak durmayı sürdürmesi durumunda ham petrol varil fiyatının 160, hatta 200 dolar seviyelerine ulaşabileceği uyarısında bulunuyor. Bu, enerji piyasalarını doğrudan etkileyebilir ve global enerji güvenliğini tehdit edebilir.

Türkiye ve Rusya İlişkisi

Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırının ardından ABD, AB ve diğer Batılı ortakların aldığı yaptırım kararlarına uymayacağını, ilkesel olarak sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce alınan yaptırımlara itibar edeceğini açıklamıştı. Bu, Türkiye’nin hassas bir denge üzerinde durduğunu ve uluslararası baskılara rağmen kendi stratejik çıkarlarını korumak istediğini gösteriyor.

ABD ve AB Yaptırımları

ABD Yaptırımları: ABD, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’ya yönelik bir dizi yaptırım uyguluyor. Bu yaptırımlar, Rusya’nın finansal sektörü, enerji endüstrisi, silah ticareti ve diğer alanları kapsıyor. ABD, Türkiye’den Rusya’ya yapılan dolaylı ihracatın artmasını endişeyle takip ediyor ve bazı Türkiye merkezli şirketler de yaptırım listesine alındı.

AB Yaptırımları: AB, Rusya’ya yönelik yaptırımlar arasında enerji, finans, teknoloji ve savunma sektörlerini kapsayan geniş bir yelpazeye sahip. Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle bu yaptırımlar sıkı bir şekilde uygulanıyor. Son olarak, AB, ağır vasıta ve yedek parçalarına, inşaat araçlarına, elektronik ve havacılık sektörlerinde kullanılan ürünlerin ihracatına kısıtlamalar getirdi.

Rusya’nın Karşılık Verdiği Yaptırımlar

Rusya da Batı ülkelerine karşı yaptırımlar uygulamaktadır. Örneğin, gıda ürünleri, otomobiller ve bazı endüstriyel malların ithalatına kısıtlamalar getirilmiştir. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde de bu yaptırımların etkisi görülmektedir. Türk firmaları Rusya’da bina inşa edememekte ve bazı sektörlerde faaliyet gösterememektedir.

Türkiye’nin Denge Politikası

Geleneksel Bir Yaklaşım: Türkiye, tarih boyunca Batı ile Doğu arasında bir köprü rolü oynamıştır. Bu nedenle denge politikası, hem Batı hem de Doğu ile ilişkileri dengelemeyi amaçlar. Soğuk Savaş döneminde NATO üyeliği ve Batı ile yakın ilişkiler, Türkiye’nin Batı’yla denge kurmasını sağlamıştır.

Avrasyacı Bir Perspektif: Son yıllarda Türkiye, sadece Batı ile değil, aynı zamanda Avrasya ile de ilişkilerini güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu, enerji kaynaklarına erişim, ticaret ve jeopolitik faktörlerle ilgilidir. Türkiye, Avrasya’daki aktörlerle denge kurarak kendi çıkarlarını korumaya çalışmaktadır.

Dış Politika Dönemleri ve Denge Politikası:

AK Parti Dönemi (2002-2013): Bu dönemde Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile ilişkileri dengelemeye çalıştı. Ekonomik işbirliği ve enerji alanında Rusya ile ilişkiler güçlendi, aynı zamanda Avrupa Birliği ile entegrasyon çabaları da devam etti.

Davutoğlu Dönemi (2009-2013): Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanı olduğu dönemde Türkiye, “komşularla sıfır sorun” politikasını benimsedi. Bu yaklaşım, hem Batı hem de Orta Doğu ile ilişkileri dengelemeyi hedefledi, ancak bölgesel gelişmeler ve iç politika dinamikleri bu politikayı zorladı.

Türkiye’nin jeopolitik konumu, denge politikalarını uygulamak için önemli bir avantajdır. Hem Avrupa hem de Asya ile sınır komşusu olması, çıkarlarını koruyabilen politikalar geliştirmesine olanak tanır.

 

KELEBEK-KOZA, KÖLE-EFENDİ (İŞÇİ-KAPİTAL) İLİŞKİSİ

SERMAYE METAFORU, CATRİN WELZ-STEİN'İN ÜNLÜ ESERİ ÜZERİNE

"Kelebek tırtılın hiçbir anısını taşımaz. Bu yüzden uçabilir" Catrin Welz-Stein'in eseri...

                       Fotoğraf: "Little" Dergisi ile Röportaj – Catrin Welz-Stein (catrinwelzstein.com)

NEVİN BİLGİN

Sermaye döngüsünü anlatır "koza-kelebek" metaforu. İngiliz sosyal bilimcisi David Harvey, sermayenin dolaşım sürecini "koza-kelebek" metaforu ile anlatır. Koza, üretken sermayeyi simgeler. Tırtıl ise meta sermayeyi, kelebek para sermayesine geçiştir. Yani sermaye de para sermayeye dönüşmek için meta ve üretken sermaye halinden kurtulmalıdır. Bu metaforun arkasında ise köle ile efendi, işçi ile kapital vardır. Kelebek sermayenin en olgun halidir, para sermayesidir, döngünün nihai aşamasıdır. Sermaye, dönüşmüş ticaret veya yatırım için kullanılabilir olmuştur. Kelebek, ruh ve beden ayrılığını da sembolize eder aynı zamanda. Bireysel özgürlüğün ve manevi dönüşümün işaretidir. 

Koza-Kelebek metaforu, sermayenin gelişim sürecinde, doğadaki tırtıl-koza-kelebek dönüşümünden farklı bir yol izlediğini vurgulamaktadır. Koza üretken sermayeyi temsil etmektedir. Bu aşama, sermayenin üretim sürecine girdiği ve değer yaratmaya başladığı aşamadır. Koza, sermayenin bir tür potansiyel aşamasını simgeler ve tırtıldan kelebek haline geçişin bir geçiş noktasıdır.

İşçi ve Kapitalist

Arka plana baktığımızda sermaye ilişkisinin köle-efendi, işçi-kapitalist arasındaki ilişkiye dayandığı görülmektedir. Sermaye, bu etkileşimle sürekli ve yeniden üretilmektedir. Köle, yani işçi, efendiye, yani kapitaliste, artık değer biçiminde "zenginlik" sağlar. Bu süreç, sermaye ilişkisini sürekli olarak yeniden üretilir. Tıpkı Georg Wilhelm Friedrich Hegel'in "Efendi-Köle Diyalektiği"nde anlattığı gibi, tarih boyunca hükmedenler yani efendiler, hükmedilenler yani köleler olmuştur. Efendi kendisine kabul ettirmek için köleyi zorlar ve onun arzularını tanımaz. Köle efendinin isteklerine boyun eğer ve efendisinin şekillendirdiği bir varlık haline gelir. Yani işçi artık sermayenin bir parçası olmuştur, kapitalist ise değeri toplar ve zengin olur. Bu ilişki sermayenin temel dinamiğini oluşturur. 

Catrin Welz-Stein’in Sanatında Köle ve Efendi İlişkisi

Eserlerinde bu tür metaforların yansımasını kullanan isimlerden birisi de Malezyalı dijital sanatçı Catrin Welz-Stein. “Köle ve Efendi” başlıklı eseri, işçi ve kapitalist arasındaki dinamikleri derinlemesine inceleyebilir. Welz-Stein’in dijital kolajları, bu ilişkiyi sembolik olarak yansıtabilir ve sermaye ilişkilerinin karmaşıklığını görsel bir dille ifade edebilir. Eserlerinde eski illüstrasyonları bir araya getirerek oluşturduğu büyülü dünyalar, tıpkı sermayenin dönüşüm süreçleri gibi, farklı düşünce katmanlarını ve dönüşümleri temsil eder.

Bu bağlamda, “Köle ve Efendi” başlıklı eseri, sermaye ilişkilerinin felsefi ve sembolik boyutlarını anlamada önemli bir kaynak olabilir. Catrin Welz-Stein’in sanatı, sermaye dinamiklerinin ruhsal ve toplumsal yansımalarını keşfetmek için zengin bir görsel dil sunmaktadır. 


Kaynakça: 






6 Ağustos 2024 Salı


MÜŞTERİ TUZAKLARI VE TÜRKİYE'NİN EN ÖZGÜR SINIFI ESNAFLAR

ESNAFIN YENİ İCADI CÜCE ÇAY VE SOSU AYRI SATILAN KÖFTE

CÜCE BARDAKTA ÇAY

YILLAR SONRA SOSUNDAN AYRILAN İNEGÖL KÖFTE

KÜVER VE SU ÜZERİNDEN ARTTIRILAN HESAPLAR



Vatandaş artık kendisini esnafın sadece kar odaklı ve denetimsiz uygulamalarından nasıl koruyacağını şaşırmış durumda. Küçülen, küçüldük cüceleşen çay bardaklarında ve en düşük 25 liraya müşteriye satılan çay mı dersiniz, yıllardır sosuyla tabakta sunulan İnegöl köftenin sosunun ayrı satılması mı dersiniz, su ve küver üzerinden şişirilen hesaplar mı dersiniz? Fiş ve fatura verilmeden uygulanan hizmet ve ürün satışları mı dersiniz? Ne ararsanız var. Ülkenin en özgür sınıfı adeta esnaflar. 



Örneğin, Bursa'nın yol üzerindeki ünlü lokantalarından birinde, içeri adım attığınızda karşılaştığınız manzara dikkat çekiyor. Küçücük bir çay bardağında sunulan çay 25 lira. Üstelik bu bardağı normal piyasada satışta bulmanız mümkün değil. İşaret parmağından daha küçük bir bardak. 



Eskiden sohbetlerin vazgeçilmezi olan, esnafın müşteriye ikram ettiği  çay, şimdi müşteriye yüklenen bir maliyet unsuru haline gelmiş durumda.

İnegöl köftesi sipariş ettiğinizde ise hiç şaşırmayın.  Çünkü yıllardan tabağınızda ezmesiyle birlikte gelen inegöl köfte artık sosundan ayrılmış durumda. Yıllardır köftenin lezzetini tamamlayan bu sos, şimdi köfteden ayrılarak fiyatı artırmanın bir yolu haline getirilmiş. Ayrıca satılıyor ve müşteriler, hem köfte hem de sos için ayrı ayrı ödeme yapmak zorunda bırakılıyor.

Vatandaşlar, her geçen gün artan fiyatlar ve küçülen porsiyonlarla karşı karşıya kalıyor. Bu durumda, esnafın karını maksimize etme çabası, müşteri memnuniyetini ve adil hizmet anlayışını gölgede bırakıyor.

Vatandaşlar neden Yunan adalarına gidiyor? Çünkü bu tür davranışlar, müşteriyi bezdiriyor ve alternatif arayışlarına yöneltiyor. Yunan adalarında, daha uygun fiyatlarla, daha büyük porsiyonlarda ve daha müşteri odaklı hizmetler bulmak mümkün. Müşteriler, daha dürüst ve adil bir hizmet anlayışını tercih ediyor.



Vatandaşlar bu duruma karşı nasıl korunabilir? Öncelikle, bilinçli tüketici olmak gerekiyor. Restoranların fiyat politikalarını dikkatlice incelemek, gereksiz harcamalardan kaçınmak ve alternatif mekanları araştırmak önemli. Ayrıca, bu tür uygulamalara karşı tepkisini göstermek ve memnuniyetsizliklerini dile getirmek, esnafın da fiyat politikalarını gözden geçirmesine neden olabilir.

Esnaf, küçük kar marjlarıyla ayakta kalmaya çalışırken, vatandaş da bütçesini dengelemeye çalışıyor. Ancak bu dengenin, esnafın para kazanma hırsıyla bozulması, her iki taraf için de uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabilir. Esnafın, müşteri memnuniyetini ön planda tutarak, daha adil ve şeffaf fiyat politikaları benimsemesi, hem kendilerinin hem de müşterilerinin yararına olacaktır.


1 Ağustos 2024 Perşembe

 

ABDURRAHİM TUNCAK: "ATATÜRK'ÜN MANEVİ EVLADI MI, YOKSA ÖZ OĞLU MU" TARTIŞMASI



                     Kaynak: Abdurrahim Tuncak - Biyografya


NEVİN BİLGİN 

Türk tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatında birçok genç insanın elinden tuttuğu ve onlara destek olduğu bilinir. Bu gençlerden biri de Abdurrahim Tuncak'tır. Diyarbakırlı bir yetim olarak Atatürk'ün himayesine alınan Tuncak'ın, Atatürk'ün manevi evladı mı yoksa öz oğlu mu olduğu konusu, tarihçiler ve kamuoyu arasında yıllardır tartışılmaktadır.

Abdurrahim Tuncak'ın Hayatı ve Atatürk ile İlişkisi

Abdurrahim Tuncak, 1908 yılında Diyarbakır'da doğdu. Henüz 8 yaşındayken, 1916 yılında Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ailesini kaybetti. Bu dönemde, Kafkas Cephesi'nde görev yapan Mustafa Kemal Paşa, Bitlis ve Muş illerinin Rus işgalinden kurtarılması sırasında, ailesi savaşta ölen öksüz ve yetim çocuklardan biri olan Abdurrahim'i himayesine aldı. İstanbul'a getirilen Abdurrahim, Mustafa Kemal Paşa'nın annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım'ın yanında büyüdü.

Eğitimi ve Kariyeri

Mustafa Kemal Atatürk, Abdurrahim'in yurtdışında eğitim almasını uygun gördü ve 1929 yılında Berlin Teknik Üniversitesi'ne gitmesini sağladı. Eğitim masraflarının tamamı Atatürk tarafından karşılanan Abdurrahim, elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 1934 yılında Tuncak soyadını aldı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nda çalışarak buradan emekli oldu. Ayrıca, Savarona yatının satın alınması görüşmelerinde de tercümanlık yaptı.


Tartışmalar ve İddialar

Abdurrahim Tuncak'ın Atatürk'ün manevi evladı olduğu bilinmektedir, ancak bazı iddialar onun Atatürk'ün öz oğlu olabileceğini öne sürmektedir. Bu iddialar özellikle, Atatürk'ün manevi kızlarından Sabiha Gökçen tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Gökçen, Atatürk'ün tek varisinin kardeşi Makbule Atadan olduğunu ve altı manevi kızının bulunduğunu belirtmiştir. Gökçen'e göre, Atatürk birçok genci okutmuş ve onların elinden tutmuştur, ancak Abdurrahim'in Atatürk'ün öz oğlu olduğunu iddia etmek, hem Atatürk'e hem de tarihe saygısızlıktır.


Abdurrahim Tuncak Atatürk Müzesi

Abdurrahim Tuncak'ın koleksiyonunda yer alan Atatürk'e ait eşyalar, Başkent Üniversitesi Bağlıca Kampüsü'nde 1986 yılında açılan müzede sergilenmeye başlamıştır. Daha sonra üniversite, Atatürk'ün İstanbul Akaretler'deki evinin aynısını kampüsünde inşa ederek bu müzeyi genişletmiştir. Müze, Abdurrahim Tuncak Atatürk Müzesi adıyla halka açılmış ve burada Tuncak'ın ailesinin hediye ettiği Atatürk'e ait özel eşyalar da sergilenmektedir.


Sabiha Gökçen'in Tepkisi

Sabiha Gökçen, Abdurrahim Tuncak'ın Atatürk'ün manevi evladı olduğu şeklindeki iddialara sert tepki göstermiştir. Gökçen, Atatürk'ün erkek bir manevi evladı olmadığını, sadece altı manevi kızı bulunduğunu ve bunların da vasiyetinde yer aldığını belirtmiştir. Ayrıca, Başkent Üniversitesi'nin Abdurrahim Tuncak adına bir müze açmasını eleştirmiş ve bu durumu Atatürk'e ve tarihe saygısızlık olarak nitelendirmiştir.

Sabiha Gökçen konuyla ilgili şunları söylemiştir: 

‘‘Atatürk'ün tek varisi vardır. O da kardeşi Makbule Atadan Hanım'dır. Altı Türk kızını da manevi evladı yapmıştır. Afet İnan, Zehra Aylin, Rukiye Erkin, Nebile, Ülkü ve bendeniz. Birçok genci ise elinden tutup okutmuştur. Sığırtmaç Mustafa, Abdürrahim ve diğerleri. Biz manevi kızları sürekli yanında kalır ve seyahatlerinde kendisine refakat ederken, Abdürrahim isimli çocuk yaverlerin yanında yatıp kalkardı. Bu gencin O'nun tek varisi, hatta düpedüz kendi oğlu gibi gösterilmesi, Atatürk'e ve tarihe karşı saygısızlıktır. Başkent Üniversitesi'nin böyle bir duruma düşürülmesi ise inanılacak gibi değildir. Ne demek oluyor Atatürk adını lütfen sona ekleyip ‘Abdürrahim Tuncak Atatürk Müzesi' diye bir müze açmak? Bir de beni davet ediyorlar. Tabii ki gitmeyeceğim. Bu işe önayak olduğunu sandığım ve değerli bir bilim adamı olarak bildiğim Profesör Mehmet Haberal'ı aradım. Kendisine durumu anlatınca, 'Bunları bilmiyorduk!' demez mi? Bir bilim adamı, Atatürk'ün başkentinde, 'Başkent' adını taşıyan bir üniversitenin içinde araştırıp soruşturmadan böyle bir şeyi nasıl yapar?’’


Güzel gözleri çakmak çakmaktı. Uçağına atlayıp manevi babasının emriyle savaşa gider gibiydi:

‘‘Abdürrahim Tuncak Bey'in yakınlarını uyardım. Ne yazık ki bir yararı olmadı. Duydum ki cenazesine bir gazeteci gelmiş. 'Abdürrahim Tuncak sırlarıyla bu dünyadan göçtü' diye konuşmuş. Atatürk'ün ne bir gerçek oğlu olmuştur ne de bir erkek varisi. Bütün aydın Türk gençleri O'nun varisi ve oğludur. Yetmez mi?’


Abdurrahim Tuncak, Atatürk'ün hayatında önemli bir yere sahip olan ve onun himayesinde büyüyen bir gençtir. Ancak, onun Atatürk'ün manevi evladı mı yoksa öz oğlu mu olduğu konusu, tarihçiler ve kamuoyu arasında tartışmalı bir konu olarak kalmaya devam etmektedir. Bu tür iddialar, hem Atatürk'ün mirasını hem de tarihsel gerçekleri doğru anlamak açısından dikkatli bir şekilde ele alınmalıdır.


Kaynakça

Orhan Karaveli, "Sabiha Gökçen: O'nun erkek varisi yok", Hürriyet Tatil&Pazar eki, 17 Ekim 1998.

Orhan Karaveli'den alınan sözlü bilgiler (Nisan 2013).

"Abdurrahim Tuncak", Wikipedia: Link

 

DUYGU TANIMA TEKNOLOJİSİ: KULLANIM ALANLARI, YASAKLAR VE ETİK BOYUT

SES TONU ANALİZİYLE STRES, AĞRI, PSİKOLOJİK DURUM TESPİTİ

YÜZ TANIMA İLE STRES SEVİYESİNİ ÖLÇME

VÜCUT DİLİ ANALİZİ İLE ÖĞRENCİNİN MOTİVE OLUP OLMADIĞINI ANLAMA

YÜZ İFADESİ ANALİZİ İLE POTANSİYEL TEHLİKELİ KİŞİYİ TESPİT ETME





NEVİN BİLGİN 

Dijital çağın yükselişiyle birlikte yapay zeka teknolojileri, yaşamımızın birçok yönünü dönüştürüyor. Bu teknolojilerden biri de duygu tanıma teknolojisi. İnsanların duygusal durumlarını analiz eden bu yenilikçi teknoloji, hem potansiyel faydalar sunuyor hem de etik ve gizlilik sorunlarına yol açıyor. Peki, duygu tanıma teknolojisi nedir, nasıl çalışır ve hangi alanlarda kullanılıyor? Ayrıca, bu teknolojinin yasaklanmasının ve eleştirilmesinin arkasındaki nedenler nelerdir?

Duygu Tanıma Teknolojisi Nedir?

Duygu tanıma teknolojisi, bireylerin duygusal durumlarını anlamak ve tanımlamak için yüz ifadeleri, ses tonları ve diğer sözel olmayan ipuçlarını analiz eden bir yapay zeka teknolojisidir. Bu teknoloji, bir kişinin yüz ifadesi, ses tonu ve vücut dilini inceleyerek duygusal durumunu belirleyebilir. Örneğin, bir kişinin gülümsediğini, kaşlarını çattığını veya ses tonunda bir değişiklik olduğunu algılayabilir. Bu bilgiler, kullanıcının duygusal durumunu daha iyi anlamak ve ona uygun tepkiler vermek için kullanılır.

Kullanım Alanları

Müşteri Hizmetleri: Bir müşteri hizmetleri temsilcisi, müşterinin ses tonunu analiz ederek onun sinirli veya üzgün olduğunu anlayabilir. Bu bilgiye dayanarak, temsilci daha nazik ve empatik bir yaklaşım sergileyebilir, böylece müşteri memnuniyetini artırabilir.

İşe Alım Süreçleri: İnsan kaynakları departmanları, iş görüşmeleri sırasında adayların yüz ifadelerini ve ses tonlarını analiz ederek onların stres seviyelerini ve duygusal durumlarını değerlendirebilir. Bu, daha bilinçli işe alım kararları verilmesine yardımcı olabilir.

Eğitim: Eğitimciler, öğrencilerin yüz ifadelerini ve vücut dilini analiz ederek onların ders sırasında ne kadar motive olduklarını veya zorlandıklarını belirleyebilir. Bu bilgi, öğretim yöntemlerini öğrencilerin ihtiyaçlarına göre uyarlamak için kullanılabilir.

Güvenlik: Güvenlik sistemleri, kalabalık alanlarda insanların yüz ifadelerini analiz ederek potansiyel tehditleri tespit edebilir. Örneğin, bir kişinin yüz ifadesi öfke veya korku gösteriyorsa, güvenlik personeli bu durumu daha yakından inceleyebilir.



Yüz İfadesi Analizi: Hastaların yüz ifadeleri analiz edilerek, ağrıya bağlı duygusal tepkiler (örneğin, acı, sıkıntı) belirlenebilir.

Ses Tonu Analizi: Hastaların ses tonları analiz edilerek, ağrıya bağlı stres veya rahatsızlık seviyeleri değerlendirilebilir2.

Sağlık Hizmetleri: Hastaların ağrılarını daha doğru bir şekilde değerlendirmek ve tedavi planlarını buna göre ayarlamak için kullanılabilir.

Psikolojik Destek: Hastaların duygusal durumlarını anlamak ve onlara uygun psikolojik destek sağlamak için kullanılabilir.



Yasaklar ve Düzenlemeler

Duygu tanıma teknolojisi, etik ve gizlilik endişeleri nedeniyle bazı bölgelerde yasaklanmıştır:

ABD ve Birleşik Krallık: Bazı eyaletler ve bölgelerde, bu teknolojilerin kullanımı kanunen yasaklanmıştır. Özellikle yüz tanıma teknolojileri, mahremiyet ihlalleri nedeniyle ciddi tartışmalara yol açmıştır.

AI Now Institute: Bu kurum, duygu tanıma teknolojilerinin işe alım kararları veya ağrı değerlendirmeleri gibi insan yaşamını ve fırsatlara erişimini etkileyen kararlarda kullanılmaması gerektiğini savunmaktadır. Bu teknolojilerin önyargılı ve yeterince doğru olmadığını belirtmektedir.

Etik ve Gizlilik Boyutu

Duygu tanıma teknolojisi, çeşitli etik ve gizlilik endişelerini beraberinde getirir:

Adalet ve Hesap Verebilirlik: AI sistemlerinin adalet, hesap verebilirlik, şeffaflık ve etik konularında kusurları bulunmaktadır. Özellikle yüz tanıma algoritmalarının önyargılı olabileceği ve belirli gruplara karşı ayrımcılık yapabileceği belirtilmektedir.

Teknik Zorluklar: Duyguların duruma bağlı olması ve bağlamsal ipuçlarının eksikliği, duyguları doğru bir şekilde tanımayı zorlaştırmaktadır. Bu da teknolojinin güvenilirliğini sorgulamaya açar.

Gizlilik İhlalleri: Duygu tanıma teknolojisi, bireylerin mahremiyetini ihlal edebilir. Özellikle iş yerlerinde ve eğitim kurumlarında kullanımı, çalışanların ve öğrencilerin gizliliğine zarar verebilir.



Yapay Zekanın Tarihi ve Felsefi Temelleri

Yapay zekanın kökleri, düşündüğümüzden çok daha eskilere dayanır:

17. Yüzyıl: Descartes, insanı saat gibi işleyen makinelere benzetmiş ve yapay zekanın felsefi temellerini atmıştır.

19. Yüzyıl: Charles Babbage ve Ada Lovelace, modern bilgisayar biliminin temellerini oluşturmuşlardır. Lovelace'ın algoritmaları, bugünkü yapay zekanın ilk örnekleri olarak kabul edilir.

20. Yüzyıl: Alan Turing, yapay zekanın teorik temellerini atmış ve Turing Testi ile makinelerin düşünme yeteneğini ölçmeyi önermiştir. John McCarthy ise "yapay zeka" terimini ilk kez kullanarak bu alandaki çalışmaları başlatmıştır.

Kaynakça: 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1707037

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-agriyi-olcme-ve-degerlendirme-60213.html

https://dergipark.org.tr/tr/pub/ejosat/issue/64232/905259

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/297874

https://www.kaspersky.com.tr/blog/emotional-ai/7483/

https://www.ntboxmag.com/ai-simdi-duygulari-okuyabilir-ancak-bu-ne-kadar-etik/

https://www.blogteknoloji.com.tr/duygu-tanima-yazilimlari-bir-bilgisayarin-hislerimizi-anlamasi-mumkun-mu/